VIII

 

Though my eyes could see, I still was a blind man.

 

Make decisions from the strong part of you, not the weak..

Laura Schlessinger

 

 

Hayır- hayır lütfen, daha fazla olmaz-lütfen!”

 

Merkez Masa, Guadalajara..

 

Ortak köprünün birkaç oda ilerisindeki bilim departmanındaki hücrelerin birinde bir delikanlı ağlıyor, kaçmaya çalışıyorken eller onu yakalar, ağzı zorla açılarak sıvılar akıtılırken ela gözler korkuyla tavana bakıyor, kurtulmaya çalışır, ancak başaramaz..

 

 

“Çok güçlü, fazla güçlü, o doğru çocuk Elyra..”

 

Elyra Sam’in çırpınmasını izliyorken kollarını kendine sarmış, titremesini engellemeye çalışıyorken konuşur

 

“Onun içindekini uyandırmak dengeyi sarsıyor.. Ben bile hissediyorum, ki benimle alakalı bir şey yapmıyoruz..”

“Ki bu da doğru yolda olduğumuzu gösteriyor.. Jasper’da hiçbir şey hissetmemiştin, değil mi?”

 

Elyra kollarını açarak ona dönerken Adrian içeriyi izliyordur, sarışın kadın konuşur

 

“Jasper da hala ideal Adrian, neden onunla uğraşmıyoruz? Her şeye tekrar başlamak, tüm proje yıllar alır, bu çocuğa bunları uygulamak gerekli mi?”

 

Adrian kendinden emin bir şekilde başını sallarken ona döner, konuşur

 

“Jasper hala şüpheli, belki odur belki de değil.. Ama Sam’de farklı bir şeyler var Elyra.. Köyden gelen raporu duymadın mı, toprakları sarsmış, neredeyse felaketi köye çağırıyormuş, bunu sadece Jensen yapabiliyor..”

“Çocuk iblis olabilir-“

“Çocuk her şey olabilir.. Sen bana bırak.. İçinde bir şey yoksa, zaten anlarız, boşu boşuna devam edecek değilim..”

 

Elyra onun olumsuzluk ihtimalinde bir saniyeyi bile harcamayacağını biliyorken başını sallar, Adrian da memnunlukla tekrar içerideki odaya dönerken Sam ona doğru gelen adamları sadece bakarak donduruyordur, Adrian gülümser..

 

 

“Efendim! Efendim, bir kadını yakaladık!”

 

Jensen Castiel’in bir kütüğe oturmasına yardım ediyorken Cas üşüyordur, kral ona seslenen askerlerle dikleşirken adamlar bir kadını sürüklüyorlardır, Jensen siyah saçlı kadını izlerken sorar

 

“Kim ki bu?”

 

Asker kolundan tuttuğu kadını öne çekerken cevaplar

 

“Güçlülerden efendim.. Size gelmek istedi..”

“Ve siz de kadını benim karşıma koydunuz, ben silahsızken..”

 

Asker bir an kaşlarını çatarak onu süzer, getirilmiş kadın da gülümsemeden edemezken mırıldanır

 

“Zeki olduklarını düşünmemiştim..”

 

Jensen ona susmasını işaret eder, sonra diğerlerine dönerken konuşur

 

“Tamam, gidin.. Bir dahaki sefere de herkesi karşıma getirmeyin..”

 

Askerler dönüp giderken Jensen elleri belinde, karşısındaki güzel kadına bakarak sorar

 

“Neden yakalanmak istedin? Adrian hastası mısın?”

 

Kadın omuzlarını silker, cevaplar

 

“Onunla işim yok.. Onun yakaladıklarıyla işim var..”

 

Gerideki Castiel başını kaldırırken güzel kadın başını yana yatırarak Jensen’ın arkasından ona bakar, elini kaldırırken gülümser

 

“Hey, Cas..”

 

Jensen dönerek diğerine bakarken Castiel gözlerini kısmış, kadına bakıyordur, bir an sonra gözleri büyürken Jensen kadına döner, kadın yeşil gözleri parlıyor, gülümser

 

“Senin için büyük gün Jensen, sonunda bir tanrı görüyorsun..”

 

Jensen bir adım gerileyerek ona bakarken genç kadın keyifli, ellerini arkasında birleştirerek onları izler..

 

 

“Naunet?”

“Evet..”

Naunet?”

 

Naunet keyifle onaylar, sonra kendi etrafında dönerken sorar

 

“Burada yiyecek bir şey yok mu?”

“Kendin yaratamıyor musun? Cas bu kadın kim!?”

 

Castiel hala sessizlikle Naunet olduğunu söyleyen kadını izliyorken Naunet boşvererek tekrar onlara dönüyordur, konuşur

 

“Castiel doğru söylediğimi biliyor.. Önemli olan şu ki Jensen, benim Guadalajara’ya gitmem gerekiyor..”

“Oraya cisimlenemiyor musun? Tanrıça mı bu Cas!?”

 

Castiel ayılarak Jensen’ı geçer, kadına giderken Naunet’in tavırları yumuşar, Jensen onun sakin güzelliğine bakarken Castiel sorar

 

“Efendim?”

 

Naunet gülümser, Jensen onun ulaşılmaz olduğunu düşünürken yeşil gözlü kadın uzanarak Cas’ın elini eline alır, sıkarken konuşur

 

“Benim Cas.. Keşke daha erken gelebilseydim, ama inan yukarıda da durum iyi değil..”

 

Castiel ona bakıyor, Jensen onun gözlerinde büyülenmeyi gördüğünden eminken Naunet de görüyor olmalıdır, gülümseyerek konuşur

 

“Kendini parçalama, toparlanman gerek.. Sana hala ihtiyacımız var, Aden’ın sana ihtiyacı var.. Sen de pes edersen Aden yok olur..”

 

Jensen Aden’ın kim olduğunu sorarken Castiel ona cevap vermez, sorar

 

“Neden buradasınız? Neye ihtiyacınız var? Burası sizin için tehlikeli bir yer efendim-“

“Ben kendime bakarım, sen beni düşünme.. Toparlanacağını söyle Castiel, sana ihtiyacım var..”

 

Jensen tanrıça da olsa kadının ona ihtiyacı olmasından hoşlanmazken Naunet ona dönerek muzur, cevaplar

 

“Öyle değil aptal.. Beni yeterince doyuran bir meleğim var, inan..”

Melek..”

 

Naunet sırıtır, sonra Castiel’e dönerken devam eder

 

“Uyan Castiel.. Hata yapmadın, bazı şeylerin olması gerekiyor, kimse bunların önüne geçemez.. Sam elbet bir yerde yakalanacaktı-“

“Ama daha fazla çabalayabilirdik, daha ileri bir zamanda-“

“Olan oldu.. Sam’in bize ihtiyacı var, burada kendimizden geçerek bunu başaramayız.. Buradan gittiğimde Jensen’ın aklı başında biriyle olduğunu bilmem gerek..”

 

Castiel başını sallar, Jensen sırf şu an için kadını sevebileceği kişiler listesine eklerken Naunet memnun olmuş, gülümser

 

“Güzel.. Bana kalacak bir yer verin, sonra da plan yapalım.. Dikkatli olmamız gerekecek.. Jensen, beni biraz hırpala lütfen..”

 

Jensen irkilirken Naunet Cas’ın kolunu sıvazlıyordur, mavi gözlü adam hala ayılamamış gibiyken Naunet dönerek onun yüzünü eline alır, gözlerine bakarak konuşur

 

“Bizim varlığımızı biliyordun Castiel.. Bu dünyaya indiğimizde bizim için senin yanından daha uygun bir yer yok.. İnan bana, yukarıda hepimizin adamı sensin..”

 

Castiel hafifçe gülümser, Naunet de gülümserken göz kırpar, konuşur

 

“Ayrıca, Aden sizi görse pek mutlu olurdu, iki kralın aşkı falan..”

 

Castiel bir anda kıpkırmızı olurken bir şey söylemek ister, Naunet engeller

 

“Saçmalama, onaylamayacağımız bir şey yapıyor olsaydınız kafanıza yıldırım düşürürdük.. Ayrıca sen gözbebeğimizsin, Jensen senin için yasaklı olsa daha yoluna çıkmadan öldürürdüm..”

 

Jensen ‘hey!’lerken Naunet ona aldırmaz, devam eder

 

“Ama yapmadım.. Kutsanmayı diledin Castiel, eğer seni mutlu edecekse ikinizi ben evlendiririm, ama bana böyle üzgün bakma, ruhun soluyor..”

 

Castiel derin bir nefes alarak dikleşir, sonra gülümserken Naunet de memnun olur ve onu bırakır, öbürüne yürürken konuşur

 

“Gel bakalım, çok işimiz var.. Fazla yattın-“

Yattım.. Ne biçim tanrıça bu, hepsi böyle mi bunların?”

 

Naunet keyifli, onun kol kaslarını sıkıyorken Jensen onun elinden kurtulmaya çalışır, yeşil gözlü kadın konuşur

 

“Hayır, ben en özeliyim.. Bana ters düşme tatlım-“

“Ne tanrıçasıydın sen?”

“Ölüm.. Nerede kalacağım?”

 

Jensen ona bakakalırken Castiel geriden işaret eder, Naunet ona ilerleyip onunla birlikte giderken Jensen başını silkeler..

 

 

“İyi, idare eder-“

“Bu kraliyet çadırı-“

“Ben tanrıça sarayında kalıyorum canım.. Evet, şimdi, birinin beni dövmesi lazım-“

“Ah ben yaparım..”

 

Naunet şüphesi olmadığını söylerken Castiel usul ve zeki olan, sorar

 

“Neden hırpalanmanız gerekiyor?”

 

Naunet ona dönerken sinir olduğunu belli eden bir ifade takınır, cevaplar

 

“Adrian delisinin her yerde adamı var, ayrıntılar önemli.. Hiç zarar görmeden Guadalajara’ya giden bir güçlü olduğunu sanmıyorum..”

“Guadalajara’da ne yapacaksınız?”

 

Naunet tanrıça olup yetenekli olsa da, Jensen yeteneği olmamasına rağmen Cas’ın sesindeki umudu duyar, Naunet iç çekerken cevaplar

 

“Adrian’ın benim tanrıça olduğumu bilmesini istemiyoruz Cas.. Bu arada, Cas dememde sakinca var mı?”

“Evet!”

“Hayır efendim.. Neden tanrıça olduğunuzu bilmemesi gerekiyor?”

“Bir süre oraları incelemek istiyorum da ondan.. Ayrıca hiç ummadığı anda tokat çakmak daha keyifli olacaktır..”

 

Jensen da ona katılırken Castiel hala zeki olan, düşünerek sorar

 

“Orada size iyi davranmayacaklar..”

“Farkındayım.. Ama ilgiyi Sam’den çekecekse, razıyım..”

 

Castiel ona gülümser, Naunet başını eğerek ensesini kaşırken bir an sonra konuyu değiştirerek mırıldanır

 

“Evet, Jensen, hazır mısın? Bana vurmaktan çekineceğini sanmıyorum?”

 

Jensen onu izlerken Naunet kaşlarını kaldırır, Jensen iç çekerken konuşur

 

“İyi tamam.. Ama hoşlanacağımı söyleyemem..”

“Ben bayılacağım.. En büyük hobim iblislerden dayak yemek..”

“İstersen cevap ver tatlım-“

“Beni kim eğitti biliyor musun sen?”

 

Jensen gözlerini devirir, ona bakarken sorar

 

“Tanrıça sarayında neden dövüş var?”

“James seni neden yere yıkmadı bilmiyorum, sırf Cas için muhtemelen..”

 

Castiel gülümser, kocasına bakarken Jensen ellerini kaldırır ve dönerek kapıya gider, o sırada Cas sorar

 

“James? Onu tanıyor musunuz efendim?”

 

Naunet gülümsüyor, eliyle saçlarını tararken cevaplar

 

“Evet, elbette.. Bir ara onu da görsem iyi olur gerçi, sıkıntıdan patlıyor olmalı..”

 

Cas memnun olurken Jensen kapıdan çıkar ve gider, Naunet bir süre sonra konuşur

 

“Jensen beni hırpalayıp şov yapmalı Cas.. Dedikodunun Guadalajara’ya kadar ulaşmasını istiyorum.. Çok güçlü bir kadın geliyor, Jensen onu sahiplenmiş falan.. Seni biraz dışlaması gerekebilir..”

 

Castiel başını sallar, problem olmayacağını söylerken konuşur

 

“Ben Jensen’ı ikna ederim-“

“Ah o ikna olur, merak etme.. Senin iyileşmen için yapmayacağı yok..”

 

Castiel hafifçe gülümser, Naunet de memnun, kapıya giderken konuşur

 

“Bir iblisten dayak yiyeceğim, Aden’ın kemikleri sızlayacak..”

 

Castiel onu takip ederken mırıldanır

 

“Aslında kimse onun dövüş yeteneğini zorlayamıyor, belki bir süre cevap verebilirsiniz efendim.. Sizi daha çok sevmesini sağlayacaktır..”

“Öyle mi dersin? Olur..”

 

Castiel memnun, başını sallarken Naunet de gülümser, o sırada Jensen’ın kızgın sesi duyulur

 

“Neden dışarıdasın sen? Sana çadırda kal demedim mi?”

