Tonight

the man who'd love to see you smile.

dönem : six sonrası

 

 

Evrenin bir köşesi, bir mezarlık, bir sürü hayat..

 

Bir sürü aynı model taşın, bir sürü aynı rozetli mezarın ortasında bir yerlerde, uzun süredir gökyüzünün bu tarafını görmemiş bir adam, elleri paltosunun cebinde, aşağı bakıyordur..

 

AMiRAL FREDERICK DAMIEN KENRICH

 

Mavi gözlü adam, bir general, generalliğini ellerine tekrar almış yaralı bir adam, 15 gün öncesine kadar damarlarında zehir akan, gözlerini kapattığında bir daha açamayacağından emin olan adam, General Damien Kenrich babasına bakıyorken düzenli nefesleri rüzgarla eş gidiyor gibidir..

 

Hayatını geri almıştır, tüm hayatını, öyle diyorlardır ona.. “Artık her şey düzelecek General.”

 

General. 15 gün öncesine kadar utançla kullanılan sözcük, “Nasıl böyle bir adam ‘General’ olabilmiş?”

 

Damien derin bir nefes alarak başını kaldırır ve uçsuz bucaksız mezarlığa bakarken her taşta bir kahramanlık, her çimende ardında kalan hayat gözüne çarparken yalnızlığı omuzlarını üşütüyor, bu gezegen hep soğuk, bu gezegen ona hep Nebura’yı hatırlatıyor, ürpertiler gitmiyordur..

 

Zordur oradaki yaşam, bir mahkum olmak, onurlu bir adamken onursuz bir suçla mahkum olmak, en önemlisi ise, o suçu işlemediğini bilerek yaşamak.

 

Yine de dayanmıştır Damien, hiçbir etkisi olmamasına rağmen, hiçbir şekilde, hiç kimseyi etkilemeyecek olmasına rağmen..

 

Yeter ki tehditler gerçekleşmesin.

 

 

Damien göğsünü dolduran temiz bir nefes daha alırken tüm gökyüzü onundur artık, babasına bir bakış daha atar, aklından paragraflar geçiyor, ama kimse duymuyorken eğilerek taştan bir kiri siler, sonra tekrar kalktığında yanında yere vuran bir gölge görünce irkilerek sağına bakar..

 

Yanında durmuş, sessiz yaklaşmış adam bu gri havada oldukça gereksiz olan gözlüklerini çıkartıyorken sarı saçları alnına düşüyor, mırıldanır

 

“Demek beni babana getirdin..

 

Damien hafifçe gülümseyerek önüne dönerken cevaplar

 

“Sen kendini getirmişsin..

 

John gülümserken taşa ‘Merhaba’ yapar, gözlüklerini cebine koyarken durmaya devam eder..

 

 

“Amiral Frederick Damien Kenrich.. Neden öldün Amiral Frederick Damien Kenrich?”

 

Damien onun taşla konuşmasını dinliyorken elleri ceplerinde, mırıldanır

 

“Denizaltında şehit oldu..

“Harp?”

“Arıza..

 

John sessiz, iç çekerken Damien konuşur

 

“Belki de onun başarmadıklarını başarmaya çalıştım..

 

John bu konuda yorum yapmazken eğilerek bir mendil çıkartır, demin Damien’ın silmeye çalıştığı kiri silerken konuşur

 

“Kuşlar babanı seviyor Damien, şanslısın..

 

Damien hafifçe gülerken John da sırıtır..

 

 

“Ne işimiz var burada?”

 

John dikleşmiş, ikisi yürüyorlarken genç adam mendili çöpe atar, Damien yanında, cevaplar

 

“Beraber mi geldik?”

“Seni takip ettiğimi biliyorsun..

 

Damien gülümser, biliyordur, ona bakarak konuşur

 

“Hizmetlerin ömür boyu mu sürüyor?”

 

John manalı bir kaş kaldırışla ona dönerken fısıldar

 

“Babanın önünde ayıp değil mi General?”

 

Damien dayanamayarak gülerken John da gülümser, onu ana yola doğru yönlendirir..

 

 

Mezarlık kısmından çıkmış, orduevinin yürüyüş parkurlarına geçmişlerken John sorar

 

“Baban neden burada gömülü? Mereo da boştu? Niye transfer etmemişler?”

“Kağıtları getirmediler.. Bilmiyorum, benim için bir farkı yoktu, nasılsa gelecek değildim..

“Gelebilecek değildin, arada fark var..

 

Damien başını sallayarak düzeltir, konuşur

 

“Biraz şu tarafta oturacağım..

 

Ve onu geçer, o tarafa giderken John onun hala hareketlerini arada sırada birilerine açıklama ihtiyacı hissettiğini biliyor, bir şey söylemez, peşinden ilerlerken Damien sinirle gülerek oturuyor, konuşur

 

“Sydney bazen neden tuvalete gittiğimi söylediğimi anlamıyor..

 

John ceketini açıyor, onun yanına otururken cevaplar

 

“Doğal bir şey.. Gerçi lisede kızlar her tuvalete gittiklerinde bunu tüm sınıfa ilan ederler-“

“Sydney liseye gitmiş midir?”

“Antik çağlarda gitmiş olmalı.. Gerçi o dönemlerde her yer tuvalet..

 

Damien gülümser, John da bir süre sonra ciddileşirken mırıldanır

 

“Geçecek Damien..

“Umarım..

 

John da bunu umarken önüne döner, manzaraya bakar..

 

 

“David?”

 

John teklemeden ona dönerken Damien gülümser, John da gülümserken hafifçe utanmış, cevaplar

 

“Alıştım..

“Ben de öyle.. John demek garip geliyor-“

“Alışırsın inan.. Önünde birkaç delilik yapayım, ‘Aptalsın John’ daha vurgulu çıkıyor, ‘Aptalsın David’ daha farklı..

 

Damien gülümserken ona bakarak sorar

 

“O yüzden mi bana Damien diyorsun? Dammy ya da Kenrich ne oldu?”

 

John bir an ona bakar, Damien onun gözlerini okuyamazken bu mavi gözleri çok iyi tanımıyordur, John önüne dönerken cevaplar

 

“Onlara da devam edebilirim.. Her şey olabilirim-“

“Hala görevde misin?”

 

John başını sallar, Damien ‘anlıyorum’ derken John ona dönerek açıklar

 

“Bir süre daha seni desteklemeyi düşündük, ne olacağı belli olmaz.. Hala bir tehlike söz konusu, Büyük Patron falan..

 

Damien başını sallar, önüne dönerken garip bir sessizlik olur..

 

 

Askerler gelip geçiyorken hepsi General’e selam veriyorlardır, John bir süre sonra gülerek konuşur

 

“Ben selam vermedim..

 

Damien ona bir bakış atar, John gülümserken bir süre sonra sorar

 

“Neyin var? Bir şey canını sıkmış..

“Bir şeyim yok-“

“Yalan söylüyorsun..

 

Damien iç çekerek başını eğer, elleri iki tarafında bankta, ilerdeki talimleri dinlerken başı eğik, mırıldanır

 

“George ile konuşmayı düşünüyordum..

“Güzel, konuş, telefonu vereyim mi? Ne hakkında konuşacaksın?”

“Yerine başka bir ajan vermeleri hakkında..

 

John susarken Damien başını kaldırarak ona bakar, şoka girmiş bir ajan bulurken sessiz, kıpırdamaz..

