IX

 

If came the hour, if came the day

 

He who controls the past commands the future.

He who commands the future conquers the past.

George Orwell

 

 

“Jensen!”

 

Jensen geldiğini söyleyerek marketten çıkarken Sam arabaya dayalı, neredeyse çiçek açacağını homurdanır, Jensen bir torbayı kaldırarak ona gösterdiğinde trip atan delikanlı derhal mayışırken Jensen kapıyı açıyor, konuşur

 

“Vermem, önce bağır sonra şeker görünce yumuşa-“ Sam atılarak poşeti ondan kaparken Jensen da sırıtarak arabayı çalıştırır, siyah araba yola çıkarken Sam önceden söz verilmiş şekerlerine dadanır..

 

 

Artık her günleri bir kaçıştı.

 

Jensen Sam’i ne iblislere ne de insanlara kaptırmamaya kararlıydı. İlk başlarda görev olarak gördüğü çocuk gün geçtikçe kişilik kazanmaya, kendini ona açmaya başladıkça ‘görev’ değişti, Sam oldu, Sammy oldu.

 

Jensen daha önce hiç kimsenin sorumluluğunu taşımamış, ne yaptıysa kendisi için yapmıştı. Ancak bu büyümek ve kaçmakla meşgul delikanlı tamamen ona bağlıydı: onun gibi olmak istiyor, onu idol olarak görüyordu. Jensen güçlü, zeki ve koruyucuydu, Sam onun yanında kendini güvende hissediyordu.

 

Çok kavga ettiler, çok didiştiler, ancak bu didişmeler aralarındaki bağı daha da güçlendirdi. Hiç baba oğul gibi olmadılar, ilişkilerinde Sam’e baba gibi davranacak biri vardıysa o Cas’ti. Jensen Sam’in, içine biraz baba kaçmış büyük abisi gibiydi.

 

 

“Tamam, ellerini direksiyona koy, ikisini birden.”

 

Sam gözlerini devirerek ikisini birden koyar, Jensen memnun, onu izleyerek hangi pedala basacağını söyler, delikanlı onu bunu yaparken yüzlerce kere görmüş, sırayla kolları çeker, vitesleri oturtur, gaza da basarken Jensen ‘hım’layarak önüne döndüğünde Sam sırıtarak yola bakar..

 

 

Jensen uyandığında hala yolda olduklarını görürken yolun akışını izler, parmakları Cas’ın ona ayrılmadan önce verdiği kolyenin deri askısında gezinirken derinin ucunda sallanan minik bronz taş avcu içinde ısınır, Jensen dikleşirken sorar

 

“Ne kadar kaldı?”

 

Sam onun dikleşmesiyle ona bir bakış atar, sonra önüne dönerken cevaplar

 

“Çok değil.. 5 dakika falan..”

 

Jensen onaylar, arka koltuğa uzanıp çantalarını alır ve onları toparlamaya başlarken gerçekten de birkaç dakika sonra Sam motelin bahçesine girer, Jensen kapıyı açıp çıkarken Sam de arkasından çıkar, ikisi binaya yürürlerken Jensen konuşur

 

“Sen git yemeği al-“

“Pasta da alabilir miyim?”

 

Jensen gözlerini devirirken bugünkü 50. ‘bugün doğumgünüm’ mesajını alır, başını sallarken Sam sırıtarak uzaklaştığında Jensen hafifçe gülerek resepsiyona ilerler..

 

 

Sam 15 dakika sonra da gelmediğinde Jensen arabadan ayrılır ve restorana girerken Sam’i içeride bulamayınca kaşlarını çatarak kasaya ilerler, sorar

 

“Hey.. Şu boyda bir çocuk, tuvalette mi?”

 

Adam ona bir bakış atar, sonra mırıldanır

 

“Demin arkadaşları aldı, gittiler-“

“Arkadaşları?”

 

Kasiyer başını sallarken paralarını sayıyor, devam eder

 

“Evet, 3 kişi.. Doğumgünü partisi varmış..”

 

Jensen gözleri büyüyerek döner, otobana bakarken hiçbir araba gözükmüyor, kasiyere dönerek sorar

 

“Ne tarafa gittiler?”

 

Kasiyer ileriyi gösterirken Jensen koşarak çıkar, bir an sonra siyah araba o tarafa doğru yola çıkarken kasiyer çekmeceyi kapatır..

 

 

Jensen gazı köklemiş, ağaçların iki tarafta sıralandığı yolda ilerliyorken adamların Sam’i ağaçların arasına sokmuş olması ihtimali kanını daha da kaynatır..

 

Jensen çocuğu nasıl bulacağını kesinlikle bilmiyorken farları otobanda bir şeyi aydınlattığında Jensen arabanın canını yakarak durur ve fırlar, yerdeki dolu torbayı yakalarken içinden bir sürü bisküvi ve minik pasta dökülür, Jensen boğuk bir sesle torbayı kucaklar ve arabaya atar, sonra arabayı kenara çekip silahlarını toparlar, ağaçlıklara girerken Zyen gözlerine minnet duyar..

 

 

“Bırakın beni! Neyle uğraştığınızı bilmiyorsunuz-“ adamlar onu sürüklüyorken Sam kolları arkasında bağlanmış, tüm gücüyle Jensen’a bir iz bırakmaya çalışıyorken ormanlığın ortasında nasıl bir iz yaratabileceği de düşüncelerini kaplar, gökyüzüne attığı bir bakışta Cas’ın onları görmesini dilerken arkasından itilince yere yapışır, owlar..

 

Arkasındaki adamlar onun çevresine bir şeyler çizerken Sam iblis kapanını görünce gözlerini devirmeden edemez, son moda önlemden yine nefret ederken Jensen’ın nasıl olup da bir insan kapanı yaratmadığını merak eder, o sırada adamlar telefonlarını çıkartıp birileriyle konuşmaya başlarlar..

 

Sam yerde dikleşerek çamurlu toprağa otururken ayak bileğini döndürerek hala düzgün çalışıp çalışmadığını kontrol eder, memnun kalırken o sırada adamlardan biri cebinden bir iğne çıkartır, konuşur

 

“Test zamanı evlat-“ Sam gözleri büyüyerek gerilerken sorar

“Kimin adamısınız siz-“

“Adrian tabii ki.. Doğru çocuk musun görelim, evrenin her tarafında bir sürü Sammy dolanıyor-“ Sam ona kızmış, onlar için ‘Sammy’ olmadığını söylemek isterken iğne ona yaklaştıkça geriler ancak sihirli duvarlar onu tutarken bir an sonra yakıcı acı tekrar onunla birleşir, Sam bağırırken etraftaki çiçekler parlar..

 

 

Jensen bir anda pırıl pırıl parlayan papatyalara bakakalırken ileride bir yerde birisi bağırır, Jensen kendi kendine bir ‘Sammy’ fısıldarken o tarafa doğru koşmaya başlar, çiçekler ona yol gösterirken doğayı önünde eğebilen çocuk acı çekiyor, onu bekliyordur, Jensen seslere yaklaştıkça ağaçların ardına saklanarak izler..

 

Sam yerde, sırtından iki adam tarafından tutulmuş, başı geriye yatırılarak boynu iyice açığa çıkartılmışken çırpınıyor, karşı koymaya çalışıyordur, Jensen bir şırınganın ucunu gördüğünde öfkeden önünü göremezken sonraki 5 saniyede ne yaptığını yıllar geçse de hatırlamaz, anlatamaz..

 

 

Sam önündeki adamın yere yığılmasıyla gözlerini kırpıştırırken arkasındakiler de şok olmuşlardır, bir saniye sonra iki gümbürtü daha patlarken diğer ikisi de iki tarafa devrilir, Sam titriyor, öylece boşluğa bakarken Cas’a mı teşekkür etmeli, Jensen mı bir yerden geldi-

 

“Sam? Sam! Sammy, bana bak!”

 

Sam tekrar gözlerini kırpıştırırken bir değil iki değil tam 3 tane Jensen görürken gülümseyerek konuşur

 

“Jensen... Jensenlar.. Hey..”

 

Jensen kaşlarını çatarak onun başını yoklarken Sam gökyüzüne bakıyor, konuşur

 

“Ne kadar çok yıldız var.. Siz nereden geldiniz?”