 

Naunet gerçekten kızgın görünen sesle irkilirken Cas da geri çekilmiştir, Naunet cevaplar

 

“Ben-o dışarı çıktı-“

“Sen o musun? Onun izinleri farklı, senin iznin yok.”

 

Naunet karşısına gelmiş adama bakarken yeşil gözlü kral açık açık ona bakıyordur, Naunet bu adamdan iyi bir medjai olacağını düşünürken Jensen onun düşüncelerini duymuyor, bir an sonra onun suratına sert bir yumruk çakarken Naunet geriler, siyah saçlarını savurarak dikleşirken Jensen ayaklanan tanrıçaya bakar..

 

 

“Ne oldu? Gücüne ters mi geldi, ‘güçlü’?”

 

Naunet onun karşısında yürüyorken gülümser, cevaplar

 

“Hayır, tam ortasına geldi iblis-“ ve bir an sonra sıçrayarak döner, onun suratına tekmesini yapıştırırken Jensen dengesini kaybeder, Naunet yere inene kadar Jensen da toparlanırken bir saniye sonra ikisi de birbirlerine atılır, yumruklar ellerle engellenir, dönüşler karşılıklı olurken Cas da diğerleri gibi onları izler..

 

Jensen keyiflenmiş, sırıtarak döner ve onun bacaklarına bir tekme savururken Naunet yere yapışır, Cas onun bilerek düştüğünden emin olurken Jensen dönerek ayakta ona bakar, konuşur

 

“Alın, çadırıma götürün.. Ve yatağa bağlayın..”

 

Naunet yerde, gözleri büyüyerek ona bakarken Jensen sırıtarak çöker, onun yüzünü eliyle yakalarken çenesini sıkıyor, konuşur

 

“Adrian’dan önce biraz ben oynayayım..”

 

Geriden onaylayan sesler duyulurken Naunet ona bakıyordur, iki yeşil göz birbirini izlerken Jensen onu bıraktığında eller Naunet’i yakalar ve kaldırır, genç kadın sürüklenerek götürülürken Jensen ellerini birbirine vurarak temizler, diğer taraftaki Cas ile göz göze gelirken Castiel hafifçe gülümser, sonra çadırın aksi yönüne uzaklaşırken Jensen dönerek çadırına bakar..

 

 

Jensen çadırına girdiğinde keyifli ses onu karşılar, sorar

 

“Hazırım efendim.. Beni nasıl istersiniz?”

 

Jensen derin bir nefes alırken yatağa döndüğünde şaşırtıcı olmayacak bir şekilde onu yatağa bağlanmış ve çıplak bulur, kadınlığın resmi karşısında dururken Naunet halinden oldukça rahat gibidir, kaşını kaldırarak sorar

 

“Tercihiniz var mı?”

 

Jensen gözlerini devirir, derin bir nefes daha alırken konuşur

 

“Ben evli bir adamım-“

“Cas umursamaz.. Hatta destekler, tanrılarla iletişime geçen koca..”

 

Jensen bir şey söylemez, belindeki hançeri çekerken Naunet mırıldanır

 

“Bıçakla seks.. En sevdiklerimden..”

 

Jensen da gülümser, eğilerek onun bileklerindeki ipleri keserken Naunet hayal kırıklığına uğramış bir ses çıkartır, Jensen gülerek ona bakarken sorar

 

“Günah tanrıçası olmayasın? Ayrıca neden beni yatağa atmak istiyorsun ki-“

“Yüz yıllardır aynı adamları görüyorum-“

“Hani meleğin seni tatmin ediyordu?”

“Ah ediyor, inan.. Ama herkes senin farkında Jensen.. Bütün tanrılar, bütün tanrıçalar-“ Naunet dizi üzerinde yatakta dikleşirken bir eli hala bağlı, dudağını ısırarak onun önünde dururken fısıldar

“Benimle birlikte olmak hayal edemeyeceğin bir lüks Jensen.. Reddetmen akıllıca olmaz..”

 

Jensen ona eğilirken Naunet onun ona has erkek kokusunu içine çeker, Jensen onun yanağına eğilir, boynunda dururken cevaplar

 

“Kalsın, canım.”

 

Ve ipi keser, sonra dönüp yataktan uzaklaşırken konuşur

 

“Giyin-“ Naunet çoktan giyinmiş, yataktan kalkarken cevaplar

“Cas şanslı.. Beni bile reddettin, yapabilen adam sayılıdır..”

 

O sırada Castiel içeri girerken elinde bir yemek tepsisi, konuşur

 

“Yemek getirdim efendim..”

 

Naunet ona dönerken neşeli, şakır

 

“Cas, tam zamanlama! Tam da kocana benimle bıçaklı ve bağlı seks yapması için kendimi sunuyordum!”

 

Jensen ona bağıracakken Castiel’in adımı bir an sendeler, Jensen atılır

 

“Saçmalama Cas, reddettim tabii ki-“

“Tanrıları reddetmek akıllıca değildir Jensen-“

“Ben de öyle dedim ama dinlemedi-“

“Saçma sapan konuşmayın! Kadının bana ihtiyacı yok, sen de benden ne kadar kolay feragat ediyorsun!? Tanrıça dinlemem, bu kadın sana göz koyarsa karşısında beni bulur, anladın mı?”

 

Naunet ‘gerçekten mi?’ diye hevesle parlarken Jensen dönerek ona bir bakış atar, Naunet gözlerini devirirken mırıldanır

 

“Mızıkçısın Jensen..”

 

Jensen iç çeker, tepsiyi masaya bıraktırır ve sonra işaret eder

 

“Ye. Sen, buraya gel.”

 

Castiel oraya gelirken Jensen onu belinden yakalar ve kendine dayar, gözlerini bulurken Castiel hafifçe gülümser, Jensen uzanıp onu öperken Naunet ekmeğini kemiriyor, gülümseyerek onları izler..

 

 

“Nasıl aşağı inebildiniz efendim? Köprülerin kapandığını sanıyordum..”

 

Naunet Jensen’ın yatağına bağdaş kurmuş, ona verilenleri yiyorken omuzlarını silker, cevaplar

 

“Kapılar, ama benim için kırmak biraz daha kolay.. Aşağısı ölüm dolu.. Ayrıca sevgili kardeşim de etrafta, abim kendini dağıttı falan.. Yukarıdaki işleri toparladıktan sonra indim..”

 

Jensen ‘zavallı’ derken Naunet ona gülümser, cevaplar

 

“Çok farklı değil aslında.. İkimiz de aynı işi yapıyoruz, ikimizin de birer meleği var-“

“O yüzden hemen seks yapmalıyız, değil mi?”

“Kesinlikle..”

 

Jensen gözlerini devirir, kağıtlarına dönerken Naunet Cas’a dönerek mırıldanır

 

“Seninle tanışmadan önce aşağı inmeliydim..”

 

Castiel gülümser, Naunet bir üzüm daha yutarken sonrasında konuşur

 

“Ne zaman şehre döneceğiz Jensen?”

 

Jensen başını kaldırarak ona bakar, Naunet şehre dönmek istediğini böylece belirtmiş, bir üzümü daha ağzına atarken Cas’a dönerek konuşur

 

“Gel Cas, yatalım, bu daha çalışacak, belli-“ Castiel başını sallarken tepsiyi alır ve kalkar, Jensen onlara bakarak mırıldanır

“Cas, çoğul ek kullandı-“

“Merak etme, kocanı ellemeyeceğim-“

“Sıkıyorsa elle zaten..”

 

Naunet parmaklarını oynatır ve sonra Castiel’i üzerindekinden çekerek yanına uzandırırken Jensen kağıtlarına dönüyor, konuşur

 

“Cas, teslim olursan ilişkimiz başa döner, en başa..”

 

Naunet gülerken Castiel bir şey söylemez, ikisi aralarında mesafe ile yatarlarken Jensen sessiz, kağıtlarını okur..

 

 

Ertesi sabah uyandıklarında Guadalajara’nın dışındaydılar ve hiçbir asker dün aslında 5 ay ötede olduklarını hatırlamıyordu.

 

Jensen o an onun gerçekten tanrıça olduğuna inandı.

 

 

Jensen kadını kolundan tutmuş, yürütüyorken herkes onlara bakıyordur, Jensen aldırmaz..

 

Yeşil gözlü kadın gözleri korku dolu, yürütüldüğü koridorları izliyorken Jensen bir kapının önündeki tabladan elini geçirir ve kenara açılan kapıdan içeri girerken konuşur

 

“Bundan sonra maaşıma zam istesem iyi olacak-“ içerideki Adrian ve Elyra ona dönerlerken siyah saçlı kadın bir adım geri atar ama Jensen onu tekrar öne çekerek konuşur

“Bu Marguerite, son getirdiğimden daha becerikli..”

 

Adrian kaşlarını çatarak kadına ilerlerken Elyra da onu inceliyordur, Marguerite ona dokunan adamdan çekilerek Jensen’a dayanırken Jensen gülümser, konuşur

 

“Bana bağlandı.. Sizin çocuklar ne alemde?”

 

Elyra hala siyah saçlı kadını izliyorken Adrian düşünceli, mırıldanır

 

“Jasper güçleniyor, Sam zayıflıyor.. İlk defa bu kadar güçlü bir kadın görüyorum, Arline bile böyle değildi.. Gel Marguerite..”

 

Adrian onu elinden tutarken Marguerite titremeden edemez, Adrian gülümseyerek cevaplar

 

“Korkma, bir şey yapmayacağım..”

 

Marguerite iç çeker, onunla birlikte uzaklaşırken Jensen dönerek Elyra’ya bakar, sarışın kadının önüne döndüğünü görürken bir an onu izler, sonra çıkıp kendi işine gider..

 

 

Marguerite’ artık içerideydi. Adrian ona da testler uyguladı, Marguerite’in güçleri her türlü deneyi aştı, Adrian’ı daha fazlası için zorladı. Bu süreçte Sam biraz daha rahat nefes aldı, Jasper ise bu kadına eşlik etmekle görevlendirildi.

 

Naunet her zamanki gibi istediklerini sırasıyla alan şanslılardandı.

 

 

Jensen Cas’ın ısrarları sonucu Naunet’in ne halt ettiğine bakmak için deney departmanına girmişken etraf sakin görünüyor, herkes bir şeylerle uğraşıyorken Jensen sorar

 

“Marguerite nerede?”

 

Doktorlardan birisi ona gülümser ve dinlenme odasında olduğunu söylerken Jensen o tarafa ilerler..

 

Rahat mobilyaların olduğu odada Marguerite koltuğun ucunda oturmuş, sehpada oturan Jasper’ın anlattıklarını dinliyorken yeşil bakışları odaklıdır, Jensen bir süre onları izler, camın ardında kıpırdamazken Naunet saçlarını düzeltirken ona bir bakış attığında Jensen onun hala kendinde olduğunu anlar..

 

Güçlü kral sessiz, dönerek koridorda ilerlerken birden önünden geçtiği odanın kapısı içeriden yumruklanır, biri bağırır

 

“Hey! Hey! Jensen!”

 

Jensen irkilerek döner ve kapıya bakarken içerideki ses de kesilmiş, cevap bekler..

 

 

Jensen kapıya bakıyorken içerideki tekrar canlanır ve kapıya vurarak seslenir

 

“Oradasın, görüyorum! Beni çıkart, lütfen! Görmüyor musun ne haldeyim!?”

 

Jensen yavaşça kapıya bir adım atar, elini tabladan geçirdiğinde kapı saydamlaşırken Jensen geridekini görünce gözleri büyümeden edemez..

 

Sam, neredeyse 1 yıl önce buraya gönderdiği çocuk neredeyse tanınmayacak halde, direkt onun gözlerinin içine bakıyorken Jensen yutkunur, onu izler.. Delikanlı uzamış, daha da uzamış, kahverengi saçları gözlerine düşüyorken şu anda hiç de sağlıklı durmuyor, yüzündeki damarlar sanki damarlarına bir şey verilmiş gibi morlukla parlıyorken Sam bir anda tekrar duvara vurur, onu zıplatırken konuşur

 

“Beni öldürüyorlar! Bana sahip olamazlar Jensen, beni ele geçirirlerse herkes ölecek! Anlamıyor musun, buna nasıl izin veriyorsun? Çıkart beni buradan, lütfen!”

 

Jensen nefesleri sıkışarak onu izlerken o sırada yanında konuşan sesle neredeyse bağıracak olur, ona dönerken Elyra sakin, mırıldanır

 

“Çok duygusal bir çocuk, değil mi?”

 

Jensen başını sallar, tekrar delikanlıya dönerken Sam Elyra’nın gelişiyle dönerek odada ilerlemiş, yatağına çökmüştür, Jensen onun kendi kendine öne arkaya sallanmasını izliyorken sorar

 

“Yerdekiler nedir?”

 

Elyra onun incelediği yuvarlak şekle, ortasındaki şekillere bakarken cevaplar

 

“İblis kapanı.. Eski bir büyü, Sam aynı zamanda iblis, o kapandan dışarı çıkamıyor..”

“Zaten hücrede değil mi? Kapana ne gerek var?”

 

Elyra hafifçe gülümser, ona dönerken mavi gözleri onu inceler, Jensen onda Cas’a benzeyen bir şeyler ararken gerideki Sam’in güldüğünü duyar, delikanlıya sinir olmadan edemezken Elyra cevaplar

 

“Sam istediği her yere gidebilir Jensen, bu kapan cismini tutuyor.. Ve onun cismine ihtiyacımız var, yoksa onu kontrol edemeyiz..”

