VIII Though my eyes could see, I still was a
blind man. Make decisions from the strong part of you, not the weak.. Laura Schlessinger “Hayır- hayır lütfen, daha fazla olmaz-lütfen!” Merkez Masa, Guadalajara.. Ortak köprünün birkaç oda
ilerisindeki bilim departmanındaki hücrelerin birinde bir delikanlı ağlıyor,
kaçmaya çalışıyorken eller onu yakalar, ağzı zorla açılarak sıvılar akıtılırken
ela gözler korkuyla tavana bakıyor, kurtulmaya çalışır, ancak başaramaz.. “Çok güçlü, fazla güçlü, o doğru
çocuk Elyra..” Elyra Sam’in çırpınmasını
izliyorken kollarını kendine sarmış, titremesini engellemeye çalışıyorken
konuşur “Onun içindekini uyandırmak
dengeyi sarsıyor.. Ben bile hissediyorum, ki benimle alakalı bir şey
yapmıyoruz..” “Ki bu da doğru yolda olduğumuzu
gösteriyor.. Jasper’da hiçbir şey hissetmemiştin, değil mi?” Elyra kollarını açarak ona
dönerken Adrian içeriyi izliyordur, sarışın kadın konuşur “Jasper da hala ideal Adrian,
neden onunla uğraşmıyoruz? Her şeye tekrar başlamak, tüm proje yıllar alır, bu
çocuğa bunları uygulamak gerekli mi?” Adrian kendinden emin bir şekilde
başını sallarken ona döner, konuşur “Jasper hala şüpheli, belki odur
belki de değil.. Ama Sam’de farklı bir şeyler var Elyra.. Köyden gelen raporu
duymadın mı, toprakları sarsmış, neredeyse felaketi köye çağırıyormuş, bunu
sadece Jensen yapabiliyor..” “Çocuk iblis olabilir-“ “Çocuk her şey olabilir.. Sen bana
bırak.. İçinde bir şey yoksa, zaten anlarız, boşu boşuna devam edecek
değilim..” Elyra onun olumsuzluk ihtimalinde
bir saniyeyi bile harcamayacağını biliyorken başını sallar, Adrian da
memnunlukla tekrar içerideki odaya dönerken Sam ona doğru gelen adamları sadece
bakarak donduruyordur, Adrian gülümser.. “Efendim! Efendim, bir kadını
yakaladık!” Jensen Castiel’in bir kütüğe
oturmasına yardım ediyorken Cas üşüyordur, kral ona seslenen askerlerle
dikleşirken adamlar bir kadını sürüklüyorlardır, Jensen siyah saçlı kadını
izlerken sorar “Kim ki bu?” Asker kolundan tuttuğu kadını öne
çekerken cevaplar “Güçlülerden efendim.. Size gelmek
istedi..” “Ve siz de kadını benim karşıma
koydunuz, ben silahsızken..” Asker bir an kaşlarını çatarak onu
süzer, getirilmiş kadın da gülümsemeden edemezken mırıldanır “Zeki olduklarını düşünmemiştim..” Jensen ona susmasını işaret eder,
sonra diğerlerine dönerken konuşur “Tamam, gidin.. Bir dahaki sefere
de herkesi karşıma getirmeyin..” Askerler dönüp giderken Jensen
elleri belinde, karşısındaki güzel kadına bakarak sorar “Neden yakalanmak istedin? Adrian
hastası mısın?” Kadın omuzlarını silker, cevaplar “Onunla işim yok.. Onun yakaladıklarıyla işim var..” Gerideki Castiel başını
kaldırırken güzel kadın başını yana yatırarak Jensen’ın arkasından ona bakar,
elini kaldırırken gülümser “Hey, Cas..” Jensen dönerek diğerine bakarken
Castiel gözlerini kısmış, kadına bakıyordur, bir an sonra gözleri büyürken
Jensen kadına döner, kadın yeşil gözleri parlıyor, gülümser “Senin için büyük gün Jensen,
sonunda bir tanrı görüyorsun..” Jensen bir adım gerileyerek ona
bakarken genç kadın keyifli, ellerini arkasında birleştirerek onları izler.. “Naunet?” “Evet..” “Naunet?” Naunet keyifle onaylar, sonra
kendi etrafında dönerken sorar “Burada yiyecek bir şey yok mu?” “Kendin yaratamıyor musun? Cas bu
kadın kim!?” Castiel hala sessizlikle Naunet
olduğunu söyleyen kadını izliyorken Naunet boşvererek tekrar onlara dönüyordur,
konuşur “Castiel doğru söylediğimi biliyor..
Önemli olan şu ki Jensen, benim Guadalajara’ya gitmem gerekiyor..” “Oraya cisimlenemiyor musun?
Tanrıça mı bu Cas!?” Castiel ayılarak Jensen’ı geçer,
kadına giderken Naunet’in tavırları yumuşar, Jensen onun sakin güzelliğine
bakarken Castiel sorar “Efendim?” Naunet gülümser, Jensen onun
ulaşılmaz olduğunu düşünürken yeşil gözlü kadın uzanarak Cas’ın elini eline
alır, sıkarken konuşur “Benim Cas.. Keşke daha erken
gelebilseydim, ama inan yukarıda da durum iyi değil..” Castiel ona bakıyor, Jensen onun
gözlerinde büyülenmeyi gördüğünden eminken Naunet de görüyor olmalıdır,
gülümseyerek konuşur “Kendini parçalama, toparlanman
gerek.. Sana hala ihtiyacımız var, Aden’ın
sana ihtiyacı var.. Sen de pes edersen Aden yok olur..” Jensen Aden’ın kim olduğunu
sorarken Castiel ona cevap vermez, sorar “Neden buradasınız? Neye
ihtiyacınız var? Burası sizin için tehlikeli bir yer efendim-“ “Ben kendime bakarım, sen beni
düşünme.. Toparlanacağını söyle Castiel, sana ihtiyacım var..” Jensen tanrıça da olsa kadının ona
ihtiyacı olmasından hoşlanmazken Naunet ona dönerek muzur, cevaplar “Öyle değil aptal.. Beni yeterince
doyuran bir meleğim var, inan..” “Melek..” Naunet sırıtır, sonra Castiel’e
dönerken devam eder “Uyan Castiel.. Hata yapmadın,
bazı şeylerin olması gerekiyor, kimse bunların önüne geçemez.. Sam elbet bir
yerde yakalanacaktı-“ “Ama daha fazla çabalayabilirdik,
daha ileri bir zamanda-“ “Olan oldu.. Sam’in bize ihtiyacı
var, burada kendimizden geçerek bunu başaramayız.. Buradan gittiğimde Jensen’ın
aklı başında biriyle olduğunu bilmem gerek..” Castiel başını sallar, Jensen sırf
şu an için kadını sevebileceği kişiler listesine eklerken Naunet memnun olmuş,
gülümser “Güzel.. Bana kalacak bir yer
verin, sonra da plan yapalım.. Dikkatli olmamız gerekecek.. Jensen, beni biraz
hırpala lütfen..” Jensen irkilirken Naunet Cas’ın
kolunu sıvazlıyordur, mavi gözlü adam hala ayılamamış gibiyken Naunet dönerek
onun yüzünü eline alır, gözlerine bakarak konuşur “Bizim varlığımızı biliyordun
Castiel.. Bu dünyaya indiğimizde bizim için senin yanından daha uygun bir yer
yok.. İnan bana, yukarıda hepimizin adamı sensin..” Castiel hafifçe gülümser, Naunet
de gülümserken göz kırpar, konuşur “Ayrıca, Aden sizi görse pek mutlu
olurdu, iki kralın aşkı falan..” Castiel bir anda kıpkırmızı
olurken bir şey söylemek ister, Naunet engeller “Saçmalama, onaylamayacağımız bir
şey yapıyor olsaydınız kafanıza yıldırım düşürürdük.. Ayrıca sen
gözbebeğimizsin, Jensen senin için yasaklı olsa daha yoluna çıkmadan
öldürürdüm..” Jensen ‘hey!’lerken Naunet ona
aldırmaz, devam eder “Ama yapmadım.. Kutsanmayı diledin
Castiel, eğer seni mutlu edecekse ikinizi ben evlendiririm, ama bana böyle
üzgün bakma, ruhun soluyor..” Castiel derin bir nefes alarak
dikleşir, sonra gülümserken Naunet de memnun olur ve onu bırakır, öbürüne
yürürken konuşur “Gel bakalım, çok işimiz var..
Fazla yattın-“ “Yattım.. Ne biçim tanrıça bu, hepsi böyle mi bunların?” Naunet keyifli, onun kol kaslarını
sıkıyorken Jensen onun elinden kurtulmaya çalışır, yeşil gözlü kadın konuşur “Hayır, ben en özeliyim.. Bana
ters düşme tatlım-“ “Ne tanrıçasıydın sen?” “Ölüm.. Nerede kalacağım?” Jensen ona bakakalırken Castiel
geriden işaret eder, Naunet ona ilerleyip onunla birlikte giderken Jensen
başını silkeler.. “İyi, idare eder-“ “Bu kraliyet çadırı-“ “Ben tanrıça sarayında kalıyorum
canım.. Evet, şimdi, birinin beni dövmesi lazım-“ “Ah ben yaparım..” Naunet şüphesi olmadığını
söylerken Castiel usul ve zeki olan, sorar “Neden hırpalanmanız gerekiyor?” Naunet ona dönerken sinir olduğunu
belli eden bir ifade takınır, cevaplar “Adrian delisinin her yerde adamı
var, ayrıntılar önemli.. Hiç zarar görmeden Guadalajara’ya giden bir güçlü
olduğunu sanmıyorum..” “Guadalajara’da ne yapacaksınız?” Naunet tanrıça olup yetenekli olsa
da, Jensen yeteneği olmamasına rağmen Cas’ın sesindeki umudu duyar, Naunet iç
çekerken cevaplar “Adrian’ın benim tanrıça olduğumu
bilmesini istemiyoruz Cas.. Bu arada, Cas dememde sakinca var mı?” “Evet!” “Hayır efendim.. Neden tanrıça
olduğunuzu bilmemesi gerekiyor?” “Bir süre oraları incelemek
istiyorum da ondan.. Ayrıca hiç ummadığı anda tokat çakmak daha keyifli
olacaktır..” Jensen da ona katılırken Castiel
hala zeki olan, düşünerek sorar “Orada size iyi
davranmayacaklar..” “Farkındayım.. Ama ilgiyi Sam’den
çekecekse, razıyım..” Castiel ona gülümser, Naunet
başını eğerek ensesini kaşırken bir an sonra konuyu değiştirerek mırıldanır “Evet, Jensen, hazır mısın? Bana
vurmaktan çekineceğini sanmıyorum?” Jensen onu izlerken Naunet
kaşlarını kaldırır, Jensen iç çekerken konuşur “İyi tamam.. Ama hoşlanacağımı
söyleyemem..” “Ben bayılacağım.. En büyük hobim
iblislerden dayak yemek..” “İstersen cevap ver tatlım-“ “Beni kim eğitti biliyor musun
sen?” Jensen gözlerini devirir, ona
bakarken sorar “Tanrıça sarayında neden dövüş
var?” “James seni neden yere yıkmadı
bilmiyorum, sırf Cas için muhtemelen..” Castiel gülümser, kocasına
bakarken Jensen ellerini kaldırır ve dönerek kapıya gider, o sırada Cas sorar “James? Onu tanıyor musunuz
efendim?” Naunet gülümsüyor, eliyle
saçlarını tararken cevaplar “Evet, elbette.. Bir ara onu da
görsem iyi olur gerçi, sıkıntıdan patlıyor olmalı..” Cas memnun olurken Jensen kapıdan
çıkar ve gider, Naunet bir süre sonra konuşur “Jensen beni hırpalayıp şov
yapmalı Cas.. Dedikodunun Guadalajara’ya kadar ulaşmasını istiyorum.. Çok güçlü
bir kadın geliyor, Jensen onu sahiplenmiş falan.. Seni biraz dışlaması
gerekebilir..” Castiel başını sallar, problem
olmayacağını söylerken konuşur “Ben Jensen’ı ikna ederim-“ “Ah o ikna olur, merak etme..
