![]() “Jensen!” Jensen kolundan tutup çevrilirken
Zora da yetişir, Eavan fısıldar “Böyle bir şey söyleyip yürüyüp
gidemezsin! Yürü!” Jensen emirlerin dengesizliğini
işaret etmezken Eavan onu sürükleyerek kendi çadırına sokar, Zora da kapıyı
iliklerken Eavan ellerini açarak sorar “Evet?” Jensen oldukça sakin görünüyor,
kaşlarını kaldırırken cevaplar “Evet ne?” “Nerden çıktı bu birdenbire?” Jensen hala sakin, çadırında
ilerlerken kabanını çıkartıyor, konuşur “Bir yerden çıkmadı.. Bir süredir
düşünüyorum, Marianne’in düğününden beri.. Zora’nın söyledikleri düşünmeme
sebep oldu-“ “Alışkın olmadığın için beynin
yanmış, belli..” Jensen ona bir bakış atarken Zora
da söze girer, konuşur “Efendim, tanrılara
inanmıyorsunuz, evliliğe inanmıyorsunuz, bu biraz kendinizi yalanlamak
olmayacak mı?” Eavan işaret ederek aynısını
sorduğunu söylerken Jensen rahat, cevaplar “Tanrılara inanmıyorum ama beni
şüpheye düşüren şeyler görecek kadar uzun yaşadım.. Ayrıca Cas’a inanıyorum..
Evliliğe inanmıyorum çünkü evlilik nedir hiç yaşamadım, ama gördüğüm şeyler
kabul edebileceğim bir şey olduğunu söylüyor.. Evlilik benim kültürümde yok ama
sevdiğim adamın kültüründe var.. Benim için önemli değil ama onun için önemli..
Bunu yaparsam kendini daha mutlu ve daha güvende hissedecek, benimse kaybedecek
hiçbir şeyim yok.. Bir yerde durup evet diyeceğim, o kadar..” Eavan ona bakıyorken Zora
kaşlarını kaldırır, konuşur “Sadece ‘evet’ diyecek bir şey olarak görüyorsanız Castiel de bunu sizde
görecek ve reddedecektir efendim.. Ona göre tanrıların huzuruna çıkıyorsunuz,
bir ‘evet’ buna yetmez..” Jensen iç çeker, ona dönerken
sabırla cevaplar “O kadarını ben de düşündüm Zora,
ve elbette sadece bir evet değil.. Bu benim için de önemli bir şey, Castiel ile
ilişkimi tanımlayacak bir şey..
Kimseye söyleyemeyecek olsak da, bizim bileceğimiz bir şey..” Zora kaşlarını çatarken Jensen
Eavan’a döner, devam eder “Bu adamın hiçbir şeyi yok.. Hiçbir şeyi. Benim ülkem, ordum, saraylarım, hiç olmadı atım var.. Hayatım
benim.. Ama Cas hala kendinin değil,
hayatı hiçbir zaman onun olmamış, ona ait hiçbir şeyi yok.. Evi yok, ailesi
yok, hayatı onun değil, amaçları bile onun değil, tanrıların..” Eavan ağzı açık, ona bakıyorken
Jensen toparlanır, masasına giderek konuşur “Siz hazırlıkları yapın yeter..
Zora, ne gerekiyorsa Eavan’a söyle, o temin eder.. Cas’a bir şey belli etmeyin,
daha ona sormadım..” “Belli..” Jensen derin bir nefes alır,
onlara dönerken sorar “Sizce kabul eder mi?” Eavan ve Zora ona bakarken Jensen ciddidir, tekrarlar “Bu büyük bir bağ.. Şimdiye dek
hiçbir bağı kabul etmemiş bir adamdan bahsediyoruz, o değerli Arline bile
karısı olamamış.. Ve onunla kaç yıldır birlikte.. Bizim geçmişimize bak, adama
10 yıl işkence ettim, anca şimdi toparlanıyoruz..” Eavan hafifçe gülerken başını iki
yana sallar, cevaplar “Saçmalama Jensen.. Castiel bunu
ona söylediğinde ölmezse evlendiğinizde mutluluktan ölecektir..” Jensen iç çeker, bir şey
söylemezken kapı açılmaya çalışılır ama başarıya ulaşamaz, diğer taraftan
şaşkın bir ‘Jensen?’ duyulurken Zora
fırlar ve kapıya gider, Jensen genç kadını gören Castiel’in gözlerinin
büyümesini ve kıyafetleri kontrol edişini görürken seslenir “Yatak hala sıcak-“ Castiel
irkilerek ona döner, yakalanmanın etkisi yanaklarına vururken ona bir bakış
atarak içeri giriyor, cevaplar “Senin ne yapacağın belli olmaz..