 

Jensen sanki bu ezelden beri bilinen bir şeymiş gibi başını sallarken Elyra gülümser ve neden geldiğini sorar, Jensen ona dönerek cevaplar

 

“Hiç.. Benim kız ne yapıyor diye bakmaya geldim, umut var mı? Her neye uğraşıyorsanız?”

 

Elyra bir an daha onu süzdüğünde Jensen nedense okunduğunu hisseder ama gerideki Sam ayağa kalkarken Jensen ona bir bakış atar, delikanlı başını iki yana sallarken Jensen da Elyra’ya döner, sarışın güzellik konuşur

 

“Marguerite bizi zorluyor.. Çok zeki ve çok inatçı, kolay kırılacağa benzemiyor.. Jasper onunla özel olarak ilgileniyor..”

 

Jensen ‘güzel’ diye mırıldanırken Elyra onu geçer ve Jensen’ın geldiği istikamete doğru giderken Jensen tekrar delikanlıya döner, Sam konuşur

 

“Lütfen.. Lütfen çıkart beni buradan, ne istersen yaparım, bana sahip olduğunda önünde hiç kimse olmaz, lütfen Jensen-“ Jensen başını iki yana sallarken ona bakıyor, cevaplar

“Üzgünüm evlat, tek başınasın.. Bana bir şey ifade etmiyorsun, ne isterlerse onu yap, hayatın daha kolay olur..”

 

Sam ona bakarken Jensen onun gözlerindeki hayal kırıklığını yakalar ama dönerek uzaklaşır, onu düşünmez..

 

 

Jasper görevliler eşliğinde yürüyor, odasına girerken görevliler şifreleri girer ve dönüp uzaklaşırlar, arkalarından kendi görevlileriyle yürüyen Marguerite koridora girer..

 

Siyah saçlı kadın sessiz, acıyla bağıran Sam’in odasının önünden gözünü bile kırpmadan geçerken kendi odasına sokulduğunda içerideki Elyra’ya bakar, yavaşça yürüyerek iblis kapanına girerken görevliler bunu görünce döner ve çıkar, kapı açık, uzaklaşırlarken Elyra ayağa kalkarak konuşur

 

“Jasper bana zihin kontrollerinin inanılmaz olduğunu söyledi Marguerite, seni kim eğitti bilmek isterim..”

 

Marguerite ona bakıyor, elleri ona öğretilmiş şekilde önünde birleştirilmişken ilaçların sakinliğiyle cevaplar

 

“Hatırlamıyorum efendim..”

 

Elyra sakin, uzun sarı saçları düz bir şekilde sırtından düşerken ona yürür, iblis kapanına girerken Marguerite’in yeşil bakışları yere inmiş, onun ayakkabılarını inceler, sonra tekrar mavi gözlerine çıkarken Elyra onu izliyor, konuşur

 

“Son 1 aydır çok iyi bir gelişim gösteriyorsun Marguerite.. Umduğumuzdan daha uysalsın, bize yardım etmek için de heveslisin..”

 

Marguerite hafifçe pembeleşirken gülümser, Elyra da ona gülümserken kendi birleştirdiği ellerini açar, sağ elini ona çevirerek uzatırken konuşur

 

“İşbirliğini ödüllendirmek benim tarzım, Adrian ne kadar bunu pek uygulamasa da, ne olursa olsun bir takımız, değil mi?”

 

Marguerite bakışlarını onun eline indirirken dikleşir, Elyra devam eder

 

“Bunun senin için anlamı olduğunu söylediler, Jensen bunu senden sökmüş sanırım..”

 

Marguerite yeşil gözlerini tekrar ona kaldırırken Elyra da ona bakıyordur, Marguerite gülümserken cevaplar

 

“Evet efendim.. Bana onu abim vermişti..”

 

Elyra onaylar, sonra ona uzatırken Marguerite yeşil zümrütlü kolyesini eline alır, ikisinin bakışları bir an kesişirken Elyra konuşur

 

“Nasıl gidiyorsan devam et Marguerite..”

 

Marguerite başını sallar, ona bakarken Elyra onu geçer ve çıkar, kapı arkasından kapanırken naunet hafifçe gülümseyerek yıllar önce dünyaya düşen, ablasını arayan kolyesine bakarken zümrüt ellerinde parlar..

 

 

Aden ölmeden önce Elyra’nın aşağıya köprü olduğunu, onun sayesinde aşağı inebileceklerini söylediğinde yalan söylememiş, ancak James durumu anlayamamıştı.

 

Elyra her şeyin farkında olan, olabildiğince gücü dengelemeye çalışandı. Sam bulunana kadar ele geçirilenlerin yarattığı enerjiyi evrene yaymış, insanların çoğalmasına yardım etmişti ancak Sam bulunduktan sonra Elyra artık yetmemeye başlamıştı.

 

Naunet ablasını kullanarak aşağı inmiş, onun yanına girmişti. Adrian Elyra’dan şüphelense bile Naunet Nadera gücü olarak orada olacak, umulmayan tokatı çakacaktı.

 

Elyra Aden’ın tanrıçasıydı, Nadera’ya bağlıydı, ancak gücü de bir yere kadar olacaktı. Gün geldiğinde Adrian ondan intikamını alacak, geriye kalan kabuk Deva olacak ve ona bağlı olacaktı.

 

 

SOUNDTRACK

THE SERVANT - ORCHESTRA

Here I am, a young man, come and get me if you can, up in my room covered in flames

There's an orchestra in me, playing endlessly, I even hear it now

They play in the devil's key, an endless symphony, I even hear it now

And I listen to the music, beautiful music.

 

 

Nebura..

 

James yatağında yatıyor, kolları başının altında, tavanı izliyorken diğer hücrelerdeki mahkumlar sohbet ediyor, kapılar açık, herkes oradan oraya geziyor, serbest saatin tadını çıkartıyorken içeri bir adam girer, ‘hey’lerken sorar

 

“Sigaran var mı? Adamlardan tekiyle konuşmam lazım..”

 

James kalçasını kaldırır, eşofmanının cebinden bir paket çıkartırken kirişe dayanmış yakışıklı adam gülümseyerek sorar

 

“Şunları getiren kim hala anlamıyorum, ziyaretçin de yok..”

 

James paketi ona fırlatırken sakin, geri uzanarak cevaplar

 

“Tanrılar..”

 

Adam ‘aha’ diyerek döner ve çıkarken James arkasından seslenir

 

“George?”

 

Kırlaşmış saçları olan adam dönerek tekrar içeri girerken James konuşur

 

“Geri kalanı senin olsun..”

 

George gülümser, tekrar çıkışa dönerken önünde beliren adamla donar, James de kaşlarını çatarak dikleşirken George yeşil gözlere bakarak kenara çekilir, Jensen içeri girerken konuşur

 

“James..”

 

James oturur hale gelmiş, ona bakarken George hala bekliyor, işaret arıyordur, James ona başını salladığında arkadaşı döner ve çıkarken Jensen onun gidişini izler, sonrasında hücrede ilerlerken sorar

 

“Nasılsın?”

 

James ilgiyle onu izlerken iblis yaklaştıkça başını geriye bırakıyor, ona bakarak cevaplar

 

“Hatrımı sormaya geldiğini sanmıyorum.. Ne oldu?”

 

Jensen derin bir nefes alır, sonra konuşur

 

“Naunet geldi..”

 

James bunun üzerine ayağa kalkarken Jensen mavi gözlere bakıyor, devam eder

 

“Ona deney yapıyorlar-“

“Naunet eğer gerçekten Naunet’se oraya girmez, girse de çıkar-“

“Gerçekten Naunet, bilerek girdi.. Ben soktum..”

 

James onu izlerken açıklama istiyor gibidir, Jensen verir

 

“Bir anda karşımıza çıktı, benim onu Guadalajara’ya götürmemi istedi.. Bir çocuk var, Sam, ilgiyi ondan çekmeye çalışıyorlar..”

 

James onu geçer ve hücresinde diğer tarafa yürürken Jensen onun sanki bir şeyi hesaplıyor gibi durduğunu düşünür, James tekrar ona dönerken elleri belinde, konuşur

 

“Şu Sam.. 16-17 yaşında, iblis, güçleri olan bir çocuk mu?”

 

Jensen başını sallar, James küfrederken Jensen sorar

 

“Kim o çocuk? Herkes onu korumaya çalışıyor,-“

“Nasıl Adrian’ın eline düştüğü muamma-“

“Ben getirdim..”

 

James bunun üzerine ona bakarken Jensen hızla cevaplar

 

“Yapabileceğim bir şey yoktu! Tüm ordunun önünde kendini açığa çıkarttı, onun aptallığı-“

“O bir çocuk! Hayatı boyunca oradan oraya sürüklendi, devamlı birileri onu ele geçirmeye çalıştı, sen olsan ne yapardın, Kral Jensen’a mı güvenirdin!?”

 

Jensen ona bakarken James kızgın, ona yürüyerek devam eder

 

“Yanında Castiel vardı.. Castiel.. O adam kim sen bilmiyor musun-“

“Aslına bakarsan hayır, hala o adam kim bilmiyorum! Herkes devamlı bana bilgiçlik taslayıp duruyor ama hayır, bilmiyorum-“

“O adam Aden’ın gölgesi Jensen! Aden onu seçti,-“

Aden kim!?”

 

James gülerek ona bakarken bir an sonra ona bir yumruk yapıştırır, Jensen geri sendeleyerek yatağa takıldığında da James ona bakarak konuşur

 

“Biraz zeka Jensen, biraz! Seni evrenin başına çıkarttık, Castiel senin değişmen için kendinden ödün verdi, sen hala ona çalışıyorsun!”

 

Jensen tekrar dikleşiyor, çenesini oturturken cevaplar

 

“Hepiniz Adrian’a bok atmaktan başka bir şey yapmıyorsunuz, insanları ben öldürüyorum, o değil-“

“Olay zaten insanlar değil gerizekalı! Sadece insanlar olsa aşağı sadece Zyenleri öldürecek bir virüs atamaz mıydık? Bir gecede hepinizi kırardık, o kadar kolaysınız-“

“Neden yapmadınız peki-“

“ÇÜNKÜ SENİN BAŞA GEÇMEN GEREKİYOR!”

 

Jensen ona bakarken James kızgın, devam eder

 

“Aptalsın! Adrian seni etkileyemiyor, kendi beynini çatlatması gerekiyor ama sen evrende at üzerinde gezinip insan avlıyorsun! Elyra yukarıda neyi nasıl kapatacağını şaşırıyor, Naunet yukarıdan iniyor, sen hala insan peşindesin-“

“Ben insan peşinde değilim! Her şeyi biliyorsan bunu neden bilmiyorsun-“

“İnsanları kurtarmayı bırak! Onun için uğraşanlar işlerini yapıyor!”

 

Jensen ellerini iki yana açar, ona geri bağırırken sorar

 

“Ne yapmamı istiyorsunuz!? Biri insanları kurtarmam için yalvarıyor, diğeri insanları bırak o iblisi kurtar diyor! Karar verin, kimse bir şey bilmiyor mu-“

“Castiel senin fikirlerini değiştirmekle görevliydi Jensen!”

 

Jensen ona bakarken kaşlarını çatar, James gülerek devam eder

 

“Ne sanıyordun?”

 

Jensen bir saniye sonra ifadesini toparlarken James onun duygusal noktalarıyla ilgilenmiyor, bastırır

 

“Castiel bu kadar korunansa, bu kadar güçlüyse, onu oradan kimse çıkartamaz mıydı? Kimse onu kurtarmak için çabalamaz mıydı? Tüm evren Castiel’i mahkum ettiğini biliyordu Jensen.. Castiel neden kaçmadı? Askerlerinin arasında hainler yok mu sanıyorsun? İnsanlığın köylerine kimse mi yardım etmiyor? İlk akıllı ve vicdanı olan Zyen sen misin? Kimse Castiel’e yardım eli uzatmadı mı sence?”

 

Jensen ona cevap vermek için bir şeyler ararken James başını iki yana sallar, devam eder

 

“Castiel seni daha önce ne görmüş, ne de hakkında bir şey düşünmüştü, ama bir anda seni kurtarma aşkıyla yanıp tutuşmaya başladı Jensen, bu sana garip gelmiyor mu? Bunca yıldır, yüzlerce yıldır insanlara işkence ediyorsun, hangisi bu kadar dayandı? Castiel ilahi bir sabıra sahip değil miydi? Hangi insan o kadar inatçı olabilir?”

 

Jensen başını iki yana sallarken buna düşecek kadar da basit değil, cevaplar

 

“Cas bana tanrılar için yol göstermeye çalıştı evet, beni değiştirmeye de çalıştı evet-“

“Evet evet ne? Evet seni seviyor mu?”

Elbette seviyor!”

“Senin gibi bir canavarı? İnsanlığın katilini?”

 

Bu sefer Jensen fırlar ve onun suratına bir yumruk gömerken James geriler, yavaşça çenesini yerine oturtur, damağını şaklatırken Jensen öfkeyle ona bakıyordur, yukarıdaki ışık hafifçe titreşerek gelip gitmeye başlarken James sakin, ona bakarak cevaplar

 

“Tanrıların askerine yumruk atabilecek bir adam neden basit bir iblise karşı çıkamıyor?”