 

 

“Anlayamadım.. Yerime başka ajan? Neden? İşimi kötü yapmıyorum-“

“Eminim-“

“İşim hakkında en ufak bir fikrin bile yok-“

“Kesinlikle-“

“Neden beni azlediyorsun o zaman?! Benim korumamı isteyecek kaç milyon adam var sen biliyor musun?!

 

Damien onun kızmış yüzüne bakıyorken başını sallar, John parlar

 

“Ee? Sebep?!

 

Damien derin bir nefes alır, sonra cevaplar

 

John, sen bunu bir görev olarak görebilecek kadar profesyonelsin.. Ben değilim-“

“Ne demek değilsin, sen Generalsin-“

“O kadar sene içerde kalmış bir generalim-“

“Aynı şeye başlama Damien-“

“John, sen John’sun.. Ben Damien’ım..

 

John kaşlarını çatar, yakışıklı yüzünde ‘ne saçmalıyorsun’ oluşurken Damien açıklar

 

“Sen John’sun.. David bir paravandı, o sen değildin-“

“Saçmalıyorsun-“

“Sanmıyorum.. Ben seni tanımıyorum-“

“Saçmalıyorsun!”

 

Damien başını iki yana sallar, John kızmış, ayağa kalkarken konuşur

 

“Bunu daha fazla tartışmayacağım.. George ben evet demeden beni azletmeyecektir-“

“Forsumu kullandırma John-“

“Forsun bana sökmez, General..

 

Ve John bankı geçer, arabaya giderken Damien iç çekerek arkasına yaslanır..

 

 

Asker kapıyı açarken General içeri girer, oturduğunda solundaki koltukta oturmuş John dışarıyı izliyordur, kapı kapanır, araba hareket etmeye başlarken Damien sessiz, arazileri izliyordur, bir süre sonra konuşur

 

“David, lütfen beni anla-“

“John.”

 

Damien dönerek ona bakar, ama John dışarıları izliyor, daha fazla konuşmaz..

 

 

SOUNDTRACK

PETEY PABLOE – SHOW ME THE MONEY

 

 

“HAYIR! GEORGE?! BUNU BANA NASIL YAPARSIN!”

“Adam General John-“

“ONU BEN GENERAL YAPTIM!”

“Aslına bakarsan James yaptı- HEY! O VAZO KIYMETLİYDİ!”

 

Bir an sonra Pluto köprüsünde bir kapı zangırdayarak çarparken Fred ve Arthur iki yana yapışır, John fırtına gibi geçerek kendi ofisine gider, ikinci bir kapı zangırdaması yaşanırken Jones kapısını açar, sorar

 

“Neler oluyor?”

 

Fred bilmediğini söylerken o John’un ofisine, Arthur ve Jones da George’un ofisine giderler..

 

 

“ADAM KAPRİS YAPIYOR FRED!”

“Adam dediğin adam hapisten çıktı John, sakinleş-“

“O BENİM ARKADAŞIM! BEN ÖYLE GÖRÜYORDUM! BEN DOSYALARLA ARKADAŞ OLMAM AMA ONUNLA OLDUM! ADİ PİÇ KURUSU NE KADAR ŞANSLI OLDUĞUNU BİLİYOR MU?!

“Bilmiyor, belli-“

“BİLMİYOR TABİİ Kİ! EVRENDE KİME SORSAN BENİ HAVADA KAPAR FRED!”

“Kapar John-“

“AMA BU BENİ BAŞINDAN ATIYOR! SALAK!”

“Hem de nasıl salak John-“

“BANA KATILMAYI KES!”

 

 

“BANA KATILMAYI KES!”

 

George yüzünü buruştururken Jones mırıldanır

 

“Dosyadan almamalıydın George,-“

“Ne yapsaydım? Adam tüm forsunu kullanmış-“

“Bu kadar ateşli bir reddedişin sebebi nedir anlasam.. John ona bir yamuk yapmamıştır eminim-“ Arthur koltuğunda, mırıldanır

“Psikoloji departmanı Generalin önceki hayatına dair her şeyi çevresinden uzaklaştıracağını öngörmüştü Catherine, bunun olacağını biliyorduk..

 

Jones iç çekerken başını sallar, mırıldanır

 

“Yine de.. John adamı gerçekten seviyor gibiydi-“

“İyi arkadaş olduklarına şüphem yok, ama General böyle istiyorsa, böyle olacak demektir.. John’un zaten bir sürü işi var-“ o sırada bir şeyler şangır şungur kırılırken hepsi yüzünü buruşturur..

 

 

SOUNDTRACK

GEORGE MICHAEL – TONIGHT

devasa bir an şu an.. bu şarkı, benim en sevdiğim şarkıdır.. evet, çok garip, binlerce şarkı dinledim ve biliyorum, ama bir adaya düşsem ve hayatım boyunca dinleyeceğim tek bir şarkı olabilse, o şarkı bu şarkı olurdu, zamanında çok düşündüm ve böyle karar verdim, o günden beri de kararım değişmedi.. bu şarkıyı hiçkimseye, hiçbir zamana kullanamadım, hiç öyle bir an gelmedi, ama şu anda birdenbire çok uygun geldi, bilmiyorum.. betalarım hep bu şarkının ne zaman 405 sınırları içine gireceğini merak ederlerdi, böyle bir an olması şaşırtıcı.. heyecanlıyım garip bir şekilde :))

 

tonight, do we have to fight again, tonight?

I just want to go to sleep, turn out the light

 

oh, it's late, too late, to chase the rainbow that you're after, I'd like to find a compromise

oh, and place it in your hands, my eyes are blind, my ears can't hear, oh, and I cannot find the time

tonight, just let the curtains close in silence, tonight,  why not approach with less defiance

the man who'd love to see you smile, who'd love to see you smile, tonight

 

 

“Alo? Damien, benim, Syd.. Bu hafta da Guadalajara’ya gelemiyorum, bu sempozyum işi oldukça uzun sürecek gibi, Patrick de tatili bulduk değerlendirelim diyor, dün gece bir sürü şey olmuş zaten ben hatırlamıyorum, boğazımdan aşağı bir sürü şişeyi devirdiler, yalan söylemiyorum, gerçekten hatırlamıyorum! Öpüşmüşüz galiba, ilginç, ama dedim benim erkek arkadaşım var-“

“Mesaj silinmiştir. Başka yeni mesajınız yok.”

 

Damien derin bir nefes alarak salonda ilerlerken eliyle alnını sıvazlar, sonra derin bir nefes alarak yürür, koltuğuna çökerken müze gibi olan evine bakar..

 

Mereo ona dayalı döşeli bir ev hazırlayıp vermiştir ama Damien evi bir kere bile kullandığını hatırlamıyordur, eve girip odasına çıkıyor, uyuyor, sabah kalkıp giyinip Kumandanlığa gidiyordur..

 

Kumandanlık ona tanıdık geliyor, bu yüzden her şey daha kolay gidiyorken o bina dışındaki bilgiler, olgular-

 

Damien büyük bir boşlukta, bir çok şeyi hala bilmiyor, bazı makineleri açmayı bile bilmiyor, kalkarak tekrar ışıkları kapatır, ve merdivenleri çıkarak odasına gider..

 

 

“General? Problem yok değil mi?”

 

Damien aynaya bakıyor, ajanı her gece yarısı yaptığı gibi son kontrolünü yapıyorken genç adam kıpırdamadan her gece verdiği cevabı verir

 

“Problem yok, iyi geceler..