 

Jensen küfrederken çocuğa sarılır, Sam de gülümseyerek ona sarılırken Jensen fısıldar

 

“Geldim evlat.. Geldim Sammy, kalk hadi-“ ve onu çekiştirerek kaldırır, Sam yerdeki çiçeklerin parlaklığına hayret ederek işaret ederken Jensen da gerekli seslerle onun neşesini paylaşır, onu sürüklerken Sam hayret dolu bir neşeyle onu takip eder..

 

 

“Sam- Sam uyan-“ Sam hafif tokatlara uyanırken kaba bir ses çıkartır, Jensen tepesinde duruyor, ona eğilmişken bir şişe suyu onun dudaklarına bastırır, Sam minnetle içerken gözleri odada dolaşıyor, nerede olduklarını soran bir ses çıkarttığında Jensen cevaplar

“2 şehir ötedeyiz.. Nasılsın?”

 

Sam tekrar yatağa düşerken bir şey söylemeden tavana bakar, parmakları yavaşça boynuna çıkıp iğnenin battığı yerde gezinirken Jensen da yatağa oturarak onu izler, mırıldanır

 

“Üzgünüm..”

 

Sam’in ela bakışları ona inerken her ciddi olduğu andaki gibi bakışları maviye çalar, üzgün mavi onu izlerken Jensen cevaplar

 

“Benim yüzümden seni kaçırdılar, en azından boşluğum yüzünden-“ Sam başını iki yana sallar, eli onunkini bulup sıkarken Jensen iç çekerek önüne dönüyor, konuşur

“Beni rahatlatma, kendini düzelt.. Bir daha böyle bir şey olmayacak Sammy, bugün ne kadar korktum biliyor musun?”

 

Sam kaşlarını kaldırır, Jensen her zaman sevgiye aç veledin saçlarını düzeltirken Sam memnuniyetle gözlerini kapatır, Jensen iç çekerek eğilir ve onu alnından öperken Sam yatağa mayışır, Jensen gülümseyerek uyumasını fısıldar, onu korumaya devam eder..

 

 

Sam tepsiyi elinde tutmuş, onu takip ediyorken Jensen içecek seçiyordur, o sırada garsonlardan birisi yanlarına gelir ve Sam’in elindeki tepsiyi alır, Sam kaşlarını kaldırırken sarışın kadın gülümsüyor, konuşur

 

“Ver tatlım, ben götürürüm.. Gel Jensen..”

 

Jensen bununla ona dönerken kadın ona bir bakış atar ve bir masa seçer, Sam Jensen’ın ardına düşerek onu takip ederken oturduklarında garson elindeki menüyü Jensen’ın eline bırakır ve dönerek uzaklaşır, Jensen Sam’e bir bakış atıp kapağı açıp da içindeki menüye ait olmayan kağıdı gördüğünde kalbi mutlulukla durmadan edemez..

 

Bir daha bu kadar aptal olmayın, korkudan ölüyordum.

C.

 

 

SOUNDTRACK

AC/DC - YOU SHOOK ME ALL NIGHT LONG

 

 

“Birileri aşkla parlıyor, papatyalar misali-“ Jensen ona bir bakış atarken Sam akşam vardıkları yerin barındaki iskemlelerin birinde oturuyor, kaşlarını kaldırırken Jensen sinirle gülerek önüne döner, Sam omzuyla onun omzunu ittirirken gülümser

“Hadi, sevgilin her yerde seni izliyor-“

“Bence seni izliyor..”

 

Sam yüzünü buruşturduğunda Jensen bir kahkaha atar ve onun kafasının arkasına vururken Sam onun elini savuşturuyor, konuşur

 

“Cas şu anda da bizi izliyorsa ne der bilemiyorum-“ Jensen havaya bir öpücük atarken Sam bir kahkaha atar, Jensen da sırıtarak birasından bir yudum alırken dik göğüslü, sarı saçlı iki kadın iki yanlarından bara dayanır, onlara birer bakış atarlarken Sam derhal pembeleşerek önüne döner, Jensen hanımları süzerken Jensen’ın yanındaki ‘hey’ler, Jensen da aynı alçak tonla ‘hey’ derken kadın sorar

“Gece burada mısınız?”

 

Jensen ‘belki’ derken Sam gözlerini devirir, ona eğilerek mırıldanır

 

“Cas izliyor Jensen..”

 

Jensen daha da sırıtırken sarışını belinden kavrar ve piste götürür, Sam adamın yakışıklı karizmasının her yerde sınırsız bir şekilde tüm kadınları etkilemesine bir kez daha sinir olurken önüne döner, kendi payına düşen genç kıza hafifçe gülümser..

 

 

Jensen niyeti oldukça belli olan genç kadınla samimi birkaç dans etmiş, o arada utangaç utangaç diğer kızla konuşan Sam’i de göz hapsinde tutmuşken kollarındaki kadın sorar

 

“Oğlun mu?”

 

Jensen bununla ona dönerken gülümser, cevaplar

 

“Sayılır.. Manevi..”

 

Kadın gülümser, makyajının mükemmelliği onu daha da desteklerken elleri onun yakalarında, konuşur

 

“Çok sevimli.. Yakışıklı, karizmatik, zeki ve duygusal.. Neden bekarsın?”

 

Jensen gülümser, ona bakarken cevaplar

 

“Değilim.. Üzgünüm tatlım-“

“Oh.. En azından ‘en iyiler önce alınır’ kuralı bozulmadı.. Bir gecelik seks sorun olur mu?”

 

Jensen bir kahkaha atar, Sam’in tarafına bir bakış atarken kadın konuşur

 

“Arkadaşım ona göz kulak olur, merak etme.. Hemen döneriz, 15 dakika?”

 

Jensen tekrar ona döner, sıcak ve istekli vücudu kendine biraz daha bastırırken genç kadın dudaklarını ısırarak ona bakar, Jensen onu çevirir ve tuvaletlerin tarafına giderken kadın mutluluk dolu bir sesle onu takip eder..

 

 

Sam ikisinin tuvalet tarafına gittiğini görünce gözlerini devirmeden edemezken karşısındaki genç kız pembeleşerek sorar

 

“Dans edelim mi Sam?”

 

Sam bununla ona dönerken onun da suratına kan basar, genç kız konuşur

 

“Bu işlerde pek iyi değilim, arkadaşım daha kendine güvenli-“

“Evet, olur!”

 

Genç kız rahatlar, Sam de gülümserken ikisi piste giderler, Sam Cas’ın Jensen yerine onları izlemesini umar..

 

 

Jensen sıcak nefese geri dönerken onun dudaklarını örter, genç kadın havaya zıplayarak onun beline bacaklarını dolarken Jensen onun sıcaklığını hissediyor, dudaklarını ıslatarak onun boynuna eğilirken Cas’ın bunu anlayışla karşılayacağını, onun bir Zyen olduğunu hep bildiğini biliyorken kocası eğer izliyorsa ona sıkı bir şov vermeye kararlı, belinin oyuğunu çıkartarak kadına kendini daha iyi hizalarken etkinin tepkisini hızla alır..

 

Jensen daha ısınma zamanına aylar olduğunu biliyor, ama kendisi buna ısınmak istiyorken elleri beyaz kalçaları kavrar, parmakları deride kırmızı sıcaklıklar bırakırken kolyesi ortalarına düşerek genç kadının dekoltesine girer, kadın hızla irkilirken Jensen bakışlarını onun gözlerine kaldırır, açık renk gözlere bakarken kadın ona gülümser ama Jensen geri çekilir..

 

 

Jensen hızlı adımlarla yürüyor, pistte öpüşmek üzere olan ikiliyi görürken bağırır

 

“Sammy!”

 

Sam derhal ayrılarak ona dönerken Jensen onu ensesinden yakalayarak yürütür, ikisi bardan çıkarlarken delikanlı bir anda suratına çarpan soğuk rüzgara konuşur

 

“Fazla kısa sürmedi mi?”

 

Jensen arabaya giriyor, onun da girmesini bekler, gaza basarken cevaplar

 

“Bir şey olmadı sapkın kafalı-“

“Hey, kızı götüren sendin.. Ayrıca demin ben de bir şeyler yapmak üzereydim-“

“Evet, kadın ruhunu çekecekti.. Dikkatli olmalısın Sammy..”

 

Sam kaşlarını çatarken Jensen hala sinirli, açıklar

 

“Kadın.. Onu öptükçe diğer şeyleri unutuyordum, kadın bana seni bıraktırdı Sam, seni..”