Kapı neden kilitliydi?” “Hala çalışıyor mu test ettik..” “Jensen..” Jensen sırıtır, eliyle diğer
ikisini gösterirken cevaplar “Özel zaman istediler de..” Castiel hayretle onlara dönerken
Eavan şokla afallar, Zora kıpkırmızı olurken öyle bir şey olmadığını söyler,
Jensen sırıtarak konuşur “Hadi çocuklar, gidin dışarda
koklaşın-“ “Jensen!” Jensen ona saldıracak gibi duran
Eavan’ı ittirirken Zora da dışarı çıkar, kapı tekrar kapanırken Castiel
gülümsüyor, sorar “Gerçekten mi?” Jensen ‘cık’lar, Cas gülerken Jensen onu izler.. “Sanırım Jensen’ı rahatsız eden
bir şey var..” Zora ve Eavan birbirlerine bir
bakış atarlarken Castiel dikkatle ilerideki Jensen’ı izliyor, mırıldanır “2 gündür devamlı beni izliyor, ne
olduğunu sorduğumda saçma sapan cevaplar veriyor.. Diğer askerlerin yanından
ayrılmıyor, gece geç geliyor, sabah ben uyanmadan gidiyor.. Ya bir şeyler
gizliyor, ya da bir şeyler onu düşündürüyor..” Eavan temkinli, Zora’nın uzattığı
heybeyi alırken sorar “Görmek için bakmadın mı?” Cas rahat, hayır derken cevaplar “Artık bakmıyorum, kabalık gibi
geliyor.. Bir şey söylemek isterse söyler.. Siz biliyor musunuz?” İkisi de başını iki yana sallarken
Cas iç çeker, o sırada Jensen yanlarına gelip konuşur “Evet, fırlayın.. Akşam yeni yerde
olmamız lazım, dörtnala gideceğiz.. Biblo, suyum var mı-“ Zora ona suyunu
uzatırken Jensen alıp Tyra’ya gider, Cas arkasından işaret eder “Bakın, bana bakmıyor bile!” Ve somurtarak atına gider,
tırmanırken Eavan Zora’ya bakar, genç kadın gülümsemeden edemezken Eavan da
gülümser.. Jensen sonunda durma emrini
verdiğinde her yerden inlemeler ve minnet dolu sesler duyulur, Castiel de en az
askerler kadar Jensen’ın neden deli gibi at sürdürttüğünü anlayamazken
Cadee’den iner, hayvan minnettar gibi bakarken Cas onun boynunu okşayıp özür
diler.. Jensen herkese emirler saçıyor,
şunu bunu istiyorken Cas da kendi emrince çadırı düzenlemeye gider, kimse ona
yardım etmezken genç adam bir saat kadar onunla uğraşır, eşyaları yerleştirip
çıktığında karanlık bastığını görürken üçlüyü aramaya çıkar.. Castiel bütün kampı dolaşmış,
onları bulduğunda bulduğu şey onu şaşkınlığa sürüklerken ileriye bakar: Jensen
ve Zora iki çadırın arasında durmuş, Jensen Zora’nın oldukça yakınında duruyor,
onun tarafına dönerek genç kadının ellerini, kollarını tutarak parmaklarını
gezdiriyorken Zora da gülümsüyordur, Eavan ise gerilerindeki yolda, gelen giden
olup olmadığına bakıyorken Cas yavaşça yutkunur, sonra dönerek çadırlar
arasında ilerlerken oraya doğru gelen bir askeri savuşturur, onunla birlikte
kamp meydanına gider.. Cas çadırda yatağı yapıyorken
Jensen gülümseyerek içeri girer, sorar “Neden yemeğe gelmedin? Hasta
mısın?” Cas iyi olduğunu söylerken ayağa
kalkar, konuşur “Sen yat, ben biraz yürüyeceğim..” Ve onu geçer, kapıya giderken
Jensen kaşlarını çatarak onu kolundan yakalar, sorar “Cas? Ne oldu?” “Bir şey olmadı.. Yürüyeceğim-“ “Sen yürümezsin.. Ne oldu,
söyle..” Castiel başını iki yana sallar,
sonra sorar “Sen nerdeydin? Kaç saattir
yoksun..” Jensen omuzlarını silker, cevaplar “Atların durumlarını kontrol
ettim.. Çok at var..” Cas ‘ah’lar, gülümserken sorar “Beni de çağırabilirdin, atları
sevdiğimi biliyorsun..” “Biraz kafa dinlemek istedim..” “Başkası yoktu yani, tek başına?
Atların yanında?” Jensen rahat, başını sallarken Cas
anladığını söyler, sonra kolunu ondan çekerken konuşur “Ben yürüyeceğim..” Ve dönüp çıkar, Jensen arkasından
bakarken kaşlarını çatar.. SOUNDTRACK CHRISTOPHER
YOUNG - THE UNINVITED Jensen onu bulduğunda Castiel onu
duymamış gibi yapmazken Jensen yürür ve onun önünde yere çöker, yüzündeki ifadeye
bakarken sorar “Ne oldu? Bir şey olmuş Cas, söyle..” Castiel onu izliyor, sanki birisi
ruhunu bıçaklamış gibi solgunken cevaplar “Bir şey olmadı.. Gerçekten..
Jensen, ruhuna bakabilir miyim?” Jensen kaşlarını çatar, gerilerken
‘neden’ diye sorduğunda Cas konuşur “İhtiyacım var.. Güçsüz
hissediyorum..” “Hayır.” Castiel gözlerini kapatırken
Jensen ellerini ondan çekerek konuşur “En azından birkaç dakika
sonrasına kadar..” Cas gözlerini açarak ona bakar,
Jensen ayağa kalkarken elini uzatır, mırıldanır “Gel..” Castiel onun eline bakar, sonra
ona tutunup kalkarken Jensen gülümser, dönerek öne düşerken Cas da onu takip
eder.. “Az kaldı..” “Beni çalıların arasında öldürmeye
karar verdiysen-“ Jensen gülerken Castiel ondan nefret eder, bu adamın onu bu
kadar incitebileceği gerçeği canını yakarken Jensen geldiklerini ilan ederek
ona döner, Castiel nereye geldiklerine bakar.. Bir sürü ağacın çevrelediği bir
açıklığa gelmişler, ileride minik bir çağlayan gürül gürül akıyorken doğmaya
başlayan güneşin yaydığı aydınlık etrafı yeşil bir griliğe boyuyordur, Castiel
bu minicik alanın güzelliğiyle doğayı, tanrıları bir daha hissederken hafifçe
gülümsemeden edemez, o sırada Jensen sorar “Beğendin mi?” Castiel onun sesiyle uyanırken ona
döner, başını sallayarak cevaplar “Çok güzel bir yer.. Neden buraya
geldik?” Jensen derin bir nefes alırken
hafifçe güler, Cas onun gülüşündeki sinirle kaşlarını çatarken Jensen onun
önüne gelerek mırıldanır “Bütün gün buraya gelmek için at
sürdürttüm, daha fazla dayanamadım, senden bir şey gizlemek beni deli ediyor..” Castiel iyice kaşlarını çatarken
Jensen gülümser, cevaplar “Bir şeyler olduğunu gördüğünden
eminim.. Ama ne olduğuna bakmaman
beni daha da emin hale getirdi, doğru şeyi yapıyorum..” Castiel hala anlamamış, ‘neyi’ derken Jensen derin bir nefes
alır, sonra gücünü toplarken konuşur “Cas, günlerdir bunu nasıl
söyleyeceğimi düşünüyorum ama daha güzel bir şey bulamadım.. Hele ki bilmediğim
bir konu hakkında denize taş atarken-“ “Jensen, nedir?” Jensen onun gözlerindeki endişeyi
görürken gülümser, cevaplar “Seninle evlenmek istiyorum Cas..