 

Jensen onun stratejisini gördüğü an kendini yumruklamak isterken James sırıtır, onu geçerek musluğa gider ve bir bardağı doldurup suyunu içerken Jensen onun boşluğuna bakıyor, dişlerini biler..

 

 

“Cas?”

 

Castiel kollarını kendine sarmış, hücresinin ortasında duruyorken Jensen içeri giriyor, ona bakarak sorar

 

“Burada ne işin var?”

 

Castiel sessiz, kollarını açarak ona dönerken iç çekerek mırıldanır

 

“Tekrar bakmak istedim.. Yıllar oldu.. Ayrıca soruların olduğunu düşünüyorum, kimsenin duyamayacağı bir yerde konuşmamız iyi olur..”

 

Jensen onaylar, derin bir nefes alırken Castiel yürüyerek yatağa oturduğunda Jensen da ilerler, onun yanına otururken sorar

 

“Sam.. Özelliği nedir?”

 

Castiel sessiz, bir süre bakışlarını onun dizlerinde tutarken sonra gözlerine çıkartarak cevaplar

 

“Evrenin özü olduğunu düşünüyorum..”

“Düşünüyorsun.. Belli değil yani?”

“Testler o sonucu gösteriyor.. Jasper böyle tepki vermemişti..”

“Jasper.. Jasper’ı da biliyorsun tabii ki..”

 

Castiel başını sallar, Jensen ona bakarken sorar

 

“Jasper nedir?”

“Jasper’ın evrenin özü olduğunu düşünüyorduk, ancak Adrian onu bir silaha çevirdi.. Hiçbir şey..”

“Hiçbir şey? Adam orada duruyor-“

“Görüntüde, evet.. Ancak Jasper’daki güç yadsınamayacak bir şey.. Jasper her şeyi son erdirebilir, her şeyi yutabilir.. Naunet bilerek onun çevresinde dolaşıyor: ölüm en büyük sonsuzluktur, en büyük hiçbir şeydir, Jasper’ı yok edebileceği bir yol arıyor olmalı..”

 

Jensen bir anda kafasından aşağı boşaltılan bilgi yığını içerisinde oturuyorken sorar

 

“Sam?”

 

Castiel ondan bahsedilince hafifçe gülümserken Jensen onun çocuğu ne kadar sevdiğini görmeden edemez, Castiel ise cevaplar

 

“Sam masum, Jensen.. Her şey onun içinde, herkes onun peşinde ama o sadece bir çocuk-“

“Sadece bir çocuk değil.. Artık değil, bugün bana bağıran şey farklı bir şeydi..”

 

Cas üzüntüyle iç çekerken bakışlarını kaçırır, mırıldanır

 

“Adrian onu ele geçirdi ve bırakacak gibi değil..”

“Onu yok ederse, veya her ne halt istiyorsa onu yaparsa, başarırsa, ne olacak?”

 

Castiel başını kaldırarak ona bakar, Jensen onun gözlerindeki üzüntüyü görürken insan cevaplar

 

“Evreni yok edecek.. Sam’i yok ettiğinde evrenin dengesi tamamen sarsılacak.. O zaman Jasper devreye girecek ve her şeyi yutacak.. Adrian’ın elinde yeni canları yaratacak Elyra var, istediği gücü kullanabilecek bir Milo, ölümsüz insan Derna.. Adrian içinde Sam’i barındırdığı an Jasper’ı serbest bırakacak ve biteceğiz..”

 

Jensen sessiz, kaşlarını çatarak önüne dönerken mırıldanır

 

“Bugün James’i görmeye gittim..”

“Biliyorum..”

 

Jensen hafifçe gülümser, uzanarak elini onunkilerin arasına sokarken Cas parmaklarını onunkilere geçirir, konuşur

 

“Ona inanmanı bekledim.. Oldukça ikna ediciydi..”

 

Jensen gülümser, başını ona çevirirken cevaplar

 

“Aden’ın kendisi bile gelip bana senin beni sevmediğini söylese inanmam.. Kimse beni sevmeden bana bu kadar katlanamaz..”

 

Castiel de hafifçe gülümsediğinde Jensen yine ciddileşir, konuşur

 

“James bana Adrian’ı devirmem gerektiğini, kaderimin bu olduğunu söyledi..”

“Hayır.. James sana Adrian’a karşı çıkman gerektiğini, kaderinin bu olduğunu söyledi..”

 

Jensen kaşlarını çatarak ona bakarken aradaki farkı sorar, Cas açıklar

 

“Adrian’ı devirmek için işe koyulman hiçbir işe yaramayacaktır, Adrian onu öldürebileceğin biri değil, senden hep bir adım önde olacak.. Ancak Adrian’a karşı çıkarak onun planını sabote edebilirsin..”

“Ve onu göremeyecek mi?”

“Onu görene kadar sen adım atmış olmalısın..”

 

Jensen kaşları çatılı, anlamaya çalışırken Castiel onun elini ovuyor, konuşur

 

“Sam’i kurtarman ve kaçırman lazım Jensen.. Bunu ancak sen yapabilirsin..”

 

Jensen iyice kaşlarını çatarken elini ondan çeker, vücudu ona dönerken Cas devam eder

 

“Krallığından vazgeçmen gerekiyor.. Zyen’i bırakıp kaçak olmalısın.. Adrian peşine düşecektir, evren haini ilan edileceksin, herkes seni arayacak, herkes seni avlamaya çalışacak.. Ama bunu ancak sen yapabilirsin..”

 

Jensen gözleri kocaman, duyduklarına inanamıyorken Castiel üzüntüyle ona bakıyordur, Jensen ayağa kalkarak yürür ve çıkar, kapı arkasından yavaşça kapanırken Castiel derin bir nefes alarak gecelerin birinde o iyileşirken Jensen’ın yerde oturarak okuduğu kitaba bakar..

 

 

Bu, Jensen’ın vermek zorunda olduğu en zor karardı.

 

Bir yanda zorlukla devam ettirse de hala sahip olduğu her şey, diğer tarafta ise hiç gerçekten yüzyüze gelmediği, devasa boyutta bir hiçbir şey vardı.

 

 

“Ben.. Konuşmak istemiyorum, bunu konuşmasak olmaz mı?”

 

Castiel başını sallar, ‘elbette Jensen’ derken Jensen da onaylar, banyodan tamamen çıkıp yürür ve yatağa girerken Castiel de yavaşça etrafı toplar, mumları üfler, sonra yatağa girerek ona dönerken Jensen karanlığın içinde kıpırdamadan yatar, dakikalar saatlere uzanırken bir süre sonra Jensen uzanarak onun dudaklarını örttüğünde Cas da ona uzanır..

 

Jensen sinirli, korkmuş, agresif ve inatçı, hayatını değiştirip onu korkudan öldüren adamı kendine çekerken Cas karşı koymaz, Jensen ondan hem nefret ediyor, hem de onu seviyorken rahatlığı onda arar..

 

 

Castiel uyandığında onu giyiniyor bulurken Jensen ona bakmadan önünü ilikler, yatağın başından hançerini alıp çevirir ve yerine sokar, sonra eğilerek komodini çeker, Castiel kaşlarını çatarak yatakta ilerler ve o tarafa sarkarken Jensen duvardaki gizli bir noktaya bastırır, bir kapak kenara açılırken Jensen elini içeri sokup bir silah çıkartır ve dikleşir, silahı beline sokarken Castiel yatakta gerileyerek ona bakar..

 

Jensen sessiz, karşı duvarı izliyorken sonra bakışlarını ona indirir, sorar

 

“Sen ne olacaksın?”

 

Castiel bunun üzerine yatakta dikleşirken dizleri üzerinde duruyor, başını geri bırakarak ona bakarken cevaplar

 

“Ben yolumu bulurum-“

“Önce seni öldüreceklerdir-“

“Sen kararını vermeden gitmeyeceğim Jensen, bunu benden isteme..”

 

Jensen derin bir nefes alırken eğilerek alnını onunkine dayar, Castiel onun yüzünü elleri arasına alırken konuşur

 

“Kararını göreceğim..”

“Kaçarsak nereye kaçacağız?”

“Tanrılar sana yardım edecektir..”

 

Jensen gülerek geri çekilirken cevaplar

 

“Tanrılardan daha iyisine ihtiyacım var Cas..”

 

Castiel gülümser, ona bakarken konuşur

 

“Bana güven Jensen.. Kararını verdikten sonra yollar önünde açılacak.. Hangisini seçersen seç..”

 

Jensen başını sallar, onu izlerken mırıldanır

 

“Çocuğu seçmemi istiyorsun, değil mi? Öbürünü değil..”

 

Castiel bakışlarını kaçırırken Jensen konuşur

 

“Onu istiyorsun.. Ama bilmiyorum Cas, öbürü daha tehlikeli.. Evrenin özüyle istediği kadar oynasın, en sonunda başka bir öz çıkacaktır-“

“Bunu kesin olarak bilemeyiz-“

“Ama hiçbir şey her an bizi yok edebilir..”

 

Cas başını kaldırarak ona bakarken Jensen ciddi, devam eder

 

“O çocuğu tanıyorum.. İlk geldiği günden beri de görüyorum.. Aklı başında, saygılı bir çocuk-“

“Sam de öyle Jensen-“

“Sam o gün kendini öldürecekti, bizi öldürecekti, Jasper her zaman evrenin farkındaydı-“

“Jasper Sam kadar geniş kaynaklarla büyümedi de ondan! Eşit düşünmeye çalış Jensen-“

“Sen Sam’i tutuyorsun, ben de diğerini düşünüyorum, kimse ona bakmıyor-“

“Jasper sadece bir silah-“

“Ve tehlikeli bir silah-“

“Jasper için umut bitti Jensen, onu kurtaramayız-“

“Neden onu kurtarmamı da dilemedin ki? Yıllar önce? Madem biliyordun?”

 

Cas derin bir nefes alırken Jensen onu izliyor, konuşur

 

“İkisini de görmem gerek.. Tanrılar o sırada yolu açıyor olsalar iyi olur, hangisini seçersem seçeyim tahtımı tekmeliyorum Cas.. Biraz saygı göster..”

 

Cas bununla ona bakarken mavi gözleri büyük, cevaplar

 

“Jensen, ben-inan öyle değil, ne yaptığının farkındayım, sence değil miyim-“ Jensen eğilerek onu öper, Cas onun dudaklarına inlerken Jensen bir süre sonra çekilir ve yatağı geçip çıkar, Castiel yavaşça yatağa otururken tanrılardan ona yol göstermesini diler..

 

 

SOUNDTRACK

HANS ZIMMER - THE KRAKEN

 

 

Jensen görevlilere gülümser, deney departmanına girerken kapılar elbette sorgusuzca ona açılır, silah makinelerce okunsa da güvenli olarak kaydedilir ve kimseye uyarı gitmezken Jensen sanki rütbesi yıllarca bu ana hazırlanmış gibi koridora girer..

 

Zyen Kralı deney departmanının köprüsüne geldiğinde aşağı bir bakış atar, Naunet de sanki onu hissetmiş, masaların arasında dönerek ona bakarken Jensen bir süre onu izler, yeşil gözlü kadın Elyra’nın yanında, başını çevirerek kolunu uzatır ve ona bir şey enjekte etmelerine izin verirken Jensen dönerek çocukların tarafına gider..

 

 

Sam başını kaldırarak karşıya bakarken cam hücrenin diğer yanında Jasper da ayaklanmıştır, ikisi bir an birbirlerine bakarak ne olduğunu anlamaya çalışırken Sam sorar

 

“Hissettin mi?”

 

Hiçbir zaman direkt olarak onunla konuşmamış olan Jasper ilk defa başını sallarken Sam de fırlar ve cam kapısına ilerler, Jasper da yavaş adımlarla oraya ilerlerken Sam fısıldar

 

“Biri geliyor.. Adrian değil, kim Adrianı geçmiş olabilir?”

“Elyra?”

“Elyra’nın enerjisi değil..”

 

Jasper da düşünceli, başını yana yatırarak anlamaya çalışırken o anda içeri giren her kimse bir adım daha atarak onların görüş alanına girer, Sam gördüğü an gözleri büyüyerek atılır

 

“Jensen!”

 

Jensen ona başını sallar, sonra diğerine dönerken Jasper kaşları çatılı, sorar

 

“Efendim? Neden buradasınız?”

 

Jensen kahverengi gözlü genç adamı izlerken Jasper Sam’den belki birkaç yaş büyük, yaşadıkları ondan daha fazla, Jensen derin bir nefes alarak ona bakarken Jasper anlamış, gözleri büyüyerek konuşur

 

“Hayır.. Hayır, bunu hak eden benim-“ Sam geride anlamaya çalışıyor, ela bakışları ikisi arasında gidiyorken anlamamış, atılarak konuşur

“Jensen! Jensen lütfen, beni mahvediyorlar, dün kör oldum!”

 

Jensen bunun üzerine ona dönerken Sam dehşet içerisinde, gözleri dolu bir şekilde devam eder

 

“Başarıyorlar, beni parçalıyorlar! Buna izin veremezsin, sen bu değilsin! Cas senin farklı olduğunu söyledi, sen beni kurtaracaksın, lütfen Jensen!”