 

Ve kapılar kapanır, Damien alt katın ışıklarının söndüğünü duyarken aynada kendine bakmaya devam eder..

 

Tüm psikoloji kitapları bunun olacağını söylüyordur aslında: yalnızlık. Damien şu anda Nebura’da olduğundan daha yalnız, daha tek başına, daha çok korkuyorken etrafında kocaman nefes alan bir dünya var, ve o hiçbir dayanağa sahip değil, dönerek ilaç dolabını açar, doktorunun yazdığı ilaçlara bakarken hiçbirini içmemiş, ama şu anda bir kutuyu devirmek istiyor, yuvarlak şişeye uzanır, elinde çevirirken aynayı kapatır..

 

 

“Damien- Damien uyan- Lanet olası salak-“ Damien sıkıca dürtülmelere uyanırken gözlerini açar, tepesinde ona eğilmiş adamı görürken kaşlarını çatarak fısıldar

“John?”

“Evet, John! Gerizekalı! Bu ne?!

 

Damien onun ne olduğuna bakarken John elindeki boş şişeyi sallıyor, sorar

 

“Kaç tane içtin? Doktoru çağırıyorum-“

“İçmedim-“

“Yalancı! Bu şişe dün doluydu!”

 

Damien kaşlarını çatarken John yataktan kalkar ve telefona gider, Damien dikleşirken uykulu bir sesle konuşur

 

“İçmedim, tuvalete döktüm-“ John elinde telefon, gece ışığında ona dönerken Damien ona bakıyor, tekrarlar

“İçmedim.. Doğru söylüyorum..

 

John sessiz, telefonu yerine bırakır, sonra yürüyerek şişeyi komodine koyarken Damien onu izliyor, sorar

 

“Burada ne işin var?”

 

Ama John bir şey söylemez, eğilerek dudaklarını onunkilere kapatırken Damien bir anda kalbinin durduğunu hisseder..

 

 

Damien başını hafifçe kaldırmış, yüzü hala yatağın sıcaklığını taşıyorken ona eğilmiş adamın dudakları dolgun ama kıpırdamıyor, bir an sonra eli yükselerek parmaklarının tersiyle onun yanağına dokunurken Damien nefesini bırakarak dudaklarını biraz aralar, John da başını hafifçe kaldırarak onu öperken Damien gözleri kapalı, kıpırdamaz..

 

John onu tutuyor, bir an sonra yavaşça çekilirken Damien gözlerini açar, ikisi birbirlerine bakarlarken John fısıldar

 

“Ajanın olmam, tamam.. Ama seni bir kere ölmek üzereyken gördüm, seni oradan geri getirdim, bu kadar basit bir şeyi kabul edemem-“ Damien ona bakarken cevaplar

“John, intihar etmiyordum-“

“Ama edecek gibi duruyorsun..

 

Damien ona bakarken John sessizdir, ikisinin arasında bir ışıklık mesafe var, Damien onu bu kadar yakından görmeyeli neredeyse aylar olmuş, zayıf bir nefes daha bırakırken John uzanarak onun dudaklarını kapatır, Damien da onu kendine çeker..

 

 

John çekildiğini hissettiğinde boğazından bir şeyin kopmasını engelleyemez, ama bu ses Damien’ı daha da dikleştirirken genç adam artık uyumuyor, onu yakalarından tutarak kendine çeker, John dizleriyle yatağa bastırırken ikisi birbirlerinin boyunlarına yapışmış, parmaklar sert, John onu geri ittirirken Damien itiraz etmez, bir an sonra yatağa uzanırlarken tam eğildiklerinde Mereo devriye feneri boş duvarlardan geçer..

 

 

Damien onu boynundan tutuyor, John’un nefesleri hızlanıyorken genç adam kontrolünü tekrar yakalar ve başını çekerek ayrılır, John alnını onun yanağına bastırırken Damien da sakinleşerek bir süre bekler, gece sessiz, hava temiz, ikisi yatarlarken Damien fısıldar

 

“Her gece geliyor musun?”

 

John başını sallarken Damien içinin ısınmasını engelleyemez, mırıldanır

 

“İlaç şişelerini de mi kontrol ediyorsun?”

 

John tekrar başını sallarken Damien onun belindeki kolunu sıkılaştırır, gözleri kapalı, bir şey söylemezken John da bir süre sonra gevşer, gece devam eder..

 

 

Yazım aşamasında 1 gün ara verildi, okurken de durun burada..

 

Bunu six’ten çıkanlar okuyabileceği gibi, şu anda olduğu halde, ten’le eş zamanlı okuyanlar da olacağından, ben bir zaman çizelgesi çizeyim.. Kafalar karıştı çünkü, beta yorumlarında gördüm..

 

Six : Damien hapistedir, John gelir, sonra Damien çıkar, Syd’le beraber olmaya başlar, o arada resmi metinde “John devamlı oradadır yay yay” yazar, sonra six’in sonlarına doğru Sydney “ben Maynard’la birlikte olacağım” der, Damien da “zaten belliydi” diyerek ondan ayrılır.. Six’te tek gördüğümüz bu olur..

 

Seven : John’u sadece çocuklarla ilgilenirken görürüz, Damien görünmez.

 

Crashed405 : John ve Damien 2 yıldır (galiba) hiç görüşmemişlerdir, John göreve gitmiştir, ikisi telefondan falan görüşmüşlerdir, resmi metin öyle diyor, Lenarta’ya gittiklerinde de John birdenbire “Hadi Damien sevgili rolü yapalım” der, işler ciddiye biner, sonra da olanlar olur.

 

Biz bu spinoffta, başlangıç kısmında ilk olarak six’teki “John orada” kısmını yaşadık, sonra aylar geçti, şu anda Sydney’den ayrıyız ama daha Lenarta’ya gitmedik kısmındayız..

 

Evet, devam..

 

 

SOUNDTRACK

DAMIEN RICE & LISA HANNIGAN – UNPLAYED PIANO

 

 

John saçlarında dalgınca dolaşan parmakları hissediyor, gözleri kapalı, mırıldanır

 

“Gitmem gerekiyor-“

“Geldiğini kimler biliyor?”

 

Sessizlik cevap olurken Damien derin bir nefes alır ve elini çeker, John başını kaldırarak ona bakarken konuşur

 

“Liseli kızlar gibisin Kenrich, bu ne duygusallık?”

 

Damien ona bir bakış atarken cevaplar

 

“Odamı basıp yakama yapışan sendin Black.. Ben yalnızlığımda mutluydum..

 

John dirsekleri üzerinde dururken ona bakıyor, mavi gözleri onu izliyorken Damien bu gözleri hala tanımıyor, diğer tarafa dönerek kalkar, John arkasından konuşur

 

“Neden benden kaçıyorsun?”

 

Damien ilerleyerek perdeleri kapatırken cevaplar

 

“Çünkü seni tanımıyorum-“

“Yine aynı hikaye-“

“Ama tanımıyorum.. Hiç de tanımadım-“ John kaşlarını çatarken Damien yatağı geçerek odadan çıkar, ilerlerken John bir nefes arkasından fırlar, sorar

“Ne demek hiç?”

 

Damien merdivenleri iniyorken ensesinden yakalanır ve durdurulur, hala cevap vermezken John ona bakarak sorar

 

“Daha önce görevde karşılaştık mı? Ben neden hatırlamıyorum?”