Evlenmemizi istiyorum..” Castiel’in ifadesi boşlaşırken
Jensen nefes bile almıyor, devam eder “Benimle evlenir misin? Ne
dersin?” Castiel şok, gözlerini
kırpıştırırken Jensen bir süre sadece suyun sesini duyar.. “Cas?” Castiel gözlerini kırpıştırarak
dikleşirken Jensen kaşlarını kaldırır, sorar “Bir cevap versen iyi olacak,
benim de gururum var-“ “Bugün seni Zora ile gördüm.” Jensen kaşlarını çatar, ona
bakarken Castiel de ayılmış, devam eder “Onunlaydın, çadırlar arasında,
samimiydiniz-“ “Dövmeleri gösteriyordu, hangisini
tercih edeceğimi soruyordu..” Castiel kaşlarını çatar, ‘dövmeler-‘ derken Jensen onun anladığı
anı gözlerinde yakalar, Castiel bir anda ayılarak etrafına bakarken gözleri
dikkatle etrafını inceler, sonra tekrar ona dönerken mavi bakışlar ona
saplanır, Jensen bu sefer okunduğunu
bilirken Castiel bir an sonra şaşkın bir nefes bırakırken konuşur “Bunca gün, benden kaçarken-“ “Evet..” “Burası?” “Evet..” Castiel ‘oh’lar, Jensen hafifçe
gülümserken mavi gözlü adam sonra tekrar başını kaldırarak sorar “Neden? Buna inanmıyorsun, senin
için bir manası yok-“ “Senin için var..” Castiel ona bakarken gözleri
umutla parlıyor, sorar “Benim için? Jensen bunca zaman-Zora,
Eavan, kaç gün-sen!” Jensen gülümser, onun beynini
yakalamasına izin verirken Castiel bir süre sonra derin bir nefes alarak
konuşur “Hayır.. Çok güzel bir düşünce,
daha önce hiç bu kadar mutlu olmadım ama hayır Jensen, bunu sırf benim için
yapamazsın-“ Castiel bir anda ona saldıran adamla gerilerken ağaçlardan birine
dayanırlar, Castiel onu öpen adama gevşerken Jensen birkaç saniye sonra
ayrılır, gülümseyerek fısıldar “Aptal..” Cas kaşlarını çatar, hayır
demesine rağmen gülümseyen adama bakarken Jensen fısıldar “Oku.. Bak hadi, gör, şu an tekrar
söyleyebilecek durumda değilim..” Castiel karşısındaki duygu
bombasının yeşil gözlerine bakarken neyi aradığını bilmeden bakar, çadırdaki
konuşmayı yakalarken Jensen’ın cevabını, ona bir şeyler vermek istemesini,
ailesi olmayı dilemesini, kendisinin isteklerini, bunun onlar için her şey
olacağını görür, boğuk bir ses çıkartırken şimdiye döndüğünde Jensen sorar “Hala mı hayır? Hala sırf senin
için mi teklif ediyorum sence?” Castiel ona bakıyor, dayandığı ağaç
sayesinde ayakta kalıyorken mavi gözleri dolu, fısıldar “Jensen.. Sen bana işkence eden o
adamsın..” “Ve seninle evlenmek istiyorum..” “Delisin, biliyorsun değil mi?” Jensen gururla gülümser, Castiel
de gülmeden edemezken konuşur “Bundan dönüş yok Jensen.. Sonsuza
kadar sürecek..” Jensen da ciddileşirken onun
gözlerine bakar, Castiel gülümser “Geri çekilirsen anlarım,
sonsuzluk büyük bir zaman, inan..” Jensen ona bakıyor, ciddi bir
şekilde onu süzüyorken konuşur “Sence artık sonsuzu deviremez miyiz?
Yapamaz mıyız?” Castiel gülümserken Jensen onun
yakalarını tutuyor, fısıldar “Hadi.. İstiyorsun, biliyorum,
görmeme gerek yok-“ “İstiyorum, bugün ağlıyordum
Jensen, beni öldürebilecek bir gücün var-“ “O yüzden birbirimizi öldürmeden
bağlansak iyi olur, nasıl?” “Kraliçen olmayacak mı senin?” Jensen gözlerini devirir, gülerken
cevaplar “Nereye olacak? Devirmeye
çalıştığım krallığa mı?” Castiel gülümser, kolları yukarı
süzülüp onun boynuna dolanırken mırıldanır “Kararlısın yani? Evleneceksin?