 

Jensen kaşları çatılı, ona bakarken Jasper diğer tarafta camlarına elini bastırarak konuşur

 

“Senor! O bir çocuk, beni biliyorsunuz, size yolu açabilirim, bu sistemler benim!”

“Jensen ben seni kurtardım! Ben olmasam yaşayamazdın!”

 

Jensen ona dönerek kaşlarını çatarken Sam ateşli, devam eder

 

“Sana yardım ettim! İnsanları öldürmene rağmen sana yardım ettim! Ben kötü değilim! Adrian sana ne söylüyor bilmiyorum ama yok edici olan ben değilim! Jensen lütfen-“ Jasper diğer tarafta elleri yumruk, konuşur

“Ben de bunu istemiyorum! Beni de yok ediyorlar-“

“Sen bunu engelleyebilirsin! Neden Adrian’ı yok etmiyorsun!?”

 

Jasper korkuyla gerilerken Jensen da dönerek Jasper’a bakar, sorar

 

“Evet, neden?”

 

Jasper derin bir nefes alırken Sam geride bağırır

 

“Çünkü zihninde öyle bir şey yok Jensen! Aklı başında duruyor ama bir makine! Ruhu yok, Adrian ona ne yüklediyse onu yapıyor! Lütfen, vaktin yok, aç kapıları, lütfen!”

 

Sam olduğu yerde kıpırdanıyor, elleri camda inip çıkıyorken Jensen Jasper’ı izliyordur, kahverengi gözlü adam ona bakarak konuşur

 

“Sana yardım edebilirim Jensen, her şey senin olabilir, her şey..”

 

Jensen derin bir nefes alarak geriye doğru bir adım atarken Sam’e yaklaşır, Sam sanki ona uzanmak istiyorcasına kapıya ellerini bastırırken konuşur

 

“İnanma! İnanma, hiçbir şey yapamaz! Yapabilse şimdiye kadar yapamaz mıydı, binada serbestçe gezebiliyor Jensen! Yıllardır buradaydı! Hadi!”

 

Jensen bunun üzerine onun tarafına döner ve tablaya elini bastırırken Sam gevşercesine cama dayanır, ‘hadi hadi hadi’ derken diğer tarafta Jasper tüm gücüyle cam kapıya bir yumruk atar, cam zangırdadığında alarmlar çalmaya başlarken Jensen küfrederek başkanlık şifrelerini girmeye başlar, o sırada Jasper soğuk bir sesle konuşur

 

“Adrian ikinizi de yakalayacak ve sizi ben yok edeceğim.. Hainsin Jensen..”

 

Jensen ürpererek dikleşirken dönerek ona bakar ama Sam cama bir yumruk attığında Jensen irkilerek ona dönünce çocuk aşağıyı gösterir, Jensen tekrar makineye dönerken Sam kıpırdanarak açılmasını bekler..

 

 

Kilit kalktığı anda cam kenara açılır, Jensen başını kaldırarak ona bakarken Sam de derin bir nefes alır ve konuşur

 

“Tamam, şunu kır-“

“Şu?”

“İblis kapanı! Çıkamam! Sakın içine girme!”

 

Jensen başını sallar, neyle kırabileceğini düşünürken yerdeki simgeler yere boyanmış, Jensen aklına gelerek belindeki silahı çıkartırken konuşur

 

“Gerile-“ Sam ikiletmeden geriler, Jensen çizgileri hedefler ve hayatında ilk defa tanrılara dua ederken bir an sonra ateşlediğinde Sam zıplar, barut kokusu odayı doldururken alarmlar çalmaya başladığında Sam uzanarak bakar, parçalanmış çizgiyi görünce mutlulukla koşar ve onun koluna yapışırken Jensen derin bir nefes alır..

 

 

“Gitmemiz lazım-Jensen!”

 

Jensen da biliyorken Jasper sakince onları izliyordur, Jensen ona aldırmamaya çalışarak iki tarafa bakarken sorar

 

“Görebiliyor musun? İleriyi?”

“Bu saatte bir şey yapamam, ilaç verdiler-“

Muhteşem.. Gel-“ Jensen çoktan eline yapışmış delikanlıyla ilerlerken Jasper’ın bakışlarını hissediyor, kapılardan birini açarak ileri bakar, sonra dönerek çocuğa bakarken konuşur

“Ayrılma, kahramanlık da yapma, anladın mı?”

 

Sam başını sallar, Jensen bir an daha onu izler ve sonra kapıyı açıp çıkarken Sam de bir adım gerisinden takip eder..

 

 

Jensen kapıları açıp içeri daldığında Sam de arkasından girer, Jensen dönüp kapıyı kilitlerken diğer tarafta koşan görevliler duyulur, Jensen derin bir nefes alarak krokilere bakarken nerede olduklarını anlamaya çalışıyor, mırıldanır

 

“Tanrılar gerçekten yol gösteriyor, evet..”

 

Sam nefes nefese, göğsü inip kalkıyorken ona bakarak konuşur

 

“Tanrılar bir halta yardım etmiyor, etseler böyle olmazdık.. Nereden gideceğiz?”

 

Jensen o anda çocuğu severken sırıtır, dönerek cevaplar

 

“Neresi boşsa.. Fırla..”

 

Sam yine onun eline yapışır, ikisi koridorlar arasında ilerlerlerken tepelerinde çalan alarm bütün binayı oradan oraya sürüklemeye devam eder..

 

 

“ORADALAR!”

 

Jensen çocuğu yere iter, Sam yere yapışırken Jensen döner ve bağıran adamı kafasından mıhlarken diğerleri de siper alır, Jensen çocuğu yerden yakalar ve kapının diğer tarafına atar, dönüp kapıyı üzerlerine çekerken kurşun geçirmez Masa kapıları onları korur, Jensen derin bir nefes alırken Sam yine ayaklanmış, merdivenleri inmeye başlar, Jensen da arkasından fırlar..

 

İkisi inebildikleri kadar merdiveni inmişlerken her geçtikleri kapıyı kilitlerler, arkalarındaki katlardan gümbürtüler duyulurken garaja çıktıklarında serin hava suratlarına çarpar, Sam sorar

 

“Şimdi ne?”

 

Jensen da nefes nefese, eğilerek arabaların anahtarlarına bakıyorken hiçbirinin anahtarı yok, hepsi muhtemelen görevlilerdeyken Sam de kapıları açıp kapatmaya başlar, o sırada bir asansör garaja inmiş, açılırken Sam yere çöker, Jensen dönerek silahını doğrulturken asansörün içerisindeki Elyra’ya bakar..

 

 

Garaj..

 

Elyra asansörden çıkıp yürürken tepedeki güvenlik kameraları patlayarak işlevsiz kalır, Jensen ensesinden yakaladığı Sam ile birlikte gerilerken silahı hala doğrultulmuş vaziyette, konuşur

 

“Geri çekil, çocuk benimle kalacak..”

 

Elyra gülümser, ona bakarken cevaplar

 

“Çocuğun seninle kalmasına itirazım yok.. Silahı indir Jensen, buradan çıkmanız gerek, benim yardımım olmadan da bir yere gidebileceğini sanmıyorsun, değil mi?”

 

Jensen Sam’in ensesini sıkarken Sam konuşur

 

“O iyi, bana zarar vermedi-“ Jensen iç çekerken silahı çekerek indirir, Elyra hızla yanlarına gelirken konuşur

“Castiel sizi bulacak, arabayı alın ve kuzeye gidin-“ Jensen onunla yüzyüze gelen kadına bakarken hangi araba diye sorar ama Elyra ona dokunduğu an varoldukları yer değişirken tanrılar Jensen’a yol gösterir, onu güvene bırakırlar..

 

 

SOUNDTRACK

NORMAN GREENBAUM - SPIRIT IN THE SKY

 

 

Jensen silkelenerek gözlerini açarken çevresine bakar, nereye geldiğini anlamaya çalışırken Sam yanında yere yapışmış, ayağa kalkıyordur, inler..

 

Jensen eğilip ona yardım eder, sonra çocukla birlikte çevresine bakarken silahı beline sıkıştırır, kapıyı iterek tuvaletlerden çıkarken ortalığa çıkar..

 

İkisi öğle güneşinin altında bir birahaneye düşmüşlerken adamın teki sandalyeleri çeviriyor, yukarıda bir pervane dönüyorken garson kızın teki bira musluklarını temizliyordur, Jensen eli Sam’in ensesinde, yavaş adımlarla onları geçerken Sam akıllı bir şekilde sessiz durarak onunla birlikte yürür, ikisi dışarı çıkarlar..

 

Etraf açık, tozlar havada uçuşuyorken çalılar yerde sürünerek bir yerden diğerine gider, ikisi de kavurucu güneşin altında gözlerini kısarlarken Sam sorar

 

“Araba?”

 

Jensen da sessiz, bakışlarını sokakta gezdirirken birahanenin sağına park edilmiş siyah, eski model bir araba bulurken yavaşça elini cebine sokar, daha önce orada olmadığından emin olduğu anahtarları çıkartırken Sam de arabaya ilerliyordur, yolcu tarafına giderken Jensen kapıyı çeker..

 

Kapı açılırken ikisi de içeri girerler, Jensen anahtarı soktuğunda bir sorun çıkmazken Jensen öbürüne döner, ela gözler de anahtardan çıkarak onu bulurken Sam gülümser, Jensen onun gamzelerini fark ederken sırıtarak arabayı çalıştırır, geri çeker ve sonra dönüp kuzeye kırarken Sam arkasına yaslanır..

 

 

İkisi uzunca bir süre konuşmamış, yollar da boşken Sam bir süre sonra sorar

 

“Araba kullanmayı nereden biliyorsun?”

 

Jensen hafifçe gülümserken Sam başını yana yatırır, onun profiline bakarak devam eder

 

“Zyen’de devamlı ata binmiyor musunuz? Dünya’da da pek takılmıyorsun?”

 

Jensen ona bir bakış atar, sonra önüne dönerken cevaplar

 

“Gençken evrende gezdim.. Okulu dışarda okudum..”

“Ah, asi prens..”

Hey.. Terbiye..”

 

Sam ellerini kaldırır, önüne dönerken Jensen da ona bir bakış atar: gözlerine düşen dalgalı kahverengi saçlar, ucu havaya kalkmış asi bir burun, yüksek elmacık kemikleri, geniş omuzlar, Sam hala büyüyebilecek gibi duruyorken Jensen önüne dönerek sorar

 

“Kaç yaşındasın sen?”

 

Sam omuzlarını silker, alçak bir sesle cevaplar

 

“17.. 18’e az kaldı.. Tabii Adrian’a göre 25 olduğumu es geçiyorum, beni devamlı zamanda ileri geri sardılar, artık kaç yaşındayım bilmiyorum..”

 

Jensen kaşlarını çatar, bir şey söylemezken Sam de konuşmak ister gibi durmuyordur, Jensen bir süre sonra konuşur

 

“Biraz uyu, yol uzun..”

 

Sam bir şey söylemez, Jensen da daha fazla konuşmazken bir süre sonra Sam başını cama dayar, vücudu gevşerken Jensen düşünceli, sürmeye devam eder..

 

 

Sam bir süre sonra uyanmış, kollarını gerip sessizce arabanın saatine bakmışken Jensen hala ileriyi izliyor, bir şey söylememiştir, akşamın karanlığının çöktüğü yollarda ağaçlar dışında bir şey yokken Sam mırıldanır

 

“Başka araba gördün mü?”

“Şehirden yeni çıktık..”

 

Sam ‘oh’lar, sonra sorar

 

“Yemek?”

 

Jensen aklına gelmediği ayrıntıyla yüzünü buruştururken Sam aldırmaz ve torpidoyu açar, haritalar, fenerler, cüzdanlar ve bir silah daha bulurken çıkartarak ona gösterir, Jensen ‘hım’larken Sam kimliklerin adlarını okur, Jensen kendininkini alırken o sırada yola attığı bakışla küfrederek diğer şeride geçer, yolun ortasındaki adama çarpmamayı son anda başarırken Sam de sağa sola tutunur..

 

Sam dengesini bulurken arka kapı açılır ve Castiel içeri girer, Jensen böğrüne batmasına aldırmadan kendi koltuğunda döner, onun dudaklarını örterken Castiel de ellerini onun boynuna koyarak bir süre onu tutar, sonra ayrılırken Jensen önüne döner, arabayı doğru şeride sokup yola devam ederken Castiel delikanlıya dönerek gülümser

 

“Merhaba Sam..”

 

Sam hafifçe gülümser, bakışlarını kaçırarak önüne dönerken Jensen kendisine kafa tutup bas bas bağıran delikanlının onun karşısında kediye dönmesiyle kaşlarını çatarak gülümsediğinde Sam ona bir bakış atıp önüne dönerken Jensen çenesini kapatmasını neredeyse duyar, gülümserken aynadan kocasına bakar..

 

 

Jensen birkaç dakika daha sessizlik içerisinde sürmüşken Castiel Sam’in nasıl kaçtıklarını anlatmasını dinlemiş, çıkan kimliklere bakmış, gülümsemişken Jensen en sonunda patlar, yetişkin konuşmasını başlatır

 

“Neredeyiz Cas? Ve nereye gideceğiz?”

 

Castiel ona dönerken sakin, cevaplar

 

“Pachilla-“

“İblis tarafı.. Senin burada ne işin var?”