 

Sam içi mutlulukla dolarken gizliyor, cevaplar

 

“Jensen, senin de ihtiyaçların var-“

“İhtiyaçlarım için seni barın ortasında bırakmam Sam! Ayrıca daha ihtiyaç zamanıma çok var, saçmalama!”

 

Sam susar, Jensen kızgın, arabayı sürmeye devam ederken bir süre sonra konuşur

 

“Ayrıca kadını öldürdüm, peşimizde olduğundan eminim, cesedinden pembe ışıklar çıktı.. Arkamızdan tutku iblisleri salmak oldukça çaresiz bir davranış-“

“Ama neredeyse işe yarıyordu.. Nereden anladın?”

 

Jensen bir süre cevap vermez, Sam onu dürterken Jensen sökülür

 

“Kolye.. Ona düştü, kadının canı yandı..”

“Hangi kolye- bu mu?”

 

Sam uzanıp kolyeyi elinde evirip çevirir, mırıldanır

 

“Biraz sıcak evet ama yakıcı değil-“

“Çünkü sen iyi bir iblissin, en azından Cas standartında..”

 

Sam hayretle kolyeyi bırakırken Jensen ona bakmıyor, yolu izliyorken konuşur

 

“Sanırım kolye koruyucu bir şey.. Bana zarar vermek isteyen birisi varsa-“

“Veya Cas’ın onaylamadığı-“ Jensen başını sallar, Sam tamamlar

“Onların canını yakıyor.. İyi fikir..”

 

Jensen da onaylar, sonra konuşur

 

“Cas her şeyi görebilenlerden, Arline ise mesaj iletebilenlerdenmiş.. Arline benim kafama giremez sanırım, ama kolyeyi Cas’ın niyetine bırakmış olabilir, bir eşinden onda da var..”

 

Sam mantıklı olduğunu söyler, sonra gülümserken ona bir bakış atar

 

“Devamlı izlenmek dışında bir de sensörün oldu Jensen, Cas seni bırakmamaya kararlı?”

 

Jensen yola bakıyor, sakinken cevaplar

 

“Kararlı olsa iyi olur, yoksa kayıp gideceğim Sam..”

 

Sam aniden gelen ciddiyetle ona bakarken Jensen da ona bir bakış atar, sonra tekrar yola dönerek konuşur

 

“Bir anda hayatımı bırakıp gittim.. Elimden geçen kadının, elimde olabilecek kadının haddi hesabı yoktu Sammy-“

“Konu sadece kadınlar mı?”

“Değil.. Her şey, tüm hayatım.. Sen ve Cas için her şeyi kenara ittim Sam..”

 

Sam bir süre onu izlerken Jensen inatla ona bakmamaya devam eder, sonrasında onun koltukta yanına yanaşıp başını omzuna koyduğunu görür ve hissederken iç çekerek kolunu kaldırır, Sam onun kolunun altında kocaman, yine de çekilmezken Jensen da kolunu çekmez, Sam fısıldar

 

“Bir gün hayatını geri alacaksın Jensen.. Her şeyin olacak..”

 

Jensen hafifçe gülerken Sam ciddi, başını kaldırarak devam eder

 

“Söz veriyorum.. Hayal ettiğin her şey senin olacak.. Ben evrensem, bir şeylere gücüm varsa, bunun için çabalayacağım..”

 

Jensen ona attığı bir bakışta onun ciddi olduğunu görürken hafifçe gülümser ve başını sallar, Sam de memnun olurken tekrar onun omzuna yatar, siyah araba karanlık yolda ilerlemeye devam eder..

 

 

Castiel gözlerini açarak ayağa fırlarken Arline ne olduğunu sorar, mavi gözlü adamın beti benzi solmuş, boğazından kırık bir ses çıkarken Arline korkmaya başlıyor, ne olduğunu sorar, Cas cevaplar

 

“Adrian..”

“Ne olmuş?”

“Zaman.. Zamanı kırmayı başardı Arline, başka bir yere gidiyor..”

 

Arline ona bakakalırken Cas yutkunur, Arline onun gözlerinde bir sürü şeyi aynı anda görürken nefesini bırakır..

 

 

Naunet şaşkınlık içerisinde boyut ve zaman kapısına bakıyorken Julian’ın ölümünün kanıtı karşısında, boyutlar da artık pes etmişken baba ve oğul birbirine kavuşmuş olmalı, Naunet yeşil gözlerinin dolduğunu hissederken parmaklarına dolanan parmakları hisseder, o tarafa döndüğünde Jasper’ı görürken genç adam sorar

 

“Neden üzgünsün?”

 

Naunet başını iki yana sallar, ‘hiç’ derken Elyra da o tarafa bir bakış atar, iki kardeş aynı şeyleri düşünüyor olmalıyken Naunet önüne döner..

 

 

“Adrian Sam’i kolaylıkla bulabileceği zaman kırıklarına geçmek istiyor.. Geçmişe gidip Sam’in kökenini bulmak veya ondan önceki özü aramak gibi..”

 

Naunet düşünceli, tırnaklarını inceliyorken Elyra sıkışmış gibi duruyor, konuşur

 

“Daha fazla nasıl yoluna taş koyabilirim? Ben de güçsüzleşiyorum, neredeyse yukarıdaki herkes öldü Naunet, bundan sonra ben ne yapabilirim?”

 

Naunet derin bir nefes alırken ona dönerek cevaplar

 

“Jasper’ı kaçırmama izin ver-“

“Efendim!?”

“Adrian o olmadan daha güçsüz olacaktır.. Evren yok olursa da en azından Jasper yanımda olur..”

 

Elyra düşünceli, ona bakarken cevaplar

 

“Kaçmanıza izin verirsem kimin izin verdiğini anlarlar-“

“Zaten ölüyorsun..”

 

Elyra teşekkür ederken Naunet uzanıp onun elini kavrar, sıkıca tutarken konuşur

 

“Aklıma başka bir şey gelmiyor.. Adrian’daki güç hepimizi aşmaya başladı, Nadera ona çöküyor abla, bir şey yapmalıyız..”

 

Elyra sessizce başını sallar, daha fazla bir şey söylemezken Naunet yere çökerek onun önüne gelir, fısıldar

 

“Ölümün bir işe yarayacak.. Söz veriyorum..”

 

Elyra tekrar başını sallarken sessiz, mırıldanır

 

“Sence bunları görmüş müdür?”

 

Naunet onun kimden bahsettiğini sormazken omuzlarını silker, cevaplar

 

“Senden hep şüphe etmişti-“

“Benden mi, yoksa ben öldükten sonra olacaklardan mı?”

 

Naunet de bilmiyor, ama ikinciyi umuyorken ona sarılır, Elyra da kardeşini tutar..

 

 

Jasper hayretle ona bakarken Marguerite başını sallar, gülümser

 

“Gidiyoruz Jasper, hak ettiğin şekilde-“ Jasper onun elini yakalar, sonra onu kendine çekerek dudaklarını örterken Naunet irkilmeden edemez, kahverengi gözlü adam birkaç saniye sonra ondan çekilip gözlerini açar, ona bakarak konuşur

“Her şey biterken hiçbir şey ancak ölüme yaraşır, değil mi?”

 

Naunet gözlerini açarak ona bakarken bir an bu adamı hala tanıyamadığını düşünmeden edemezken Jasper döner ve kimliği belirsiz birinin açık unuttuğu kapıdan çıkıp giderken Naunet de arkasından ilerler, onu takip eder..

 

 

Büyük planları sadece insanlar yapmıyordu elbet, Adrian’ın da gizli planları vardı. Zamanı kırmak, evren değiştirmek, tarihin öncesine gitmek... Castiel’in bile görmediği bir şeydi bu, her şey hazırdı ne de olsa, Adrian için gerisi çocuk oyuncağıydı.

 

Zamanlar arasında gezmek, dolaşmak, bir sürü yerde Sam’i aramak. Adrian Jensen’ın bu elde kazandığını kabul edip ekibiyle birlikte yok olduğunda Castiel’in yapabileceği tek bir şey kaldı.

 

Her şeyi silmek, her şeyden vazgeçmek, her şeyi sıfıra çekmek.

 

 

“Hadi Jensen-“

“Hayır! Sana zor bakıyorum, bir de ona nasıl bakacağım-“

“Ben bakarım! Ben de sorumluluk alayım!”

 

Jensen gözlerini devirmemek için kendini zor tutuyorken 10 dakikadır peşlerinden ayrılmayan yavru köpek de kuyruğunu iki yana sallıyor, bir Jensen’a bir de Sam’e bakıyorken Jensen homurdanır, konuşur

 

“Masraf!”