Hiç kimselere bağlanmamış yüce Zyen Kralı Jensen McDermott kendini bir insana
verecek, onun olacak yani?” Jensen başını sallar, Castiel
gülümserken cevaplar “O zaman evet.. Evlenebiliriz..” Jensen gülümser, onun dudaklarını
yakalarken Cas da ağaçtan ayrılarak ona dolanır, öpüşürler.. SOUNDTRACK JAMES HORNER -
THE SECRET WEDDING Gizli bahçe.. Çağlayan kendine has sessizliğiyle
akmaya devam ediyorken güneş ilk ışıklarını göstermeye başlamış, kuşlar yavaş
yavaş ötüyor, doğa uyanıyorken Castiel dönerek karşısındaki adama bakar.. Jensen onunla birlikte çadıra
dönüp üzerini değiştirmiş, temiz, asil, tüm kimliğiyle karşısında duruyorken
Castiel onun kıyafetleri ve sıfatlarından çok gözlerini izliyor, Jensen
heyecanlı görünüyorken Cas tüm bunların onun için yapılmasıyla bir daha
gülümser ve başını Zora’ya sallarken genç kadın derin bir nefes alır.. Jensen da bunun üzerine Zora’ya
dönerken mavi gözlü güzel kadın bu kadar önemli bir şeyin kendisine
verilmesiyle titriyor, bir an sinirle gülmeden edemezken Castiel uzanarak onun
yüzünü elleri arasına alır, Jensen ‘hey’lerken Cas ona aldırmadan mavi gözlere
bakarak konuşur “Sakin ol Zora.. Başaracağından
kuşkum yok, ikimizi de seviyorsun ve biz de sana güveniyoruz.. Bu yeterli..” Jensen geride ‘seviyor mu?’ derken Zora pembeleşir,
Jensen sırıtırken mırıldanır “Dayanılmaz bir adamım.. Eavan da
bizi seviyor mu?” Jensen kafasına bir şaplak yerken
arkasındaki adam bir şeyler homurdanır, Jensen dönerek ona göz kırparken
Castiel güzel kadını bırakmış, bir adım geri atarak yine Jensen’la aynı hizaya
gelirken konuşur “Başlayalım..” Jensen derhal sessizleşirken Zora
da derin bir nefes alır ve başını sallar, gülümseyerek onlara bakarken ellerini
uzattığında Jensen bir an onun eline bakar, Castiel onun son kararını vermesini
izlerken Zyen Kralı bir an sonra tüm geleceğine karar vermiş, elini güzel
kadının eline bırakırken Zora daha da gülümser ve diğerine döner, Castiel de
elini ona verirken Zora ikisinin arkasında geride duran Eavan’a mutlulukla
gülümser, sonra konuşur “İki ruh, tanrıların kutsaması
için burada onların huzuruna çıkıyor.. Castiel ve Jensen burada, Nadera’nın
huzurunda, devam etmek için güç diliyorlar..” Jensen bir şey söylemez, hafifçe
kıpırdanırken Castiel onun ondan başka birinden bir şey istemeyeceğini biliyor,
hafifçe gülümser, Zora devam eder “Bundan sonra birbirinize ait
olacaksınız, Castiel’in olan Jensen’ın, Jensen’ın olan Castiel’in olacak..
Kalbiniz ve hayatınız bir atacak, biri düştüğünde diğeri kanayacak.. Tanrılar
bir adım önünüzde yolunuzu açsın, melekler arkanızı kollasın.. Castiel?” Castiel başını sallar, Zora
Jensen’a dönerken o da başını salladığında Zora ikisinin elini aynı anda
birbirine çevirir ve birleştirir, Jensen bu aşamayı bilmese de içgüdüyle
parmaklarını onunkilere geçirirken Castiel de onun eline asılır.. Zora sessiz, ikisinin birleşmiş
ellerini kendi elleri arasında hapis tutuyorken başını eğer, gözlerini
kapattığında Jensen nefesini tutmadan edemezken genç kadını, ellerini izler,
bekler, ne çıkacağını, ne çıkma ihtimalinin olduğunu bile bilmeden dudağını
kemirirken bir an sonra ellerinin arasında oluşan sıcaklığı hisseder.. Zora da hissetmiş, gülümseyerek
ellerini çektiğinde Jensen elini Cas’tan kopartarak ne olduğunu görmek ister,
Castiel de çektiğinde minik beyaz bir ışık kanat çırparak yukarı, diğer ışıklar
her nereye gittiyse oraya giderken Zora mutluluk dolu bir ses çıkarttığında
Jensen güzel bir şey çıktığını anlar, başını indirerek Castiel’e baktığında
gülümseyen adamı bulurken Cas onun kabanına asılır ve onu kendine çekerken
Jensen onun önüne gelerek fısıldar “Hey..” Castiel gülümser, onun dudaklarını
örterken Jensen da ona dayanır, derin bir nefesle kolunu onun beline dolarken
Castiel bir süre sonra ayrılıp konuşur “Dövme de mi seçtin?” Jensen bir an odak sorunu yaşasa
da başını sallarken Castiel görmek ister, Eavan sıra ona gelmiş, genzini
temizlediğinde Jensen konuşur “Yapmak zorunda değilsin, Eavan
söylediğinde düşündük,-“ Castiel onu belinin iki yanından sıkarak susturur,
gülümser “İstiyorum.. O da senin geleneğin,
önemli olduğunu biliyorum..” Jensen gülümser, ‘peki o zaman’ derken Castiel de onaylar
ve ikisi yere, ateşin başına çökmüş Eavan’ın yanına giderlerken Zora da usulca
Eavan’ın yanına çöker, genç adam konuşur “Zora Jensen’ın seçtiği modelleri
