#VIII : What Must Be Done (3)

“Jensen!”

 

Jensen kolundan tutup çevrilirken Zora da yetişir, Eavan fısıldar

 

“Böyle bir şey söyleyip yürüyüp gidemezsin! Yürü!”

 

Jensen emirlerin dengesizliğini işaret etmezken Eavan onu sürükleyerek kendi çadırına sokar, Zora da kapıyı iliklerken Eavan ellerini açarak sorar

 

“Evet?”

 

Jensen oldukça sakin görünüyor, kaşlarını kaldırırken cevaplar

 

“Evet ne?”

“Nerden çıktı bu birdenbire?”

 

Jensen hala sakin, çadırında ilerlerken kabanını çıkartıyor, konuşur

 

“Bir yerden çıkmadı.. Bir süredir düşünüyorum, Marianne’in düğününden beri.. Zora’nın söyledikleri düşünmeme sebep oldu-“

“Alışkın olmadığın için beynin yanmış, belli..”

 

Jensen ona bir bakış atarken Zora da söze girer, konuşur

 

“Efendim, tanrılara inanmıyorsunuz, evliliğe inanmıyorsunuz, bu biraz kendinizi yalanlamak olmayacak mı?”

 

Eavan işaret ederek aynısını sorduğunu söylerken Jensen rahat, cevaplar

 

“Tanrılara inanmıyorum ama beni şüpheye düşüren şeyler görecek kadar uzun yaşadım.. Ayrıca Cas’a inanıyorum.. Evliliğe inanmıyorum çünkü evlilik nedir hiç yaşamadım, ama gördüğüm şeyler kabul edebileceğim bir şey olduğunu söylüyor.. Evlilik benim kültürümde yok ama sevdiğim adamın kültüründe var.. Benim için önemli değil ama onun için önemli.. Bunu yaparsam kendini daha mutlu ve daha güvende hissedecek, benimse kaybedecek hiçbir şeyim yok.. Bir yerde durup evet diyeceğim, o kadar..”

 

Eavan ona bakıyorken Zora kaşlarını kaldırır, konuşur

 

“Sadece ‘evet’ diyecek bir şey olarak görüyorsanız Castiel de bunu sizde görecek ve reddedecektir efendim.. Ona göre tanrıların huzuruna çıkıyorsunuz, bir ‘evet’ buna yetmez..”

 

Jensen iç çeker, ona dönerken sabırla cevaplar

 

“O kadarını ben de düşündüm Zora, ve elbette sadece bir evet değil.. Bu benim için de önemli bir şey, Castiel ile ilişkimi tanımlayacak bir şey.. Kimseye söyleyemeyecek olsak da, bizim bileceğimiz bir şey..”

 

Zora kaşlarını çatarken Jensen Eavan’a döner, devam eder

 

“Bu adamın hiçbir şeyi yok.. Hiçbir şeyi. Benim ülkem, ordum, saraylarım, hiç olmadı atım var.. Hayatım benim.. Ama Cas hala kendinin değil, hayatı hiçbir zaman onun olmamış, ona ait hiçbir şeyi yok.. Evi yok, ailesi yok, hayatı onun değil, amaçları bile onun değil, tanrıların..”

 

Eavan ağzı açık, ona bakıyorken Jensen toparlanır, masasına giderek konuşur

 

“Siz hazırlıkları yapın yeter.. Zora, ne gerekiyorsa Eavan’a söyle, o temin eder.. Cas’a bir şey belli etmeyin, daha ona sormadım..”

“Belli..”

 

Jensen derin bir nefes alır, onlara dönerken sorar

 

“Sizce kabul eder mi?”

 

Eavan ve Zora ona bakarken Jensen ciddidir, tekrarlar

 

“Bu büyük bir bağ.. Şimdiye dek hiçbir bağı kabul etmemiş bir adamdan bahsediyoruz, o değerli Arline bile karısı olamamış.. Ve onunla kaç yıldır birlikte.. Bizim geçmişimize bak, adama 10 yıl işkence ettim, anca şimdi toparlanıyoruz..”

 

Eavan hafifçe gülerken başını iki yana sallar, cevaplar

 

“Saçmalama Jensen.. Castiel bunu ona söylediğinde ölmezse evlendiğinizde mutluluktan ölecektir..”

 

Jensen iç çeker, bir şey söylemezken kapı açılmaya çalışılır ama başarıya ulaşamaz, diğer taraftan şaşkın bir ‘Jensen?’ duyulurken Zora fırlar ve kapıya gider, Jensen genç kadını gören Castiel’in gözlerinin büyümesini ve kıyafetleri kontrol edişini görürken seslenir

 

“Yatak hala sıcak-“ Castiel irkilerek ona döner, yakalanmanın etkisi yanaklarına vururken ona bir bakış atarak içeri giriyor, cevaplar

“Senin ne yapacağın belli olmaz.. Kapı neden kilitliydi?”

“Hala çalışıyor mu test ettik..”

“Jensen..”

 

Jensen sırıtır, eliyle diğer ikisini gösterirken cevaplar

 

“Özel zaman istediler de..”