“O kadar çok görevin var ki-“

“Ne zaman?!

 

Damien ondan kurtulur, inmeye devam ederken John arkasından geliyordur, onu sorularıyla tartaklamaya devam ederken Damien buzdolabını açıyor, boş içeriğe bakar, iç çekerek kapağı tekrar kapatırken John görmüş, konuşur

 

“Arada evi kullanmalısın, biliyorsun değil mi?”

“Ne için?”

 

John onun açık sorusuyla durulurken Damien su doldurmaya gider..

 

 

“Damien, neler oluyor anlatır mısın lütfen?”

 

Damien yüksek iskemlelerden birine oturuyor, ayaktaki adama bakarken ikisi boş gri mutfakta, masanın iki yanındadırlar, Damien cevaplar

 

“Anlatabildiğim kadar anlatmaya çalışıyorum John, ama anlamıyorsun-“

“Bir daha dene..

 

Damien derin bir nefes alır, bir daha dener

 

“Sen John Black’sin.. Kesmeden önce dinle.. Sen busun, ve ‘bu’ her şeyi yapabilir, herkes olabilir.. Şu anda istesem önümde azılı katil de olursun, dünya tatlısı bir adam da.. Senin işin bu, bunu inkar edemezsin..

 

John bir şeyi inkar etmeden ona bakıyor, kollarını kavuşturmuş, bekliyorken Damien devam eder

 

“Görevlerinin gerektirdiklerini biliyorsun.. Bunu sana ilk gün öğretiyorlar, değil mi? Ana kuralın nedir? ‘Gir, işini yap ve çık, bir daha arkana bakma.’ Yanılıyor muyum? Sen de girdin, işini yaptın ve çıktın, ama hala arkana bakıyorsun.. Bu kuralı neden koymuşlar John? Bir sebebi olmalı..

 

John ona bakıyorken Damien onun yerine cevaplar

 

“Çünkü sakıncalı.. Çünkü o görevdekiler John değil.. Görevdeki bir isim sadece.. O ismin getirdikleri.. İstediği kadar sana benzeyen bir karakter olsun John, o yine de başka bir adam.. Ben David’i gördüm, David ile arkadaş oldum, David ve John farklı adamlar-“

“Değiller işte! Adım John David Black olsa bu kadar olurdu!”

“Ama değil! Beni buna ikna etmek istiyor da olamaz mısın-“

“Etmek istesem ki ediyorum, sebep ne sence-“

“Görev inadı?!

 

John şokla ona bakarken bir an sonra gülerek cevaplar

 

“Ciddi olamazsın-“

“Oldukça ciddiyim John.. Black.. David muhteşem bir adamdı evet, çok da iyi bir dosttu, ama o kadar, bu adam başkalarının dostu-“

“Senin de olabilir-“

“Her görevinle arkadaş mı oluyorsun sen?! Belki de o kadar iyi bir ajan değilsindir!”

 

John ona bakarken çenesi sertleşiyordur, Damien onun kafasına vurduğunu anlamış, devam eder

 

“Anlatamıyorum John-“

“Anlatıyorsun Kenrich.. Çok iyi anlatıyorsun hem de..

 

Damien ona bakar, John kızmış, kollarını açarak masaya gelirken açıklar

 

“Burada görev dışı düşünemeyen ben değilim, sensin.. Karşındaki adam David değil, John, ve sen bundan deli gibi korkuyorsun..

 

Damien ona bakıyorken John devam eder

 

“Değil mi? Neburada kolaydı, bir David idi o adam, belirsiz, isimsiz, ve nasılsa ölecektin değil mi-“

“Yapma John-“

“Ama olmadı, çıktın, başardın, şimdi her şey yepyeni-“

“Öyle değil-“

“Ve sen yeni bir adam bulmaktan korkuyorsun! David’i istiyorsun, ama David yok, problem bu değil mi Kenrich?”

 

Damien susarak ona bakarken John derin bir nefes alır, sonra devam eder

 

“Haklısın, görevlerimle arkadaş olmam.. Ama Black ve Kenrich bu düzlemde de arkadaş olabilirlerdi..

 

Damien yutkunur, John ona bakarken fısıldar

 

“Seni demin öptüm.. Yukarda.. Ve sen hala hapishanedeymiş gibi davrandın..

 

Damien ona bakıyor, cevap vermezken John sessiz, sorar

 

“Sydney ne oldu?”

“Ayrıldık..

“Kız arkadaşın yok, biliyorum.. Erkek arkadaş?”

 

Damien başını iki yana sallar, John mırıldanır

 

“Hiç arkadaşın yok Kenrich.. Ben yokken de burada birileri olmalı.. Çünkü David yok.. Ve John da gidiyor..

 

Damien başını kaldırır, John başını sallarken sessiz, onu geçerek çıkar, Damien su bardağına bakar..

 

 

SOUNDTRACK

DAVID BISBAL – SE ACABA

*sırayla takar JD’leri*

 

 

“General?”

 

Damien efendim diyerek o tarafa bakarken deminden beri konuşan asker temkinli, tekrarlar

 

“Doğu kanadından girelim diyordum, HI-14 için..

 

Damien askerinin nazikçe konuyu da hatırlatmasına başını sallar, cevaplar

 

“Uygun..

 

Asker başını sallar ve uzaklaşırken Damien iç çekerek lacivert Uranüs armalı kalemini kapatır, elini saçlarından geçirerek köprüsüne bakarken sekreteri yanına yürüyerek konuşur

 

“General, 13:00 toplantınız başlamak üzere, herkes yerleşti..

 

Damien teşekkür eder, sekreterle birlikte yürürken sorar

 

“Kimler geldi? Tüm gündem?”

 

Sekreter başını sallarken onun elinden kalemini alır, yeni bir dosya vererek cevaplar

 

“Senor Morricone, Senor McDermott, asistanlarıyla geldiler-“ Damien bir anda dururken ona bakarak sorar

“Morricone’un asistanı kim?”

“Bilmiyorum efendim, siyah saçlı, yeşil gözlü bir adam..

 

Damien güzel derken gevşer, sekreter kapıyı açarken Damien içeri girer..

 

 

Damien kendi masasından da belgelerini almış, iç toplantı odasına kendi kapısından girerken herkes ayağa kalkar, Damien yürüyor, konuşur

 

“Günaydın beyler.. Oturalım lütfen..

 

Herkes otururken sekreter diğer kapıdan girmiş, herkesin istediği içecekleri masaya bırakıyordur, Generalin sıcak kahvesini de bırakır ve sonra dönerek çıkar, kapı kapanırken herkes dikleşir, Damien manalı bir bakışla masadaki yeni adama bakarken George tanıtır

 

“Evet General, bu Jones’un departmanındaki baş ajan, Kane..

 

Damien bir an Kane’e bakar, yeşil gözler kutup ışıkları gibi parlıyor, yakışıklı adam gülümserken başını eğerek selam verir

 

“Memnun oldum General.. Catherine ve John sizden sıklıkla bahsediyorlardı, tanıştığımıza sevindim..

 

Damien başını sallar, dönerek George’a bakarken sorar

 

“John nerede?”

“Görevde General, kendi isteğiyle ayrıldı.. Ona ihtiyacınız varsa çağırabilirim-“

“Hayır gerek yok.. Evet, devam edelim, Senor Kane, ne derece duruma hakimsiniz?”

“Catherine beni bilgilendirip yolladı General, imza yetkisine sahibim..