sihirle kendi üzerinde yarattı, bakabilirsin-“ Zora beyaz elbisesinin kollarını
çözmeye başlar, kumaşı çekerek beyaz tenini ona uzatırken Castiel eğilerek
motiflere bakar.. Jensen onun arkasında, sessizce
bekliyorken Castiel onlarca güzel simgenin, motifin üzerinde gözlerini
gezdirir, sonra uzanarak bir tanesinin üzerine parmağını bastırırken sorar “Bu nasıl?” Castiel omzuna bastıran çeneyi
hissedince gülümserken Jensen onun boynunu öpüyor, mırıldanır “Seni seviyorum Cas..” Castiel gülümser, doğru olanı
seçtiğini anlarken başını kaldırarak Eavan’a bakar, genç adam da gülümsüyor,
konuşur “McDermott’un anlamını biliyor
musun?” Castiel başını iki yana sallarken
Eavan malzemeleri çıkartıyordur, cevaplar “Zyena ‘su ve toprağın
birleşimi’ demektir..” Castiel sessiz, onun bıçağına, iğnesine bakarken Eavan ateşe
tuttuğu kaptaki mürekkebi de çekiyor, sakince devam eder “Eski Dünya dillerine göreyse kartal, şahin, ve ordu,
asker demekmiş.. Ayrıca göl mitolojilerine göre, Zyena adındaki adam önce
duygularını kontrol altına alamayıp da harekete döken, sonra düşünüp pişman
olan bir adammış, ve sonra göle dönerek durulmuş, sakinleşmiş..” [1] Castiel gülümser, başını arkasındaki adamın başına dayarken durulup
sakinleşmiş adam onun belini sıkarken Eavan mürekkebi karıştırıyor, mırıldanır “McDermott asker demektir: şahin gibi gözleri, kartal gibi
yırtıcılığı olan, su gibi keskin, toprak gibi güçlü bir asker..” Cas onun elinde çevirdiği bıçağı ateşe tutmasını izler,
Eavan sonra bıçağı döndürerek vücuduyla iyice ona döner, gülümser “Hazır mısın?” Cas başını iki yana sallar, hepsi gülerken Jensen mırıldanır “Yapmak zorunda değilsin-“ Cas ona aldırmıyor, sorar “Nereye yapacağız?” “Nereye istersen..” Cas başını çevirip Jensen’a bakarken Jensen da düşünüyor,
mırıldanır “Alnının ortası?” Castiel gülümser, ‘Jensen’ derken genç adam cevaplar “Bilmiyorum.. Herkesin görmediği bir yer olması iyi olur,
başımıza bela almaya gerek yok..” Castiel de öyle düşünüyor, cevaplar “Öyle söylersem kırılabilirsin diye korktum-“ “Kırılmam.. Neresi istersen orası olsun..” Castiel onaylar, sonra onu ittirirken Jensen geri çekilir,
Castiel ayağa kalkıp pantolonunu çözmeye başlarken Zora başını eğer ve diğer
tarafa bakar, Jensen ayaktaki adama bakarken mırıldanır “Çok merak ediyorum evet-“ Castiel ona bir bakış atar, sonra
pantolonunun kenarını indirerek düz karnının altında öne çıkan kemiğinin
üzerinde parmağını gezdirirken konuşur “Burası..” Eavan kaşlarını kaldırır, Jensen arkada boğuk bir ses
çıkartırken Castiel sırıtıyor, Eavan’ı cevaplar “Her gördüğünde kendini neye soktuğunu hatırlayacağı bir
yer, oldukça uygun bir alan..” Eavan bir kahkaha atarken Jensen gözlerini deviriyordur ama
Castiel onun yüzündeki rengin ateşin sıcaklığından olmadığını bilirken Eavan
ciddileşerek konuşur “Acıyacak Cas..” Castiel başını sallar, mırıldanır “Problem değil.. Daha kötülerini de gördüm..” Jensen bunun üzerine durulurken Castiel elini onun başına
koyar, Jensen başını onun kalçasının diğer tarafına dayarken Eavan konuşur “Tamam.. Kıpırdama.. Zora, gel-“ Zora kıpkırmızı, gelirken
Jensen mırıldanır “Çok süzme, biblo-“ Zora ona bir bakış atar, sonra Eavan’a
ısınmış bıçağı verirken Eavan elinde çevirir, bir eliyle deriyi gererken
bıçakla kestiğinde diğer üçü aynı anda nefes alır ama Zyen işine devam ederken
eli titremez, çalışır.. “Bitti..” Castiel derin bir nefes alarak sendeler, birikmiş gerginliği
çıkarken Jensen fırlayarak ona destek olur, yanağından öpüyor, onu tutuyorken
mırıldanır “Hey.. Hey, iyi misin?” Cas başını sallar, nefesini bırakarak dengesini bulurken
konuşur “Uzun süredir canım yanmamış..” Jensen onu öper, Cas onun öpüşünde özürleri duyarken bir
süre sonra çekilerek başını eğer ve sonuca bakar, Eavan konuşur “Bu gece Jensen pansumanını yapar, yarına düzelir.. Şimdi
bir şeye benzemiyor tabii..” Cas gülümser, sonra yavaşça pantolonu tekrar üzerine
kapatırken Jensen’ın baş parmağı onun ensesini ovuyordur, genç adam mırıldanır “Gidelim.. Biraz uyu..” Cas başını sallar, dönerek Eavan’a teşekkür ederken Eavan
gülümser, mırıldanır “Kazımamı sağlayacak şeyler yapmayın da.. Kalıcı olsun
lütfen..” Castiel gülümser, sonra dönerek Jensen ile birlikte
uzaklaşırken Zora kendi kolundaki dövmeleri dokunarak yok ediyordur, Eavan