 

Castiel hayretle onlara dönerken Eavan şokla afallar, Zora kıpkırmızı olurken öyle bir şey olmadığını söyler, Jensen sırıtarak konuşur

 

“Hadi çocuklar, gidin dışarda koklaşın-“

“Jensen!”

 

Jensen ona saldıracak gibi duran Eavan’ı ittirirken Zora da dışarı çıkar, kapı tekrar kapanırken Castiel gülümsüyor, sorar

 

“Gerçekten mi?”

 

Jensen ‘cık’lar, Cas gülerken Jensen onu izler..

 

 

“Sanırım Jensen’ı rahatsız eden bir şey var..”

 

Zora ve Eavan birbirlerine bir bakış atarlarken Castiel dikkatle ilerideki Jensen’ı izliyor, mırıldanır

 

“2 gündür devamlı beni izliyor, ne olduğunu sorduğumda saçma sapan cevaplar veriyor.. Diğer askerlerin yanından ayrılmıyor, gece geç geliyor, sabah ben uyanmadan gidiyor.. Ya bir şeyler gizliyor, ya da bir şeyler onu düşündürüyor..”

 

Eavan temkinli, Zora’nın uzattığı heybeyi alırken sorar

 

“Görmek için bakmadın mı?”

 

Cas rahat, hayır derken cevaplar

 

“Artık bakmıyorum, kabalık gibi geliyor.. Bir şey söylemek isterse söyler.. Siz biliyor musunuz?”

 

İkisi de başını iki yana sallarken Cas iç çeker, o sırada Jensen yanlarına gelip konuşur

 

“Evet, fırlayın.. Akşam yeni yerde olmamız lazım, dörtnala gideceğiz.. Biblo, suyum var mı-“ Zora ona suyunu uzatırken Jensen alıp Tyra’ya gider, Cas arkasından işaret eder

“Bakın, bana bakmıyor bile!”

 

Ve somurtarak atına gider, tırmanırken Eavan Zora’ya bakar, genç kadın gülümsemeden edemezken Eavan da gülümser..

 

 

Jensen sonunda durma emrini verdiğinde her yerden inlemeler ve minnet dolu sesler duyulur, Castiel de en az askerler kadar Jensen’ın neden deli gibi at sürdürttüğünü anlayamazken Cadee’den iner, hayvan minnettar gibi bakarken Cas onun boynunu okşayıp özür diler..

 

Jensen herkese emirler saçıyor, şunu bunu istiyorken Cas da kendi emrince çadırı düzenlemeye gider, kimse ona yardım etmezken genç adam bir saat kadar onunla uğraşır, eşyaları yerleştirip çıktığında karanlık bastığını görürken üçlüyü aramaya çıkar..

 

Castiel bütün kampı dolaşmış, onları bulduğunda bulduğu şey onu şaşkınlığa sürüklerken ileriye bakar: Jensen ve Zora iki çadırın arasında durmuş, Jensen Zora’nın oldukça yakınında duruyor, onun tarafına dönerek genç kadının ellerini, kollarını tutarak parmaklarını gezdiriyorken Zora da gülümsüyordur, Eavan ise gerilerindeki yolda, gelen giden olup olmadığına bakıyorken Cas yavaşça yutkunur, sonra dönerek çadırlar arasında ilerlerken oraya doğru gelen bir askeri savuşturur, onunla birlikte kamp meydanına gider..

 

 

Cas çadırda yatağı yapıyorken Jensen gülümseyerek içeri girer, sorar

 

“Neden yemeğe gelmedin? Hasta mısın?”

 

Cas iyi olduğunu söylerken ayağa kalkar, konuşur

 

“Sen yat, ben biraz yürüyeceğim..”

 

Ve onu geçer, kapıya giderken Jensen kaşlarını çatarak onu kolundan yakalar, sorar

 

“Cas? Ne oldu?”

“Bir şey olmadı.. Yürüyeceğim-“

“Sen yürümezsin.. Ne oldu, söyle..”

 

Castiel başını iki yana sallar, sonra sorar

 

“Sen nerdeydin? Kaç saattir yoksun..”

 

Jensen omuzlarını silker, cevaplar

 

“Atların durumlarını kontrol ettim.. Çok at var..”

 

Cas ‘ah’lar, gülümserken sorar

 

“Beni de çağırabilirdin, atları sevdiğimi biliyorsun..”

“Biraz kafa dinlemek istedim..”

“Başkası yoktu yani, tek başına? Atların yanında?”

 

Jensen rahat, başını sallarken Cas anladığını söyler, sonra kolunu ondan çekerken konuşur

 

“Ben yürüyeceğim..”

 

Ve dönüp çıkar, Jensen arkasından bakarken kaşlarını çatar..

 

 

SOUNDTRACK

CHRISTOPHER YOUNG - THE UNINVITED

 

 

Jensen onu bulduğunda Castiel onu duymamış gibi yapmazken Jensen yürür ve onun önünde yere çöker, yüzündeki ifadeye bakarken sorar

 

Ne oldu? Bir şey olmuş Cas, söyle..”