“Gönderildim, kendim buraya uçmuş olamam tabii ki..”

 

Jensen gülümser, sonra sorar

 

“Nereye gideceğiz?”

“Yolumuz uzun, köylere gitmemiz gerekiyor.. O arada sizin problem yaşayacağınızı sanmıyorum, rahatlıkla tüm dedektörlerden geçebilirsiniz, kimlikleriniz de hazır, eminim arkanızda güzel bir geçmiş de hazırlanmıştır..”

 

Jensen da o kadarından eminken bastırarak sorar

 

Sen?”

“Ben gizlice dolaşacağım, doğal olarak.. Şu anda yakalanmak işimize gelmez.. İnsan tarafına geçtiğimizde de siz gizleneceksiniz, en azından benim sözümün geçtiği bir yere gelene kadar..”

 

Jensen onaylar, bir süre sessizlikle giderken sonrasında Cas onda gördüğünü cevaplar

 

“Doğru olanı yaptın Jensen..”

“Jasper’ı da kurtarabilirdim-“

“Jasper sana yalan söylüyordu.. O Adrian’a bağlı Jensen, camı indirdiğin an seni öldürecekti, bundan emin olabilirsin..”

 

Sam de başını sallar, onaylarken Jensen hala sıkıntılıdır, Castiel devam eder

 

“Sen sana yalan söylendiğinde hissedebilen bir iblissin Jensen.. Sana Jasper’ı kurtarma demedim, sen seçtin..”

 

Jensen derin bir nefes alarak başını sallar, Castiel uzanarak onun ensesini sıkarken Sam bunu görmüş, bir an onları izler, bu davranışın hangisinin sevgi işareti olduğunu merak ederken Jensen bir süre sonra mırıldanır

 

“Zyen nasıl? Ev?”

“Hain ilan edildin.. Her yerde aranıyorsunuz, ancak birkaç güne kalmaz etraf sakinleşir.. Sam ilaçları bünyesinden attığında dikkat dağıtabilecektir..”

“Atabilirse tabii..”

 

Jensen bunun üzerine delikanlıya dönerken kaşlarını çatar, sorar

 

“Atamaz mı? Ne verdiler sana?”

“Kim bilir?”

 

Jensen iç çekerek önüne döner, Castiel ise konuşur

 

“Sağa sap..”

 

Jensen sorgulamadan sapar, birkaç dakika sonra bir otel görünürken Sam mırıldanır

 

“Otelde kalmayalı yıllar oluyor, devamlı çadırda yatmaktan otel nedir unutmuştum-“ Castiel onun kafasına vururken Jensen gülümser, Sam de sırıtırken melankoli dağılmış, siyah araba park ederken Jensen dışarı çıkar..

 

 

Odaya girdiklerinde iki yatak var, Sam bir tanesine devrildiği an uyuyakalmışken Jensen banyoya girmiş, kiri pası suyla atmaya çalışmışken odaya döndüğünde Sam yatağın içine sokulmuş, üzeri örtülmüş vaziyette uyuyor, Castiel ise camdan dışarıyı seyrediyordur ki Jensen saçlarını bir havluyla kurulayarak yürürken sorar

 

“Cas?”

 

Castiel gülümseyerek ona döner, ona yürüyüp önünde dururken onu boynundan tutarak kendine eğdiğinde Jensen ondan çok da kısa olmayan adamın dudaklarına eğilir, banyonun sıcaklığı Castiel’in üşümüş tenini ısıtırken bir süre sonra Castiel çekilerek ona bakar, Jensen ciddi konuşma anının geldiğini anlayarak iç çeker..

 

 

“Kolay olmayacak Jensen.. İblis tarafında yaşamayı bildiğini biliyorum, diğer Zyenlerden farklısın, ancak hem kaçmaya çalışıp hem de ilerlemek zor olacak..”

“Sen de bizimle geleceksin, seni burada bırakmam Cas, boşuna konuşuyorsun-“

“Önden gitmeme izin ver-“

“Hayır! Beraber.. Tanrıların yol gösteriyorsa, yardım ediyorsa, şimdi de etmek zorundalar..”

 

Castiel iç çeker, sonra başını sallarken Jensen konuşur

 

“Hem.. Ben onu anlamıyorum..”

 

Cas kaşlarını çatarak başını kaldırır, ona bakarken Jensen çenesiyle diğer yatağı işaret ettiğinde Castiel hafifçe gülümseyerek cevaplar

 

“Bana anlıyorsun gibi geliyor.. Sam kendini güvende hissediyor Jensen, bu onun nadiren yaşadığı bir şey, ve hiçbiri bu kadar güçlü olmamıştı inan..”

 

Jensen bununla ona bir bakış atar, sonra tekrar delikanlıya dönerken onu izliyor, konuşur

 

“Bilmiyorum.. Hayatı bu hale geldiği için beni suçluyor-“

“Ama onu kurtaran da sensin.. Sam kalbi temiz bir çocuk, seni çoktan affetti..”

 

Jensen ‘öyle mi dersin’ derken Castiel gülümseyerek ona bakar, cevaplar

 

“Evet Jensen.. Önünüzde zorlu bir yol var, birbirinize güvenmek zaman alacak-“

“Sen de olmayacakmışsın gibi konuştuğunda kafa atasım geliyor-“

“Jensen, benim senin yanındaki görevim ve zamanım sona erdi..”

 

Jensen bununla başını geri çekerek ona bakarken Castiel her zamanki gibi sakin, devam eder

 

“Yapmamız gereken işler hala var, ve bunlar ayrı yolları gerektiriyor-“

“Nasıl benden bu kadar kolay vazgeçebiliyorsun? Hala anlamıyorum, bu beni ilk bırakmak isteyişin de değil Cas-“

“Senden vazgeçmiyorum Jensen.. İnan, bu oldukça hoşlanmadığım bir şey.. Ama hayatımızın bir amacı var, bunu da inkar edemeyiz..”

 

Jensen iç çekerken Castiel uzanarak onun ensesine elini koyar, yavaşça ovarken konuşur

 

“Dinlenmemiz gerek.. Yarın uzun bir gün olacak..”

 

Jensen başını sallar, o da daha fazla konuşmak istemezken mırıldanır

 

“En azından hala kocam olduğunu söyle..”

 

Castiel bununla ona bakarken Jensen da başını kaldırarak soruyu bir de gözleriyle sorar, cevap olarak Castiel eğilip onun dudaklarını örterken Jensen da ümit ederek onun yüzünü tutar, Castiel çekilirken parmakları onun yanaklarında, burnu burnuna değiyor, fısıldar

 

Hep olacağım.. İkimiz farklı gezegenlere düşsek bile..”

 

Ve gözlerini açarak ona bakar, Jensen hafifçe gülümserken Cas da gülümser, barışırlar..

 

 

Jensen omzundan dürtülürken mızırdanır, dürtüş şiddetlenirken Jensen Cas’ın onu neden dürttüğünü anlamadan başını kaldırır, gözlerini açarken arkasına güneşi almış, saçları oraya buraya bakan uzun boylu bir şey görürken ‘ah?’lar, şey cevaplar

 

Sam. Sam?”

 

Jensen hatırlarken iyice dönerek dirseği üzerinde durur, ona bakarken Sam konuşur

 

Açım Jensen.. Tek başıma mı çıkayım?”

 

Jensen bacağını ittiren bir dizi hissederken başını iki yana sallar, Sam iç çekerken cevaplar

 

“5 dakika-“ Jensen geri dönerek uykusuna devam ederken Cas gülmeden edemez, kendisi kalkmaya yeltenirken Jensen onun yataktan çıkmasıyla ayılır, dönerek kalkarken veledi geçiyor, konuşur

“5 dakika aç kalamıyorsun-“

“2 gün oldu! Ben büyüyorum!”

“Daha büyümesen iyi olur bence-“ Sam ona vuracak olurken Jensen banyoya girer, Castiel gülümserken Sam’e yatağını toplamasını hatırlatır, delikanlı yatağına giderken Cas da kabanını giyer..

 

 

Üçü arabaya binmişler, Jensen sert köşeli arabayı her an daha da fazla sevdiğini söylemeye başlamışken Cas isim koymasını önerdiğinde Sam bir kahkaha atarken Jensen neden ona arkada oturduğunu soracak olur ama kocası o sırada ne yemek istediklerini sorarak ilgiyi dağıtırken Jensen şüphe çekici bir şekilde onun ikisini beraber olmaya alıştırmaya çalıştığını falan düşünür..

 

Sam sağlığa zararlı yiyecekler istiyorken Jensen sadece bugünlük izin verir, Sam mutlulukla parlarken Castiel arabada bekler, Jensen çocukla birlikte giderek bir yol üstü restoranından yemek alıp dönerken üçü yolda yer, Jensen kuzeye doğru sürmeye devam eder..

 

 

Jensen düşüncelerinde haklıydı, Cas onları birbirine itmeye çalışıyor, geçinmelerini, birbirlerine canlarıyla güvenmelerini diliyordu. Çünkü ne olursa olsun, üçü ne kadar yola beraber devam ederlerse etsinler, İnsanlığın Köyleri’ne ulaştıklarında Cas bir insan olarak kalabalığa ait olacak, Jensen ve Sam ise sadece birbirlerine sahip olacaklardı.

 

Günler geçtikçe Sam daha neşeli olmaya, Jensen biraz daha rahat uyumaya, Castiel ise dikkatli olmaya başladı, ta ki köye ulaşana kadar.

 

 

SOUNDTRACK

ANA JOHNSSON - WE ARE

See the devil on the doorstep now, my oh my.

 

 

“Hadi Jensen-“

“Hayır Sam-“

“Ama lütfen-“

Hayır dedim Sam!”

 

Sam ‘öf’ler ve önüne dönerken Jensen bir daha bunu duymak istemediğini belirtircesine konuşur

 

“Her an birisi çıkabilir, arabayı sana bırakmam aptallık-“

“Jensen..”

 

Jensen eşinin sesiyle aynaya bir bakış atarken Castiel onların arasından ileri bakıyor, ciddiyetle konuşur

 

“Sakin olmanı istiyorum, dümdüz sürmeye devam et..”

 

Jensen kaşları çatılı, ‘peki’ diyerek Sam’e bir bakış atar, Sam de omuzlarını silkerken Jensen önündeki açık yolu izleyerek sürmeye devam eder, Castiel mırıldanır

 

“Ne olursa olsun bana güven, olur mu?”

 

Jensen kaşlarını çatarak aynadan ona bir bakış atar, tekrar önüne döndüğünde frene basarken bir anda karşılarında elleri silahlı onlarca insan belirmiş, Jensen beynine yöneltilmiş en az 5 silah saymışken yavaşça ellerini direksiyondan çeker..

 

 

“Dışarı, dışarı!”

 

Sam yaka paça sürüklenerek çıkartılıyorken sesini çıkartmaz, Jensen da tek harekette belindeki silahtan arındırılmış, ki zaten saldıracak değil, o da diğer taraftan çekilip çıkartılmışken Castiel de diğer yandan sökülür, eller hepsini arar, boş olduklarından emin olunca bırakılırlarken gruptan lider görünümlü olan biri konuşur

 

“Yürüyün..”

 

Üçü de yürütülürken Jensen Cas’a bir bakış atar ama mavi gözlü adam konuşmamaya devam eder, Jensen da önüne dönerken bir saniye sonra bir şeyin onu sardığını hisseder, görmediği şeyle yere baktığında bir çizgiyi geçtiğini fark ederken Sam de iç çekerek yanına girer, Jensen iblis kapanını tanırken Cas çembere girer, yürümeye devam ederek diğer taraftan çıkar ve insanlara dönerken Jensen derin bir nefes alır..

 

 

Meydan..

 

Üçü oraya götürülmüş, Jensen ve Sam elleri arkalarından bağlı, Castiel bağsızken hiç konuşmamış, meydana geldiklerinde etraftaki insanlar onlara bakmışken lider Castiel’e dönerek sorar

 

“İyi misin arkadaşım? Yaralı mısın?”

 

Castiel başını iki yana sallar, kendisi sorar

 

“Lideriniz.. Nerede?”

 

Adam başıyla geriyi işaret eder, o sırada birisi koşarak lideri getirmeye giderken Castiel sakin, devam eder

 

“Uzun yoldan geldik, yiyecek ve içecek alabilirsek sevinirim-“

“Sana? Elbette.. Ne istersen, köy senin de köyün-“

“Onlara da.”

 

Uzun boylu, yapılı adam kaşlarını çatarken mavi gözlü Cas ondan küçük görünümlü olmasına aldırmıyor, devam eder

 

“Onlara da yemek verin-“

“Arkadaşım, onlar iblis, farkında değil misin?”

 

Castiel derin bir nefes alırken cevap verecek olur, Jensen ise boşvermesini dilerken o sırada demin koşan çocuk yanında bir kadınla oraya ilerler, Castiel de oraya dönerken konuşur

 

“Arline, bu ikisine de yemek verilecek, daha açık olmam gerekiyor mu?”

 

Jensen meşhur Arline’i sonunda görürken ateşten kızıl saçlar, Castiel’e eş mavi gözler, beyaz ten, Jensen ondan anında nefret ederken Arline ona aldırmıyor, cevaplar

 

“Sakinleş, önce bize dön, arkadaşlarını öldürtecek değilim.. Hele ki Sam..”