eşyalarını toplarken arada sırada ona bir bakış atarken sonrasında konuşur “Zora.. Ah..” Zora başını kaldırarak ona bakar, Eavan mırıldanır “Bugün çok iyiydin.. Yani, büyü falan.. Güzeldi..” Zora hafifçe gülümser, teşekkür ederken Eavan ensesini
kaşıyor, sorar “Büyüleri nasıl yapıyorsun? Yani.. Şimdiye kadar hiç cadı
görmemiştim..” Zora omuzlarını indirip kaldırır, cevaplar “Odaklanıyorum.. Eskiden bir kolyem vardı, onu tutarak
odaklanıyordum ama kolyem gitti-“ “Nereye gitti?” “Bir arkadaş.. Onda kaldı..” Eavan başını sallar, Zora cevaplar “Artık kendime odaklanıyorum, zor.. Objeler daha kolay..” “Nasıl objeler?” “Herhangi bir şey.. Tabii içinde biraz sihir varsa daha
kolay oluyor..” Eavan gülümser, önüne dönerken Zora da uzanarak onun
eşyalarını toplamasına yardım eder, konuşur “Sen de iyiydin.. Çok güzel bir dövme oldu..” “Teşekkür ederim, çocukken çok yapıyordum, askere girmeden
önce onunla para kazandığım olmuştu..” Zora gülümser, sonra mırıldanır “Belki bir gün bana da yaparsın..” Eavan başını ona çevirir, Zora mürekkebi bir kaseye
akıtıyorken ona bakmıyor, konuşur “Hoşuma giderdi.. Burada yaşadığım şeyler hayatımı
şekillendiriyor, bir anısı olmasını isterdim..” Ve ona bakar, Eavan’ın onu izlediğini görürken tekrar başını
eğer, genç adam konuşur “Benim de hoşuma gider.. Yapmak yani..” Zora bununla gülümser, yine kaçamak bir bakış atıp eşyaları
toplarken Eavan da toparlanıp ayağa kalkar, ona elini uzatıp kalkmasına yardım
ederken ikisi kampa geri dönerler.. Cas yatağa kendini bırakıp tavana bakarken Jensen onun
pantolonunu çekiştirir, konuşur “Uyu.. Bugün bütün gün buradayız..” Ve onun üzerine çıkar, eğilip dudaklarını örterken Cas da
ona uzanır, Jensen bir süre sonra geri çekilip mırıldanır “Güç topla, gece benimsin..” Castiel gülümser, baş parmağı onun çenesinde gezinirken
Jensen onun parmağını öper ve sonra yataktan kalkar, çadırdan çıkarken Cas mutlu, gülümseyerek gözlerini kapatır.. Cas belindeki dokunuşlara uyanırken dönerek oraya bakar,
Jensen’ı görürken Jensen ‘hey’liyor, konuşur “Çabuk iyileşiyorsun..” Cas başını sallarken hala uyku mahmuru, cevaplar “Hep öyleydi.. Ne oldu, saat kaç-“ Jensen eğilerek onun
dövmesini öperken Cas saatin kaç olduğunu anlar, nefesleri hızlanırken Jensen
geri çekilmiş, parmağını siyah çizgilerde gezdirerek mırıldanır “Doğru olanı seçtin..” Castiel hafifçe gülümser, başını kaldırarak topraktan
yükselen güçlü ağaca, ağaçtaki kartala ve yağan yağmura bakarken Jensen
eğilerek tekrar dudaklarını bastırır, Castiel o sırada gerideki şeyi görürken
ona aldırmadan dikleşir, sorar “Jensen?” Jensen ‘hım’layarak dikleşirken Cas ona uzanır, onu
kulaklarından çekerken Jensen yatağa çıkarak önüne gelir, Castiel onun başını
aşağı eğerken ensesini açar, Jensen anlamış, ona gösterirken Castiel kumaşı
iter, onun iki omzu arasında başlangıcı görünen dövmeyi tamamen ortaya
çıkartırken nefesi kesilerek öylece durur.. Jensen bir süre sonra başını kaldırır, onunla yüz yüze
gelirken Cas onun dudaklarına bakıyor, mırıldanır “Melek..” Jensen gülümser, onun dudaklarını örterken Castiel bir anda
alev alır, onu çevirip yatağa atarken Jensen gülerek konuşur “Abartma Cas-“ Cas onun dudaklarını örter, susmasını
söylerken utanmış Zyen’i de onu kendine çeker, Cas’ın parmakları onun
üzerindekileri çekiştirir, çıkartır, Jensen o sırada tekrar dikleşirken Cas
parmaklarını onun arkasındaki meleğin üzerinde gezdirir, açılmış siyah
kanatları okşarken Jensen onun çenesini öpüyor, fısıltıyla sorar “Sevdin mi?” Castiel gülümser, onun omzunu çevirirken dudaklarını
kanatlara bastırır, tenine mırıldanır “Hep arkanda olacağım, doğru olanı seçmişsin..” Jensen gülümser, onu boynundan tutarak önüne getirir ve
tekrar dudaklarını örterken öpüşler bir an sonra ciddileşir, hızlanır, ateş
ortalarına düşerken Jensen dudaklarını ondan kopartıp onun boynuna geçiriyor,
hırıldar “Cas, değişelim-“ Cas anlamamış, neyi değiştirecekken başını
çekerek onun yüzünü tutar, Jensen her zamanki korkutucu zarifliğinde, tüm
kasları birbirine geçip kayıyor, onun üzerine eğilir, geriletirken Cas her
zamanki gibi ona uyar, Jensen bacaklarını ondan kurtardığında onu üzerine
çekerek geriye uzanırken Castiel de üzerine geçer, Jensen nefesleri hızlı,
fısıldar “Değişelim..” Castiel mavi gözleri kocaman olarak ona bakarken Jensen
gerginlikle gülümser, sesi zayıf ve aslında korku dolu, gülümser “Artık eşitiz, değil mi?” Cas donmuş, gözleri dolu, eğilerek onun dudaklarını örterken
gerek olmadığını söylemek ister ama Jensen’ın neyi sunduğunu görecek kadar