 

Damien güzel derken düğmeye basar, masanın ortasındaki yatay ekranda bir harita belirirken genç adam konuşur

 

“HI-14, Doğu Kanadı’ndan girme kararı aldık..

 

Hepsi masaya eğilirken saatler akmaya başlar..

 

 

“General?”

 

Damien başını kaldırarak ona bakar, George onu izliyor, kalemiyle planı gösterirken 2-3 dakikadır her üye geçiş plan alternatifi yapıyordur, Damien hafifçe gülümser, cevaplar

 

“İyiyim George-“

“Uykusuz görünüyorsunuz-“

“Bu ara biraz hareketliyiz.. Boyut trafiğini kontrol etmek zor oluyor-“

“Yardıma ihtiyacınız varsa adam yollayabiliriz?”

 

Damien gülümser, iyi olduğunu söylerken George daha fazla üstelemez, Damien da tekrar planlara dönerken bir süre daha dağlara ve nehirlere bakar, sonra kalkarken diğerleri de hızla kalkarlar, Damien konuşur

 

“5 dakika ara versek sakıncası olur mu?”

 

Elbette olmazken Damien teşekkür eder, ve onları geçerek ofisine giderken diğerleri birbirlerine bakarlar..

 

 

Damien ofisinde yakalarını gevşetiyor, bir an nerede olduğunu sorgularken takvim farklı bir ayı gösteriyordur, genç adam bir an nefes alamazken yutkunarak yere çöker, sırtını masaya vermiş, karşı duvara bakarken göğsü inip kalkıyor, yutkunur..

 

Çevresindeki dünya kocaman, ama bu General yapayalnızken başını masaya dayar, hayatının parmakları arasından kaydığını hissederken sağ kolunu kaldırarak geri, masaya uzatır, parmakları telefonu bularak çekerken sekreterinden Jones’u bağlamasını ister, konuşur

 

“Catherine? Benim, Damien.. John’la konuşmam gerekiyor-önemli.. Şimdi.. Sağol..

 

Damien biraz bekler, sonra hat düşerken genç adam başı masaya dayalı, diğer tarafta hat açılırken geride trafik duyuluyor, John yürüdüğü belli, konuşur

 

“Gelmiyorum dedim Jones, nasılsa ordu ajanı değilim, değil mi?”

“John, benim..

 

Karşı taraf susarken bir süre sonra sorar

 

“Ne istiyorsun?”

 

Damien bunu hak ettiğini biliyor, mırıldanır

 

“Teşekkür etmek istedim-“

“Bir şey değil.. Kapatmam lazım-“

“Neden teşekkür ettiğimi biliyor musun?”

 

Karşı taraf bir an susar, sonra cevaplar

 

“1 yıl oldu, biliyorum evet.. Bir şey değil, seni ben çıkartmadım, Senor’un hattı elinde.. Kapatmam lazım..

 

Ve hat kapanır, Damien sessiz, telefonu yanına indirirken duvarı izler..

 

 

Damien dakikalardır karşıya bakıyor, kıpırdamıyorken kapısı açılır, adımlar yaklaşırken yanına biri çöker, sorar

 

“Damien?”

 

Damien dalgın, ona dönerken cevaplar

 

“Burada olmamalıyım George..

“Biliyorum.. Ama yapmamız gereken şeyler var-“

“George, böyle olmamalıydı-“

“Biliyorum.. Sakinleş hadi.. Nefes al-“

“Geri veremiyorum ki! Her şeyi berbat ettim-“

“Bir şey berbat olmadı, inan-“

“Oldu! John’u kendimden uzaklaştırdım-“

“John yoyo gibidir Damien, gider gider gelir, dert etme-“

“Anlamıyorsun-“

“Anlıyorum.. Hadi..

 

Damien onun yardımıyla kalkarken George onun üzerini düzeltir, o sırada Kane içeri sarkarken sorar

 

“Her şey yolunda mı?”

 

Damien ona sırtını dönerken George cevaplar

 

“Yolunda Kane.. Geliyoruz..

 

Kane dönerek çıkar, Damien derin bir nefes alırken George konuşur

 

“John görevde sakinleşir, döner-“

“Ama affetmez.. Affedeceği bir şey yok gerçi, arkadaşlığımı istiyordu ve ben reddettim-“

“John’un kalbi çok büyüktür Damien.. Bazen oynadığı her karakterin kalbini kendininkine eklediğini düşünüyorum, adam bir ordu ediyor..

 

Damien ona bakarken gözleri dolu, fısıldar

 

“Çok aptalcaydı.. Korktum, bir arkadaş tehlikeli-“

“Damien, saçmalama.. Arkadaşın olacaksa bizim gibi, John gibi adam olsun.. Karşı komşunun bahçesinin çimini biçen adamla arkadaşlık etmen o adam için tehlikeli olabilir..

 

Damien başını sallar, George güzel derken konuşur

 

“Toparlan, gel.. Daha toplantı bitmedi..

 

Damien onaylar, George kapıdan çıkarken General toparlanır..

 

 

Toplantı bitip de içerdekiler dışarı çıkarken Arthur onları bekliyor, konuşur

 

“George, bir problem var-“ Damien o tarafa dönerken Mereo da böylece olaya dahil olmuş olur, Arthur açıklar

“Generalin bahsinin geçtiği bazı iletişimler tespit ettik, malum bugün 1. yıl dönümü-“ George başını sallarken Kane konuşur

“Ben General ile kalırım-“ Damien ona dönerken cevaplar

“Şu anda Mereo’dayız Kane, bir şey olacağını sanmıyorum-“

“Daha önce de sizi Nebura’dan kaçırdılar General, içerde 1-2 askeri satın almış olmaları beni şaşırtmaz-“

Seni satın alıp almadıklarını nerden bileceğim?”

 

Kane’in yeşil gözleri bir an tehlikeyle parlarken George konuşur

 

“Damien, Kane masanın sadık bir elemanıdır-“

Hayır George, General haklı, güvenilir birini istemesi doğal-“ George ona dönerken cevaplar

“Elimizde güvenilir biri olmadığına göre, en iyisine bırakacağız.. Damien, lütfen uysal olmaya çalış..

 

Damien sessiz, bir şey söylemezken Kane de sessizdir, Arthur usulca sorar

 

“John’u çağırsak mı?”

 

Damien ona dönerken George cevaplar

 

“Gerek yok, adam evrenin öbür ucunda, buraya gelmesi bile 12 saat alır, saat zaten 4 oldu.. 8 saat daha dayanabiliriz..

 

Arthur başını sallar, George onunla birlikte uzaklaşırken Jensen mırıldanır

 

“Bir şey ister misin?”

 

Damien hayır diyerek onu yollar, geride Kane kalırken Damien iç çekerek konuşur

 

“Buradan.”

 

Ve öne düşerken adam da onu takip eder..

 

 

Damien elinde anahtarları, binadan çıkıyorken Kane sağındadır, konuşur

 

“Şöförünüz yok mu?”

“Sevmiyorum.. Kendi işimi yapmak istiyorum-“

“Bugün şöförünüz olacak demek ki-“ elini uzatarak anahtarı ister, Damien ona bir bakış atarken sessiz, anahtarı uzatır, Kane teşekkür ederek alırken sorar

“John ile yaşarken bunlara alıştığınızı sanıyordum-“

“John ile yaşamadık.. Oradaki-“

“Biliyorum.. Önce ben..