Senin iyileşmen için yapmayacağı yok..” Castiel hafifçe gülümser, Naunet
de memnun, kapıya giderken konuşur “Bir iblisten dayak yiyeceğim,
Aden’ın kemikleri sızlayacak..” Castiel onu takip ederken
mırıldanır “Aslında kimse onun dövüş yeteneğini
zorlayamıyor, belki bir süre cevap verebilirsiniz efendim.. Sizi daha çok
sevmesini sağlayacaktır..” “Öyle mi dersin? Olur..” Castiel memnun, başını sallarken
Naunet de gülümser, o sırada Jensen’ın kızgın sesi duyulur “Neden dışarıdasın sen? Sana
çadırda kal demedim mi?” Naunet gerçekten kızgın görünen sesle irkilirken Cas da geri çekilmiştir,
Naunet cevaplar “Ben-o dışarı çıktı-“ “Sen o musun? Onun izinleri
farklı, senin iznin yok.” Naunet karşısına gelmiş adama
bakarken yeşil gözlü kral açık açık ona bakıyordur, Naunet bu adamdan iyi bir
medjai olacağını düşünürken Jensen onun düşüncelerini duymuyor, bir an sonra
onun suratına sert bir yumruk çakarken Naunet geriler, siyah saçlarını
savurarak dikleşirken Jensen ayaklanan tanrıçaya bakar.. “Ne oldu? Gücüne ters mi geldi, ‘güçlü’?” Naunet onun karşısında yürüyorken
gülümser, cevaplar “Hayır, tam ortasına geldi iblis-“
ve bir an sonra sıçrayarak döner, onun suratına tekmesini yapıştırırken Jensen
dengesini kaybeder, Naunet yere inene kadar Jensen da toparlanırken bir saniye
sonra ikisi de birbirlerine atılır, yumruklar ellerle engellenir, dönüşler
karşılıklı olurken Cas da diğerleri gibi onları izler.. Jensen keyiflenmiş, sırıtarak
döner ve onun bacaklarına bir tekme savururken Naunet yere yapışır, Cas onun
bilerek düştüğünden emin olurken Jensen dönerek ayakta ona bakar, konuşur “Alın, çadırıma götürün.. Ve yatağa bağlayın..” Naunet yerde, gözleri büyüyerek
ona bakarken Jensen sırıtarak çöker, onun yüzünü eliyle yakalarken çenesini
sıkıyor, konuşur “Adrian’dan önce biraz ben
oynayayım..” Geriden onaylayan sesler
duyulurken Naunet ona bakıyordur, iki yeşil göz birbirini izlerken Jensen onu
bıraktığında eller Naunet’i yakalar ve kaldırır, genç kadın sürüklenerek
götürülürken Jensen ellerini birbirine vurarak temizler, diğer taraftaki Cas
ile göz göze gelirken Castiel hafifçe gülümser, sonra çadırın aksi yönüne
uzaklaşırken Jensen dönerek çadırına bakar.. Jensen çadırına girdiğinde keyifli
ses onu karşılar, sorar “Hazırım efendim.. Beni nasıl
istersiniz?” Jensen derin bir nefes alırken
yatağa döndüğünde şaşırtıcı olmayacak bir şekilde onu yatağa bağlanmış ve
çıplak bulur, kadınlığın resmi karşısında dururken Naunet halinden oldukça
rahat gibidir, kaşını kaldırarak sorar “Tercihiniz var mı?” Jensen gözlerini devirir, derin
bir nefes daha alırken konuşur “Ben evli bir adamım-“ “Cas umursamaz.. Hatta destekler,
tanrılarla iletişime geçen koca..” Jensen bir şey söylemez, belindeki
hançeri çekerken Naunet mırıldanır “Bıçakla seks.. En sevdiklerimden..” Jensen da gülümser, eğilerek onun
bileklerindeki ipleri keserken Naunet hayal kırıklığına uğramış bir ses
çıkartır, Jensen gülerek ona bakarken sorar “Günah tanrıçası olmayasın? Ayrıca
neden beni yatağa atmak istiyorsun ki-“ “Yüz yıllardır aynı adamları
görüyorum-“ “Hani meleğin seni tatmin
ediyordu?” “Ah ediyor, inan.. Ama herkes
senin farkında Jensen.. Bütün tanrılar, bütün tanrıçalar-“ Naunet dizi üzerinde
yatakta dikleşirken bir eli hala bağlı, dudağını ısırarak onun önünde dururken
fısıldar “Benimle birlikte olmak hayal
edemeyeceğin bir lüks Jensen.. Reddetmen akıllıca olmaz..” Jensen ona eğilirken Naunet onun
ona has erkek kokusunu içine çeker, Jensen onun yanağına eğilir, boynunda
dururken cevaplar “Kalsın, canım.” Ve ipi keser, sonra dönüp yataktan
uzaklaşırken konuşur “Giyin-“ Naunet çoktan giyinmiş,
yataktan kalkarken cevaplar “Cas şanslı.. Beni bile reddettin,
yapabilen adam sayılıdır..” O sırada Castiel içeri girerken
elinde bir yemek tepsisi, konuşur “Yemek getirdim efendim..” Naunet ona dönerken neşeli, şakır “Cas, tam zamanlama! Tam da kocana
benimle bıçaklı ve bağlı seks yapması için kendimi sunuyordum!” Jensen ona bağıracakken Castiel’in
adımı bir an sendeler, Jensen atılır “Saçmalama Cas, reddettim tabii
ki-“ “Tanrıları reddetmek akıllıca
değildir Jensen-“ “Ben de öyle dedim ama dinlemedi-“ “Saçma sapan konuşmayın! Kadının
bana ihtiyacı yok, sen de benden ne kadar kolay feragat ediyorsun!? Tanrıça
dinlemem, bu kadın sana göz koyarsa karşısında beni bulur, anladın mı?” Naunet ‘gerçekten mi?’ diye hevesle parlarken Jensen dönerek ona bir bakış
atar, Naunet gözlerini devirirken mırıldanır “Mızıkçısın Jensen..” Jensen iç çeker, tepsiyi masaya
bıraktırır ve sonra işaret eder “Ye. Sen, buraya gel.” Castiel oraya gelirken Jensen onu
belinden yakalar ve kendine dayar, gözlerini bulurken Castiel hafifçe gülümser,
Jensen uzanıp onu öperken Naunet ekmeğini kemiriyor, gülümseyerek onları
izler.. “Nasıl aşağı inebildiniz efendim?
Köprülerin kapandığını sanıyordum..” Naunet Jensen’ın yatağına bağdaş
kurmuş, ona verilenleri yiyorken omuzlarını silker, cevaplar “Kapılar, ama benim için kırmak
biraz daha kolay.. Aşağısı ölüm dolu.. Ayrıca sevgili kardeşim de etrafta, abim
kendini dağıttı falan.. Yukarıdaki işleri toparladıktan sonra indim..” Jensen ‘zavallı’ derken Naunet ona gülümser, cevaplar “Çok farklı değil aslında.. İkimiz
de aynı işi yapıyoruz, ikimizin de birer meleği var-“ “O yüzden hemen seks yapmalıyız,
değil mi?” “Kesinlikle..” Jensen gözlerini devirir,
kağıtlarına dönerken Naunet Cas’a dönerek mırıldanır “Seninle tanışmadan önce aşağı
inmeliydim..” Castiel gülümser, Naunet bir üzüm
daha yutarken sonrasında konuşur “Ne zaman şehre döneceğiz Jensen?” Jensen başını kaldırarak ona
bakar, Naunet şehre dönmek istediğini böylece belirtmiş, bir üzümü daha ağzına
atarken Cas’a dönerek konuşur “Gel Cas, yatalım, bu daha
çalışacak, belli-“ Castiel başını sallarken tepsiyi alır ve kalkar, Jensen
onlara bakarak mırıldanır “Cas, çoğul ek kullandı-“ “Merak etme, kocanı ellemeyeceğim-“ “Sıkıyorsa elle zaten..” Naunet parmaklarını oynatır ve
sonra Castiel’i üzerindekinden çekerek yanına uzandırırken Jensen kağıtlarına
dönüyor, konuşur “Cas, teslim olursan ilişkimiz
başa döner, en başa..” Naunet gülerken Castiel bir şey
söylemez, ikisi aralarında mesafe ile yatarlarken Jensen sessiz, kağıtlarını
okur.. Ertesi sabah uyandıklarında Guadalajara’nın dışındaydılar ve hiçbir asker dün aslında 5 ay ötede olduklarını hatırlamıyordu. Jensen o an onun gerçekten tanrıça olduğuna inandı. Jensen kadını kolundan tutmuş,
yürütüyorken herkes onlara bakıyordur, Jensen aldırmaz.. Yeşil gözlü kadın gözleri korku
dolu, yürütüldüğü koridorları izliyorken Jensen bir kapının önündeki tabladan
elini geçirir ve kenara açılan kapıdan içeri girerken konuşur “Bundan sonra maaşıma zam istesem
iyi olacak-“ içerideki Adrian ve Elyra ona dönerlerken siyah saçlı kadın bir
adım geri atar ama Jensen onu tekrar öne çekerek konuşur “Bu Marguerite, son getirdiğimden
daha becerikli..” Adrian kaşlarını çatarak kadına
ilerlerken Elyra da onu inceliyordur, Marguerite ona dokunan adamdan çekilerek
Jensen’a dayanırken Jensen gülümser, konuşur “Bana bağlandı.. Sizin çocuklar ne
alemde?” Elyra hala siyah saçlı kadını
izliyorken Adrian düşünceli, mırıldanır “Jasper güçleniyor, Sam
zayıflıyor.. İlk defa bu kadar güçlü bir kadın görüyorum, Arline bile böyle
değildi.. Gel Marguerite..” Adrian onu elinden tutarken
Marguerite titremeden edemez, Adrian gülümseyerek cevaplar “Korkma, bir şey yapmayacağım..” Marguerite iç çeker, onunla
birlikte uzaklaşırken Jensen dönerek Elyra’ya bakar, sarışın kadının önüne
döndüğünü görürken bir an onu izler, sonra çıkıp kendi işine gider.. ‘Marguerite’ artık içerideydi. Adrian ona da testler uyguladı, Marguerite’in güçleri her türlü deneyi aştı, Adrian’ı daha fazlası için zorladı. Bu süreçte Sam biraz daha rahat nefes aldı, Jasper ise bu kadına eşlik etmekle görevlendirildi. Naunet her zamanki gibi istediklerini sırasıyla alan şanslılardandı. Jensen Cas’ın ısrarları sonucu
Naunet’in ne halt ettiğine bakmak için deney departmanına girmişken etraf sakin
görünüyor, herkes bir şeylerle uğraşıyorken Jensen sorar “Marguerite nerede?” Doktorlardan birisi ona gülümser
ve dinlenme odasında olduğunu söylerken Jensen o tarafa ilerler.. Rahat mobilyaların olduğu odada
Marguerite koltuğun ucunda oturmuş, sehpada oturan Jasper’ın anlattıklarını
dinliyorken yeşil bakışları odaklıdır, Jensen bir süre onları izler, camın
ardında kıpırdamazken Naunet saçlarını düzeltirken ona bir bakış attığında Jensen
onun hala kendinde olduğunu anlar.. Güçlü kral sessiz, dönerek
koridorda ilerlerken birden önünden geçtiği odanın kapısı içeriden yumruklanır,
biri bağırır “Hey! Hey! Jensen!” Jensen irkilerek döner ve kapıya
bakarken içerideki ses de kesilmiş, cevap bekler.. Jensen kapıya bakıyorken içerideki
tekrar canlanır ve kapıya vurarak seslenir “Oradasın, görüyorum! Beni çıkart,
lütfen! Görmüyor musun ne haldeyim!?” Jensen yavaşça kapıya bir adım
atar, elini tabladan geçirdiğinde kapı saydamlaşırken Jensen geridekini görünce
gözleri büyümeden edemez.. Sam, neredeyse 1 yıl önce buraya
gönderdiği çocuk neredeyse tanınmayacak halde, direkt onun gözlerinin içine
bakıyorken Jensen yutkunur, onu izler.. Delikanlı uzamış, daha da uzamış,
kahverengi saçları gözlerine düşüyorken şu anda hiç de sağlıklı durmuyor,
yüzündeki damarlar sanki damarlarına bir şey verilmiş gibi morlukla parlıyorken
Sam bir anda tekrar duvara vurur, onu zıplatırken konuşur “Beni öldürüyorlar! Bana sahip
olamazlar Jensen, beni ele geçirirlerse herkes ölecek! Anlamıyor musun, buna
nasıl izin veriyorsun? Çıkart beni buradan,
lütfen!” Jensen nefesleri sıkışarak onu
izlerken o sırada yanında konuşan sesle neredeyse bağıracak olur, ona dönerken
Elyra sakin, mırıldanır “Çok duygusal bir çocuk, değil
mi?” Jensen başını sallar, tekrar
delikanlıya dönerken Sam Elyra’nın gelişiyle dönerek odada ilerlemiş, yatağına
çökmüştür, Jensen onun kendi kendine öne arkaya sallanmasını izliyorken sorar “Yerdekiler nedir?” Elyra onun incelediği yuvarlak
şekle, ortasındaki şekillere bakarken cevaplar “İblis kapanı.. Eski bir büyü, Sam
aynı zamanda iblis, o kapandan dışarı çıkamıyor..” “Zaten hücrede değil mi? Kapana ne
gerek var?” Elyra hafifçe gülümser, ona
dönerken mavi gözleri onu inceler, Jensen onda Cas’a benzeyen bir şeyler
ararken gerideki Sam’in güldüğünü duyar, delikanlıya sinir olmadan edemezken
Elyra cevaplar “Sam istediği her yere gidebilir
Jensen, bu kapan cismini tutuyor.. Ve onun cismine
ihtiyacımız var, yoksa onu kontrol edemeyiz..” Jensen sanki bu ezelden beri
bilinen bir şeymiş gibi başını sallarken Elyra gülümser ve neden geldiğini
sorar, Jensen ona dönerek cevaplar “Hiç.. Benim kız ne yapıyor diye
bakmaya geldim, umut var mı? Her neye uğraşıyorsanız?” Elyra bir an daha onu süzdüğünde
Jensen nedense okunduğunu hisseder ama gerideki Sam ayağa kalkarken Jensen ona
bir bakış atar, delikanlı başını iki yana sallarken Jensen da Elyra’ya döner,
sarışın güzellik konuşur “Marguerite bizi zorluyor.. Çok
zeki ve çok inatçı, kolay kırılacağa benzemiyor.. Jasper onunla özel olarak
ilgileniyor..” Jensen ‘güzel’ diye mırıldanırken Elyra onu geçer ve Jensen’ın geldiği
istikamete doğru giderken Jensen tekrar delikanlıya döner, Sam konuşur “Lütfen.. Lütfen çıkart beni
buradan, ne istersen yaparım, bana sahip olduğunda önünde hiç kimse olmaz,
lütfen Jensen-“ Jensen başını iki yana sallarken ona bakıyor, cevaplar “Üzgünüm evlat, tek başınasın..