“Çok masraf! Hiçbir şeyi yok, zaten gezip duruyoruz-“

“Sam köpek kolay bir şey değil, yaralanabilir, seni veya onu seçmem gerekirse seni seçerim, ölebilir-“

“Öyle şeyler deme.”

 

Jensen iç çekerken Sam ciddidir, eğilip minik köpeği alır ve kollarının altından tutup ona uzatırken köpek yüzünde mutlu ve umutlu bir bakış, hafifçe havlar, Jensen inlerken Sam kazandığını anlamış, keyifle arabaya koşturur, hayvanı bir kere içeri soktuğunda tamamen kazanacağını bilirken Jensen arkasından bağırarak fırlar

 

“PATİLER!”

 

 

Fluke.

 

Minik köpek Sam’in neredeyse bir kopyasıydı: enerjik, coşku dolu, umutlu ve Jensen’a hayran. Bu köpek aileye son üyeydi, hiç yanlarından ayrılmadı.

 

 

“Jensen neyin var?”

 

Jensen bir şeyi olmadığını söylerken öfkeyle çantasını yatağa atar, Sam ve Fluke onu izlemeye devam ederken Fluke artık kocaman olmuş, ama kalbi hala minik bir yavru köpek, korku dolu bir ses çıkartırken Sam mırıldanır

 

“Fluke’u korkutuyorsun.. Neyin var?”

 

Jensen bunun üzerine ona döner ve ellerini iki yana açarken tekrarlar

 

“Bir şeyim yok Sammy! Git yıkan hadi-“

“İstemiyorum-“

“Git yıkan dedim!”

 

Sam kaşlarını çatar, dönerek banyoya girerken Fluke da onu takip eder, Sam kapıyı yavaşça kapatırken Jensen dönerek yataklardan birine oturur, elini saçlarına sokarak derin bir nefes alır..

 

 

“NEREDEYSE ÖLÜYORDUK! SEN HİÇ HEDEF ŞAŞIRMAZSIN, NE OLUYOR!?”

 

Sam onu neredeyse dövecekken Jensen da elinde silah, neredeyse vuramadığı adama bakıyordur, Sam onu ittirir ve ikisi arabaya koşarlarken Fluke da açık camdan içeri dalar, Sam bir an sonra yola koyulurken Jensen hala şaşkın, silahı aralarına bırakırken konuşur

 

“Yardıma ihtiyacımız var..”

 

Sam sonunda bir cevap alabilmiş, ‘ne yardımı’ derken Jensen yüzünü ovuyor, konuşur

 

“Dikkatim dağılıyor.. İhtiyaçlarım artıyor..”

 

Sam tam ne ihtiyacı diyecekken anlamış, ‘oh’larken Jensen da başını sallar, Sam yine ‘oh’lar, sonra başını sallarken mırıldanır

 

“Cas görmüştür, biliyordur.. Yardım yolda olmalı..”

 

Jensen başını ona çevirirken Sam gülümser, cevaplar

 

“Biraz daha dayan.. Bir odaya kapanalım, bana saldırırsan da Fluke beni korur-“

“Saçmalama Sam, o kadar da gitmedim-“

“Ben önlemimi alayım da..”

 

Jensen hafifçe gülümser, önüne dönerken parmakları kolyesini kavramış, Cas’ın çabuk olmasını diler..

 

 

“Sence.. Belki de Cas gelir, değil mi?”

 

Sam onun öylesine sorulmuş gibi duran sorusuna dönerken Jensen silahını temizliyordur, Sam kucağındaki başı okşarken cevaplar

 

“Belki.. Ne kadar oldu?”

“3 yıl..”

 

Jensen’ın hızla gelen cevabıyla Sam bir an onun günleri sayıp saymadığını düşünmeden edemezken Jensen silahları iter ve arkasına yaslanır, tekrar yüzünü ovarken Sam artık onun sinir tiklerini okuyabiliyor, konuşur

 

“Yine de iyi dayandın, 3 yıldır hiç bu kadar kötü olmamıştın-“

“Orada burada birkaç kadın idare ediyordu çünkü.. Ama bir yere kadar dayanabiliyorum Sam.. Gerçek bir şeye ihtiyacım var, bunu gerçekten isteyen, benim de gerçekten izin verebileceğim birine-“ Sam yüzünü buruştururken Jensen cevaplar

“Birisiyle konuşmam gerek!”

 

Sam ellerini kaldırır, sonra konuşmasını işaret ederken Jensen iç çekerek devam eder

 

“Cas’ın gerçekten onay verdiğini bilsem-“

“Verdiğinden eminim Jensen.. Bu sonuçta sağlığını da etkiliyor, değil mi? Cas bunu istemez, kendisi burada olsa yardım ederdi-“

“Ama edemiyor.. Gelmiyor..”

Gelemiyor..”

 

Jensen iç çekerken Sam yataktan kalkar ve masaya ilerler, diğer iskemleye oturup onun kolunu tutarken Jensen ona bir bakış atar, Sam konuşur

 

“Cas seni seviyor, biliyorsun-“

“3 yıl Sammy.. Ve insanların ortasında, onları benden daha çok sevdiğini biliyoruz-“

“Genel olarak evet.. Ama kalp olarak? Hayır..”

 

Jensen derin bir nefes alırken başını sallar, o sırada birisi iki kere kapıya vururken ikisi de birbirlerine bakar, Fluke başını kaldırırken Jensen demin temizlediği silahı alarak kalkar, kapıya giderken Sam da diğer tarafa geçer, Jensen kapıyı açtığında gelene bakakalırken sorar

 

“Arline?”

 

Sam diğer taraftan kafasını uzatırken Arline tek elini kaldırır, Jensen onu çekip içeri alırken Sam kapıyı kapar..

 

 

Sam heyecanlı, genç kadına bakarken sorar

 

“Ne yapıyorsun burada? Bizi nasıl buldun? Yoksa kapanlar mı düşük-“ Sam etrafına bakınırken Arline gülümseyerek elini uzatır ve onu durdurur, cevaplar

“Bir sorun yok Sam.. Yerinizi Cas söyledi..”

 

Sam ‘oh?’larken Arline Jensen’a bir bakış atar, onu izleyen yeşil gözleri bulurken sonra tekrar delikanlıya dönerek devam eder

 

“Evet.. Ben de etraftaydım, size uğrayayım dedim, gece uyuyacak güvenli bir yer..”

 

Sam gülümser, başını sallarken dönerek Fluke’u getirir, konuşur

 

“Bak, bu da Fluke-“ Arline eğilerek yeni üyeyle tanışırken köpek onu bir iki kere koklar, memnun olmuş, sonrasında sevgiye boğarken Arline de gülerek dengesini bulmaya çalışır ama köpek ondan daha güçlü, onu yere devirirken Sam ve Arline onu çekiştirir, Jensen aniden yüksek sesle konuşur

“Ben yemek alacağım.”

 

Ve onları geçer, kapıyı açıp çıkarken Arline Sam’e bakar, Sam mırıldanır

 

“Biraz gergin de..”

 

Arline gülümser, bildiğini söylerken sorar

 

“Gerçekten yemek mi alacak? Saat gecenin 2’si-“

“Hayır, arabaya gitmiştir.. Uzaklaşmaz..”

 

Arline de onaylar, sonra yerde oturmaya devam ederek Fluke’un başını okşar, sorar

 

“Nasıl gidiyor Sam?”

 

Bunun üzerine Sam 3 senede olan her şeyi, Jensen’la ne kadar uyum içinde olduklarını, bir sürü bir sürü tehlikeyi savuşturduklarını anlatırken Arline gülümseyerek onu dinler..

 

 

SOUNDTRACK

PAPA ROACH - NIGHTS OF LOVE

I'm on the outside looking in, I turn my back on myself again,

I'm on the ledge, I'm calling out, somebody better come talk me down

I said I'll never do it again but then I keep on giving in,

I got to turn my world around cause it keeps on knocking me down

Knocking me down I fell hard, It felt good,  this won't last, I wish it would

It wasn't right, what you did, but I was just as wrong as you

Days of war, and the nights of love, heaven's on fire and I'm on the run

Dancing with the devil in the midnight sun, I'm falling in love, I'm coming undone

 

 

Jensen cama vuran parmaklarla gözlerini açarken daha ona bakmadan odanın tarafına bir bakış atar, perdeleri açık, Sam’in de yatakta uyuyor olduğunu görürken Fluke yatakta delikanlının üzerine serilmiş, Jensen’ın olmadığı odada onu korur haldedir, Jensen bakışlarını camın diğer tarafına çevirir..