 

Ve onu uzak tutmuş, eğilerek arabanın altını kontrol eder, sonrasında kapıların kilitlerine bakar, güvenli olduğunu düşünmüş, kapıları açarken Damien aynı tehlikenin geri geldiğine inanamıyor, arka kapıyı açar ve otururken Kane kemerini takıyor, bir süre sonra gaza basar..

 

 

Araba trafikte, başka bir sürü araba çevrelerindeyken Damien dışarıyı izliyor, konuşmuyordur, Kane aynadan arada sırada ona bakıyorken sorar

 

“İyi misiniz General?”

 

Damien ona bakar, başını sallarken cevaplar

 

“Dalgın bir gün..

“Zor olmalı.. 1 sene önce ne zaman öleceğinizi düşünüyordunuz..

“Ne zaman öleceğimi biliyordum..

 

Kane doğru derken tekrar önüne döner, ışık yeşile dönmüş, gaza basarken konuşur

 

“Sizi endişelendirmek istemiyorum ama 3 araba gerimizde bir araba bizi takip ediyor.. Beyaz olan.. Tanıdık mı?”

 

Damien koltukta alçalarak geri bakar, hayır derken Kane bir an sonra gaza basar, Damien koltuğuna geri yapışır..

 

 

SOUNDTRACK

SAVAGE GARDEN – CRASH AND BURN

When you feel all alone, and a loyal friend is hard to find,

You're caught in a one way street with the monsters in your head
When hopes and dreams are far away and, you feel like you can't face the day
 

Let me be the one you call, if you jump i'll break your fall, lift you up and fly away with you into the night
If you need to fall apart, I can mend a broken heart, if you need to crash then crash and burn, you're not alone
 

'Cause there has always been heartache and pain, and when it's over you'll breathe again, you'll breathe again

 

 

Damien ön koltuğa tutunurken Kane konuşur

 

“Senor, arabayı tanımadığınızdan emin misiniz, oldukça ısrarcı-“

“Tanımıyorum, plakası dünyadan-“ Kane arabayı sert bir virajla sağ sokar, Damien dönerek tekrar arkaya bakarken sorar

“Birim çağırmalı mıyız-“ O anda Damien kafasından tutulup aşağı eğdirilirken bir şeyler öter ve çatlar, Damien ön camdan çıkan kurşunun arkasında bıraktığı deliğe bakarken Kane sakin, arabayı sürmeye devam eder..

 

 

“Oldukça iyisin, özür dilerim-“

“Önemli değil, kemerinizi sökün General-“

“Neden?!

 

Kane tekrar sola kırarken arkadaki arabadan da ince bir dönüş sesi duyulur, Kane cevaplar

 

“Öne geçeceksiniz, yanıma-“

“Öne?! Arkadaki araba silah açıyor-“

“Ve ben hiçbirini kafanıza saplattırmıyorum, şimdi lütfen-“ Damien tekrar geriye bakar, sonra ceketini çıkartırken kemerini de söker, ön koltuğa asılır, öne geçmek için aradan geçerken geniş jip ona izin verir, Kane güzel diyerek yola devam ederken konuşur

Kemer, ve sakin olun-“

“Sakinim, hala peşimizde mi-“

“Sayıları artıyor, yan kuvvetleri var, sizi neden bu kadar istemiyorlar-“

“Bilsem..

 

Kane yola devam ederken benzini kontrol eder, yeni bir sapağa girer..

 

 

“ÖNE EĞİL-“ Damien sorgulamadan öne eğilirken bir an sonra bir sürü vızıltı duyulur, Kane de alçalmışken bağırır

 

“KİM BUNLAR-“ Damien bilmediğini bağırırken Kane arabayı sertçe çevirir, o sırada geride kalmış beyaz arabayı tamamen görürlerken Damien kalkan bir silahı fark eder, Kane de fark etmiş, Damien’ı dirseğiyle iterken bir an sonra bir silah çıkar, Damien kulağının yanında patlayan silahla kulaklarını kapatırken Kane diğer eliyle arabayı tekrar ilerletir, bağırır

 

“İYİ MİSİN-“ Damien geriye bakıyor, cevap vermezken Kane onu sertçe dürterek bağırır

 

“DAMIEN! CEVAP VER!” Damien irkilerek soluna dönerken Kane bakışları yolda, arabayı sürüyordur, silahı kaldırıp alnını kaşırken Damien gözleri büyüyerek daha önce yüzlerce kere gördüğü harekete bakar, tekrar önüne dönerken başını sallar..

 

 

Araba otobanda hızla gidiyorken Kane telefonunu çıkartmış, silahı kucağına bırakır, tuşlamış, kulağına götürürken sıkıştırır, silahı tekrar alırken konuşur

 

“Benim, George, peşimizde 3 araba var, birini hakladım sayılır ama diğer ikisi oldukça ısrarcı.. 56. yoldayız.. İyi olur.. Evet, yanımda.. Yaşıyor George.. Tamam-“ Kane telefonu kapatır, cebine atarken Damien mırıldanır

“George’la yakın gibisin..

 

Kane yola bakıyor, cevaplar

 

“Oldukça.. Hepimizi oğlu gibi sever..

“Sadece John’u öyle seviyor sanıyordum..

“John’u kardeşi gibi sever..

 

Damien başını sallar, sonra konuşur

 

“Neden benim silahım yok?”

 

Kane ona dönerek bakar, ikisi birbirlerine bakıyorlarken Kane önüne dönerek cevaplar

 

“John silah konusunda beni uyardı-“

“Öyle mi? Ne dedi?”

“Zarar verici şeylerle onu yalnız bırakmayın dedi..

 

Damien hafifçe gülümsüyor, ‘anlıyorum’ derken sorar

 

“Binada bir cephane varken pek mantıklı bir düşünce olmasa gerek..

 

Kane’in yeşil bakışları geriyi takip ediyorken cevaplar

 

“John akıllı olsa sizi bana bırakmazdı General, sıkı tutunun-“ Damien sorgulamadan yaparken Kane arabayı olduğu yerde döndürür, sol eli camdan dışarda, hızla silahını ateşlerken araba dönmeye devam ediyordur, önüne geri geldiğinde yola devam ederken Damien ağzı açık, dönerek geri bakar, arabalardan biri yan rampaya girmiş, öylece gidiyorken tek bir tane kalmıştır, Damien önüne dönerken konuşur

 

“Ben de istiyorum..

 

Kane hafifçe gülerken silahının şarjörünü çıkartıyor, iç cebinden yeni bir tane takar..

 

 

Damien önlerindeki yolu izliyor, mırıldanır

 

“Yolları temizlediler mi?”

 

Kane evet derken cevaplar

 

“Pluto bu yola bağlı yolları önden kapatıp arkadan açıyor.. Önümüz temiz.. Tek araba kaldı, halledebilirim-“

“Tehlikeli bir şey yapıyorsun-“

“Seni ele geçirmelerindense, denemek zorundayım-“

“Görev sevgisi bu olsa gerek-“

“Biraz fazla sevince başıma bunlar geliyor..

 

Damien iç çekerken önünü izliyordur, bir süre sonra konuşur

 

“John ne görevine gitti?”

“Söyleyemem-“

“Ben onunla konuştum, trafikte gibiydi-“

“Öyledir muhtemelen..

 

Damien cebinden telefonunu çıkartırken Kane yan gözle onu izliyor, sorar

 

“Ne yapıyorsun?”