Bana bir şey ifade etmiyorsun, ne isterlerse onu yap, hayatın daha kolay
olur..” Sam ona bakarken Jensen onun gözlerindeki
hayal kırıklığını yakalar ama dönerek uzaklaşır, onu düşünmez.. Jasper görevliler eşliğinde
yürüyor, odasına girerken görevliler şifreleri girer ve dönüp uzaklaşırlar,
arkalarından kendi görevlileriyle yürüyen Marguerite koridora girer.. Siyah saçlı kadın sessiz, acıyla
bağıran Sam’in odasının önünden gözünü bile kırpmadan geçerken kendi odasına
sokulduğunda içerideki Elyra’ya bakar, yavaşça yürüyerek iblis kapanına
girerken görevliler bunu görünce döner ve çıkar, kapı açık, uzaklaşırlarken Elyra
ayağa kalkarak konuşur “Jasper bana zihin kontrollerinin
inanılmaz olduğunu söyledi Marguerite, seni kim eğitti bilmek isterim..” Marguerite ona bakıyor, elleri ona
öğretilmiş şekilde önünde birleştirilmişken ilaçların sakinliğiyle cevaplar “Hatırlamıyorum efendim..” Elyra sakin, uzun sarı saçları düz
bir şekilde sırtından düşerken ona yürür, iblis kapanına girerken Marguerite’in
yeşil bakışları yere inmiş, onun ayakkabılarını inceler, sonra tekrar mavi
gözlerine çıkarken Elyra onu izliyor, konuşur “Son 1 aydır çok iyi bir gelişim
gösteriyorsun Marguerite.. Umduğumuzdan daha uysalsın, bize yardım etmek için
de heveslisin..” Marguerite hafifçe pembeleşirken
gülümser, Elyra da ona gülümserken kendi birleştirdiği ellerini açar, sağ elini
ona çevirerek uzatırken konuşur “İşbirliğini ödüllendirmek benim
tarzım, Adrian ne kadar bunu pek uygulamasa da, ne olursa olsun bir takımız,
değil mi?” Marguerite bakışlarını onun eline
indirirken dikleşir, Elyra devam eder “Bunun senin için anlamı olduğunu
söylediler, Jensen bunu senden sökmüş sanırım..” Marguerite yeşil gözlerini tekrar
ona kaldırırken Elyra da ona bakıyordur, Marguerite gülümserken cevaplar “Evet efendim.. Bana onu abim
vermişti..” Elyra onaylar, sonra ona uzatırken
Marguerite yeşil zümrütlü kolyesini eline alır, ikisinin bakışları bir an
kesişirken Elyra konuşur “Nasıl gidiyorsan devam et
Marguerite..” Marguerite başını sallar, ona
bakarken Elyra onu geçer ve çıkar, kapı arkasından kapanırken naunet hafifçe
gülümseyerek yıllar önce dünyaya düşen, ablasını arayan kolyesine bakarken
zümrüt ellerinde parlar.. Aden ölmeden önce Elyra’nın aşağıya köprü olduğunu, onun sayesinde aşağı inebileceklerini söylediğinde yalan söylememiş, ancak James durumu anlayamamıştı. Elyra her şeyin farkında olan, olabildiğince gücü dengelemeye çalışandı. Sam bulunana kadar ele geçirilenlerin yarattığı enerjiyi evrene yaymış, insanların çoğalmasına yardım etmişti ancak Sam bulunduktan sonra Elyra artık yetmemeye başlamıştı. Naunet ablasını kullanarak aşağı inmiş, onun yanına girmişti. Adrian Elyra’dan şüphelense bile Naunet Nadera gücü olarak orada olacak, umulmayan tokatı çakacaktı. Elyra Aden’ın tanrıçasıydı, Nadera’ya bağlıydı, ancak gücü de bir yere kadar olacaktı. Gün geldiğinde Adrian ondan intikamını alacak, geriye kalan kabuk Deva olacak ve ona bağlı olacaktı. SOUNDTRACK THE SERVANT -
ORCHESTRA Here I am, a
young man, come and get me if you can, up in my room covered in flames There's an
orchestra in me, playing endlessly, I even hear it now They play in the
devil's key, an endless symphony, I even hear it now And I listen to
the music, beautiful music. Nebura.. James yatağında yatıyor, kolları
başının altında, tavanı izliyorken diğer hücrelerdeki mahkumlar sohbet ediyor,
kapılar açık, herkes oradan oraya geziyor, serbest saatin tadını çıkartıyorken
içeri bir adam girer, ‘hey’lerken sorar “Sigaran var mı? Adamlardan
tekiyle konuşmam lazım..” James kalçasını kaldırır,
eşofmanının cebinden bir paket çıkartırken kirişe dayanmış yakışıklı adam
gülümseyerek sorar “Şunları getiren kim hala
anlamıyorum, ziyaretçin de yok..” James paketi ona fırlatırken
sakin, geri uzanarak cevaplar “Tanrılar..” Adam ‘aha’ diyerek döner ve çıkarken James arkasından seslenir “George?” Kırlaşmış saçları olan adam
dönerek tekrar içeri girerken James konuşur “Geri kalanı senin olsun..” George gülümser, tekrar çıkışa
dönerken önünde beliren adamla donar, James de kaşlarını çatarak dikleşirken
George yeşil gözlere bakarak kenara çekilir, Jensen içeri girerken konuşur “James..” James oturur hale gelmiş, ona
bakarken George hala bekliyor, işaret arıyordur, James ona başını salladığında
arkadaşı döner ve çıkarken Jensen onun gidişini izler, sonrasında hücrede
ilerlerken sorar “Nasılsın?” James ilgiyle onu izlerken iblis
yaklaştıkça başını geriye bırakıyor, ona bakarak cevaplar “Hatrımı sormaya geldiğini
sanmıyorum.. Ne oldu?” Jensen derin bir nefes alır, sonra
konuşur “Naunet geldi..” James bunun üzerine ayağa
kalkarken Jensen mavi gözlere bakıyor, devam eder “Ona deney yapıyorlar-“ “Naunet eğer gerçekten Naunet’se
oraya girmez, girse de çıkar-“ “Gerçekten Naunet, bilerek girdi..
Ben soktum..” James onu izlerken açıklama
istiyor gibidir, Jensen verir “Bir anda karşımıza çıktı, benim
onu Guadalajara’ya götürmemi istedi.. Bir çocuk var, Sam, ilgiyi ondan çekmeye
çalışıyorlar..” James onu geçer ve hücresinde
diğer tarafa yürürken Jensen onun sanki bir şeyi hesaplıyor gibi durduğunu
düşünür, James tekrar ona dönerken elleri belinde, konuşur “Şu Sam.. 16-17 yaşında, iblis, güçleri
olan bir çocuk mu?” Jensen başını sallar, James
küfrederken Jensen sorar “Kim o çocuk? Herkes onu korumaya
çalışıyor,-“ “Nasıl Adrian’ın eline düştüğü
muamma-“ “Ben getirdim..” James bunun üzerine ona bakarken
Jensen hızla cevaplar “Yapabileceğim bir şey yoktu! Tüm
ordunun önünde kendini açığa çıkarttı, onun aptallığı-“ “O bir çocuk! Hayatı boyunca
oradan oraya sürüklendi, devamlı birileri onu ele geçirmeye çalıştı, sen olsan
ne yapardın, Kral Jensen’a mı
güvenirdin!?” Jensen ona bakarken James kızgın,
ona yürüyerek devam eder “Yanında Castiel vardı.. Castiel.. O adam kim sen bilmiyor
musun-“ “Aslına bakarsan hayır, hala o
adam kim bilmiyorum! Herkes devamlı bana bilgiçlik taslayıp duruyor ama hayır, bilmiyorum-“ “O adam Aden’ın gölgesi Jensen! Aden
onu seçti,-“ “Aden kim!?” James gülerek ona bakarken bir an
sonra ona bir yumruk yapıştırır, Jensen geri sendeleyerek yatağa takıldığında
da James ona bakarak konuşur “Biraz zeka Jensen, biraz! Seni evrenin başına çıkarttık,
Castiel senin değişmen için kendinden ödün verdi, sen hala ona çalışıyorsun!” Jensen tekrar dikleşiyor, çenesini
oturturken cevaplar “Hepiniz Adrian’a bok atmaktan
başka bir şey yapmıyorsunuz, insanları ben
öldürüyorum, o değil-“ “Olay zaten insanlar değil
gerizekalı! Sadece insanlar olsa aşağı sadece Zyenleri öldürecek bir virüs
atamaz mıydık? Bir gecede hepinizi kırardık, o kadar kolaysınız-“ “Neden yapmadınız peki-“ “ÇÜNKÜ SENİN BAŞA GEÇMEN GEREKİYOR!” Jensen ona bakarken James kızgın,
devam eder “Aptalsın! Adrian seni etkileyemiyor,
kendi beynini çatlatması gerekiyor ama sen evrende at üzerinde gezinip insan
avlıyorsun! Elyra yukarıda neyi nasıl kapatacağını şaşırıyor, Naunet yukarıdan
iniyor, sen hala insan peşindesin-“ “Ben insan peşinde değilim! Her
şeyi biliyorsan bunu neden bilmiyorsun-“ “İnsanları kurtarmayı bırak! Onun
için uğraşanlar işlerini yapıyor!” Jensen ellerini iki yana açar, ona
geri bağırırken sorar “Ne yapmamı istiyorsunuz!? Biri
insanları kurtarmam için yalvarıyor, diğeri insanları bırak o iblisi kurtar diyor!
Karar verin, kimse bir şey bilmiyor mu-“ “Castiel senin fikirlerini
değiştirmekle görevliydi Jensen!” Jensen ona bakarken kaşlarını
çatar, James gülerek devam eder “Ne sanıyordun?” Jensen bir saniye sonra ifadesini
toparlarken James onun duygusal noktalarıyla ilgilenmiyor, bastırır “Castiel bu kadar korunansa, bu
kadar güçlüyse, onu oradan kimse çıkartamaz mıydı? Kimse onu kurtarmak için
çabalamaz mıydı? Tüm evren Castiel’i
mahkum ettiğini biliyordu Jensen.. Castiel neden kaçmadı? Askerlerinin arasında
hainler yok mu sanıyorsun? İnsanlığın köylerine kimse mi yardım etmiyor? İlk
akıllı ve vicdanı olan Zyen sen misin? Kimse Castiel’e yardım eli uzatmadı mı
sence?” Jensen ona cevap vermek için bir
şeyler ararken James başını iki yana sallar, devam eder “Castiel seni daha önce ne görmüş,
ne de hakkında bir şey düşünmüştü, ama bir anda seni kurtarma aşkıyla yanıp
tutuşmaya başladı Jensen, bu sana garip gelmiyor mu? Bunca yıldır, yüzlerce
yıldır insanlara işkence ediyorsun, hangisi bu kadar dayandı? Castiel ilahi bir
sabıra sahip değil miydi? Hangi insan o kadar inatçı olabilir?” Jensen başını iki yana sallarken
buna düşecek kadar da basit değil, cevaplar “Cas bana tanrılar için yol
göstermeye çalıştı evet, beni değiştirmeye de çalıştı evet-“ “Evet evet ne? Evet seni seviyor
mu?” “Elbette seviyor!” “Senin gibi bir canavarı?