 

Dönerek delikanlıya bir bakış atar, gülümserken Sam bir şey yapmaz, Arline’in bakışları Jensen’ı bulduğunda Jensen aynı hoşlanmamayı onda da görürken Castiel konuşur

 

“Size geldiğimi zaten biliyordun, neden bu insanların da haberi yok?”

“Belki başaramazdınız, kimseyi ümitlendirmek istemedim.. Efsane geri dönüyor, bunu söyleyip sonra hayal kırıklığı yaşatamam..”

 

Castiel derin bir nefes alırken bir şey söylemez, Arline kaşlarını kaldırarak ona bakarken Cas bir süre sonra başını sallar, kollarını açarken Arline yürür ve ona sarılır, Cas da aynı sıkılıkla onu tutarken Jensen onun sevdiği kadına sarılmasını izliyor, beline inen minik yumruğu, kıyafetleri sıkışı hissederken dönerek veledinin boynuna kolunu dolar, izler..

 

 

Arline bir süre sonra Cas’ı bırakır, gülümseyerek insanlarına dönerken konuşur

 

“Millet, bu Castiel..”

 

Etrafta iğne atılsa duyulacak bir sessizlik oluşurken Jensen eşinin pembeleşmesini izler, hafifçe gülümserken Arline devam eder

 

“Kendisi sonunda aramıza geri döndü, uzunca bir süredir Zyen güçleri altında esirdi, biliyorsunuz..”

 

Jensen gözlerini devirirken Castiel de sessiz kalır, Arline konuşur

 

“Ancak birçok şey değişti, sözün kıtalara dağılacağından kuşkum yok.. İşlerinize geri dönün, direnişimiz artık daha sağlam..”

 

Herkes mutlu, oradan oraya gidişler başlarken Arline gülümseyerek diğer ikisinin tarafına döner, onlara ilerledikçe gülümseyişi solarken konuşur

 

“McDermott..”

 

Jensen kaşlarını kaldırır, ona bakarken Arline devam eder

 

“Castiel burada olmasa ilk yapacağım şey boynuna bıçağı saplamak ve çevirmek olurdu.. Ancak Castiel bundan memnun olmayacaktır..”

“Sanırım.. Bana kalsa ben kollarını vücudundan kopartmayı yeğlerim, ama Cas kan görmekten hoşlanmıyor..”

 

Arline tatlılıkla gülümser, ‘şahane’ derken Sam’e döndüğünde gülümsemesi gerçek, konuşur

 

“Sam, kurtulabilmene sevindim-“

“Beni Jensen kurtardı.”

 

Arline bildiğini söylerken Jensen çocuğa en yakın marketten şeker almayı kendine borç edinir..

 

 

“Arline, onlar iblis! Görmüyor musun-“ Jensen Cas’ın nereye gittiğini bilmiyorken Sam ve o birer kütüğe oturmuş, onlar hakkında karar verilmesini izliyorlardır, Sam dalgın gözlerle çevrelerine çizilmiş iblis kapanını izliyorken Arline cevaplar

“Farkındayım Greg, ancak onları öldürmeyeceğiz-“

“Sebep?”

“Cas’ı buraya getirdiler Greg! Kendi ırklarına ihanet etmiş durumdalar!”

 

Greg bununla susarken Jensen Arline’in onları ateşli bir şekilde savunmasıyla kaşlarını kaldırmadan edemez, o sırada Sam mırıldanır

 

“Arline de Castiel kadar iyi rol yapabilir Jensen..”

 

Jensen kaşları inerek ona dönerken Sam ayağıyla toprağı eşeliyor, konuşur

 

“Arline Cas kadar uzun ömürlü değil, bu dünyanın daha öncesini bilmiyor-“

“Cas biliyor mu?”

“O da tam olarak oralarda yaşamamış.. Ama bazı şeyleri hayal meyal hatırlıyor, son kalan güzellikleri falan.. Arline’in öfkesi tüm insanlığın öfkesi, bunu anlaman gerekiyor..”

 

Jensen da o kadarını biliyor, derin bir nefes alırken sorar

 

“Sen?”

“Bana da.. Ben kimseye zarar vermedim, ama iblisim ve bu onlar için yeterli..”

“Belki de ayrılmalıyız aslında,-“

“Hayır!”

 

Jensen onun çıkışına bakarken Sam hızla ayağa kalkarak ona döner, ela gözleri büyük, ona bakarak konuşur

 

“Hayır Jensen, ayrılırsak tekrar birleşemeyiz, lütfen-“

“Tamam evlat.. Sakin..”

 

Sam emin olmaya çalışırcasına ona bakarken Jensen gülümser, tekrarlar

 

“Bırakmayacağım, tamam.. Kalçama da bağlayayım mı?”

 

Sam ona vurur ve tekrar yanına otururken Jensen omuzları onunla aynı hizaya gelmiş delikanlıyı süzer, sonra tekrar önüne dönerken sorar

 

“Cas nerede sence?”

“Komutanlarla görüşüyor olmalı..”

 

Jensen ‘komutanlar’ diye mırıldanır, Sam onaylarken Jensen ona dönerek mırıldanır

 

“Sam, Cas hakkında ne biliyorsun?”

 

Sam bir süre onu inceler, sonra o da ona dönerken Jensen onun güvenine gülümser, delikanlı cevaplar

 

“İnsan.. Tamamen.. Gözleri bir armağan, yukarıdan vermişler-“

Gözleri indirmişler gibi oldu..”

 

Sam gülümser, iyice yerleşirken devam eder

 

“Cas bütün insanlığın komutanı, kralı, hangisini tercih edersen.. Yüzyıllardır insanlar onun emirleri altında toplanıyor, insanlığın köyleri o şekilde devam ediyor.. Tüm köylerin yerini sadece ve sadece Cas biliyor, Arline bile hepsini bilmiyor, ama köyler arası iletişimi Arline ve cadılar sağlıyor, Zora gibi..”

 

Jensen başını sallar, Sam de omuzlarını silkerek konuşur

 

“Yıllarca böyle gitmiş.. Castiel senin yanına düştüğünden beri sadece Arline ve diğer askerlerle iletişim sağlanıyordu, şimdi geri dönüşü İkinci Dönüş falan gibi bir şey-“

İkinci Dönüş nedir?”

“Efsaneler geri dönüyor, insanlar İkinci Dönüş diyorlar.. Önce James, sonra tanrılar, şimdi de Cas.. Tarih insanlara mı dönüyor bilmiyorum-“

“Sen de döndün..”

 

Sam bununla bakışlarını hızla ona kaldırırken Jensen da onu izliyor, omuzlarını silker

 

“Gitmiştin.. Şimdi yine onların arasına döndün..”

 

Sam hafifçe pembeleşirken bakışlarını kaçırır, Jensen gülümserken Sam mırıldanır

 

“Kimse beni bilmiyor Jensen..”

 

Jensen kaşlarını çattığında Sam yavaşça ona döner, ela bakışları dikkatli ve emin, ona bakarak devam eder

 

“Ben Cas’tan sonra en büyük sırrım.. Hiçbir köyde ben iblis kapanına sokulmadım, hiçbir köyde beni bilmiyorlardı, her yerde insanım zannediliyordu.. Şu anda da benim kim olduğumu bilmiyorlar, bilmemeleri gerekiyor.. İnsanların arasında da mutlaka hainler var, herkes karşı tarafa oynayabilir..”

 

Jensen başını sallar, Sam’in bakışlarını hissetmeye devam ederken delikanlı konuşur

 

“Cas bu sırrı satmadı.. Yıllarca.. Sana bile..”

 

Jensen anlamış, yine başını sallarken mırıldanır

 

“Benden de çıkmayacak-“

“Biliyorum..”

 

Jensen hızla ona bakar, Sam gülümserken o sırada Jensen savunma mekanizmasını düşürmüş olacak, savrulan sopanın sesini duymazken bir saniye geç fark eder, darbe sırtına inerken Sam bağırır..

 

 

SOUNDTRACK

LINKIN PARK - POINTS OF AUTHORITY

You like to think you’re never wrong, you live what you learn

You have to act like you’re someone, you live what you learn

You want someone to hurt like you, you live what you learn

You want to share what you’ve been through, you live what you learn.

 

 

Jensen yere yapıştığında ne olduğunu anlayamazken ona vuran adam, Greg, elindeki sopayı döndürmeye devam eder, Sam ise akıllı, Jensen’ın başına çökmek yerine ayaklanarak kapanın diğer tarafına kaçarken Jensen ellerini yere bastırır, yere tükürürken konuşur

 

“Çok zarif, gerçekten..”

 

Ve ayağa kalkarken hızlı kalkışı çevredeki insanların nefes almasına sebep olur, Jensen parmaklarını çıtlatırken Greg’e bakıyor, sorar

 

“İblis kapanında mı yapacağız? Bu kadar mı çaresizsin? Neden kapanı açmıyorsun ve adil bir şekilde dövüşmüyoruz?”

 

Greg sopayı çevirirken Jensen hafifçe öne eğilir, sırıtır

 

Öldürmem, söz..”

 

Greg sopayı ona savururken Jensen da bunu bekliyor, yakalar ve adamı savurur, Sam ellerini saçlarına sokarken Jensen sopayı kendi elinde çevirerek Greg’den geriler, çevredeki insanlara bakarak konuşur

 

“Sınırları belirleyelim, siz bana çizdiniz, ben çıkmıyorum.. Siz de içeri girmeyin, nasıl?”

 

Sam yüzünü buruştururken Jensen cevap gelmemesiyle memnun olur, ancak o sırada Sam bağırırken Jensen oraya döner, dört bir yandan patlayan sopalar Jensen’ın her yerine inerken Sam elleri yumruk, hiçbir şey yapamaz..

 

 

Jensen Cas’ın yıllar önce ne hissettiğini anlıyorken Sam onu bırakmalarını bağırıyordur, Jensen çocuğa ulaşmak adına silkinir ve Cas’tan özür dilerken önüne gelene yumruğu basmaya başladığında bir anlığına herkes geriler, Jensen Sam’in nerede olduğuna bakarken o anda sırtının ortasına saplanan acıyla kasılır, Sam haykırır

 

“JENSEN!”

 

Jensen sırtındaki meleğin kırıldığından emin, yere düşerken çenesi yere çarpar, dünya kararır..

 

 

“Jensen! JENSEN!”

 

Sam onlara ulaşmaya çalışıyorken kapan ona izin vermez, insanlar Jensen’ı yerde sürüklüyor, uzaklaştırıyorlarken Sam çaresiz, ayağını yere vurarak bu sefer Cas’a bağırmaya başlarken Jensen’ın kim olduğu öğrenilmiş, Zyen Kralı darbe üstüne darbe alıyorken Sam gözleri yaşlarla dolu, cevap veremeyen adamı izliyordur, bir daha bağırır

 

“CAS!”

 

Ve ayağını yere vururken sanki yer titrer, Sam kendinden korkarak geri sıçrarken insanlar da donmuşlardır, bir anlık sessizlikte koşan adımlar duyulurken bir an sonra insanlar itilir, Cas ortaya çıkarken bir saniyede durumu idrak eder, Sam onun yüzündeki ifadeden korkarken Arline de oraya gelmiş, dehşetle manzaraya bakar..

 

 

Jensen yumuşak bir bezin dokunuşuna uyanırken hafifçe ‘mm’lar, bezin tarafına dönerken gülümseyerek sorar

 

“Cas?”

 

Göğsünü silen bez durur, yukarıdan bir gülüş duyulurken Sam cevaplar

 

“Canım?”

 

Jensen inlerken Sam silmeye devam eder, Jensen o sırada acılarının farkında olurken sorar

 

“Ne oldu?”

 

Sam iç çeker, bezi temizlemeye başlarken cevaplar

 

“Herkes seni mahvettikten önce mi, sonra mı?”

“Ortasından al..”

 

Sam başını sallar, tekrar morluklara dönerken konuşur

 

“Ben yerleri titrettim-“

“Aferin oğluma-“ Sam gülerken bakışlarını kaçırır, Jensen onun kızardığını görmüyor, gözleri kapalıyken Sam devam eder

“O sırada Cas geldi..”

 

Jensen bununla gözlerini açar, ona bakarken Sam devam eder

 

“Görmen gerek, ben onu daha önce hiç öyle görmedim.. Resmen kükredi, herkes bir anda sopaları tak diye bıraktı, geri adım attı.. Arline senin yanına çöktü, ilk tedavini o yaptı zaten, bıçağı biraz daha çevirselermiş omurgana girecekmiş..”

 

Jensen yüzünü buruştururken Sam bezi yine temizler, sonra konuşur

 

“Cas senin ülkene ve tüm evrene ihanet ettiğini, iblislere sırt çevirdiğini söyledi, bunca sene boyunca insanlara nasıl yardım ettiğini söyledi ve eğer bir daha birisi sana dokunursa insanları değil, seni seçeceğini söyledi..”

 

Jensen gözleri büyüyerek ona bakarken Sam de gülümser, iyice yere otururken başını sallayarak devam eder

 

“Kimse inanamadı tabii, koskoca Castiel sonuçta, ama Cas çok ciddiydi, eğer kimse seni yaptıkların için kabul edemiyorsa kendisinin de bu işi bırakacağını söyledi, bu sefer Arline bile şok oldu, inan..”