 

Castiel onu izliyor, sanki birisi ruhunu bıçaklamış gibi solgunken cevaplar

 

“Bir şey olmadı.. Gerçekten.. Jensen, ruhuna bakabilir miyim?”

 

Jensen kaşlarını çatar, gerilerken ‘neden’ diye sorduğunda Cas konuşur

 

“İhtiyacım var.. Güçsüz hissediyorum..”

“Hayır.”

 

Castiel gözlerini kapatırken Jensen ellerini ondan çekerek konuşur

 

“En azından birkaç dakika sonrasına kadar..”

 

Cas gözlerini açarak ona bakar, Jensen ayağa kalkarken elini uzatır, mırıldanır

 

“Gel..”

 

Castiel onun eline bakar, sonra ona tutunup kalkarken Jensen gülümser, dönerek öne düşerken Cas da onu takip eder..

 

 

“Az kaldı..”

“Beni çalıların arasında öldürmeye karar verdiysen-“ Jensen gülerken Castiel ondan nefret eder, bu adamın onu bu kadar incitebileceği gerçeği canını yakarken Jensen geldiklerini ilan ederek ona döner, Castiel nereye geldiklerine bakar..

 

Bir sürü ağacın çevrelediği bir açıklığa gelmişler, ileride minik bir çağlayan gürül gürül akıyorken doğmaya başlayan güneşin yaydığı aydınlık etrafı yeşil bir griliğe boyuyordur, Castiel bu minicik alanın güzelliğiyle doğayı, tanrıları bir daha hissederken hafifçe gülümsemeden edemez, o sırada Jensen sorar

 

“Beğendin mi?”

 

Castiel onun sesiyle uyanırken ona döner, başını sallayarak cevaplar

 

“Çok güzel bir yer.. Neden buraya geldik?”

 

Jensen derin bir nefes alırken hafifçe güler, Cas onun gülüşündeki sinirle kaşlarını çatarken Jensen onun önüne gelerek mırıldanır

 

“Bütün gün buraya gelmek için at sürdürttüm, daha fazla dayanamadım, senden bir şey gizlemek beni deli ediyor..”

 

Castiel iyice kaşlarını çatarken Jensen gülümser, cevaplar

 

“Bir şeyler olduğunu gördüğünden eminim.. Ama ne olduğuna bakmaman beni daha da emin hale getirdi, doğru şeyi yapıyorum..”

 

Castiel hala anlamamış, ‘neyi’ derken Jensen derin bir nefes alır, sonra gücünü toplarken konuşur

 

“Cas, günlerdir bunu nasıl söyleyeceğimi düşünüyorum ama daha güzel bir şey bulamadım.. Hele ki bilmediğim bir konu hakkında denize taş atarken-“

“Jensen, nedir?”

 

Jensen onun gözlerindeki endişeyi görürken gülümser, cevaplar

 

“Seninle evlenmek istiyorum Cas.. Evlenmemizi istiyorum..”

 

Castiel’in ifadesi boşlaşırken Jensen nefes bile almıyor, devam eder

 

“Benimle evlenir misin? Ne dersin?”

 

Castiel şok, gözlerini kırpıştırırken Jensen bir süre sadece suyun sesini duyar..

 

 

“Cas?”

 

Castiel gözlerini kırpıştırarak dikleşirken Jensen kaşlarını kaldırır, sorar

 

“Bir cevap versen iyi olacak, benim de gururum var-“

“Bugün seni Zora ile gördüm.”

 

Jensen kaşlarını çatar, ona bakarken Castiel de ayılmış, devam eder

 

“Onunlaydın, çadırlar arasında, samimiydiniz-“

“Dövmeleri gösteriyordu, hangisini tercih edeceğimi soruyordu..”

 

Castiel kaşlarını çatar, ‘dövmeler-‘ derken Jensen onun anladığı anı gözlerinde yakalar, Castiel bir anda ayılarak etrafına bakarken gözleri dikkatle etrafını inceler, sonra tekrar ona dönerken mavi bakışlar ona saplanır, Jensen bu sefer okunduğunu bilirken Castiel bir an sonra şaşkın bir nefes bırakırken konuşur

 

“Bunca gün, benden kaçarken-“

“Evet..”

“Burası?”

“Evet..”

 

Castiel ‘oh’lar, Jensen hafifçe gülümserken mavi gözlü adam sonra tekrar başını kaldırarak sorar

 

“Neden? Buna inanmıyorsun, senin için bir manası yok-“

“Senin için var..”

 

Castiel ona bakarken gözleri umutla parlıyor, sorar

 

“Benim için? Jensen bunca zaman-Zora, Eavan, kaç gün-sen!”

 

Jensen gülümser, onun beynini yakalamasına izin verirken Castiel bir süre sonra derin bir nefes alarak konuşur

 

“Hayır.. Çok güzel bir düşünce, daha önce hiç bu kadar mutlu olmadım ama hayır Jensen, bunu sırf benim için yapamazsın-“ Castiel bir anda ona saldıran adamla gerilerken ağaçlardan birine dayanırlar, Castiel onu öpen adama gevşerken Jensen birkaç saniye sonra ayrılır, gülümseyerek fısıldar

“Aptal..”