İnsanlığın katilini?” Bu sefer Jensen fırlar ve onun
suratına bir yumruk gömerken James geriler, yavaşça çenesini yerine oturtur,
damağını şaklatırken Jensen öfkeyle ona bakıyordur, yukarıdaki ışık hafifçe
titreşerek gelip gitmeye başlarken James sakin, ona bakarak cevaplar “Tanrıların askerine yumruk
atabilecek bir adam neden basit bir iblise karşı çıkamıyor?” Jensen onun stratejisini gördüğü
an kendini yumruklamak isterken James
sırıtır, onu geçerek musluğa gider ve bir bardağı doldurup suyunu içerken
Jensen onun boşluğuna bakıyor, dişlerini biler.. “Cas?” Castiel kollarını kendine sarmış,
hücresinin ortasında duruyorken Jensen içeri giriyor, ona bakarak sorar “Burada ne işin var?” Castiel sessiz, kollarını açarak
ona dönerken iç çekerek mırıldanır “Tekrar bakmak istedim.. Yıllar
oldu.. Ayrıca soruların olduğunu düşünüyorum, kimsenin duyamayacağı bir yerde
konuşmamız iyi olur..” Jensen onaylar, derin bir nefes
alırken Castiel yürüyerek yatağa oturduğunda Jensen da ilerler, onun yanına
otururken sorar “Sam.. Özelliği nedir?” Castiel sessiz, bir süre
bakışlarını onun dizlerinde tutarken sonra gözlerine çıkartarak cevaplar “Evrenin özü olduğunu
düşünüyorum..” “Düşünüyorsun.. Belli değil yani?” “Testler o sonucu gösteriyor..
Jasper böyle tepki vermemişti..” “Jasper.. Jasper’ı da biliyorsun
tabii ki..” Castiel başını sallar, Jensen ona
bakarken sorar “Jasper nedir?” “Jasper’ın evrenin özü olduğunu
düşünüyorduk, ancak Adrian onu bir silaha çevirdi.. Hiçbir şey..” “Hiçbir şey? Adam orada duruyor-“ “Görüntüde, evet.. Ancak
Jasper’daki güç yadsınamayacak bir şey.. Jasper her şeyi son erdirebilir, her
şeyi yutabilir.. Naunet bilerek onun çevresinde dolaşıyor: ölüm en büyük
sonsuzluktur, en büyük hiçbir şeydir, Jasper’ı yok edebileceği bir yol arıyor
olmalı..” Jensen bir anda kafasından aşağı
boşaltılan bilgi yığını içerisinde oturuyorken sorar “Sam?” Castiel ondan bahsedilince hafifçe
gülümserken Jensen onun çocuğu ne kadar sevdiğini görmeden edemez, Castiel ise
cevaplar “Sam masum, Jensen.. Her şey onun
içinde, herkes onun peşinde ama o sadece bir çocuk-“ “Sadece bir çocuk değil.. Artık değil, bugün bana bağıran şey
farklı bir şeydi..” Cas üzüntüyle iç çekerken
bakışlarını kaçırır, mırıldanır “Adrian onu ele geçirdi ve
bırakacak gibi değil..” “Onu yok ederse, veya her ne halt
istiyorsa onu yaparsa, başarırsa, ne olacak?” Castiel başını kaldırarak ona
bakar, Jensen onun gözlerindeki üzüntüyü görürken insan cevaplar “Evreni yok edecek.. Sam’i yok
ettiğinde evrenin dengesi tamamen sarsılacak.. O zaman Jasper devreye girecek
ve her şeyi yutacak.. Adrian’ın elinde yeni canları yaratacak Elyra var,
istediği gücü kullanabilecek bir Milo, ölümsüz insan Derna.. Adrian içinde
Sam’i barındırdığı an Jasper’ı serbest bırakacak ve biteceğiz..” Jensen sessiz, kaşlarını çatarak
önüne dönerken mırıldanır “Bugün James’i görmeye gittim..” “Biliyorum..” Jensen hafifçe gülümser, uzanarak
elini onunkilerin arasına sokarken Cas parmaklarını onunkilere geçirir, konuşur “Ona inanmanı bekledim.. Oldukça
ikna ediciydi..” Jensen gülümser, başını ona
çevirirken cevaplar “Aden’ın kendisi bile gelip bana
senin beni sevmediğini söylese inanmam.. Kimse beni sevmeden bana bu kadar
katlanamaz..” Castiel de hafifçe gülümsediğinde
Jensen yine ciddileşir, konuşur “James bana Adrian’ı devirmem
gerektiğini, kaderimin bu olduğunu söyledi..” “Hayır.. James sana Adrian’a karşı
çıkman gerektiğini, kaderinin bu
olduğunu söyledi..” Jensen kaşlarını çatarak ona bakarken
aradaki farkı sorar, Cas açıklar “Adrian’ı devirmek için işe
koyulman hiçbir işe yaramayacaktır, Adrian onu öldürebileceğin biri değil,
senden hep bir adım önde olacak.. Ancak Adrian’a karşı çıkarak onun planını
sabote edebilirsin..” “Ve onu göremeyecek mi?” “Onu görene kadar sen adım atmış
olmalısın..” Jensen kaşları çatılı, anlamaya
çalışırken Castiel onun elini ovuyor, konuşur “Sam’i kurtarman ve kaçırman lazım
Jensen.. Bunu ancak sen yapabilirsin..” Jensen iyice kaşlarını çatarken
elini ondan çeker, vücudu ona dönerken Cas devam eder “Krallığından vazgeçmen
gerekiyor.. Zyen’i bırakıp kaçak olmalısın.. Adrian peşine düşecektir, evren
haini ilan edileceksin, herkes seni arayacak, herkes seni avlamaya çalışacak.. Ama bunu ancak sen yapabilirsin..” Jensen gözleri kocaman,
duyduklarına inanamıyorken Castiel üzüntüyle ona bakıyordur, Jensen ayağa
kalkarak yürür ve çıkar, kapı arkasından yavaşça kapanırken Castiel derin bir
nefes alarak gecelerin birinde o iyileşirken Jensen’ın yerde oturarak okuduğu kitaba
bakar.. Bu, Jensen’ın vermek zorunda olduğu en zor karardı. Bir yanda zorlukla devam ettirse de hala sahip olduğu her şey, diğer tarafta ise hiç gerçekten yüzyüze gelmediği, devasa boyutta bir hiçbir şey vardı. “Ben.. Konuşmak istemiyorum, bunu
konuşmasak olmaz mı?” Castiel başını sallar, ‘elbette Jensen’ derken Jensen da
onaylar, banyodan tamamen çıkıp yürür ve yatağa girerken Castiel de yavaşça
etrafı toplar, mumları üfler, sonra yatağa girerek ona dönerken Jensen
karanlığın içinde kıpırdamadan yatar, dakikalar saatlere uzanırken bir süre
sonra Jensen uzanarak onun dudaklarını örttüğünde Cas da ona uzanır.. Jensen sinirli, korkmuş, agresif
ve inatçı, hayatını değiştirip onu korkudan öldüren adamı kendine çekerken Cas
karşı koymaz, Jensen ondan hem nefret ediyor, hem de onu seviyorken rahatlığı
onda arar.. Castiel uyandığında onu giyiniyor
bulurken Jensen ona bakmadan önünü ilikler, yatağın başından hançerini alıp
çevirir ve yerine sokar, sonra eğilerek komodini çeker, Castiel kaşlarını çatarak
yatakta ilerler ve o tarafa sarkarken Jensen duvardaki gizli bir noktaya
bastırır, bir kapak kenara açılırken Jensen elini içeri sokup bir silah
çıkartır ve dikleşir, silahı beline sokarken Castiel yatakta gerileyerek ona
bakar.. Jensen sessiz, karşı duvarı
izliyorken sonra bakışlarını ona indirir, sorar “Sen ne olacaksın?” Castiel bunun üzerine yatakta
dikleşirken dizleri üzerinde duruyor, başını geri bırakarak ona bakarken
cevaplar “Ben yolumu bulurum-“ “Önce seni öldüreceklerdir-“ “Sen kararını vermeden
gitmeyeceğim Jensen, bunu benden isteme..” Jensen derin bir nefes alırken
eğilerek alnını onunkine dayar, Castiel onun yüzünü elleri arasına alırken
konuşur “Kararını göreceğim..” “Kaçarsak nereye kaçacağız?” “Tanrılar sana yardım edecektir..” Jensen gülerek geri çekilirken
cevaplar “Tanrılardan daha iyisine
ihtiyacım var Cas..” Castiel gülümser, ona bakarken
konuşur “Bana güven Jensen.. Kararını
verdikten sonra yollar önünde açılacak.. Hangisini seçersen seç..” Jensen başını sallar, onu izlerken
mırıldanır “Çocuğu seçmemi istiyorsun, değil
mi? Öbürünü değil..” Castiel bakışlarını kaçırırken
Jensen konuşur “Onu istiyorsun.. Ama bilmiyorum
Cas, öbürü daha tehlikeli.. Evrenin özüyle istediği kadar oynasın, en sonunda
başka bir öz çıkacaktır-“ “Bunu kesin olarak bilemeyiz-“ “Ama hiçbir şey her an bizi yok
edebilir..” Cas başını kaldırarak ona bakarken
Jensen ciddi, devam eder “O çocuğu tanıyorum.. İlk geldiği
günden beri de görüyorum.. Aklı başında, saygılı bir çocuk-“ “Sam de öyle Jensen-“ “Sam o gün kendini öldürecekti,
bizi öldürecekti, Jasper her zaman evrenin farkındaydı-“ “Jasper Sam kadar geniş
kaynaklarla büyümedi de ondan! Eşit düşünmeye çalış Jensen-“ “Sen Sam’i tutuyorsun, ben de
diğerini düşünüyorum, kimse ona bakmıyor-“ “Jasper sadece bir silah-“ “Ve tehlikeli bir silah-“ “Jasper için umut bitti Jensen,
onu kurtaramayız-“ “Neden onu kurtarmamı da dilemedin
ki? Yıllar önce? Madem biliyordun?” Cas derin bir nefes alırken Jensen
onu izliyor, konuşur “İkisini de görmem gerek.. Tanrılar
o sırada yolu açıyor olsalar iyi olur, hangisini seçersem seçeyim tahtımı
tekmeliyorum Cas.. Biraz saygı göster..” Cas bununla ona bakarken mavi
gözleri büyük, cevaplar “Jensen, ben-inan öyle değil, ne
yaptığının farkındayım, sence değil miyim-“ Jensen eğilerek onu öper, Cas onun
dudaklarına inlerken Jensen bir süre sonra çekilir ve yatağı geçip çıkar,
Castiel yavaşça yatağa otururken tanrılardan ona yol göstermesini diler.. SOUNDTRACK HANS ZIMMER -
THE KRAKEN Jensen görevlilere gülümser, deney
departmanına girerken kapılar elbette sorgusuzca ona açılır, silah makinelerce
okunsa da güvenli olarak kaydedilir ve kimseye uyarı gitmezken Jensen sanki
rütbesi yıllarca bu ana hazırlanmış gibi koridora girer.. Zyen Kralı deney departmanının
köprüsüne geldiğinde aşağı bir bakış atar, Naunet de sanki onu hissetmiş,
masaların arasında dönerek ona bakarken Jensen bir süre onu izler, yeşil gözlü
kadın Elyra’nın yanında, başını çevirerek kolunu uzatır ve ona bir şey enjekte
etmelerine izin verirken Jensen dönerek çocukların tarafına gider.. Sam başını kaldırarak karşıya
bakarken cam hücrenin diğer yanında Jasper da ayaklanmıştır, ikisi bir an
birbirlerine bakarak ne olduğunu anlamaya çalışırken Sam sorar “Hissettin mi?” Hiçbir zaman direkt olarak onunla
konuşmamış olan Jasper ilk defa başını sallarken Sam de fırlar ve cam kapısına
ilerler, Jasper da yavaş adımlarla oraya ilerlerken Sam fısıldar “Biri geliyor.. Adrian değil, kim
Adrianı geçmiş olabilir?” “Elyra?” “Elyra’nın enerjisi değil..” Jasper da düşünceli, başını yana
yatırarak anlamaya çalışırken o anda içeri giren her kimse bir adım daha atarak
onların görüş alanına girer, Sam gördüğü an gözleri büyüyerek atılır “Jensen!” Jensen ona başını sallar, sonra
diğerine dönerken Jasper kaşları çatılı, sorar “Efendim? Neden buradasınız?” Jensen kahverengi gözlü genç adamı
izlerken Jasper Sam’den belki birkaç yaş büyük, yaşadıkları ondan daha fazla,
Jensen derin bir nefes alarak ona bakarken Jasper anlamış, gözleri büyüyerek
konuşur “Hayır.. Hayır, bunu hak eden
benim-“ Sam geride anlamaya çalışıyor, ela bakışları ikisi arasında gidiyorken
anlamamış, atılarak konuşur “Jensen! Jensen lütfen, beni
mahvediyorlar, dün kör oldum!” Jensen bunun üzerine ona dönerken
Sam dehşet içerisinde, gözleri dolu bir şekilde devam eder “Başarıyorlar, beni parçalıyorlar!
Buna izin veremezsin, sen bu değilsin!