 

Damien rahat, cevaplar

 

“John’u arıyorum.. Ölmek üzere olduğumda haberdar olmak isteyecektir-“

“Pek sanmıyorum, 12 saatlik uzaklıkta-“

“Yetişecektir..

 

Kane nefesini bırakırken Damien tuşlamış, telefonu kulağına götürür, bir süre sonra Kane’in iç cebindeki telefon çalarken genç adam duruşunu değiştirmiyor, mırıldanır

 

“Tutun-“ Damien tutunur, John bir an sonra otobanı bırakarak araziye dalarken Damien ormanın karanlığında farlarla aydınlanan önlerine bakar..

 

 

“Delisin John-“

“Başka türlü durduramam, silahı al-“ Damien onun elinden silahı alırken araba devamlı zıplıyor, bir sürü şeyi geçiyordur, John kendisi olmuş, gözü dikiz aynasında, devamlı bir yerlere gidiyorken jipin harita makinesi nerede olduklarını gösteriyor, arkadaki arabayı da belirtiyordur, Damien sorar

“Ne yapacaksın, göle mi gireceğiz-“

“Araban suda çalışsa olabilirdi Kenrich-“ John tekrar bir yere sapar, Damien kafasını el tutma çıkıntısına vururken owlar, John ona bir bakış atıp yola devam ederken Damien konuşur

“Kane olduğuna inanmıştım-“

“İşimi iyi yaparım-“

“Biliyorum.. Fark ettim.. David, Kane, John,-“

“Damien yine başlama, seni koruma ücretim ne kadar tahmin edemezsin, ama ben bedavaya yapıyorum, bu sana ne gibi geliyor? Görev aşkına Mereo ormanlarında gezmeyi pek sevmem onu da söyleyeyim, üstelik yanımda tek bir silah varken!”

 

Damien susarken John arabayı sertçe kullanıyor, devam eder

 

“Ben senin arkadaşlığını istiyorum! İyi bir adamsın, güzel bir adamsın, neden arkadaş olamıyoruz, annelerimiz mi yasakladı?! Elimden gelse seni yatağa atacağım, ama adam daha beni görmeye katlanamıyor-“

“Öyle söyleme-“

“Yalan mı?”

“O değil, yatak falan-“ İkisi de karanlıktaki dalları izliyorken sanki birilerinden kaçmıyorlardır, John sakin, cevaplar

“Yatağı geçtim tamam, pillerimiz dolu zaten-“ Damien gülümseyerek ona bir bakış atar, John da gülümserken devam eder

“Ama ben seni hayatımda istiyorum, senin de benim hayatımda olmanı istiyorum, bunu anlayamayacak kadar aptalsan seni adamlara teslim ederim-“ Damien silahı ona tutarken John gülerek sağa kırar, araba bir an sonra sulara dalarken Damien bağırır..

 

 

“GERİZEKALI!”

 

John karşı kıyıya çıkmış, tam gaz gidiyorken gerideki araba suya girememiş, o kadar donanımlı olamamıştır, John konuşur

 

“Torpido-“ Damien açarken John oraya bakmıyor, devam eder

“Bir golf topu var-“ Damien ona verir, John alır ve direksiyonu bırakır, Damien bağırırken araba da o anda durur, John kapıyı açar ve iner inmez döner, tüm gücüyle diğer yakaya fırlatırken bir an sonra beyaz bir şey patlar ve sonra sessizlik olur, Damien kaşlarını çatarken mırıldanır

“Uyuşturucu bombanın arabamda ne işi var?”

 

John cevap vermeden biner, tekrar gaza basarken Damien iç çekerek arkasına yaslanır..

 

 

SOUNDTRACK

WILLIAM JOSEPH – BEYOND

 

 

Araba taşlı yolda yavaş yavaş ilerliyor, bir evin önünde dururken damien önlerindeki ışıksız kulubeye bakar, mırıldanır

 

“Pluto evi mi?”

 

John başını sallar, anahtarı çekiyor, cevaplar

 

“Burada güvende olursun, kimse rahatsız etmeyecektir..

 

Damien bir şey söylemez, ikisi sessiz, arabada oturuyorlarken damien bir süre sonra ona döner, John hala ileriyi izliyor, ona bakmaz, damien sol elini kaldırıp uzanır ve onun şakağını silerken John gevşer, Damien elini onun saçlarına sokmuş, genç adamın başını kavrarken John gözleri kapalı, başını geri bırakmıştır, sonra gözlerini açarken Damien onun başını kendine çevirir ve çekerken John ona eğilir..

 

 

Damien onu başından çekmiş, dudaklarını öpüyorken John sol eliyle torpidoya bastırarak daha da ona eğilir, Damien itiraz etmezken diğer eli kemerini açıyor, sonra uzanarak kapıyı ittirir, John’dan koparken genç adam da dönerek diğer taraftan çıkar, kapılar kapanırken Damien eli arabada, durdukları noktaya bakar..

 

Ağaçların siyah dalları her yanı kaplıyorken yukarıdaki gece gözüken tek şeydir, arabanın farları sönük, Damien ışığın nereden geldiğini bilmiyorken yine de John’u hayal meyal görüyordur, o sırada sarışın adam ilerleyerek evin kapısını açar ve içeri girer, birkaç saniye sonra ona da gelebileceğini işaret ederken Damien o tarafa yürür, elinde silah, içeri girerken girdiği anda kapı arkasından kapanır, Damien kendini kapıda bulurken elini kaldırarak onun boynuna tutunur, John onu bastırıyor, nefesleri karışır..

 

 

“Bu tehlikeli, adamlar peşimizde-“ John değil diyorken onun boynunu ısırıyordur, Damien bir an pes edecekken sonra tekrar toparlanarak konuşur

“Şurdan kurtulalım John, sonra-“

“Sonra ne? Birden arkadaş olmaya mı karar verdin-“ John silahla böğründen ittirilirken gülerek döner ve evde ilerler..

 

Damien da salonda yürüyüp bir kanepeye otururken ahşap ev sanki gerçekten bir dağ evidir, General derin bir nefes alarak başını geri dayar, gözlerini kapatırken onun bir şeyler yapmasını dinler..

 

 

Damien üzerine konan bir şeyle dikleşirken John konuşur

 

“Uyu, burdayım-“ Damien tekrar gevşerken battaniyeyi kavrar, uykulu, başını sola yatırırken mırıldanır

“Biraz yorgunum-“

“Biliyorum.. Uyumuyorsun..

 

Damien onun sesindeki memnuniyetsizliği duyarken gözleri kapalı, sorar

 

“Yine de beni takip mi ediyordun?”

“Pek değil.. Ama görünce anlamak zor değildi.. Beni kızdırdın Damien..

 

Damien iç çekerken gözlerini açarak cevaplar

 

“Biliyorum.. Özür dilerim..

 

John karşı koltukta, ona bakıyorken bir süre sonra konuşur

 

“Uyu hadi..

 

Damien gözlerini kapatır, tekrar başını yana bırakırken gevşer..

 

 

Damien usul bir sese gözlerini açarken John geride konuşuyordur

 

“Evet iyiyiz.. Uyuyor.. Kimlermiş? İlginç.. Tam da gününde.. Gerçekten..

 

Damien kaşlarını çatarken onun eğlenmiş sesini dinler, John devam eder

 

“Konuştuk.. Sayılır.. En azından aptallığının farkında.. Hadi George-“ John hafifçe gülerken Damien üzerindeki battaniyeyi indirir, o sırada John içeri girerken genç adamı görünce gülümseyerek konuşur

“Günaydın-“

“Adamları peşimize siz mi taktınız?”