 

Cas kaşlarını çatar, hayır demesine rağmen gülümseyen adama bakarken Jensen fısıldar

 

“Oku.. Bak hadi, gör, şu an tekrar söyleyebilecek durumda değilim..”

 

Castiel karşısındaki duygu bombasının yeşil gözlerine bakarken neyi aradığını bilmeden bakar, çadırdaki konuşmayı yakalarken Jensen’ın cevabını, ona bir şeyler vermek istemesini, ailesi olmayı dilemesini, kendisinin isteklerini, bunun onlar için her şey olacağını görür, boğuk bir ses çıkartırken şimdiye döndüğünde Jensen sorar

 

“Hala mı hayır? Hala sırf senin için mi teklif ediyorum sence?”

 

Castiel ona bakıyor, dayandığı ağaç sayesinde ayakta kalıyorken mavi gözleri dolu, fısıldar

 

“Jensen.. Sen bana işkence eden o adamsın..”

“Ve seninle evlenmek istiyorum..”

“Delisin, biliyorsun değil mi?”

 

Jensen gururla gülümser, Castiel de gülmeden edemezken konuşur

 

“Bundan dönüş yok Jensen.. Sonsuza kadar sürecek..”

 

Jensen da ciddileşirken onun gözlerine bakar, Castiel gülümser

 

“Geri çekilirsen anlarım, sonsuzluk büyük bir zaman, inan..”

 

Jensen ona bakıyor, ciddi bir şekilde onu süzüyorken konuşur

 

“Sence artık sonsuzu deviremez miyiz? Yapamaz mıyız?”

 

Castiel gülümserken Jensen onun yakalarını tutuyor, fısıldar

 

“Hadi.. İstiyorsun, biliyorum, görmeme gerek yok-“

“İstiyorum, bugün ağlıyordum Jensen, beni öldürebilecek bir gücün var-“

“O yüzden birbirimizi öldürmeden bağlansak iyi olur, nasıl?”

“Kraliçen olmayacak mı senin?”

 

Jensen gözlerini devirir, gülerken cevaplar

 

“Nereye olacak? Devirmeye çalıştığım krallığa mı?”

 

Castiel gülümser, kolları yukarı süzülüp onun boynuna dolanırken mırıldanır

 

“Kararlısın yani? Evleneceksin? Hiç kimselere bağlanmamış yüce Zyen Kralı Jensen McDermott kendini bir insana verecek, onun olacak yani?”

 

Jensen başını sallar, Castiel gülümserken cevaplar

 

“O zaman evet.. Evlenebiliriz..”

 

Jensen gülümser, onun dudaklarını yakalarken Cas da ağaçtan ayrılarak ona dolanır, öpüşürler..

 

 

SOUNDTRACK

JAMES HORNER - THE SECRET WEDDING

 

 

Gizli bahçe..

 

Çağlayan kendine has sessizliğiyle akmaya devam ediyorken güneş ilk ışıklarını göstermeye başlamış, kuşlar yavaş yavaş ötüyor, doğa uyanıyorken Castiel dönerek karşısındaki adama bakar..

 

Jensen onunla birlikte çadıra dönüp üzerini değiştirmiş, temiz, asil, tüm kimliğiyle karşısında duruyorken Castiel onun kıyafetleri ve sıfatlarından çok gözlerini izliyor, Jensen heyecanlı görünüyorken Cas tüm bunların onun için yapılmasıyla bir daha gülümser ve başını Zora’ya sallarken genç kadın derin bir nefes alır..

 

Jensen da bunun üzerine Zora’ya dönerken mavi gözlü güzel kadın bu kadar önemli bir şeyin kendisine verilmesiyle titriyor, bir an sinirle gülmeden edemezken Castiel uzanarak onun yüzünü elleri arasına alır, Jensen ‘hey’lerken Cas ona aldırmadan mavi gözlere bakarak konuşur

 

“Sakin ol Zora.. Başaracağından kuşkum yok, ikimizi de seviyorsun ve biz de sana güveniyoruz.. Bu yeterli..”

 

Jensen geride ‘seviyor mu?’ derken Zora pembeleşir, Jensen sırıtırken mırıldanır

 

“Dayanılmaz bir adamım.. Eavan da bizi seviyor mu?”

 

Jensen kafasına bir şaplak yerken arkasındaki adam bir şeyler homurdanır, Jensen dönerek ona göz kırparken Castiel güzel kadını bırakmış, bir adım geri atarak yine Jensen’la aynı hizaya gelirken konuşur

 

“Başlayalım..”

 

Jensen derhal sessizleşirken Zora da derin bir nefes alır ve başını sallar, gülümseyerek onlara bakarken ellerini uzattığında Jensen bir an onun eline bakar, Castiel onun son kararını vermesini izlerken Zyen Kralı bir an sonra tüm geleceğine karar vermiş, elini güzel kadının eline bırakırken Zora daha da gülümser ve diğerine döner, Castiel de elini ona verirken Zora ikisinin arkasında geride duran Eavan’a mutlulukla gülümser, sonra konuşur

 

“İki ruh, tanrıların kutsaması için burada onların huzuruna çıkıyor.. Castiel ve Jensen burada, Nadera’nın huzurunda, devam etmek için güç diliyorlar..”