Cas senin farklı olduğunu söyledi, sen beni kurtaracaksın, lütfen Jensen!” Jensen kaşları çatılı, ona
bakarken Jasper diğer tarafta camlarına elini bastırarak konuşur “Senor! O bir çocuk, beni
biliyorsunuz, size yolu açabilirim, bu sistemler benim!” “Jensen ben seni kurtardım! Ben
olmasam yaşayamazdın!” Jensen ona dönerek kaşlarını
çatarken Sam ateşli, devam eder “Sana yardım ettim! İnsanları
öldürmene rağmen sana yardım ettim!
Ben kötü değilim! Adrian sana ne
söylüyor bilmiyorum ama yok edici olan ben değilim! Jensen lütfen-“ Jasper
diğer tarafta elleri yumruk, konuşur “Ben de bunu istemiyorum! Beni de
yok ediyorlar-“ “Sen bunu engelleyebilirsin! Neden
Adrian’ı yok etmiyorsun!?” Jasper korkuyla gerilerken Jensen
da dönerek Jasper’a bakar, sorar “Evet, neden?” Jasper derin bir nefes alırken Sam
geride bağırır “Çünkü zihninde öyle bir şey yok
Jensen! Aklı başında duruyor ama bir makine! Ruhu yok, Adrian ona ne yüklediyse
onu yapıyor! Lütfen, vaktin yok, aç
kapıları, lütfen!” Sam olduğu yerde kıpırdanıyor,
elleri camda inip çıkıyorken Jensen Jasper’ı izliyordur, kahverengi gözlü adam
ona bakarak konuşur “Sana yardım edebilirim Jensen,
her şey senin olabilir, her şey..” Jensen derin bir nefes alarak
geriye doğru bir adım atarken Sam’e yaklaşır, Sam sanki ona uzanmak
istiyorcasına kapıya ellerini bastırırken konuşur “İnanma! İnanma, hiçbir şey yapamaz! Yapabilse şimdiye kadar yapamaz mıydı,
binada serbestçe gezebiliyor Jensen! Yıllardır buradaydı! Hadi!” Jensen bunun üzerine onun tarafına
döner ve tablaya elini bastırırken Sam gevşercesine cama dayanır, ‘hadi hadi hadi’ derken diğer tarafta
Jasper tüm gücüyle cam kapıya bir yumruk atar, cam zangırdadığında alarmlar
çalmaya başlarken Jensen küfrederek başkanlık şifrelerini girmeye başlar, o
sırada Jasper soğuk bir sesle konuşur “Adrian ikinizi de yakalayacak ve
sizi ben yok edeceğim.. Hainsin
Jensen..” Jensen ürpererek dikleşirken
dönerek ona bakar ama Sam cama bir yumruk attığında Jensen irkilerek ona
dönünce çocuk aşağıyı gösterir, Jensen tekrar makineye dönerken Sam
kıpırdanarak açılmasını bekler.. Kilit kalktığı anda cam kenara
açılır, Jensen başını kaldırarak ona bakarken Sam de derin bir nefes alır ve
konuşur “Tamam, şunu kır-“ “Şu?” “İblis kapanı! Çıkamam! Sakın
içine girme!” Jensen başını sallar, neyle
kırabileceğini düşünürken yerdeki simgeler yere boyanmış, Jensen aklına gelerek
belindeki silahı çıkartırken konuşur “Gerile-“ Sam ikiletmeden geriler,
Jensen çizgileri hedefler ve hayatında ilk defa tanrılara dua ederken bir an
sonra ateşlediğinde Sam zıplar, barut kokusu odayı doldururken alarmlar çalmaya
başladığında Sam uzanarak bakar, parçalanmış çizgiyi görünce mutlulukla koşar
ve onun koluna yapışırken Jensen derin bir nefes alır.. “Gitmemiz lazım-Jensen!” Jensen da biliyorken Jasper
sakince onları izliyordur, Jensen ona aldırmamaya çalışarak iki tarafa bakarken
sorar “Görebiliyor musun? İleriyi?” “Bu saatte bir şey yapamam, ilaç
verdiler-“ “Muhteşem.. Gel-“ Jensen çoktan eline yapışmış delikanlıyla
ilerlerken Jasper’ın bakışlarını hissediyor, kapılardan birini açarak ileri
bakar, sonra dönerek çocuğa bakarken konuşur “Ayrılma, kahramanlık da yapma,
anladın mı?” Sam başını sallar, Jensen bir an
daha onu izler ve sonra kapıyı açıp çıkarken Sam de bir adım gerisinden takip
eder.. Jensen kapıları açıp içeri
daldığında Sam de arkasından girer, Jensen dönüp kapıyı kilitlerken diğer
tarafta koşan görevliler duyulur, Jensen derin bir nefes alarak krokilere bakarken
nerede olduklarını anlamaya çalışıyor, mırıldanır “Tanrılar gerçekten yol
gösteriyor, evet..” Sam nefes nefese, göğsü inip
kalkıyorken ona bakarak konuşur “Tanrılar bir halta yardım
etmiyor, etseler böyle olmazdık.. Nereden gideceğiz?” Jensen o anda çocuğu severken
sırıtır, dönerek cevaplar “Neresi boşsa.. Fırla..” Sam yine onun eline yapışır, ikisi
koridorlar arasında ilerlerlerken tepelerinde çalan alarm bütün binayı oradan
oraya sürüklemeye devam eder.. “ORADALAR!” Jensen çocuğu yere iter, Sam yere
yapışırken Jensen döner ve bağıran adamı kafasından mıhlarken diğerleri de
siper alır, Jensen çocuğu yerden yakalar ve kapının diğer tarafına atar, dönüp
kapıyı üzerlerine çekerken kurşun geçirmez Masa kapıları onları korur, Jensen
derin bir nefes alırken Sam yine ayaklanmış, merdivenleri inmeye başlar, Jensen
da arkasından fırlar.. İkisi inebildikleri kadar
merdiveni inmişlerken her geçtikleri kapıyı kilitlerler, arkalarındaki
katlardan gümbürtüler duyulurken garaja çıktıklarında serin hava suratlarına
çarpar, Sam sorar “Şimdi ne?” Jensen da nefes nefese, eğilerek
arabaların anahtarlarına bakıyorken hiçbirinin anahtarı yok, hepsi muhtemelen
görevlilerdeyken Sam de kapıları açıp kapatmaya başlar, o sırada bir asansör
garaja inmiş, açılırken Sam yere çöker, Jensen dönerek silahını doğrulturken
asansörün içerisindeki Elyra’ya bakar.. Garaj.. Elyra asansörden çıkıp yürürken
tepedeki güvenlik kameraları patlayarak işlevsiz kalır, Jensen ensesinden
yakaladığı Sam ile birlikte gerilerken silahı hala doğrultulmuş vaziyette,
konuşur “Geri çekil, çocuk benimle
kalacak..” Elyra gülümser, ona bakarken
cevaplar “Çocuğun seninle kalmasına
itirazım yok.. Silahı indir Jensen, buradan çıkmanız gerek, benim yardımım
olmadan da bir yere gidebileceğini sanmıyorsun, değil mi?” Jensen Sam’in ensesini sıkarken
Sam konuşur “O iyi, bana zarar vermedi-“
Jensen iç çekerken silahı çekerek indirir, Elyra hızla yanlarına gelirken
konuşur “Castiel sizi bulacak, arabayı
alın ve kuzeye gidin-“ Jensen onunla yüzyüze gelen kadına bakarken hangi araba
diye sorar ama Elyra ona dokunduğu an varoldukları yer değişirken tanrılar
Jensen’a yol gösterir, onu güvene bırakırlar.. SOUNDTRACK NORMAN GREENBAUM
- SPIRIT IN THE SKY Jensen silkelenerek gözlerini
açarken çevresine bakar, nereye geldiğini anlamaya çalışırken Sam yanında yere
yapışmış, ayağa kalkıyordur, inler.. Jensen eğilip ona yardım eder,
sonra çocukla birlikte çevresine bakarken silahı beline sıkıştırır, kapıyı
iterek tuvaletlerden çıkarken ortalığa çıkar.. İkisi öğle güneşinin altında bir
birahaneye düşmüşlerken adamın teki sandalyeleri çeviriyor, yukarıda bir
pervane dönüyorken garson kızın teki bira musluklarını temizliyordur, Jensen
eli Sam’in ensesinde, yavaş adımlarla onları geçerken Sam akıllı bir şekilde sessiz
durarak onunla birlikte yürür, ikisi dışarı çıkarlar.. Etraf açık, tozlar havada
uçuşuyorken çalılar yerde sürünerek bir yerden diğerine gider, ikisi de
kavurucu güneşin altında gözlerini kısarlarken Sam sorar “Araba?” Jensen da sessiz, bakışlarını
sokakta gezdirirken birahanenin sağına park edilmiş siyah, eski model bir araba
bulurken yavaşça elini cebine sokar, daha önce orada olmadığından emin olduğu
anahtarları çıkartırken Sam de arabaya ilerliyordur, yolcu tarafına giderken
Jensen kapıyı çeker.. Kapı açılırken ikisi de içeri
girerler, Jensen anahtarı soktuğunda bir sorun çıkmazken Jensen öbürüne döner,
ela gözler de anahtardan çıkarak onu bulurken Sam gülümser, Jensen onun
gamzelerini fark ederken sırıtarak arabayı çalıştırır, geri çeker ve sonra
dönüp kuzeye kırarken Sam arkasına yaslanır.. İkisi uzunca bir süre konuşmamış,
yollar da boşken Sam bir süre sonra sorar “Araba kullanmayı nereden
biliyorsun?” Jensen hafifçe gülümserken Sam
başını yana yatırır, onun profiline bakarak devam eder “Zyen’de devamlı ata binmiyor
musunuz? Dünya’da da pek takılmıyorsun?” Jensen ona bir bakış atar, sonra
önüne dönerken cevaplar “Gençken evrende gezdim.. Okulu
dışarda okudum..” “Ah, asi prens..” “Hey.. Terbiye..” Sam ellerini kaldırır, önüne
dönerken Jensen da ona bir bakış atar: gözlerine düşen dalgalı kahverengi
saçlar, ucu havaya kalkmış asi bir burun, yüksek elmacık kemikleri, geniş
omuzlar, Sam hala büyüyebilecek gibi duruyorken Jensen önüne dönerek sorar “Kaç yaşındasın sen?” Sam omuzlarını silker, alçak bir
sesle cevaplar “17.. 18’e az kaldı.. Tabii
Adrian’a göre 25 olduğumu es geçiyorum, beni devamlı zamanda ileri geri
sardılar, artık kaç yaşındayım bilmiyorum..” Jensen kaşlarını çatar, bir şey
söylemezken Sam de konuşmak ister gibi durmuyordur, Jensen bir süre sonra
konuşur “Biraz uyu, yol uzun..” Sam bir şey söylemez, Jensen da
daha fazla konuşmazken bir süre sonra Sam başını cama dayar, vücudu gevşerken
Jensen düşünceli, sürmeye devam eder.. Sam bir süre sonra uyanmış,
kollarını gerip sessizce arabanın saatine bakmışken Jensen hala ileriyi
izliyor, bir şey söylememiştir, akşamın karanlığının çöktüğü yollarda ağaçlar
dışında bir şey yokken Sam mırıldanır “Başka araba gördün mü?” “Şehirden yeni çıktık..” Sam ‘oh’lar, sonra sorar “Yemek?” Jensen aklına gelmediği ayrıntıyla
yüzünü buruştururken Sam aldırmaz ve torpidoyu açar, haritalar, fenerler,
cüzdanlar ve bir silah daha bulurken çıkartarak ona gösterir, Jensen ‘hım’larken Sam kimliklerin adlarını
okur, Jensen kendininkini alırken o sırada yola attığı bakışla küfrederek diğer
şeride geçer, yolun ortasındaki adama çarpmamayı son anda başarırken Sam de
sağa sola tutunur.. Sam dengesini bulurken arka kapı
açılır ve Castiel içeri girer, Jensen böğrüne batmasına aldırmadan kendi
koltuğunda döner, onun dudaklarını örterken Castiel de ellerini onun boynuna
koyarak bir süre onu tutar, sonra ayrılırken Jensen önüne döner, arabayı doğru
şeride sokup yola devam ederken Castiel delikanlıya dönerek gülümser “Merhaba Sam..” Sam hafifçe gülümser, bakışlarını
kaçırarak önüne dönerken Jensen kendisine kafa tutup bas bas bağıran
delikanlının onun karşısında kediye dönmesiyle kaşlarını çatarak gülümsediğinde
Sam ona bir bakış atıp önüne dönerken Jensen çenesini kapatmasını neredeyse
duyar, gülümserken aynadan kocasına bakar.. Jensen birkaç dakika daha
sessizlik içerisinde sürmüşken Castiel Sam’in nasıl kaçtıklarını anlatmasını
dinlemiş, çıkan kimliklere bakmış, gülümsemişken Jensen en sonunda patlar,
yetişkin konuşmasını başlatır “Neredeyiz Cas? Ve nereye
gideceğiz?” Castiel ona dönerken sakin,
cevaplar “Pachilla-“ “İblis tarafı.. Senin burada ne
işin var?” “Gönderildim, kendim buraya uçmuş
olamam tabii ki..” Jensen gülümser, sonra sorar “Nereye gideceğiz?” “Yolumuz uzun, köylere gitmemiz
gerekiyor.. O arada sizin problem yaşayacağınızı sanmıyorum, rahatlıkla tüm
dedektörlerden geçebilirsiniz, kimlikleriniz de hazır, eminim arkanızda güzel
bir geçmiş de hazırlanmıştır..” Jensen da o kadarından eminken
bastırarak sorar “Sen?” “Ben gizlice dolaşacağım, doğal
olarak.. Şu anda yakalanmak işimize gelmez.. İnsan tarafına geçtiğimizde de siz gizleneceksiniz, en azından benim
sözümün geçtiği bir yere gelene kadar..” Jensen onaylar, bir süre
sessizlikle giderken sonrasında Cas onda gördüğünü cevaplar “Doğru olanı yaptın Jensen..” “Jasper’ı da kurtarabilirdim-“ “Jasper sana yalan söylüyordu.. O
Adrian’a bağlı Jensen, camı indirdiğin an seni öldürecekti, bundan emin
olabilirsin..” Sam de başını sallar, onaylarken
Jensen hala sıkıntılıdır, Castiel devam eder “Sen sana yalan söylendiğinde
hissedebilen bir iblissin Jensen.. Sana Jasper’ı kurtarma demedim, sen
seçtin..” Jensen derin bir nefes alarak