 

Arline sabırla onu bekliyor, ona bakıyorken Jensen kapıyı açar, yavaşça arka koltukta öbür tarafa kayarken Arline de içeri girer, kapıyı çekerken mırıldanır

 

“Niye buradasın?”

 

Jensen ona yeşil bir bakış atarak neden burada olduğunu belirtirken geri sorar

 

Sen niye buradasın?”

 

Arline hafifçe gülümser, sonra uzanarak onun boynundaki kolyeyi tutar, onu kolyesinden çekerek taşı kendi göğsüne koyarken hiçbir şey olmaz, Jensen bakışlarını onun beyaz teninden yukarı kaldırırken Arline mırıldanır

 

“Cas’tan sevgilerle Jensen..”

 

Jensen iyice kaşlarını çatar, sonra tam bağırarak cevap verecek olurken Arline elini onun ağzına kapatır, cevaplar

 

“Kendisi gelemez, bunu dilemeyi kes.. Cas boğazına kadar işe gömülmüş durumda ama senin ne durumda olduğunun da farkında.. Hiçkimseyle ne olduğunu belli etmeden sevişemezsin, yalan mı?”

 

Jensen ona bakıyor, nefesi onun eline vuruyorken Arline elini çektiğinde Jensen cevaplar

 

“Seks, Arline-“

“Evet, ama seni soğutmak için sevişmen gerekiyor.. 3 ay kadar..”

“Ve seninle mi sevişeceğim? Birbirimizde sevgi namına hiçbir şey yok-“ Arline cevap vermez, eliyle deri koltuğa bastırarak kendini biraz daha öne atar ve onun kucağına geçerken Jensen o ateşmiş gibi kendini koltuğa geri bastırır..

 

Arline kızıl saçları iki yanından düşüyor, ona bakarken cevaplar

 

“Ama saygı var.. Yok mu?”

 

Jensen onun teker teker açtığı düğmelerine bakarken daha da büzüşüyor, konuşur

 

“Bu yanlış.. Sen onun arkadaşısın, bu çok, çok yanlış-“ Arline ona eğilerek gömleğini çıkartırken Jensen bir anda suratına yaklaşan sıcak kokuyla inler, Arline gömleği ön koltuğa atıp tekrar gerilerken cevaplar

“Belki.. Ama sizin birlikte olmanız da yanlış.. Hem-“ Arline yavaşça pantolonunu açmaya başlarken dizleri üzerinde yükselir, başı tavana dayanarak eğilmiş, konuşur

“Beni incitmeyi gerçekten, gerçekten istiyorsun Jensen..”

 

Jensen ateşle yanan gözlerini ona kaldırırken mavi gözler onu izliyordur, Jensen sorar

 

“Sen ne kazanacaksın?”

 

Arline sırıtır, fermuarını indirirken cevaplar

 

“Güzel bir seks?”

 

Jensen gözlerini devirmeden edemezken Arline elini onun saçlarına sokar, konuşur

 

“Değmezse yarısında çeker giderim inan-“

“Gidebilecekmişsin gibi.. Arabadan çıkabileceğini mi sanıyorsun?”

 

Arline yavaşça onun bacaklarına tekrar otururken Jensen ipi kopartır, onu başından kendine çekerken Arline de ona gevşer..

 

 

Jensen onu ağırlığı yokmuş gibi tek eliyle kucaklar ve kaldırır, üzerinden geçirip koltuğa atarken Arline bir an yüzünü buruşturur ama sesini çıkartmaz, Jensen onun pantolonunu çekiştirir ve sonra tekrar üzerini örterken Arline ısınmış koltuğa kendini bastırıyor, sorar

 

“Sen?”

 

Jensen onun parmaklarını belinde hissedince kollarıyla iki koltuğa bastırarak kendini yukarı kaldırır, Arline pantolonu onun kalçasından indirirken kasları hissediyor, zevk dolu bir ses çıkartırken konuşur

 

“Cas’ın seni neden bırakmadığı belli-“ Jensen bir hırıltıyla kendini tekrar onun vücudunun üzerine bırakırken Arline bacaklarını açarak onun beline dolar, ikisi de neden orada olduklarını biliyorlar, oyunlara gerek yokken bir an sonra Jensen kendini ona soktuğunda Arline onun sırtına tutunur..

 

Jensen birkaç saniye sonra kontrolünü tamamen kaybetmiş, onu koltuğa bastırarak tekrar tekrar zedelemeye devam ederken Arline başını geri bastırıyor, yarın kaslarının ne kadar ağrıyacağını umursamazken Jensen onu kalçasından tekrar yakalar, kendine çekerek daha da derine girerken Arline ellerini pencereye, tavana ittirir, hava dar geliyor, üzerindeki iblisi tekrar kendine çeker, Jensen onun dudaklarını örterken Arline onu yakalar..

 

 

Jensen nefes nefese gelip gidiyor, kolye aralarına düşüyorken Arline parmaklarını deriye dolayarak onu yine kendine çeker, konuşur

 

“Castiel bizi izliyor, biliyorsun değil mi?”

 

Jensen bir ses çıkartırken Arline onun ağladığını düşünür, eli onun kaslı sırtından inip beline ulaşırken devam eder

 

“Doymanı istiyor Jensen, almanı istiyor-“ Jensen onu koltuğa mıhlarken Arline bir an sonra onun hırıltısıyla onu daha da sıkar, Jensen inleyerek onun üzerine düşerken ikisi de bir an sonra sakinleşirler, Arline nefes nefese, camları buharla dolmuş arabanın içinde gözlerini gezdirirken şakağındaki dudaklarla o tarafa döner..

 

Jensen başını kaldırıp ona bakar, Arline de hafifçe kaşlarını kaldırırken Jensen gülümseyerek eğilir ve onun dudaklarını örter, Arline de gülümseyerek kendini ona dolarken kolye hala sıcak, aralarında kalır..

 

 

Arline 3 ay onlarla kaldı.

 

Jensen ve ikisi otellerde hep farklı oda aldılar, Sam ise diğer odada kilitlerin, muskaların, simgelerin ortasında yatıp her daim uyanık olan bir Fluke ile kaldı.

 

 

“Dikkatli ol Arline.. Kötü haber almak istemeyiz-“ Jensen da arkadan katılan bir ses çıkartırken Arline delikanlıya sarılır, Sam onun sırtını sıvazlayıp geri çekilirken Fluke diğer tarafta havlayarak ilgi alaka ister, Arline ona dönüp eğilir ve onu da öper, fısıldar

“Çocuklara iyi bak Fluke-“ köpek havladığında Arline gülümseyerek kalkar, Jensen’a dönerken Sam köpeği çekiştirerek arabaya götürür..

 

Arline elleri arka ceplerinde, ona bakarken Jensen da başını sallar, Arline sorar

 

“Seneye görüşürüz?”

 

Jensen gülerek ona bir bakış atarken Arline de gülümser, ikisi gevşeyip birbirlerine uzanırlarken Arline onu yavaşça öper, sonra parmak uçlarında yükselip ona sarılırken Jensen da onu tutar, ikisi birbirlerini güvenle kavramış, bir süre öyle kalırlarken Jensen fısıldar

 

“Ona iyi bak Arline..”

 

Arline kimden bahsettiğini biliyor, çekilirken sorar

 

“Ne kadar iyi?”

 

Jensen onun burnuna parmak ucuyla hafif bir fiske atarken Arline gülümser ve çekilip diğer tarafa dönerek yürürken otobüslerin tarafına gider, Jensen onun arkasından bakarken iç çeker..

 

 

Ve böylece zaman geçti.

 

Adrian bu evreni bıraktı, başka zamanlara geçti. Omuzlarında Nadera’nın güçlerini taşıyan bir adam için artık sınır yoktu, tek ihtiyacı olan evreni değiştirmesi gerektiğinde kullanacağı gücü hazırlamaktı. Duraklarının her birinde başka kişilerle, başka alternatiflerle, farklı özlerle tanıştı. Kimisinde Daren’ı buldu, kiminde Daren’ı yok etmeyi denedi.