 

Jensen bir şey söylemez, hafifçe kıpırdanırken Castiel onun ondan başka birinden bir şey istemeyeceğini biliyor, hafifçe gülümser, Zora devam eder

 

“Bundan sonra birbirinize ait olacaksınız, Castiel’in olan Jensen’ın, Jensen’ın olan Castiel’in olacak.. Kalbiniz ve hayatınız bir atacak, biri düştüğünde diğeri kanayacak.. Tanrılar bir adım önünüzde yolunuzu açsın, melekler arkanızı kollasın.. Castiel?”

 

Castiel başını sallar, Zora Jensen’a dönerken o da başını salladığında Zora ikisinin elini aynı anda birbirine çevirir ve birleştirir, Jensen bu aşamayı bilmese de içgüdüyle parmaklarını onunkilere geçirirken Castiel de onun eline asılır..

 

Zora sessiz, ikisinin birleşmiş ellerini kendi elleri arasında hapis tutuyorken başını eğer, gözlerini kapattığında Jensen nefesini tutmadan edemezken genç kadını, ellerini izler, bekler, ne çıkacağını, ne çıkma ihtimalinin olduğunu bile bilmeden dudağını kemirirken bir an sonra ellerinin arasında oluşan sıcaklığı hisseder..

 

Zora da hissetmiş, gülümseyerek ellerini çektiğinde Jensen elini Cas’tan kopartarak ne olduğunu görmek ister, Castiel de çektiğinde minik beyaz bir ışık kanat çırparak yukarı, diğer ışıklar her nereye gittiyse oraya giderken Zora mutluluk dolu bir ses çıkarttığında Jensen güzel bir şey çıktığını anlar, başını indirerek Castiel’e baktığında gülümseyen adamı bulurken Cas onun kabanına asılır ve onu kendine çekerken Jensen onun önüne gelerek fısıldar

 

“Hey..”

 

Castiel gülümser, onun dudaklarını örterken Jensen da ona dayanır, derin bir nefesle kolunu onun beline dolarken Castiel bir süre sonra ayrılıp konuşur

 

“Dövme de mi seçtin?”

 

Jensen bir an odak sorunu yaşasa da başını sallarken Castiel görmek ister, Eavan sıra ona gelmiş, genzini temizlediğinde Jensen konuşur

 

“Yapmak zorunda değilsin, Eavan söylediğinde düşündük,-“ Castiel onu belinin iki yanından sıkarak susturur, gülümser

“İstiyorum.. O da senin geleneğin, önemli olduğunu biliyorum..”

 

Jensen gülümser, ‘peki o zaman’ derken Castiel de onaylar ve ikisi yere, ateşin başına çökmüş Eavan’ın yanına giderlerken Zora da usulca Eavan’ın yanına çöker, genç adam konuşur

 

“Zora Jensen’ın seçtiği modelleri sihirle kendi üzerinde yarattı, bakabilirsin-“ Zora beyaz elbisesinin kollarını çözmeye başlar, kumaşı çekerek beyaz tenini ona uzatırken Castiel eğilerek motiflere bakar..

 

Jensen onun arkasında, sessizce bekliyorken Castiel onlarca güzel simgenin, motifin üzerinde gözlerini gezdirir, sonra uzanarak bir tanesinin üzerine parmağını bastırırken sorar

 

“Bu nasıl?”

 

Castiel omzuna bastıran çeneyi hissedince gülümserken Jensen onun boynunu öpüyor, mırıldanır

 

“Seni seviyorum Cas..”

 

Castiel gülümser, doğru olanı seçtiğini anlarken başını kaldırarak Eavan’a bakar, genç adam da gülümsüyor, konuşur

 

“McDermott’un anlamını biliyor musun?”

 

Castiel başını iki yana sallarken Eavan malzemeleri çıkartıyordur, cevaplar

 

Zyena ‘su ve toprağın birleşimi’ demektir..”

 

Castiel sessiz, onun bıçağına, iğnesine bakarken Eavan ateşe tuttuğu kaptaki mürekkebi de çekiyor, sakince devam eder

 

“Eski Dünya dillerine göreyse kartal, şahin, ve ordu, asker demekmiş.. Ayrıca göl mitolojilerine göre, Zyena adındaki adam önce duygularını kontrol altına alamayıp da harekete döken, sonra düşünüp pişman olan bir adammış, ve sonra göle dönerek durulmuş, sakinleşmiş..” [1]

 

Castiel gülümser, başını arkasındaki adamın başına dayarken durulup sakinleşmiş adam onun belini sıkarken Eavan mürekkebi karıştırıyor, mırıldanır

 

“McDermott asker demektir: şahin gibi gözleri, kartal gibi yırtıcılığı olan, su gibi keskin, toprak gibi güçlü bir asker..”