başını sallar, Castiel uzanarak onun ensesini sıkarken Sam bunu görmüş, bir an
onları izler, bu davranışın hangisinin
sevgi işareti olduğunu merak ederken Jensen bir süre sonra mırıldanır “Zyen nasıl? Ev?” “Hain ilan edildin.. Her yerde
aranıyorsunuz, ancak birkaç güne kalmaz etraf sakinleşir.. Sam ilaçları
bünyesinden attığında dikkat dağıtabilecektir..” “Atabilirse tabii..” Jensen bunun üzerine delikanlıya
dönerken kaşlarını çatar, sorar “Atamaz mı? Ne verdiler sana?” “Kim bilir?” Jensen iç çekerek önüne döner,
Castiel ise konuşur “Sağa sap..” Jensen sorgulamadan sapar, birkaç
dakika sonra bir otel görünürken Sam mırıldanır “Otelde kalmayalı yıllar oluyor,
devamlı çadırda yatmaktan otel nedir unutmuştum-“ Castiel onun kafasına
vururken Jensen gülümser, Sam de sırıtırken melankoli dağılmış, siyah araba
park ederken Jensen dışarı çıkar.. Odaya girdiklerinde iki yatak var,
Sam bir tanesine devrildiği an uyuyakalmışken Jensen banyoya girmiş, kiri pası
suyla atmaya çalışmışken odaya döndüğünde Sam yatağın içine sokulmuş, üzeri
örtülmüş vaziyette uyuyor, Castiel ise camdan dışarıyı seyrediyordur ki Jensen
saçlarını bir havluyla kurulayarak yürürken sorar “Cas?” Castiel gülümseyerek ona döner,
ona yürüyüp önünde dururken onu boynundan tutarak kendine eğdiğinde Jensen
ondan çok da kısa olmayan adamın dudaklarına eğilir, banyonun sıcaklığı
Castiel’in üşümüş tenini ısıtırken bir süre sonra Castiel çekilerek ona bakar,
Jensen ciddi konuşma anının geldiğini anlayarak iç çeker.. “Kolay olmayacak Jensen.. İblis
tarafında yaşamayı bildiğini biliyorum, diğer Zyenlerden farklısın, ancak hem
kaçmaya çalışıp hem de ilerlemek zor olacak..” “Sen de bizimle geleceksin, seni
burada bırakmam Cas, boşuna konuşuyorsun-“ “Önden gitmeme izin ver-“ “Hayır! Beraber.. Tanrıların yol
gösteriyorsa, yardım ediyorsa, şimdi de etmek zorundalar..” Castiel iç çeker, sonra başını
sallarken Jensen konuşur “Hem.. Ben onu anlamıyorum..” Cas kaşlarını çatarak başını
kaldırır, ona bakarken Jensen çenesiyle diğer yatağı işaret ettiğinde Castiel
hafifçe gülümseyerek cevaplar “Bana anlıyorsun gibi geliyor..
Sam kendini güvende hissediyor Jensen, bu onun nadiren yaşadığı bir şey, ve
hiçbiri bu kadar güçlü olmamıştı inan..” Jensen bununla ona bir bakış atar,
sonra tekrar delikanlıya dönerken onu izliyor, konuşur “Bilmiyorum.. Hayatı bu hale
geldiği için beni suçluyor-“ “Ama onu kurtaran da sensin.. Sam kalbi
temiz bir çocuk, seni çoktan affetti..” Jensen ‘öyle mi dersin’ derken Castiel gülümseyerek ona bakar, cevaplar “Evet Jensen.. Önünüzde zorlu bir
yol var, birbirinize güvenmek zaman alacak-“ “Sen de olmayacakmışsın gibi
konuştuğunda kafa atasım geliyor-“ “Jensen, benim senin yanındaki
görevim ve zamanım sona erdi..” Jensen bununla başını geri çekerek
ona bakarken Castiel her zamanki gibi sakin, devam eder “Yapmamız gereken işler hala var,
ve bunlar ayrı yolları gerektiriyor-“ “Nasıl benden bu kadar kolay
vazgeçebiliyorsun? Hala anlamıyorum, bu beni ilk bırakmak isteyişin de değil
Cas-“ “Senden vazgeçmiyorum Jensen.. İnan,
bu oldukça hoşlanmadığım bir şey.. Ama hayatımızın bir amacı var, bunu da inkar
edemeyiz..” Jensen iç çekerken Castiel
uzanarak onun ensesine elini koyar, yavaşça ovarken konuşur “Dinlenmemiz gerek.. Yarın uzun
bir gün olacak..” Jensen başını sallar, o da daha
fazla konuşmak istemezken mırıldanır “En azından hala kocam olduğunu
söyle..” Castiel bununla ona bakarken
Jensen da başını kaldırarak soruyu bir de gözleriyle sorar, cevap olarak
Castiel eğilip onun dudaklarını örterken Jensen da ümit ederek onun yüzünü
tutar, Castiel çekilirken parmakları onun yanaklarında, burnu burnuna değiyor,
fısıldar “Hep olacağım.. İkimiz farklı gezegenlere düşsek bile..” Ve gözlerini açarak ona bakar,
Jensen hafifçe gülümserken Cas da gülümser, barışırlar.. Jensen omzundan dürtülürken
mızırdanır, dürtüş şiddetlenirken Jensen Cas’ın onu neden dürttüğünü anlamadan başını kaldırır, gözlerini açarken
arkasına güneşi almış, saçları oraya buraya bakan uzun boylu bir şey görürken ‘ah?’lar, şey cevaplar “Sam. Sam?” Jensen hatırlarken iyice dönerek
dirseği üzerinde durur, ona bakarken Sam konuşur “Açım Jensen.. Tek başıma mı çıkayım?” Jensen bacağını ittiren bir dizi
hissederken başını iki yana sallar, Sam iç çekerken cevaplar “5 dakika-“ Jensen geri dönerek
uykusuna devam ederken Cas gülmeden edemez, kendisi kalkmaya yeltenirken Jensen
onun yataktan çıkmasıyla ayılır, dönerek kalkarken veledi geçiyor, konuşur “5 dakika aç kalamıyorsun-“ “2 gün oldu! Ben büyüyorum!” “Daha büyümesen iyi olur bence-“
Sam ona vuracak olurken Jensen banyoya girer, Castiel gülümserken Sam’e
yatağını toplamasını hatırlatır, delikanlı yatağına giderken Cas da kabanını
giyer.. Üçü arabaya binmişler, Jensen sert
köşeli arabayı her an daha da fazla sevdiğini söylemeye başlamışken Cas isim
koymasını önerdiğinde Sam bir kahkaha atarken Jensen neden ona arkada
oturduğunu soracak olur ama kocası o sırada ne yemek istediklerini sorarak
ilgiyi dağıtırken Jensen şüphe çekici bir şekilde onun ikisini beraber olmaya
alıştırmaya çalıştığını falan düşünür.. Sam sağlığa zararlı yiyecekler
istiyorken Jensen sadece bugünlük izin verir, Sam mutlulukla parlarken Castiel
arabada bekler, Jensen çocukla birlikte giderek bir yol üstü restoranından
yemek alıp dönerken üçü yolda yer, Jensen kuzeye doğru sürmeye devam eder.. Jensen düşüncelerinde haklıydı, Cas onları birbirine itmeye çalışıyor, geçinmelerini, birbirlerine canlarıyla güvenmelerini diliyordu. Çünkü ne olursa olsun, üçü ne kadar yola beraber devam ederlerse etsinler, İnsanlığın Köyleri’ne ulaştıklarında Cas bir insan olarak kalabalığa ait olacak, Jensen ve Sam ise sadece birbirlerine sahip olacaklardı. Günler geçtikçe Sam daha neşeli olmaya, Jensen biraz daha rahat uyumaya, Castiel ise dikkatli olmaya başladı, ta ki köye ulaşana kadar. SOUNDTRACK ANA JOHNSSON -
WE ARE See the devil on
the doorstep now, my oh my. “Hadi Jensen-“ “Hayır Sam-“ “Ama lütfen-“ “Hayır dedim Sam!” Sam ‘öf’ler ve önüne dönerken Jensen bir daha bunu duymak istemediğini
belirtircesine konuşur “Her an birisi çıkabilir, arabayı
sana bırakmam aptallık-“ “Jensen..” Jensen eşinin sesiyle aynaya bir
bakış atarken Castiel onların arasından ileri bakıyor, ciddiyetle konuşur “Sakin olmanı istiyorum, dümdüz
sürmeye devam et..” Jensen kaşları çatılı, ‘peki’ diyerek Sam’e bir bakış atar, Sam
de omuzlarını silkerken Jensen önündeki açık yolu izleyerek sürmeye devam eder,
Castiel mırıldanır “Ne olursa olsun bana güven, olur
mu?” Jensen kaşlarını çatarak aynadan
ona bir bakış atar, tekrar önüne döndüğünde frene basarken bir anda
karşılarında elleri silahlı onlarca insan belirmiş, Jensen beynine yöneltilmiş
en az 5 silah saymışken yavaşça ellerini direksiyondan çeker.. “Dışarı, dışarı!” Sam yaka paça sürüklenerek
çıkartılıyorken sesini çıkartmaz, Jensen da tek harekette belindeki silahtan
arındırılmış, ki zaten saldıracak değil,
o da diğer taraftan çekilip çıkartılmışken Castiel de diğer yandan sökülür,
eller hepsini arar, boş olduklarından emin olunca bırakılırlarken gruptan lider
görünümlü olan biri konuşur “Yürüyün..” Üçü de yürütülürken Jensen Cas’a
bir bakış atar ama mavi gözlü adam konuşmamaya devam eder, Jensen da önüne
dönerken bir saniye sonra bir şeyin onu sardığını hisseder, görmediği şeyle
yere baktığında bir çizgiyi geçtiğini fark ederken Sam de iç çekerek yanına
girer, Jensen iblis kapanını tanırken Cas çembere girer, yürümeye devam ederek
diğer taraftan çıkar ve insanlara dönerken Jensen derin bir nefes alır.. Meydan.. Üçü oraya götürülmüş, Jensen ve
Sam elleri arkalarından bağlı, Castiel bağsızken hiç konuşmamış, meydana
geldiklerinde etraftaki insanlar onlara bakmışken lider Castiel’e dönerek sorar “İyi misin arkadaşım? Yaralı
mısın?” Castiel başını iki yana sallar,
kendisi sorar “Lideriniz.. Nerede?” Adam başıyla geriyi işaret eder, o
sırada birisi koşarak lideri getirmeye giderken Castiel sakin, devam eder “Uzun yoldan geldik, yiyecek ve
içecek alabilirsek sevinirim-“ “Sana? Elbette.. Ne istersen, köy
senin de köyün-“ “Onlara da.” Uzun
boylu, yapılı adam kaşlarını çatarken mavi gözlü Cas ondan küçük görünümlü
olmasına aldırmıyor, devam eder “Onlara
da yemek verin-“ “Arkadaşım,
onlar iblis, farkında değil misin?” Castiel
derin bir nefes alırken cevap verecek olur, Jensen ise boşvermesini dilerken o
sırada demin koşan çocuk yanında bir kadınla oraya ilerler, Castiel de oraya
dönerken konuşur “Arline,
bu ikisine de yemek verilecek, daha açık olmam gerekiyor mu?” Jensen meşhur Arline’i sonunda görürken ateşten
kızıl saçlar, Castiel’e eş mavi gözler, beyaz ten, Jensen ondan anında nefret ederken Arline ona
aldırmıyor, cevaplar “Sakinleş,
önce bize dön, arkadaşlarını öldürtecek değilim.. Hele ki Sam..” Dönerek
delikanlıya bir bakış atar, gülümserken Sam bir şey yapmaz, Arline’in bakışları
Jensen’ı bulduğunda Jensen aynı hoşlanmamayı onda da görürken Castiel konuşur “Size
geldiğimi zaten biliyordun, neden bu insanların da haberi yok?” “Belki başaramazdınız, kimseyi
ümitlendirmek istemedim.. Efsane geri dönüyor, bunu söyleyip sonra hayal
kırıklığı yaşatamam..” Castiel derin bir nefes alırken
bir şey söylemez, Arline kaşlarını kaldırarak ona bakarken Cas bir süre sonra
başını sallar, kollarını açarken Arline yürür ve ona sarılır, Cas da aynı
sıkılıkla onu tutarken Jensen onun sevdiği kadına sarılmasını izliyor, beline
inen minik yumruğu, kıyafetleri sıkışı hissederken dönerek veledinin boynuna
kolunu dolar, izler.. Arline bir süre sonra Cas’ı
bırakır, gülümseyerek insanlarına dönerken konuşur “Millet, bu Castiel..” Etrafta iğne atılsa duyulacak bir
sessizlik oluşurken Jensen eşinin pembeleşmesini izler, hafifçe gülümserken
Arline devam eder “Kendisi sonunda aramıza geri döndü, uzunca bir süredir Zyen güçleri altında
esirdi, biliyorsunuz..” Jensen gözlerini devirirken
Castiel de sessiz kalır, Arline konuşur “Ancak birçok şey değişti, sözün
kıtalara dağılacağından kuşkum yok.. İşlerinize geri dönün, direnişimiz artık
daha sağlam..” Herkes mutlu, oradan oraya
gidişler başlarken Arline gülümseyerek diğer ikisinin tarafına döner, onlara
ilerledikçe gülümseyişi solarken konuşur “McDermott..” Jensen kaşlarını kaldırır, ona
bakarken Arline devam eder “Castiel burada olmasa ilk
yapacağım şey boynuna bıçağı saplamak ve
çevirmek olurdu.. Ancak Castiel bundan
memnun olmayacaktır..” “Sanırım.. Bana kalsa ben
kollarını vücudundan kopartmayı yeğlerim, ama Cas kan görmekten hoşlanmıyor..” Arline tatlılıkla gülümser,
‘şahane’ derken Sam’e döndüğünde gülümsemesi gerçek, konuşur “Sam, kurtulabilmene sevindim-“ “Beni Jensen kurtardı.” Arline bildiğini söylerken Jensen çocuğa en yakın marketten şeker almayı
kendine borç edinir.. “Arline, onlar iblis! Görmüyor
musun-“ Jensen Cas’ın nereye gittiğini bilmiyorken Sam ve o birer kütüğe
oturmuş, onlar hakkında karar verilmesini izliyorlardır, Sam dalgın gözlerle
çevrelerine çizilmiş iblis kapanını izliyorken Arline cevaplar “Farkındayım Greg, ancak onları
öldürmeyeceğiz-“ “Sebep?” “Cas’ı buraya getirdiler Greg!