akıllı, başını çekip onaylarken Jensen da rahatlayarak gülümser, parmakları
onun saçlarıyla oynarken Cas tekrar ona eğilir.. Jensen gözlerini kırpıştırıyor, ikisi beraber hareket
ediyorlarken Cas onun dudaklarını yakalar, Jensen kendini ona daha da
yaklaştırır, hayatında ilk defa hissettiği bu duyguyu eşine verirken bir an
sonra fısıldar “Beyaz ışık neydi?” Cas bir an onun neden bahsettiğini anlamazken Jensen onun
hızıyla inler, Castiel onun boynunda dudaklarını gezdirirken cevaplar “Sonsuzluk..” Ve onun yüzünün üzerine gelir, Jensen’ın ateşle yanan
gözlerine bakarken açık tendeki çiller mum ışığında parlar, Cas açıklar “Sonsuzuz Jensen.. Hep birlikte olacağız..” Jensen gözleri kapanarak başını geriye atarken Cas onun
kendini sıkmasıyla inler, sonsuzluklarına giden ilk gecede ona eş düşerken
ikisi nefes nefese, sessizce gevşerler.. İkisinin de tam olarak mutlu olduğu son anlardandı belki. Sonsuza kadar süreceklerdi evet, ama tanrılar beraber mi, ayrı mı olacaklarını belirtmemişlerdi. Kamp mutlu mesut bir şekilde ilerliyor, Jensen ve Cas
ileride birbirleriyle konuşuyorlarken atları başa baş gidiyordur, Eavan kendi
atının yanındaki beyaz atlı güzel kadına dönerken konuşur “Zora..” Zora ona bakar, Eavan bakışlarını kaçırarak bir kesecik
çıkartırken konuşur “Bu.. Ah, al-“ ona
uzatır, Zora keseyi alır ve açarak eline dökerken minik, avuç içi kadar bir taş
eline düşer, Zora başını kaldırarak ona bakarken Eavan açıklar “Zyen opali.. Güçlü bir taştır, nadir değil inan, her yerde
var, benim de keselerimin birinde kalmış, köylerin birinden almış olmalıyım,
bir sürü var yani-“ Eavan gevelemeye devam ederken Zora gülümseyerek taşına
bakar, cevaplar “Çok güzel Eavan.. Teşekkür ederim..” Ve başını kaldırıp tekrar ona bakar, Eavan da rahatlamış,
başını sallayarak önüne dönerken Zora taşını cebine koyar, mutlulukla
gülümserken önüne bakmaya devam eder.. “Hayır, öyle demek istemedim, eğer kuzeyden gidersek-“
Jensen bir anda suratına çarpan görünmez bir şeyle irkilir, Castiel de eliyle o
her neyse onu savuştururken atları ilerlemeye devam ettiğinde Jensen ağzı açık,
önlerinde açılan köye bakakalır.. Castiel de durmuş, elini indiriyorken köyde yaşayanlar da
bir anda içeri girenlerle donarak onlara baktığında Castiel inler, Jensen
dönerek ona bakarken Cas konuşur “Jensen-“ ama daha
Jensen bir şey diyemeden diğer atlar da içeri girer, köylüler bağırırken
askerler atlarından inerek köye dalar, her yer bir anda cehenneme dönerken
Jensen ağzını kapatır.. SOUNDTRACK ANA JOHNSSON -
WE ARE Time is ticking
and we can’t go back, my oh my. Castiel atından indiği gibi köye
dalarken Jensen şoka girer, bir anlık şaşkınlıktan sonra o da atından inerken
bıçağını kaptığı gibi arkasından fırlar, bağırır “CAS!” Ama Castiel ona aldırmıyor,
sokaklara dalarak ilerlemeye devam ederken nereye gittiğini biliyor gibidir,
Jensen neler olduğunu anlamıyor, küfrederek önüne çıkanları itmeye devam
ederken köyün sokaklarında can pazarı var, askerler önlerine geçeni
deşiyorlarken Jensen bir yerde Zora’nın bağırdığını duyar, Eavan’ın onunla
ilgileniyor olmasını umarken bağırır “Cas! Cas bekle!” Ama Cas onu beklemezken Jensen
onun bu kadar hızlı koşabilidiğini bile bilmiyor, bir köşeyi daha dönerek
peşinden gider, o sırada Cas meydanda durmuş, seslenir “Sam, hayır!” Köyün meydanındaki kuyunun yanında
duran bir delikanlı başını kaldırarak onlara bakar, Jensen neler olduğunu
anlamazken ela gözlü çocuk tekrar suya döner, Castiel fırlar.. “Sam! SAM!” Jensen Sam’in kim olduğunu
bilmiyorken Cas için şu an çocuk bütün dünya gibi duruyordur, Castiel koşarak
onu omuzlarından yakalar ve çevirip kuyudan çekerken Sam onu ittirir, Cas ise
sert, onu sarsarken bağırır “Çözüm bu mu!? Bu kadar kolay mı
Sam!” Jensen onun sert sesiyle
irkilirken Sam de aynı öfkeyle onu ittirir, bağırır “Ne yapmamı istiyorsunuz!? Herkes
gitti! Herkes öldü! Yine herkes ölüyor, Zora bile öldü!” Jensen kaşlarını çatarken Sam
ağlamaklı, öfkeyle dönerek Jensen’ı bulur, konuşur “Onun yüzünden! Onu buraya
getiriyorsun, sen de hainsin-“ Cas olmadığını, dinlemesini beklerken Sam onu
ittirir, o sırada Zora bir çığlık atarken bağırır “Sam!” Sam irkilerek oraya dönerken Eavan
ve Zora da meydana dalmışlardır, Zora koşarken bağırır “Hayır Sam, sakın-“ Sam ise
korkuyla geriliyor, konuşur “İblisler, ilüzyon-Adrian-“ Cas ‘hayır!’ derken Sam onlara aldırmaz,