 

Cas onun elinde çevirdiği bıçağı ateşe tutmasını izler, Eavan sonra bıçağı döndürerek vücuduyla iyice ona döner, gülümser

 

“Hazır mısın?”

 

Cas başını iki yana sallar, hepsi gülerken Jensen mırıldanır

 

“Yapmak zorunda değilsin-“ Cas ona aldırmıyor, sorar

“Nereye yapacağız?”

“Nereye istersen..”

 

Cas başını çevirip Jensen’a bakarken Jensen da düşünüyor, mırıldanır

 

“Alnının ortası?”

 

Castiel gülümser, ‘Jensen’ derken genç adam cevaplar

 

“Bilmiyorum.. Herkesin görmediği bir yer olması iyi olur, başımıza bela almaya gerek yok..”

 

Castiel de öyle düşünüyor, cevaplar

 

“Öyle söylersem kırılabilirsin diye korktum-“

“Kırılmam.. Neresi istersen orası olsun..”

 

Castiel onaylar, sonra onu ittirirken Jensen geri çekilir, Castiel ayağa kalkıp pantolonunu çözmeye başlarken Zora başını eğer ve diğer tarafa bakar, Jensen ayaktaki adama bakarken mırıldanır

 

“Çok merak ediyorum evet-“ Castiel ona bir bakış atar, sonra pantolonunun kenarını indirerek düz karnının altında öne çıkan kemiğinin üzerinde parmağını gezdirirken konuşur

“Burası..”

 

Eavan kaşlarını kaldırır, Jensen arkada boğuk bir ses çıkartırken Castiel sırıtıyor, Eavan’ı cevaplar

 

“Her gördüğünde kendini neye soktuğunu hatırlayacağı bir yer, oldukça uygun bir alan..”

 

Eavan bir kahkaha atarken Jensen gözlerini deviriyordur ama Castiel onun yüzündeki rengin ateşin sıcaklığından olmadığını bilirken Eavan ciddileşerek konuşur

 

“Acıyacak Cas..”

 

Castiel başını sallar, mırıldanır

 

“Problem değil.. Daha kötülerini de gördüm..”

 

Jensen bunun üzerine durulurken Castiel elini onun başına koyar, Jensen başını onun kalçasının diğer tarafına dayarken Eavan konuşur

 

“Tamam.. Kıpırdama.. Zora, gel-“ Zora kıpkırmızı, gelirken Jensen mırıldanır

“Çok süzme, biblo-“ Zora ona bir bakış atar, sonra Eavan’a ısınmış bıçağı verirken Eavan elinde çevirir, bir eliyle deriyi gererken bıçakla kestiğinde diğer üçü aynı anda nefes alır ama Zyen işine devam ederken eli titremez, çalışır..

 

 

“Bitti..”

 

Castiel derin bir nefes alarak sendeler, birikmiş gerginliği çıkarken Jensen fırlayarak ona destek olur, yanağından öpüyor, onu tutuyorken mırıldanır

 

“Hey.. Hey, iyi misin?”

 

Cas başını sallar, nefesini bırakarak dengesini bulurken konuşur

 

“Uzun süredir canım yanmamış..”

 

Jensen onu öper, Cas onun öpüşünde özürleri duyarken bir süre sonra çekilerek başını eğer ve sonuca bakar, Eavan konuşur

 

“Bu gece Jensen pansumanını yapar, yarına düzelir.. Şimdi bir şeye benzemiyor tabii..”

 

Cas gülümser, sonra yavaşça pantolonu tekrar üzerine kapatırken Jensen’ın baş parmağı onun ensesini ovuyordur, genç adam mırıldanır

 

“Gidelim.. Biraz uyu..”

 

Cas başını sallar, dönerek Eavan’a teşekkür ederken Eavan gülümser, mırıldanır

 

“Kazımamı sağlayacak şeyler yapmayın da.. Kalıcı olsun lütfen..”

 

Castiel gülümser, sonra dönerek Jensen ile birlikte uzaklaşırken Zora kendi kolundaki dövmeleri dokunarak yok ediyordur, Eavan eşyalarını toplarken arada sırada ona bir bakış atarken sonrasında konuşur

 

“Zora.. Ah..”

 

Zora başını kaldırarak ona bakar, Eavan mırıldanır

 

“Bugün çok iyiydin.. Yani, büyü falan.. Güzeldi..”

 

Zora hafifçe gülümser, teşekkür ederken Eavan ensesini kaşıyor, sorar

 

“Büyüleri nasıl yapıyorsun? Yani.. Şimdiye kadar hiç cadı görmemiştim..”

 

Zora omuzlarını indirip kaldırır, cevaplar

 

“Odaklanıyorum.. Eskiden bir kolyem vardı, onu tutarak odaklanıyordum ama kolyem gitti-“

“Nereye gitti?”

“Bir arkadaş.. Onda kaldı..”

 

Eavan başını sallar, Zora cevaplar

 

“Artık kendime odaklanıyorum, zor.. Objeler daha kolay..”