Kendi ırklarına ihanet etmiş durumdalar!” Greg bununla susarken Jensen
Arline’in onları ateşli bir şekilde savunmasıyla kaşlarını kaldırmadan edemez,
o sırada Sam mırıldanır “Arline de Castiel kadar iyi rol
yapabilir Jensen..” Jensen kaşları inerek ona dönerken
Sam ayağıyla toprağı eşeliyor, konuşur “Arline Cas kadar uzun ömürlü
değil, bu dünyanın daha öncesini bilmiyor-“ “Cas biliyor mu?” “O da tam olarak oralarda
yaşamamış.. Ama bazı şeyleri hayal meyal hatırlıyor, son kalan güzellikleri
falan.. Arline’in öfkesi tüm insanlığın öfkesi, bunu anlaman gerekiyor..” Jensen da o kadarını biliyor,
derin bir nefes alırken sorar “Sen?” “Bana da.. Ben kimseye zarar
vermedim, ama iblisim ve bu onlar için yeterli..” “Belki de ayrılmalıyız aslında,-“ “Hayır!” Jensen onun çıkışına bakarken Sam
hızla ayağa kalkarak ona döner, ela gözleri büyük, ona bakarak konuşur “Hayır Jensen, ayrılırsak tekrar
birleşemeyiz, lütfen-“ “Tamam evlat.. Sakin..” Sam emin olmaya çalışırcasına ona
bakarken Jensen gülümser, tekrarlar “Bırakmayacağım, tamam.. Kalçama
da bağlayayım mı?” Sam ona vurur ve tekrar yanına
otururken Jensen omuzları onunla aynı hizaya gelmiş delikanlıyı süzer, sonra
tekrar önüne dönerken sorar “Cas nerede sence?” “Komutanlarla görüşüyor olmalı..” Jensen ‘komutanlar’ diye mırıldanır, Sam onaylarken Jensen ona dönerek
mırıldanır “Sam, Cas hakkında ne biliyorsun?” Sam bir süre onu inceler, sonra o
da ona dönerken Jensen onun güvenine gülümser, delikanlı cevaplar “İnsan.. Tamamen.. Gözleri bir
armağan, yukarıdan vermişler-“ “Gözleri indirmişler gibi oldu..” Sam gülümser, iyice yerleşirken
devam eder “Cas bütün insanlığın komutanı,
kralı, hangisini tercih edersen.. Yüzyıllardır insanlar onun emirleri altında
toplanıyor, insanlığın köyleri o şekilde devam ediyor.. Tüm köylerin yerini
sadece ve sadece Cas biliyor, Arline bile hepsini bilmiyor, ama köyler arası
iletişimi Arline ve cadılar sağlıyor, Zora gibi..” Jensen başını sallar, Sam de
omuzlarını silkerek konuşur “Yıllarca böyle gitmiş.. Castiel
senin yanına düştüğünden beri sadece Arline ve diğer askerlerle iletişim
sağlanıyordu, şimdi geri dönüşü İkinci
Dönüş falan gibi bir şey-“ “İkinci Dönüş nedir?” “Efsaneler geri dönüyor, insanlar İkinci Dönüş diyorlar.. Önce James,
sonra tanrılar, şimdi de Cas.. Tarih insanlara mı dönüyor bilmiyorum-“ “Sen de döndün..” Sam bununla bakışlarını hızla ona
kaldırırken Jensen da onu izliyor, omuzlarını silker “Gitmiştin.. Şimdi yine onların
arasına döndün..” Sam hafifçe pembeleşirken
bakışlarını kaçırır, Jensen gülümserken Sam mırıldanır “Kimse beni bilmiyor Jensen..” Jensen kaşlarını çattığında Sam
yavaşça ona döner, ela bakışları dikkatli ve emin, ona bakarak devam eder “Ben Cas’tan sonra en büyük
sırrım.. Hiçbir köyde ben iblis kapanına sokulmadım, hiçbir köyde beni
bilmiyorlardı, her yerde insanım zannediliyordu.. Şu anda da benim kim olduğumu
bilmiyorlar, bilmemeleri gerekiyor.. İnsanların arasında da mutlaka hainler
var, herkes karşı tarafa oynayabilir..” Jensen başını sallar, Sam’in
bakışlarını hissetmeye devam ederken delikanlı konuşur “Cas bu sırrı satmadı.. Yıllarca..
Sana bile..” Jensen anlamış, yine başını
sallarken mırıldanır “Benden de çıkmayacak-“ “Biliyorum..” Jensen hızla ona bakar, Sam
gülümserken o sırada Jensen savunma mekanizmasını düşürmüş olacak, savrulan
sopanın sesini duymazken bir saniye geç fark eder, darbe sırtına inerken Sam
bağırır.. SOUNDTRACK LINKIN PARK -
POINTS OF AUTHORITY You like to think
you’re never wrong, you live what you learn You have to act
like you’re someone, you live what you learn You want someone
to hurt like you, you live what you learn You want to share
what you’ve been through, you live what you learn. Jensen yere yapıştığında ne
olduğunu anlayamazken ona vuran adam, Greg, elindeki sopayı döndürmeye devam
eder, Sam ise akıllı, Jensen’ın başına çökmek yerine ayaklanarak kapanın diğer
tarafına kaçarken Jensen ellerini yere bastırır, yere tükürürken konuşur “Çok zarif, gerçekten..” Ve ayağa kalkarken hızlı kalkışı
çevredeki insanların nefes almasına sebep olur, Jensen parmaklarını çıtlatırken
Greg’e bakıyor, sorar “İblis kapanında mı yapacağız? Bu
kadar mı çaresizsin? Neden kapanı açmıyorsun ve adil bir şekilde dövüşmüyoruz?” Greg sopayı çevirirken Jensen
hafifçe öne eğilir, sırıtır “Öldürmem, söz..” Greg sopayı ona savururken Jensen
da bunu bekliyor, yakalar ve adamı
savurur, Sam ellerini saçlarına sokarken Jensen sopayı kendi elinde çevirerek
Greg’den geriler, çevredeki insanlara bakarak konuşur “Sınırları belirleyelim, siz bana
çizdiniz, ben çıkmıyorum.. Siz de içeri girmeyin, nasıl?” Sam yüzünü buruştururken Jensen
cevap gelmemesiyle memnun olur, ancak o sırada Sam bağırırken Jensen oraya
döner, dört bir yandan patlayan sopalar Jensen’ın her yerine inerken Sam elleri
yumruk, hiçbir şey yapamaz.. Jensen Cas’ın yıllar önce ne
hissettiğini anlıyorken Sam onu bırakmalarını bağırıyordur, Jensen çocuğa
ulaşmak adına silkinir ve Cas’tan özür dilerken önüne gelene yumruğu basmaya
başladığında bir anlığına herkes geriler, Jensen Sam’in nerede olduğuna
bakarken o anda sırtının ortasına saplanan acıyla kasılır, Sam haykırır “JENSEN!” Jensen sırtındaki meleğin
kırıldığından emin, yere düşerken çenesi yere çarpar, dünya kararır.. “Jensen! JENSEN!” Sam onlara ulaşmaya çalışıyorken
kapan ona izin vermez, insanlar Jensen’ı yerde sürüklüyor, uzaklaştırıyorlarken
Sam çaresiz, ayağını yere vurarak bu sefer Cas’a bağırmaya başlarken Jensen’ın
kim olduğu öğrenilmiş, Zyen Kralı darbe üstüne darbe alıyorken Sam gözleri
yaşlarla dolu, cevap veremeyen adamı izliyordur, bir daha bağırır “CAS!” Ve ayağını yere vururken sanki yer
titrer, Sam kendinden korkarak geri sıçrarken insanlar da donmuşlardır, bir
anlık sessizlikte koşan adımlar duyulurken bir an sonra insanlar itilir, Cas
ortaya çıkarken bir saniyede durumu idrak eder, Sam onun yüzündeki ifadeden
korkarken Arline de oraya gelmiş, dehşetle manzaraya bakar.. Jensen yumuşak bir bezin
dokunuşuna uyanırken hafifçe ‘mm’lar, bezin tarafına dönerken gülümseyerek
sorar “Cas?” Göğsünü silen bez durur, yukarıdan
bir gülüş duyulurken Sam cevaplar “Canım?” Jensen inlerken Sam silmeye devam
eder, Jensen o sırada acılarının farkında olurken sorar “Ne oldu?” Sam iç çeker, bezi temizlemeye
başlarken cevaplar “Herkes seni mahvettikten önce mi,
sonra mı?” “Ortasından al..” Sam başını sallar, tekrar
morluklara dönerken konuşur “Ben yerleri titrettim-“ “Aferin oğluma-“ Sam gülerken
bakışlarını kaçırır, Jensen onun kızardığını görmüyor, gözleri kapalıyken Sam
devam eder “O sırada Cas geldi..” Jensen bununla gözlerini açar, ona
bakarken Sam devam eder “Görmen gerek, ben onu daha önce
hiç öyle görmedim.. Resmen kükredi, herkes bir anda sopaları tak diye bıraktı,
geri adım attı.. Arline senin yanına çöktü, ilk tedavini o yaptı zaten, bıçağı
biraz daha çevirselermiş omurgana girecekmiş..” Jensen yüzünü buruştururken Sam
bezi yine temizler, sonra konuşur “Cas senin ülkene ve tüm evrene
ihanet ettiğini, iblislere sırt çevirdiğini söyledi, bunca sene boyunca
insanlara nasıl yardım ettiğini söyledi ve eğer bir daha birisi sana dokunursa
insanları değil, seni seçeceğini söyledi..” Jensen gözleri büyüyerek ona
bakarken Sam de gülümser, iyice yere otururken başını sallayarak devam eder “Kimse inanamadı tabii, koskoca
Castiel sonuçta, ama Cas çok ciddiydi, eğer kimse seni yaptıkların için kabul
edemiyorsa kendisinin de bu işi bırakacağını söyledi, bu sefer Arline bile şok
oldu, inan..” Jensen nefesini bırakırken hafifçe
gülümser, Sam bezi tekrar eline alırken mırıldanır “Kimse bir şey diyemedi tabii..