 

Jasper geride kalanlardandı, Adrian onu ne aramış ne de peşine düşmüştü. Nasılsa ‘hiçbir şey’i yaratmak kolaydı, bir kere başarmıştı, gerekirse bir daha başarabilirdi. Jasper onu yaratan adama karşı kötü bir duygu besleyebilecek bir zihne sahip değildi, bunun yerine onu diğer tarafa geçiren, Adrian’ın gözünden düşmesine sebep olan diğer adamdan nefret etti: Jensen.

 

Naunet ona gerçekleri göstermeye çalıştı: bir oyun, bir kumar, bir satranç. Jasper bazen anladı ve kabullendi, bazen reddetti ve kıyametleri getirdi.

 

Gelip giden Adrianlar, Jensen’ın peşindeki Jasper, tanrısız kalan bir evren, birbirine giren insanlar ve iblisler. Evrenin özeti artık buydu.

 

 

Sam kendini yatağa atarken inler, Jensen hala nasıl büyüyebildiğine inanmadığı, boyu onu geçmiş ve artık kocaman bir genç adam olmuş Sam’i izlerken ela gözler açılır, sorar

 

“Nasıl bu kadar peşimizde olabiliyorlar? Sanki birisi onlara yerimizi söylüyor-“

“Ya da artık her yerdeler..”

 

Sam başını yine yastığa bırakırken Fluke camın altına uzanmıştır, Jensen da çantasını diğer yatağa bırakırken o anda kapı vurulduğunda üçü de dikleşir, Jensen silahını hazırlayarak yürür ve kapıyı açarken geleni görünce kapıyı iterek kapatır..

 

Sam başını yana yatırırken kapı tekrar vurulduğunda Jensen yine açıp onu içeri çeker, Castiel içeri girdiğinde Jensen kapıyı kapattığı an onu yapıştırıp dudaklarını örterken Sam yatağa geri düşerek gülümser, tavana bakar..

 

 

Jensen başını çektiğinde Cas’ın boynuna eğilerek konuşur

 

“Sammy, git kendine yeni oda al lütfen-“ Cas başını diğer tarafa eğiyor, gülümsese de ciddi, konuşur

“Hayır Sam, gerek yok-“ Jensen onun boynunu ısırırken Sam de toparlanmaya başlamış, gülümseyerek cevaplar

“Problem değil Cas, siz takılın-“ Jensen aynen diyerek diğer tarafa eğilirken Castiel gözlerini devirir, konuşur

“Çocuğun çıkması için çekilmemiz gerekiyor, yani kıpırdaman lazım Jensen..”

 

Jensen adını onun sesinden yine duyunca zayıf bir ses çıkartır ve geriler, onu da elinden tutarak çekerken Castiel onu yavaşça yatağa oturtur, sonra diğerine dönerken Sam de ona atılır, ikisi birbirlerini sıkarak sarılırlarken Cas Jensen’ın anlayamadığı bir şeyler fısıldar, Sam de gülümseyerek onu sıkarken sonrasında Castiel çekilir, eğilerek Fluke’u kulaklarının arkasından kaşımaya başlarken hayvan neşeyle havlar..

 

 

Jensen biraz daha sakinleştiğinde Castiel de banyodan çıkıyor, yıkanmış ve üzerinde Jensen’ın çantasından aldığı farklı kıyafetler var, Sam Jensen’ın onu baştan aşağı süzdüğünü görürken yardımcı olmaya çalışarak konuşur

 

“Ben gerçekten başka odada kalabilirim-“ Castiel tekrar ‘hayır’ dediğinde Jensen’ın sırtı kasılırken Sam onun için üzülmeden edemez, sonra sorar

“Memnun olmadığımı sanma Cas, ama neden geldin?”

 

Castiel alınmaz, diğer yatağa oturarak onlara bakarken Sam de Jensen’ın yanına çöker, Fluke başı Cas’ın bacaklarında, onlara bakarken Castiel derin bir nefes alarak elindeki baş havlusunu kenara bırakır, konuşur

 

“Başka bir köye geçiş yapıyordum, geceyi yollarda geçirmek üzere size uğramaya karar verdim.. Sokakta kalmaktansa..”

 

Sam gülümser, sonra sorar

 

“Diğer insanlar? Seninle birlikte gidenler?”

“Yalnız gidiyordum-“ Jensen bununla başını kaldırırken Castiel ona bakmıyor, Sam’i izliyordur, ela gözlü genç adam sorar

“Tek başına?”

“Nasılsa tehlikeyi görebiliyorum, başkasının hayatını tehlikeye atmaya gerek yok..”

 

Sam başını sallar, sonra sorar

 

“Ne zaman gideceksin? Yani, ne kadar kalacaksın?”

 

Castiel gülümser, omuzlarını silkerken cevaplar

 

“Size ulaşabilmek için programdan biraz daha hızlı ilerledim.. Sanırım birkaç gün kalabilirim..”

 

Sam mutlulukla döner ve Jensen’a bakar, onu dirsekleyerek gösterirken Cas muhtemelen saygıdan Sam’i de burada tutuyordur, Jensen’la vakit geçirmek için bunca yolu koşarak gelmiştir, Jensen hafifçe başını sallarken Castiel ellerini yatağa bastırır, sonra gülümseyerek konuşur

 

“Yatıyordunuz sanırım? Ben de yorgunum.. Sam, hangi yatak senin?”

 

Sam korkarak onun oturduğunu gösterirken Cas başını sallar ve kalkar, Jensen’ın yattığı yatağa ilerleyip onu geçer, örtüleri çekmeye başlarken Jensen yavaşça ayağa kalkar, Sam ona mavi bir bakış atarken Jensen başını sallayarak yatmasını işaret eder, Sam birkaç saniye sonra yorganının altına girip kıvrılırken Fluke da onun tepesine çıkar, ışıklar kapanırken Jensen kapıyı açıp dışarı çıkar, kapıyı ardından çeker..

 

 

SOUNDTRACK

COLDPLAY - THE SCIENTIST

I had to find you, tell you I need you, tell you I set you apart

Tell me your secrets and ask me your questions, oh lets go back to the start

Nobody said it was easy, it's such a shame for us to part

Nobody said it was easy, no one ever said it would be this hard

Oh take me back to the start.

 

 

Jensen bankta oturuyor, geceyi izliyorken tüm kasaba sessiz, sokaklarda köpekler geziniyorken genç adam motelin kapılarından birinin açıldığını duyar, birkaç saniye sonra Castiel yanına otururken Jensen ona bakmaz, Cas mırıldanır

 

“Saat kaç?”

 

Jensen saatine bakar, 3 olduğunu mırıldanırken Cas başını sallar, ikisi bir süre sessiz, kasabayı izlemeye devam ederlerken sonrasında Cas konuşur

 

“Sana dokunursam vazgeçmekten korkuyorum Jensen, anla lütfen..”

 

Jensen bunun üzerine ona dönerken Castiel de başını ona çevirir, Jensen 5 senedir görmediği mavi gözleri yine görürken Castiel hala her şey kadar mavi, hiçbir şey kadar da büyükken devam eder

 

“Bunca yıl ben de senden uzaktaydım Jensen, ben de acı çektim.. Seni umursamıyorum zannetme, senden vazgeçtiğimi de düşünme.. Sadece..”

 

Castiel başını eğerek önüne döner, Jensen mırıldanır

 

“Vageçmekten korkuyorsun..”

 

Castiel başını sallar, sonra tekrar kaldırarak ona dönerken Jensen sorar

 

“Bu kadar önemli mi? Hala? Hayatımızın 5 yılı daha gitti Cas, 5 yıldır birbirimizi görmüyoruz, insanlar bu kadar önemli mi?”

 

Castiel onun gözlerini incelerken Jensen da ona bakıyordur, konuşur

 

“Burada da onlara yardım edebilirdin ama hiç gelmedin.. Neden gelmedin? Arline gelebiliyordu, o da komutan, o da lider, burada bizimle birlikteyken bile sizlerle iletişime geçebiliyordu ama sen neden gelmedin?”

 

Cas derin bir nefes alırken bakışlarını kaçırır, Jensen devam eder

 

“Bir şey var, bana hala söylemediğin.. Neden gelmediğini açıklayan.. Neden bana şimdi bile dokunmadığını açıklayan.. Ve bu başka biri değil, başka biri olsa çok daha kolay biterdik ama hayır, başka bir şey var..”

 

Castiel başını sallar, Jensen onun hakkında yanılmış olmayı hiç bu kadar dilememişken korkarak sorar

 

“Nedir?”