“Nasıl objeler?”

“Herhangi bir şey.. Tabii içinde biraz sihir varsa daha kolay oluyor..”

 

Eavan gülümser, önüne dönerken Zora da uzanarak onun eşyalarını toplamasına yardım eder, konuşur

 

“Sen de iyiydin.. Çok güzel bir dövme oldu..”

“Teşekkür ederim, çocukken çok yapıyordum, askere girmeden önce onunla para kazandığım olmuştu..”

 

Zora gülümser, sonra mırıldanır

 

“Belki bir gün bana da yaparsın..”

 

Eavan başını ona çevirir, Zora mürekkebi bir kaseye akıtıyorken ona bakmıyor, konuşur

 

“Hoşuma giderdi.. Burada yaşadığım şeyler hayatımı şekillendiriyor, bir anısı olmasını isterdim..”

 

Ve ona bakar, Eavan’ın onu izlediğini görürken tekrar başını eğer, genç adam konuşur

 

“Benim de hoşuma gider.. Yapmak yani..”

 

Zora bununla gülümser, yine kaçamak bir bakış atıp eşyaları toplarken Eavan da toparlanıp ayağa kalkar, ona elini uzatıp kalkmasına yardım ederken ikisi kampa geri dönerler..

 

 

Cas yatağa kendini bırakıp tavana bakarken Jensen onun pantolonunu çekiştirir, konuşur

 

“Uyu.. Bugün bütün gün buradayız..”

 

Ve onun üzerine çıkar, eğilip dudaklarını örterken Cas da ona uzanır, Jensen bir süre sonra geri çekilip mırıldanır

 

“Güç topla, gece benimsin..”

 

Castiel gülümser, baş parmağı onun çenesinde gezinirken Jensen onun parmağını öper ve sonra yataktan kalkar, çadırdan çıkarken Cas mutlu, gülümseyerek gözlerini kapatır..

 

 

Cas belindeki dokunuşlara uyanırken dönerek oraya bakar, Jensen’ı görürken Jensen ‘hey’liyor, konuşur

 

“Çabuk iyileşiyorsun..”

 

Cas başını sallarken hala uyku mahmuru, cevaplar

 

“Hep öyleydi.. Ne oldu, saat kaç-“ Jensen eğilerek onun dövmesini öperken Cas saatin kaç olduğunu anlar, nefesleri hızlanırken Jensen geri çekilmiş, parmağını siyah çizgilerde gezdirerek mırıldanır

“Doğru olanı seçtin..”

 

Castiel hafifçe gülümser, başını kaldırarak topraktan yükselen güçlü ağaca, ağaçtaki kartala ve yağan yağmura bakarken Jensen eğilerek tekrar dudaklarını bastırır, Castiel o sırada gerideki şeyi görürken ona aldırmadan dikleşir, sorar

 

“Jensen?”

 

Jensen ‘hım’layarak dikleşirken Cas ona uzanır, onu kulaklarından çekerken Jensen yatağa çıkarak önüne gelir, Castiel onun başını aşağı eğerken ensesini açar, Jensen anlamış, ona gösterirken Castiel kumaşı iter, onun iki omzu arasında başlangıcı görünen dövmeyi tamamen ortaya çıkartırken nefesi kesilerek öylece durur..

 

Jensen bir süre sonra başını kaldırır, onunla yüz yüze gelirken Cas onun dudaklarına bakıyor, mırıldanır

 

“Melek..”

 

Jensen gülümser, onun dudaklarını örterken Castiel bir anda alev alır, onu çevirip yatağa atarken Jensen gülerek konuşur

 

“Abartma Cas-“ Cas onun dudaklarını örter, susmasını söylerken utanmış Zyen’i de onu kendine çeker, Cas’ın parmakları onun üzerindekileri çekiştirir, çıkartır, Jensen o sırada tekrar dikleşirken Cas parmaklarını onun arkasındaki meleğin üzerinde gezdirir, açılmış siyah kanatları okşarken Jensen onun çenesini öpüyor, fısıltıyla sorar

“Sevdin mi?”

 

Castiel gülümser, onun omzunu çevirirken dudaklarını kanatlara bastırır, tenine mırıldanır

 

“Hep arkanda olacağım, doğru olanı seçmişsin..”

 

Jensen gülümser, onu boynundan tutarak önüne getirir ve tekrar dudaklarını örterken öpüşler bir an sonra ciddileşir, hızlanır, ateş ortalarına düşerken Jensen dudaklarını ondan kopartıp onun boynuna geçiriyor, hırıldar

 

“Cas, değişelim-“ Cas anlamamış, neyi değiştirecekken başını çekerek onun yüzünü tutar, Jensen her zamanki korkutucu zarifliğinde, tüm kasları birbirine geçip kayıyor, onun üzerine eğilir, geriletirken Cas her zamanki gibi ona uyar, Jensen bacaklarını ondan kurtardığında onu üzerine çekerek geriye uzanırken Castiel de üzerine geçer, Jensen nefesleri hızlı, fısıldar

“Değişelim..”