Cas senin artık onun sorumluluğunda olduğunu söyledi, sana bir şey yapan ona da
yapmış olacakmış-“ “Hiç kimse mi itiraz emtiyor bu
adama?” “Jensen, herkes Castiel’i bilir..” Jensen gözlerini devirirken Sam
manalı, mırıldanır “Akıllı herkes..” “Hey..” Sam gülümser, sonra ona bakarken
sorar “Ne durumdasın?” “Daha iyi olmuştum.. Sırtım
nasıl?” “Arline iyileştirdi.. Bir şey
kalmadı,-“ “Dövme?” “O da iyi.. Cas neredeyse
ağlayacaktı, neyin dövmesi o?” Jensen omuzlarını silker,
gerçekten de canı acımazken mırıldanır “Bir şey değil.. Bir anı-“ “Neyin anısı?” “Güzel bir şeyin, sana ne?” Sam’in ifadesi kapanırken Jensne
iç çeker, konuşur “Yapma, hey-“ Sam omuzlarını
silker, onun yaralarına dönerken Jensen mırıldanır “Bağlılık dövmesi..” Sam kaşlarını kaldırmadan edemez,
ona bakarken Jensen ona bir bakış atar ve dikkatli konuşmasını umar, Sam de
birkaç saniye sonra konuşur “Bağlılık dövmesi.. Yani Cas’ta da
var..” “Oh, aynı zamanda zeki..” Sam onun yaralı olmayan bir yerine
vururken Jensen gülümser, cevaplar “Evet, onda da var.. Ve bu sır da
önemli bir sır Sam..” Sam başını sallar, iki parmağını
kendi dudağına vurup söz verirken Jensen gülümser, o sırada her neredelerse
oranın kapısı açılır, adımlar oraya ilerlerken Jensen yanına çöken figürle
oraya döner, Cas eğilerek onun yüzünün üzerine gelirken konuşur “Hey.. Çok üzgünüm Jensen,
bekliyordum ama bu kadar erken değil-“ Jensen bir şey söylemezken Castiel
eğilerek onu öper, sonra tekrar dikleşip yaralara bakarken Sam sesinde gurura
benzeyen bir tınıyla konuşur “Temizledim, daha yeni uyandı..” Cas da duymuş olacak, başını
kaldırarak delikanlıya gülümser, cevaplar “Teşekkür ederim Sam.. Onu senden
başka emanet edebileceğim biri yok..” Sam başını sallar, Jensen aşağıdan
emanet olmadığını söylerken Castiel gülümseyerek ona döner, elleri uzanarak
onun saçlarına girerken Jensen sorar “İnsanlarını cezalandırdın mı?” “Hayır..” Jensen iç çekerken o kadarını
tahmin etmiş, sadece nefesini bırakmakla yetinir, Castiel devam eder “Sadece Greg ile konuşmam
gerekti..” “Umarım kaba sözcükler
kullanmışsındır..” Castiel gülümser, Jensen da başını
onun elinin içine çevirirken Cas konuşur “Burada işler farklı yürüyor
Jensen, farkındasın değil mi?” “Evet, normalde yere yapışan ben
olmazdım..” “İnsanlarım onları rahatlıkla feda
edebileceğim şeyler değil.. Kaynaklarım sınırsız değil, her şeyin cezası ölüm
olamaz..” Jensen da o kadarını biliyor, bir
şey söylemezken Castiel devam eder “Ama kimse sana dokunmayacak..
Dokunurlarsa bu sefer ben ceza
vereceğim..” Jensen gözlerini açarak ona bakar,
Castiel devam eder “Hepsi benden korkar, bu köye daha
önce hiç gelmedim.. Bana ters düşmek bir insanın yapacağı bir şey değil.. Çok
laf yiyeceksin ve bir yer kazanman neredeyse imkansız, ama kanını dökmedikleri
sürece bununla idare etmemiz gerekiyor..” Jensen bir süre gözlerini kapatır,
sonra tekrar açarken cevaplar “Geri ödeme zamanı geldi desene..
Tamam..” Castiel gülümser, sadece Jensen
onun gülümseyişindeki üzüntüyü ve tarihi görürken Cas eğilerek onun dudaklarını
örter, sonra yine o çekilerek konuşur “Bu gece burada kalın, yarın daha
uygun bir yer bulmaya çalışacağım-“ “Burası neresi ki-“ “Benim evim..” Jensen kaşlarını çatarken Sam de
dikkatli, sorar “Buraya gelmedim demiştin-“ “Gelmedim.. Köylerdeki en iyi yer
hep benimdir.. Sam, size yemek de getirdim, lütfen Jensen’ın yemesini sağla-“
Cas kalkıp yemeklere giderken Jensen gözlerini kapatıyordur, Sam anlamıyorken
sorar “Neden- sen nereye-“ Jensen onun
bacağını sıkarak susmasını işaret ederken Castiel yemekleri kenara koyar, sonra
ikisine bir bakış atıp çıkarken o gittiğinde Sam sorar “Nereye gitti?” Jensen biliyor, cevap vermezken
bir süre sonra mırıldanır “Yemekte ne var?” Sam sessiz, kalkarken Jensen
başını diğer tarafa çevirir, onun seslerini dinler.. Castiel o gece daha önce söylediği gibi Arline ile kaldı. İkisi de o gece ne olduğunu hiç konuşmadı. Jensen yerdeki şiltede uyuyan
delikanlıyı izliyorken kapı açılır, Jensen sabah aydınlığında içeri giren kızıl
kafaya bakarken Arline kapıyı arkasından çekerek kapatır, Jensen da ayağa
kalkar.. Genç kadın uyuyan çocuğa bir bakış
atar, sonra ona dönerken sorar “Nasıl oldun? Cas iyi olduğunu
söyledi ama-“ “İyiyim.. Beni iyileştirmişsin,
için kan ağlamış olmalı..” Arline hafifçe güler, Jensen onun
da ironinin farkında olduğunu bilirken mavi gözlü güzel kadın cevaplar “Aptal değilim McDermott, neler
yaptığını biliyorum.. Sendeki değişim en çok seni şaşırttıysa, ikinci olarak
beni şaşırttı.. Uzunca süre bize ihanet etmeni bekledim, ki bazen ettin de, ama
Sam son darbeydi.. Sana her şeyimle güvenemem, sen bile bu kadar taraf
değiştirdikten sonra kendine güvenemezsin..” Jensen bir şey söylemez, kadının
neden ikinci komutan, kral, buradaki rütbeler her ne ise ondan olduğunu
anlayabilirken Arline devam eder “İnsanların arasında bir yer
sağlayamayacaksın, ancak bizler nerede olduğunu bildiğimiz sürece bu önemli
değil.. Senin görevin Sam’i korumak, insanlara biz bakarız..” Jensen iç çekerken ellerini
pantolonunun arka ceplerine sokar, Arline de elini saçlarına sokup geçirirken
konuşur “Cas mantıklı olarak çok yanında
gezemez, aranızda nasıl bir şey olduğunu herkesin bilmesini istemiyoruz.. Cas
için değerli olan düşman için de değerli olur-“ “Sana kimse saldırmıyor mu?” Arline bir an kaşlarını çatarak
ona bakarken Jensen omuzlarını silker, cevaplar “Ben de aptal değilim.. Birlikte
olduğum kişinin geçmişini bilmek hobilerimdendir..” Arline hafifçe gülümser, başını
geri bırakarak ona bakarken konuşur “Değişik adamsın.. Ancak
bilmelisin Jensen, ben geçmiş değilim..” “Ben de öyle.. Gelecekte de
olacağım kesin-“ “İnkar eden mi var? Sıfatlarımız
ve yerlerimiz farklı olsa da, Castiel ikimiz için de önemli.. Biz de onun için
önemliyiz.. Cas’a sen veya ben arasında seçim yaptırtmak onun için işkence
olur..” “Beni seçecek olsa da..” Arline derin bir nefes alır, ona
bakarken Jensen onun da bildiğini gördüğünde bir nebze rahatlar, başını sallayarak
konuşur “Tamam.. Benden ne istiyorsun?
Sırf koru demekle korunmuyor..” Arline gülümser, Jensen oturmasını
işaret ederken genç kadın masanın etrafından dolaşır, ikisi iki tarafa
otururlarken Arline konuşur “Sam çok ilaç aldı, bunların onu
nasıl etkilediğini bilmiyoruz, ilk görevin bu olmalı-“ “İlaçlara erişemem, listelere de
öyle.. Artık silinmiş olmalıyım..” “Orası kesin, ama hayır, Sam’in
iblis gücüne ancak sen karşı koyabilirsin, Sam tehlikeli olursa onu sen
tutacaksın.. Ayrıca sık sık yer değiştirmeniz gerek, Sam çok büyük bir enerji
saçıyor, Adrian onu sen ve Cas yanında yokken çok daha rahat yakalayacaktır-“ “O nasıl olacak?” Arline hafifçe gülümser, ona
bakarak cevaplar “Sadece Adrian’ın numaraları yok
Jensen.. Cas orada ne kadar seni ayartmak için dursa da-“ “Şöyle konuşmayın, saraydan
kaçırılan prenses değilim ben-“ “Saraydan kaçırılan kralsın, daha beter..” Jensen gözlerini devirir, Arline
de devam eder “Cas’ın enerjisi Adrian’ın
dikkatini dağıtıyordu, tabii benim etkimle.. Artık orada ulaşabileceğim biri
yok, Adrian önündeki boşlukta parlayan yıldızları daha rahat görecektir..” “Şahane.. Ne yapacağım, çocuğu
alıp oradan oraya gezecek miyim?” Arline başını sallar, Jensen neden
Cas’ın gelmediğini anlarken içinde bir yerler çökerek ona bakar.. Buraya Sam’i değil, Cas’ı
getirmişlerdir. “Cas-CAS!” Castiel insanların arasında
umursamadan yürüyen cesur adama bakarken Jensen öfkeyle dolu, elleri iki
yanında yumruk, ona bakarak konuşur “Konuşabilir miyiz?” Castiel’in iki yanındaki adamlar
gerilirken Jensen onlara bir bakış atar, cevaplar “Ne demem gerekiyor, efendim falan
mı? İyi, konuşabilir miyiz efendim, lordum, kralım, her neyse-“ Castiel ona doğru yürürken başını sallar, Jensen ona
bir yere gitmelerini fısıldarken Cas da o kadarını anlamış, ona yolu gösterir,
Jensen öne düşerek yürürken Castiel arkasından sorar “Sam nerede?” “Arline-neresi, burası mı-“ Jensen
kapıyı açarak içeri girer, içerideki insanlar onlara dönerken Castiel konuşur “Bir süre bizi yalnız bırakın
lütfen..” Kimse ikiletmez, hepsi çıkarken
kapı kapandığı an Castiel konuşur “Jensen, lütfen, bu benim için de
zor-“ Cas kapıya yapışırken Jensen onu yakalarından tutmuş, ona bakarak
hırıldar “Sana benden pes etmemeni
söylemiştim-“ “Etmiyorum! Ama mantıklı olan da
bu Jensen-“ “Dün o kadınla yattın-“ “Dün Arline ile kaldım, ve gerçekten bunu mu konuşmak
istiyorsun-“ Jensen onu tekrar kapıya bastırır, fısıldar “Gitmiyorum-“ “Gidiyorsun-“ “Gitmiyorum!” “Gidiyorsun Jensen.” Jensen ona bakarken Castiel açık
ve net, ona bakarak devam eder “Bu tarafı seçtiysen, benim
liderliğimi kabul ettin demektir-“ “Cas-“ “Ve ben gitmeni emrediyorum.” Jensen sessiz, onun gözlerine
bakarken Castiel de pes etmiyordur, Jensen onun saatlerce böyle gidebileceğini
görürken ellerini açarak geriler, Castiel konuşur “Karşı çıkacaksan şimdi çık.. Bu
son şansın..” Jensen bir şey söylemez, ama bir
an sonra onun midesine yumruğu basarken Cas öne eğilir, Jensne öfkeli, dizini
kaldırarak onu da genç adamın midesine oturturken Castiel inler, bir anlık sessizlikte
sadece nefesler duyulurken ardından Jensen yere çöker, Cas da onun kucağına
çökerken Jensen onun boynuna fısıldar “Neden veda gibi geliyor?” Castiel başını kaldırır, onun
yüzüne bakarken cevaplar “Veda değil-“ “Ama öyle geliyor-“ “Daha değil.. Yemin ederim değil..
Beni yine göreceksin Jensen..” Jensen ona bakarken söz vermesini
ister, Castiel gülümseyerek uzanır ve onun dudaklarını bir daha öperken ikisi
de titrer, Cas geri çekilirken fısıldar “Söz..” Jensen başını eğerek onaylarken
emri kabul eder, Castiel onun şakağını, yanağını öper, sonra sarılarak teşekkür
ederken Jensen ona dayanır.. ∞ ∞ ∞ |