 

John ‘evet’ derken yürümeye devam eder, Damien inanamıyorken cevaplar

 

“Korktum!”

“Biliyorum.. Ama lazımdı.. Anca kabuğu kırdın-“ Damien ayağa kalkarken feryat eder

“Gerçekten korktum gerizekalı! Ya ölseydim-“

“Kimseyi öldürmeyeceklerdi Damien-“

“Ama ya bir şey olsaydı?! Ben öyle düşünmüyordum! Adamlar peşimizdeydi ve ben bir de sana küs ölecektim-“

“Damien, küs değildik-“

“Öyleydik! Telefondaki sesinin farkında değildin galiba, rolünü iyi yapıyorsun! Her şeyin rol John, ilerde bana bir şey söylediğinde bunun da rol olmadığını nerden bileceğim?!

 

John gerçek probleme bakarken Damien sonunda söylemiş, ellerini açar, sonra dönerek yürür ve kapıyı açıp çıkarken John derin bir nefes alır..

 

 

Damien arabaya binmiş, eve bakıyorken basıp gitmek istiyordur, ama yapmaz, onu beklerken bir süre sonra John da çıkar, yavaş, arabaya gelir, kapıyı açıp binerken Damien o oturduğunda arabayı çalıştırır, geri giderek geldikleri yerden çıkar, bir süre sonra da otobana girerken John konuşur

 

“Uzun yıllardır Pluto’da çalışıyorum, çok uzun yıllardır.. Kök ajanlardanım, temelden eğitildim, buraya gelmem çok garip bir şekilde oldu, ben ajanlık istememiştim, George beni buldu..

 

Damien yolu izliyor, sürüyorken John anlatmaya devam eder

 

“İyi eğitildim, o dönemin tüm ajanları iyi eğitildi, ama George’un gözü benim üzerimdeydi, bir şeyler görebildiğini söyler hep, üst kadro ajanları zaten hep George seçer, nasıl seçtiğini de hala bilmem.. Neyse, beni seçtiler, köprüye aldılar.. Dosyalar, toplantılar, arada sırada basit görevler, sonra zamanla artmaya başladı..

 

Damien bunun nereye gideceğini bilmiyorken John da önüne bakıyor, konuşur

 

“Her görev ayrı bir şeyi gerektiriyordu, ilk başlarda çok eğlenceliydi.. Çirkin adam asker olabilir, ama çirkin adam ajan olamaz.. Nereye gitsem başları döndürüyordum, gençtim ve yakışıklıydım.. Güçlü ve hızlıydım.. Hayat benimdi.. Arada sırada girdiğim tehlikeler de kendimi film yıldızı gibi hissetmemi sağlıyordu..

 

Damien gözlerini devirirken John devam eder

 

“Her rolün üstesinden gelmeyi o dönemlerde öğrendim.. Ve bu, beni Black yaptı.. Her rolümle bir Britanyum almayı kendime şart koştum.. George doğal yetenek olduğumu söyler, belki de öyleydim bilmiyorum, ama her gün birini oynayınca, bir yerden sonra sen hepsi olmaya başlıyorsun..

 

Damien bir an ona bakar, sonra tekrar yola dönerken John konuşur

 

“Nebura’ya girdiğimde, tatile geldiğimi düşünmüştüm doğrusu.. Ne sana, ne de davaya inanıyordum, o yoğun dosya trafiği arasında tatil gibi gelmişti bana..

 

Damien gözlerini devirir, John gülümserken cevaplar

 

“Fark ettiğini söyleyemezsin.. İlk saniyemden beri rol yapıyordum..

 

Damien ‘zaten problem bu John’ derken John devam eder

 

“Ama sonra değişti.. Rol yapmama gerek yoktu, gerektirmeyecek bir adamdın, ve zaten benim ajan olduğumu biliyordun.. Britanyumluk bir efora gerek yoktu bu sefer, harcayacağım tüm efor dışa karşıydı, seni canlı tutabilmekti tek amaç..

 

Damien derin bir nefes alır, John gülümser

 

“Onu da pek iyi yaptığımı söyleyemeyiz, değil mi?”

 

Damien dönerek ona bakar, cevaplar

 

“John, beni kurtardın-“

“Ama elimden kaymana sebep de oldum-“

“Olabilir, sonuç olarak buradayım-“

“Olsun.. Büyük bir hataydı.. Ölebilirdin..

 

Damien önüne döner, John devam eder

 

“Çok tanıdığım ve çok arkadaşım var Damien.. Ama dostlarım çok azdır, bunu bilmelisin.. Benim birileriyle yakın ilişkiye girmem onlar için hep bir tehdit, canlarına olmasa da duygularına.. Bir gün beni kaybedebilirler, hiçbir görevim basit değil benim..

 

Damien sessiz kalırken John mırıldanır

 

“Beni kendinden uzaklaştırman doğru olan hareket.. Ama ben gidemeyecek kadar bencilim..

 

Damien arabayı yavaşlatır, emniyet şeridine çekerken otoban zaten boştur, General ona dönerken sorar

 

“Neden arkadaşlığımı bu kadar istiyorsun John? Bensiz daha kolay olmaz mı?”

“Olur.. Ama ben kolayı sevmem ki..

 

Damien hafifçe gülümserken ona bakarak cevaplar

 

Ben kolay olunca beni terk etmeyeceğin ne malum?”

“General değil misin, yanında durmamı emredersin..

 

Damien gülerek önüne döner, ikisi sessiz, otururlarken Damien bir süre sonra konuşur

 

“İş benim güvenime kalıyor, öyle diyorsun..

“Aynen öyle.. Ben herkes olabilirim, ama John olduğuma sen inanmazsan bir işe yaramaz..

 

Damien iç çekerken önüne bakıyordur, John konuşur

 

“Beni tanıyorsun Damien.. İnan bana.. Nebura’da gördüğün adam, o benim.. Salak, umursamaz, şaşkın, yakışıklı-“

“David’den daha yakışıklısın-“

“Biliyorum..

 

Damien ona bir bakış atar, John gülümserken cevaplar

 

“Beni bu halimle sev.. Ben seni tüm hallerinle sevdim.. Neredeyse ölüyordun, o gün seni bırakamayacağımı da anladım.. Benim de ölümün kıyısına gitmem gerekiyorsa Salı günü bir görev var, ona gideyim-“

“John..

 

John gülümserken sessiz, ona bakıyordur, mırıldanır

 

“John demen hoşuma gidiyor..

 

Damien bir an kaşlarını çatar, John açıklar

 

“Herkesten farklı söylüyorsun..John’, altında bir sürü şey söylüyorsun, abartma john dedin mesela, ve ben anladım.. Diğerleri sadece adımı söylüyor, ama senin her ‘John’un farklı çıkıyor.. Hepsini duymak istiyorum..

 

Damien bir an ona bakar, sonra önüne dönerken John gülümser, sessiz, alnını kaşırken bir an sonra mırıldanır

 

“Barıştık mı? Dost olacak mıyız?”

 

Damien başını sallar, John gülümserken sorar

 

“Daha fazlası?”

 

Damien ona bakarak ‘John.. derken John bir kahkaha atar..

 

THE END

 

I just love them. 55 milyon hikaye daha yazabilirim ikisine.

 

21.07.08

23.07.08