Jensen geri adım atarken Sam elleri iki yanında yumruk, gözlerini yumar, Jensen
toprağın titremeye başladığını hissederken Castiel tekrar ‘hayır’ diyordur, delikanlıya dokunacak olurken bir anda beyaz bir
duvar aralarında belirir, incecik kristaller parlarken Jensen gözleri büyüyerek
çocuğa bakar.. Cas neredeyse ağlayacak,
yapmamasını söylerken Jensen etraflarına bakar: tüm askerler toplanmış,
izliyorken insanlar bile sessizleşmişlerdir, kahverengi saçlı çelimsiz ve fazla
uzun boylu çocuk bir süre daha gözlerini yumar, gökyüzünde bulutlar oluşurken
bir an sonra yere düştüğünde kristaller yere düşer, Cas atılarak onu yakalarken
sarılır, konuşur “Gerçeğiz Sam.. Yapma, lütfen-“
Sam ağlıyor, ona sarılırken Jensen kocasının da ona tutunmasını, sımsıkı bir
şekilde korumasını izler, o sırada komutanlardan biri konuşur “Eh, bu köydeki inciyi bulduk.” Cas bunun üzerine bakışlarını kaldırırken
Jensen’la göz göze gelir, Jensen her şeyin parça parça olacağını Cas’tan önce
görürken yutkunur.. “O sadece bir çocuk! Yapma Jensen,
lütfen-“ Jensen başını iki yana sallıyorken çadırdadırlar, tüm köy toplanmış,
yakılmış, yeni esirler ele geçmiş, yaşlılar öldürülmüşken Sam yatakta
oturuyordur, Cas ateşle devam eder “Onu gönderemezsin, lütfen Jensen,
senden hiçbir şey istemedim ama bunu yapma..” Jensen üzüntüyle ona bakıyorken
Eavan da çaresizdir, kral konuşur “Çocuk güçlerini göstermeseydi,
bir şey yapmasaydı belki koruyabilirdim, Zora gibi gizleyebilirdik.. Ama o
kadar şovdan, toprağı titretmelerden sonra? Yapamam Cas.. Çocuk Adrian’a
gidecek..” Sam yutkunurken onlara bakar,
Castiel iç çekerken ona bakarak devam eder “Jensen, lütfen..” Jensen da acı çekiyor, başını iki
yana sallayarak reddeder “Yapma, yalvarma Cas.. Seni
reddetmeyi ben de istemiyorum ama ne durumda olduğumu görmeye çalış! Bütün
ordum çocuğu gördü, çocuk güçlü,
gitmesi gerekiyor, yapabileceğim bir şey yok!” Cas iç çekerek gözlerini kapatır,
sonra konuşur “O zaman beni de gönder..” Jensen gözleri büyüyerek ona
bakarken ‘efendim!?’ diye sorar, Cas
başını sallarken cevaplar “Beni de gönder.. Onun yanında
olurum-“ “Adrian seni öldürür Cas-“ “O zaman öldürsün.. Nasılsa artık
farkı olmayacak..” Jensen bir halt anlamıyorken onun ne demek olduğunu sorar, o sırada
kapı açılır ve komutanlar sırayla içeri girerlerken Jensen onlara döner, esmer
adam konuşur “Hazırız efendim.. Çocuğun kafesi
de hazır-“ Cas inlerken Jensen ona sert bir bakış atar, Sam de ayaklanarak
yataktan gerilemeye başlarken Jensen konuşur “Tamam, çocuğu alın.. Eavan sen de
gidiyorsun..” Eavan onaylar, Castiel çaresizce
izlemek dışında bir şey yapamazken Eavan ona dönerek konuşur “Ben de orada olacağım..” Cas onun verebildiği kadar güvene
başını sallarken dönerek çocuğa ilerler, Sam gözleri kocaman, ağlamak üzereyken
konuşur “Ne yapacaklar? Ne istiyorlar-“
Cas onu yüzünden yakalar, kendine çekilip sarılırken Sam de ona tutunarak
sımsıkı asılır, Castiel eğilip onun başını öperken Jensen iç çekerek konuşur “Cas..” Cas başını sallar, çocuğu bırakır
ve eğilerek onunla aynı hizaya gelirken konuşur “Pes etme Sam.. Söz ver..” Sam başını sallar, Castiel onu
alnından öper ve sonra çevirip yürütür, Eavan’a verirken genç adam da
delikanlının elini tutar, ikisi çıkarlarken Sam kapıda durup döner, Jensen ona
dönen ela gözlere bakarken delikanlı bir süre onu izler, sonra konuşur “Ben seni kurtardım.. Sen beni
onlara veriyorsun..” Jensen kaşlarını çatarken Sam
döner ve Eavan’la birlikte çıkar, çadırın kapısı kapanırken Jensen geride
Cas’ın bir yerlere çöktüğünü duyar.. SOUNDTRACK NICK CAVE &
WARREN ELLIS - WHAT MUST BE DONE Cas bundan sonra ulaşılmaz oldu. Yaşıyordu: ona sorulanlara cevap veriyor, yürüyor, devam ediyordu. Yemeklerini yiyor, suyunu içiyor, geceleri uyuyordu. Jensen ona uzandığında öpüşlerine karşılık veriyor, geceleri onun kollarında uyuyordu. Ama ölmüştü, Jensen’dan başkası da farkında değil gibi duruyordu. “Cas lütfen..” Castiel gözlerini açarak ona
bakarken yatağın yanında yere oturmuş adamı bulur, Jensen onu izliyorken
saçlarına uzanır, parmakları kızıl kahvelerde gezerken sorar “O çocuk kim? Söyle artık,
lütfen.. Seni öldürüyor, her gün daha da yok oluyorsun..” Castiel gözlerini kapatır, yine bir şey söylemezken Jensen iç
çekerek başını eğer ve onun omzuna dayar, yine de yanında olmaya çalışırken
Castiel uykuya dalar.. ∞ ∞ ∞ |