 

Cas derin bir nefes aldığında Jensen atılarak keser

 

“Ertelemeyi düşünme, 5 senedir erteliyorsun..”

 

Cas sönerek ona bir bakış atar, Jensen ısrarla beklerken Castiel cevaplar

 

“Bitmemiz gerekiyor Jensen..”

 

Jensen gözleri büyüyerek ona bakarken Castiel de sakin, onu izleyerek devam eder

 

“5 senedir kendimi alıştırıyorum, bencillikten.. Sen hala buradayken sensizliği öğrenmeye çalışıyorum.. Haklısın, Arline yerine ben gelebilirdim, 5 senedir her sene de ben gelebilirdim.. Aynı şehirde olup birbirimizi görmediğimiz, daha doğrusu benim sana görünmediğim o kadar zaman oldu ki bilemezsin..”

 

Jensen hala şaşkın, ona bakıyorken Castiel de önüne döner, konuşur

 

“Ama artık bitmesi gerekiyor-“

“Neden?”

 

Castiel onun sesindeki boğuklukla ona dönerken cevaplar

 

“Sam..”

“Sam ne? Sam ile birlikteyim mi sanıyorsun-“

Hayır! Hayır elbette hayır, Jensen..”

“Ne o zaman? Durup dururken ‘Sam’ ne?”

 

Castiel derin bir nefes alır, sonra tamamen ona dönerken Jensen hem duymak için her şeyi verebileceği, hem de duymamak için her şeyi yapabileceği açıklamayı alır

 

“Bu evrenden gitmeniz gerekiyor, Sam ve senin.. Tamamen.. Bir daha geri dönmemek üzere..”

 

Jensen kaşlarını çatmak dışında bir tepki veremezken Castiel ona bakarak devam eder

 

“Son 2 senedir buna uygun ortamı hazırlıyoruz ve sonunda her şey hazır.. Zaman, boyutlar, sihirler.. Vakit geldi Jensen ve üzgünüm ama reddetme imkanın yok, gerekirse seni bağlayıp yollarım ama gideceksin-“

“Nereye?”

 

Cas onun beyninin çalışmadığını görebilirken başa sarar, açıklar

 

“Başka bir evrene.. Başka bir zamana.. Adrian’ın olmadığı herhangi bir yere..”

“Neden?”

“Ancak öyle bir şansımız olabilir de ondan.. Sam’in gitmesi gerekiyor ve yalnız gidemez, sen de gitmelisin.. Ayrıca senin hayatın da tehlikedeyken zaten gitmelisin, arkanda ordular var Jensen..”

 

Jensen ona bakıyor, bir şey idrak edemiyorken Castiel sesi alçalarak, nazikleşerek devam eder

 

“Anlamalısın.. İkinizin de hayatı tehlikede ve ikinizin hayatı benim en değer verdiklerim.. Senin böyle bir imkanın olsa sen de hiç düşünmeden beni yollardın, değil mi?”

 

Jensen şaşkın, ne onaylar ne de reddederken Castiel onun elini bulur, dokunuş Jensen’ı uyandırırken genç adam cevaplar

 

“Hayır..”

 

Castiel de bu kadarını bekliyor, iç çekerken Jensen başını iki yana sallar, konuşur

 

“Hayır.. Neden evreni terk ediyorum, öyle bir şey mümkün mü bir kere-“

“Mümkün Jensen-“

“Yine de hayır.. Hiç görmediğim bilmediğim bir yere neden gideyim-“

“Hiçbir fark olmayacak.. Sadece hayatlar farklı olacak, evren hiç değişmez Jensen..”

 

Jensen onun biliyor tonuna bakarken sonra yine inatla başını iki yana sallar, yine kabul etmezken Castiel konuşur

 

“Çaren yok, gideceksin-“

“Nasıl göndereceksin?”

“Bir yolunu bulacağımdan eminim.. Gerekirse Sam seni etkisiz hale getirir-“

“Ve o evet mi diyecek?”

“Sam seni korumak için her şeyi yapar..”

 

Jensen onun istediği zaman ne kadar adi olabildiğini unutmuş, önüne dönerken Castiel usul sesiyle devam eder

 

“Anlamaya çalış-“

“Hayır, anlamayacağım Cas! Hep vazgeçen sensin, hep fedakarlık yapan da sen-“

“Sen de fedakarlık yapıyorsun! 5 senedir sen de deniyorsun-“

“Evet ve geldiğimiz noktaya bak, daha da ayrılıyoruz!”

 

Cas iç çekerek önüne döner, sonra konuşur

 

“Başka çare yok Jensen.. Gideceksiniz, ne kadar çabuk kabul edersen o kadar iyi..”

 

Jensen bir şey diyemezken Castiel başını kaldırarak ona bakar, devam eder

 

“Bana en azından bir zafer ver Jensen.. En azından bir tek şeyi başardığımı bileyim..”

 

Jensen’ın omuzları bununla çökerken Castiel ona bakıyor, uzanarak elini onun yüzüne koyar, Jensen gözlerini kapatırken bir saniye sonra Castiel’i dudaklarında hisseder, onun kocası, sadece onun olan Cas nefesini ona bırakırken Jensen pes eder..

 

 

“Ne? Nereye!?”

 

Castiel bir de ona anlatırken Jensen öfkeyle eşyalarını topluyordur, Fluke sessiz, Jensen’ın bacakları arasında gezinirken Sam şaşkın, yatağa çökerek sorar

 

“Ve sen bunu kabul mü ettin?”

 

Jensen cevap vermezken Castiel ciddi, konuşur

 

“Başka çareniz yok Sam.. Üzgünüm-“

“Bana üzülmene gerek yok, ben sadece arkadaşımı bırakacağım, ama o seni bırakacak Cas!”

 

Castiel bir an okunmaz olurken Jensen da ona bir bakış atar, Castiel dikkatli, cevaplar

 

“Benim için de kolay olduğunu mu düşünüyorsunuz?”

 

Jensen bununla elindeki kazağı yavaşça çantaya bırakırken Cas’in sesi titriyordur, Jensen onun bu tona geçişini sadece birkaç kere görmüş, devamını duymak istemezken Cas onlara acımaz, konuşur

 

“Ben her şeyi yolluyorum! Tüm umudumuz siz ikinizde, ama ben sizi yolluyorum! Bencilliğimi görmüyor musunuz? Sizi burada tutup belki de yüzyıllarca devam etmemizi sağlayabilirim, nerede olduğunuzu koskoca evrende bilen bir tek benim ama ben sizi gönderiyorum! Ellerimle evreni sonlandırıyorum, hayatımızı kısaltıyorum, ama siz beni duygusuz olmakla, pes etmekle, yıllar boyunca sizden kolaylıkla vazgeçmekle suçluyorsunuz!”

 

Sam şoka girmiş, ona bakıyorken Fluke bile sinmiştir, Jensen akıllıca davranarak bir şey söylemezken Castiel titriyor, sinirli, devam eder

 

“İkinizi de seviyorum, ikinizi de her şeyden çok seviyorum ve sizi göndermek benim için yaptığım en zor şey! Yıllarca nelere katlandığım hakkında ikinizin de hiçbir fikri yok-“ Jensen hızla ona bakarken Castiel de sinirle ona bir bakış atar, cevaplar

“Hayır, o da sadece bir parçasıydı Jensen, sen başıma gelen en kötü şey değildin..”

 

Sam kaşlarını çatarak döner ve Jensen’a bakar ama bir açıklama alamazken Castiel hala sinirli, konuşur

 

“Bunu yapacaksınız. Mızırdanacak veya beni suçlayacaksanız bunu diğer tarafta yapacaksınız, anlaşıldı mı?”

 

İkisi de başlarını sallarken Castiel de onaylar, sonra yürüyüp dışarı çıkarken Fluke arkasından zayıf bir ses çıkartır, Jensen mırıldanır

 

“Tamam Sam..”

 

Sam ona bakar, Jensen tekrar ‘tamam’ derken çantanın fermuarını çeker, Sam ayağa kalkarken üçü çıkarlar, kapı arkalarından kapanır..

 

 

Jensen sihirli bir barikattan geçtiklerinde gözlerini kırpıştırır, Castiel sakince onun yanındaki yolcu koltuğunda oturmaya devam ederken Sam arka koltukta Fluke ile beraber çevreyi izliyordur, araba kimse rahatsız etmeden insan köyünde ilerlemeye devam ederken Jensen sorar

 

“Bekleniyorduk sanırım..”