 

Jensen nefesini bırakırken hafifçe gülümser, Sam bezi tekrar eline alırken mırıldanır

 

“Kimse bir şey diyemedi tabii.. Cas senin artık onun sorumluluğunda olduğunu söyledi, sana bir şey yapan ona da yapmış olacakmış-“

“Hiç kimse mi itiraz emtiyor bu adama?”

“Jensen, herkes Castiel’i bilir..”

 

Jensen gözlerini devirirken Sam manalı, mırıldanır

 

“Akıllı herkes..”

“Hey..”

 

Sam gülümser, sonra ona bakarken sorar

 

“Ne durumdasın?”

“Daha iyi olmuştum.. Sırtım nasıl?”

“Arline iyileştirdi.. Bir şey kalmadı,-“

“Dövme?”

“O da iyi.. Cas neredeyse ağlayacaktı, neyin dövmesi o?”

 

Jensen omuzlarını silker, gerçekten de canı acımazken mırıldanır

 

“Bir şey değil.. Bir anı-“

“Neyin anısı?”

“Güzel bir şeyin, sana ne?”

 

Sam’in ifadesi kapanırken Jensne iç çeker, konuşur

 

“Yapma, hey-“ Sam omuzlarını silker, onun yaralarına dönerken Jensen mırıldanır

“Bağlılık dövmesi..”

 

Sam kaşlarını kaldırmadan edemez, ona bakarken Jensen ona bir bakış atar ve dikkatli konuşmasını umar, Sam de birkaç saniye sonra konuşur

 

“Bağlılık dövmesi.. Yani Cas’ta da var..”

“Oh, aynı zamanda zeki..”

 

Sam onun yaralı olmayan bir yerine vururken Jensen gülümser, cevaplar

 

“Evet, onda da var.. Ve bu sır da önemli bir sır Sam..”

 

Sam başını sallar, iki parmağını kendi dudağına vurup söz verirken Jensen gülümser, o sırada her neredelerse oranın kapısı açılır, adımlar oraya ilerlerken Jensen yanına çöken figürle oraya döner, Cas eğilerek onun yüzünün üzerine gelirken konuşur

 

“Hey.. Çok üzgünüm Jensen, bekliyordum ama bu kadar erken değil-“ Jensen bir şey söylemezken Castiel eğilerek onu öper, sonra tekrar dikleşip yaralara bakarken Sam sesinde gurura benzeyen bir tınıyla konuşur

“Temizledim, daha yeni uyandı..”

 

Cas da duymuş olacak, başını kaldırarak delikanlıya gülümser, cevaplar

 

“Teşekkür ederim Sam.. Onu senden başka emanet edebileceğim biri yok..”

 

Sam başını sallar, Jensen aşağıdan emanet olmadığını söylerken Castiel gülümseyerek ona döner, elleri uzanarak onun saçlarına girerken Jensen sorar

 

“İnsanlarını cezalandırdın mı?”

“Hayır..”

 

Jensen iç çekerken o kadarını tahmin etmiş, sadece nefesini bırakmakla yetinir, Castiel devam eder

 

“Sadece Greg ile konuşmam gerekti..”

“Umarım kaba sözcükler kullanmışsındır..”

 

Castiel gülümser, Jensen da başını onun elinin içine çevirirken Cas konuşur

 

“Burada işler farklı yürüyor Jensen, farkındasın değil mi?”

“Evet, normalde yere yapışan ben olmazdım..”

“İnsanlarım onları rahatlıkla feda edebileceğim şeyler değil.. Kaynaklarım sınırsız değil, her şeyin cezası ölüm olamaz..”

 

Jensen da o kadarını biliyor, bir şey söylemezken Castiel devam eder

 

“Ama kimse sana dokunmayacak.. Dokunurlarsa bu sefer ben ceza vereceğim..”

 

Jensen gözlerini açarak ona bakar, Castiel devam eder

 

“Hepsi benden korkar, bu köye daha önce hiç gelmedim.. Bana ters düşmek bir insanın yapacağı bir şey değil.. Çok laf yiyeceksin ve bir yer kazanman neredeyse imkansız, ama kanını dökmedikleri sürece bununla idare etmemiz gerekiyor..”

 

Jensen bir süre gözlerini kapatır, sonra tekrar açarken cevaplar

 

“Geri ödeme zamanı geldi desene.. Tamam..”

 

Castiel gülümser, sadece Jensen onun gülümseyişindeki üzüntüyü ve tarihi görürken Cas eğilerek onun dudaklarını örter, sonra yine o çekilerek konuşur

 

“Bu gece burada kalın, yarın daha uygun bir yer bulmaya çalışacağım-“

“Burası neresi ki-“

“Benim evim..”

 

Jensen kaşlarını çatarken Sam de dikkatli, sorar

 

“Buraya gelmedim demiştin-“

“Gelmedim.. Köylerdeki en iyi yer hep benimdir.. Sam, size yemek de getirdim, lütfen Jensen’ın yemesini sağla-“ Cas kalkıp yemeklere giderken Jensen gözlerini kapatıyordur, Sam anlamıyorken sorar

“Neden- sen nereye-“ Jensen onun bacağını sıkarak susmasını işaret ederken Castiel yemekleri kenara koyar, sonra ikisine bir bakış atıp çıkarken o gittiğinde Sam sorar

“Nereye gitti?”

 

Jensen biliyor, cevap vermezken bir süre sonra mırıldanır

 

“Yemekte ne var?”

 

Sam sessiz, kalkarken Jensen başını diğer tarafa çevirir, onun seslerini dinler..

 

 

Castiel o gece daha önce söylediği gibi Arline ile kaldı.

 

İkisi de o gece ne olduğunu hiç konuşmadı.

 

 

Jensen yerdeki şiltede uyuyan delikanlıyı izliyorken kapı açılır, Jensen sabah aydınlığında içeri giren kızıl kafaya bakarken Arline kapıyı arkasından çekerek kapatır, Jensen da ayağa kalkar..

 

Genç kadın uyuyan çocuğa bir bakış atar, sonra ona dönerken sorar

 

“Nasıl oldun? Cas iyi olduğunu söyledi ama-“

“İyiyim.. Beni iyileştirmişsin, için kan ağlamış olmalı..”

 

Arline hafifçe güler, Jensen onun da ironinin farkında olduğunu bilirken mavi gözlü güzel kadın cevaplar

 

“Aptal değilim McDermott, neler yaptığını biliyorum.. Sendeki değişim en çok seni şaşırttıysa, ikinci olarak beni şaşırttı.. Uzunca süre bize ihanet etmeni bekledim, ki bazen ettin de, ama Sam son darbeydi.. Sana her şeyimle güvenemem, sen bile bu kadar taraf değiştirdikten sonra kendine güvenemezsin..”

 

Jensen bir şey söylemez, kadının neden ikinci komutan, kral, buradaki rütbeler her ne ise ondan olduğunu anlayabilirken Arline devam eder

 

“İnsanların arasında bir yer sağlayamayacaksın, ancak bizler nerede olduğunu bildiğimiz sürece bu önemli değil.. Senin görevin Sam’i korumak, insanlara biz bakarız..”

 

Jensen iç çekerken ellerini pantolonunun arka ceplerine sokar, Arline de elini saçlarına sokup geçirirken konuşur

 

“Cas mantıklı olarak çok yanında gezemez, aranızda nasıl bir şey olduğunu herkesin bilmesini istemiyoruz.. Cas için değerli olan düşman için de değerli olur-“

“Sana kimse saldırmıyor mu?”

 

Arline bir an kaşlarını çatarak ona bakarken Jensen omuzlarını silker, cevaplar

 

“Ben de aptal değilim.. Birlikte olduğum kişinin geçmişini bilmek hobilerimdendir..”

 

Arline hafifçe gülümser, başını geri bırakarak ona bakarken konuşur

 

“Değişik adamsın.. Ancak bilmelisin Jensen, ben geçmiş değilim..”

“Ben de öyle.. Gelecekte de olacağım kesin-“

“İnkar eden mi var? Sıfatlarımız ve yerlerimiz farklı olsa da, Castiel ikimiz için de önemli.. Biz de onun için önemliyiz.. Cas’a sen veya ben arasında seçim yaptırtmak onun için işkence olur..”

“Beni seçecek olsa da..”

 

Arline derin bir nefes alır, ona bakarken Jensen onun da bildiğini gördüğünde bir nebze rahatlar, başını sallayarak konuşur

 

“Tamam.. Benden ne istiyorsun? Sırf koru demekle korunmuyor..”

 

Arline gülümser, Jensen oturmasını işaret ederken genç kadın masanın etrafından dolaşır, ikisi iki tarafa otururlarken Arline konuşur

 

“Sam çok ilaç aldı, bunların onu nasıl etkilediğini bilmiyoruz, ilk görevin bu olmalı-“

“İlaçlara erişemem, listelere de öyle.. Artık silinmiş olmalıyım..”

“Orası kesin, ama hayır, Sam’in iblis gücüne ancak sen karşı koyabilirsin, Sam tehlikeli olursa onu sen tutacaksın.. Ayrıca sık sık yer değiştirmeniz gerek, Sam çok büyük bir enerji saçıyor, Adrian onu sen ve Cas yanında yokken çok daha rahat yakalayacaktır-“

“O nasıl olacak?”

 

Arline hafifçe gülümser, ona bakarak cevaplar

 

“Sadece Adrian’ın numaraları yok Jensen.. Cas orada ne kadar seni ayartmak için dursa da-“

“Şöyle konuşmayın, saraydan kaçırılan prenses değilim ben-“

“Saraydan kaçırılan kralsın, daha beter..”

 

Jensen gözlerini devirir, Arline de devam eder

 

“Cas’ın enerjisi Adrian’ın dikkatini dağıtıyordu, tabii benim etkimle.. Artık orada ulaşabileceğim biri yok, Adrian önündeki boşlukta parlayan yıldızları daha rahat görecektir..”

“Şahane.. Ne yapacağım, çocuğu alıp oradan oraya gezecek miyim?”

 

Arline başını sallar, Jensen neden Cas’ın gelmediğini anlarken içinde bir yerler çökerek ona bakar..

 

Buraya Sam’i değil, Cas’ı getirmişlerdir.

 

 

“Cas-CAS!”

 

Castiel insanların arasında umursamadan yürüyen cesur adama bakarken Jensen öfkeyle dolu, elleri iki yanında yumruk, ona bakarak konuşur

 

“Konuşabilir miyiz?”

 

Castiel’in iki yanındaki adamlar gerilirken Jensen onlara bir bakış atar, cevaplar

 

“Ne demem gerekiyor, efendim falan mı? İyi, konuşabilir miyiz efendim, lordum, kralım, her neyse-“ Castiel ona doğru yürürken başını sallar, Jensen ona bir yere gitmelerini fısıldarken Cas da o kadarını anlamış, ona yolu gösterir, Jensen öne düşerek yürürken Castiel arkasından sorar

“Sam nerede?”

“Arline-neresi, burası mı-“ Jensen kapıyı açarak içeri girer, içerideki insanlar onlara dönerken Castiel konuşur

“Bir süre bizi yalnız bırakın lütfen..”

 

Kimse ikiletmez, hepsi çıkarken kapı kapandığı an Castiel konuşur

 

“Jensen, lütfen, bu benim için de zor-“ Cas kapıya yapışırken Jensen onu yakalarından tutmuş, ona bakarak hırıldar

“Sana benden pes etmemeni söylemiştim-“

“Etmiyorum! Ama mantıklı olan da bu Jensen-“

“Dün o kadınla yattın-“

“Dün Arline ile kaldım, ve gerçekten bunu mu konuşmak istiyorsun-“ Jensen onu tekrar kapıya bastırır, fısıldar

“Gitmiyorum-“

“Gidiyorsun-“

“Gitmiyorum!”

“Gidiyorsun Jensen.”

 

Jensen ona bakarken Castiel açık ve net, ona bakarak devam eder

 

“Bu tarafı seçtiysen, benim liderliğimi kabul ettin demektir-“

“Cas-“

“Ve ben gitmeni emrediyorum.”

 

Jensen sessiz, onun gözlerine bakarken Castiel de pes etmiyordur, Jensen onun saatlerce böyle gidebileceğini görürken ellerini açarak geriler, Castiel konuşur

 

“Karşı çıkacaksan şimdi çık.. Bu son şansın..”

 

Jensen bir şey söylemez, ama bir an sonra onun midesine yumruğu basarken Cas öne eğilir, Jensne öfkeli, dizini kaldırarak onu da genç adamın midesine oturturken Castiel inler, bir anlık sessizlikte sadece nefesler duyulurken ardından Jensen yere çöker, Cas da onun kucağına çökerken Jensen onun boynuna fısıldar

 

“Neden veda gibi geliyor?”

 

Castiel başını kaldırır, onun yüzüne bakarken cevaplar

 

“Veda değil-“

“Ama öyle geliyor-“

“Daha değil.. Yemin ederim değil.. Beni yine göreceksin Jensen..”

 

Jensen ona bakarken söz vermesini ister, Castiel gülümseyerek uzanır ve onun dudaklarını bir daha öperken ikisi de titrer, Cas geri çekilirken fısıldar

 

“Söz..”

 

Jensen başını eğerek onaylarken emri kabul eder, Castiel onun şakağını, yanağını öper, sonra sarılarak teşekkür ederken Jensen ona dayanır..

 

   

 

< thirteen : another power >