 

Castiel cevap vermezken araba durur, Cas kapıyı açıp çıkarken Jensen da anahtarları çeker, Sam’e bir bakış atarken ikisi iki taraftan çıkarlar, Castiel o tarafa gelen birkaç kişiden birine ilerlerken Jensen kızıl saçları gördüğünde derin bir nefes alır, iş ciddileşirken Arline de onlara bakar, hafifçe selam verir..

 

 

“Biriyle tanışmanızı istiyorum.. Size yardım edecek..”

 

Jensen kaşlarını çatar, tamam derken Sam içgüdüyle onun kolunun yanına gelir, Cas kapıyı açıp barakaya girerken konuşur

 

“Şanslısınız, gerçekten.. Wesley, Jensen ve Sam..”

 

Jensen eğilmiş, Fluke’a benzeyen bir köpekle oynayan, Sam’in yaşlarındaki bir genç adamın dikleşmesini ve onlara dönüşünü izlerken Cas’ınkilere benzeyen masmavi gözlerle irkilir, Sam de başını yana yatırırken yakışıklı genç adam ellerini ceplerine sokmuş, gülümseyerek onlara bakar

 

“Hey.. Jensen, sonunda tanışmak güzel.. Sam..”

 

Jensen genç adamı boylu boyunca süzerken onda Cas’a benzeyen ruhu, duruşu, bakışları yakaladıkça yutkunur, Cas o sırada görmüş olacak, atılarak konuşur

 

“Jensen hayır!”

 

Jensen ona dönerken Wesley kaşlarını çatar, Castiel açıklar

 

“Jensen karşısındakinin enerjisini, dürüstlüğünü okuyabiliyor, ikimizde de aynı özü gördüğü için seni benim oğlum zannetti-“ Wesley gözleri büyüyerek Jensen’a dönerken yüzündeki samimiyet açık, gülümseyerek cevaplar

“Hayır, değilim.. Ama aynı özden olduğumuz doğru, Castiel babamın yeryüzündeki gölgesi, onun yanına gelmem kadar doğal bir şey olamazdı.. Ben Wesley Renald-Sinclair, Aden ve James’in oğluyum..”

 

Ve elini uzatır, Jensen şaşkın, sıkarken Sam hayretle sorar

 

“Tanrı mısın?”

 

Wesley gülümser, onaylarken cevaplar

 

“Sona kalanlardan.. Ve sizi gönderecek olan da benim..”

 

Jensen nasıl yapacağını sorduğunda Wesley omuzlarını silker, konuşur

 

“Gerekli malzemeler hazır, gerisinde dilemem yeterli..”

 

Sam bir ses çıkartır, Wesley ona gülümserken Cas konuşur

 

“Tamam, Wesley, sen Sam’i alıp oraya götür, biz de geliyoruz..”

 

Wesley onaylar, Sam’e yolu gösterirken iki köpek ve iki genç adam çıkarlar, Jensen Cas’a dönerken mırıldanır

 

“Senin de mi bir Sam’in vardı?”

“Sayılır.. 1 aydır yanımızda.. Hazır mısın Jensen?”

 

Jensen dürüstlükle başını iki yana sallarken Castiel de ona bakar, Jensen onun mavi gözlerinde üzüntüyü görüyorken gülümser, konuşur

 

“Ama iyiyim.. Bunu yaptığımda iyi hissedeceksin..”

 

Cas başını sallar, Jensen da onaylarken mırıldanır

 

“En azından bir kere öpüşseydik Cas.. Bana da yazık-“ Castiel uzanarak onu örterken Jensen da onu kendine çeker, Cas onu çevirip geriletirken bir an sonra barakanın duvarına yapışırlar, Jensen memnun bir inlemeyle onu kendine çekerken Cas da onun kıyafetlerini çekiştirir, parmakları onun kemerini açıp pantolonunu çözerken Jensen nefes nefese onun boynuna hırıldıyor, onu istiyorken dakikalar yetmez, saatler yetmez, Jensen gözleri dolu, onun yanağına dudaklarıyla asılırken ikisi birbirlerine tutunurlar..

 

 

SOUNDTRACK

NICK CAVE & WARREN ELLIS - WHAT MUST BE DONE

 

 

Sam ikisinin odaya girmelerini izlerken Fluke sessiz bir şekilde kuyruğunu yerde sağa sola sürüyordur, Jensen derin bir nefes alarak başını sallar ve Wes’in karşısına geçerken Wesley ortada dönen şeyleri biliyor gibi duruyordur, sakinlikle açıklar

 

“İkinizi de el değmemiş bir evrene düşüreceğim.. Amacımız Sam’in gizlenmesi, Jensen’ın da o sırada tarihi düzeltecek bir şekilde yine Zyen’e başkan olması.. Bu çok önemli bir güç, bunu yadsıyamayız..”

 

Jensen kaşlarını çatarken ona bakar, Wesley cevaplar

 

“İkiniz de aynı evrende olacaksınız, ama farklı yerlerde-“

“Hayır-“

“Hayır!”

 

Wesley ellerini kaldırarak açıklamaya çalışır, cevaplar

 

“İkiniz farklı yaşlardasınız, biriniz kaç yüzyıldır yaşıyor, diğeri daha 25 bile değil, ikinizi de aynı şekilde oraya koyamam.. Zaman tanrısı ben değilim..”

 

Jensen anlamaya çalışıyor, ona bakarken Wesley başını sallar, cevaplar

 

“Sam için 25 sene geçerken sen ömrünü tamamlayacaksın, yine Zyenli olacaksın, yine kral olacaksın.. Nedenler ve nasıllar yine aynı olacak, ancak 6000’lerde değil, daha geride olacaksınız.. Tarihi değiştireceksin Jensen ve o sırada Sam kilidini sadece senin açabileceğin bir boyutta seni bekleyecek..”

 

Sam dudaklarını kemiriyorken Wesley onların anlamasını istiyor, devam eder

 

“Kilit bir gün kırılacak, olur da Adrian sizleri etkilerse, olur da Sam bir şeyleri hatırlarsa, olur da Jensen önce hatırlarsa..”

“Hatırlamak? Unutacak mıyım-“

“Unutacaksın.. Bebek olarak yeniden doğacaksın-“

“Cas!”

 

Cas tartışma kabul etmez bir şekilde onlara bakarken Jensen gözlerini devirir, Wesley konuşur

 

“Kısa bir süreden bahsediyoruz, güçlerin dengede olduğu bir yere gideceksiniz, her şey daha kısa olacak-“

“Sam’den ayrılmak istemiyorum-“

“Sam senin gücünün koruduğu bir yerde hiç zarar görmeden yaşayacak Jensen, buna söz veriyorum..”

“Eğer öyle bir imkan varsa neden beni de oraya atmıyorsun?”

“O zaman her şey yine aynı olur da ondan..”

 

Jensen derin bir nefes alırken Wesley ne yaptığını biliyor görünüyordur, konuşur

 

“Hazır mısınız? Sam hala evren içinde olacaksın, sadece seni kimse görmeyecek, bilmeyecek.. Yaşantın rahat olacak, bir ailen olacak-“

“Ben Jensen’ı istiyorum..”

 

Wesley gülümser, ona bakarken cevaplar

 

“İstersen sana Jensen’ı da verebilirim.. Ama gerçek olmadığını fark edebilirsin-“

“Olsun.. Jensen Jensen gibi olacaksa-“ Wesley onaylar, Jensen onun ne demek olduğunu söylerken Wesley cevaplar

“Gideceğin yer.. Orada da bir Jensen varolacak, doğal olarak.. O Jensen’ı da Sam’in yanına koyabilirim..”

 

Jensen bir süre düşünür, sonra tam karşı çıkacakken Castiel cevaplar

 

“O Jensen senin gençliğin gibi olmayacaktır Jensen..”

 

Jensen bununla rahatlar, sonra başını sallarken Wesley de onaylar, gülümser

 

“Tamam, hazırsanız?”

 

İkisi birbirine bakar, Jensen mırıldanır

 

“Seni yine bulacağım, söz..”

“Tutsan iyi olur.. Yoksa o Jensen’ı öldürürüm..”

 

Jensen gülümser, dönüp ona sarılırken en kardeşi olabilmiş adam, en oğlu olabilmiş çocuk da onu sıkar, bırakmak istemezken Fluke yanlarında havlar, Wesley onlar ayrılmadan parmağını şıklatırken kitap kapanır..

 

   

 

< thirteen : another power >