 

Castiel mavi gözleri kocaman olarak ona bakarken Jensen gerginlikle gülümser, sesi zayıf ve aslında korku dolu, gülümser

 

“Artık eşitiz, değil mi?”

 

Cas donmuş, gözleri dolu, eğilerek onun dudaklarını örterken gerek olmadığını söylemek ister ama Jensen’ın neyi sunduğunu görecek kadar akıllı, başını çekip onaylarken Jensen da rahatlayarak gülümser, parmakları onun saçlarıyla oynarken Cas tekrar ona eğilir..

 

 

Jensen gözlerini kırpıştırıyor, ikisi beraber hareket ediyorlarken Cas onun dudaklarını yakalar, Jensen kendini ona daha da yaklaştırır, hayatında ilk defa hissettiği bu duyguyu eşine verirken bir an sonra fısıldar

 

“Beyaz ışık neydi?”

 

Cas bir an onun neden bahsettiğini anlamazken Jensen onun hızıyla inler, Castiel onun boynunda dudaklarını gezdirirken cevaplar

 

“Sonsuzluk..”

 

Ve onun yüzünün üzerine gelir, Jensen’ın ateşle yanan gözlerine bakarken açık tendeki çiller mum ışığında parlar, Cas açıklar

 

“Sonsuzuz Jensen.. Hep birlikte olacağız..”

 

Jensen gözleri kapanarak başını geriye atarken Cas onun kendini sıkmasıyla inler, sonsuzluklarına giden ilk gecede ona eş düşerken ikisi nefes nefese, sessizce gevşerler..

 

 

İkisinin de tam olarak mutlu olduğu son anlardandı belki. Sonsuza kadar süreceklerdi evet, ama tanrılar beraber mi, ayrı mı olacaklarını belirtmemişlerdi.

 

 

Kamp mutlu mesut bir şekilde ilerliyor, Jensen ve Cas ileride birbirleriyle konuşuyorlarken atları başa baş gidiyordur, Eavan kendi atının yanındaki beyaz atlı güzel kadına dönerken konuşur

 

“Zora..”

 

Zora ona bakar, Eavan bakışlarını kaçırarak bir kesecik çıkartırken konuşur

 

“Bu.. Ah, al-“ ona uzatır, Zora keseyi alır ve açarak eline dökerken minik, avuç içi kadar bir taş eline düşer, Zora başını kaldırarak ona bakarken Eavan açıklar

“Zyen opali.. Güçlü bir taştır, nadir değil inan, her yerde var, benim de keselerimin birinde kalmış, köylerin birinden almış olmalıyım, bir sürü var yani-“ Eavan gevelemeye devam ederken Zora gülümseyerek taşına bakar, cevaplar

“Çok güzel Eavan.. Teşekkür ederim..”

 

Ve başını kaldırıp tekrar ona bakar, Eavan da rahatlamış, başını sallayarak önüne dönerken Zora taşını cebine koyar, mutlulukla gülümserken önüne bakmaya devam eder..

 

 

“Hayır, öyle demek istemedim, eğer kuzeyden gidersek-“ Jensen bir anda suratına çarpan görünmez bir şeyle irkilir, Castiel de eliyle o her neyse onu savuştururken atları ilerlemeye devam ettiğinde Jensen ağzı açık, önlerinde açılan köye bakakalır..

 

Castiel de durmuş, elini indiriyorken köyde yaşayanlar da bir anda içeri girenlerle donarak onlara baktığında Castiel inler, Jensen dönerek ona bakarken Cas konuşur

 

Jensen-“ ama daha Jensen bir şey diyemeden diğer atlar da içeri girer, köylüler bağırırken askerler atlarından inerek köye dalar, her yer bir anda cehenneme dönerken Jensen ağzını kapatır..

 

 

SOUNDTRACK

ANA JOHNSSON - WE ARE

Time is ticking and we can’t go back, my oh my.

 

 

Castiel atından indiği gibi köye dalarken Jensen şoka girer, bir anlık şaşkınlıktan sonra o da atından inerken bıçağını kaptığı gibi arkasından fırlar, bağırır

 

“CAS!”

 

Ama Castiel ona aldırmıyor, sokaklara dalarak ilerlemeye devam ederken nereye gittiğini biliyor gibidir, Jensen neler olduğunu anlamıyor, küfrederek önüne çıkanları itmeye devam ederken köyün sokaklarında can pazarı var, askerler önlerine geçeni deşiyorlarken Jensen bir yerde Zora’nın bağırdığını duyar, Eavan’ın onunla ilgileniyor olmasını umarken bağırır

 

“Cas! Cas bekle!”

 

Ama Cas onu beklemezken Jensen onun bu kadar hızlı koşabilidiğini bile bilmiyor, bir köşeyi daha dönerek peşinden gider, o sırada Cas meydanda durmuş, seslenir

 

“Sam, hayır!”

 

Köyün meydanındaki kuyunun yanında duran bir delikanlı başını kaldırarak onlara bakar, Jensen neler olduğunu anlamazken ela gözlü çocuk tekrar suya döner, Castiel fırlar..

 

 

“Sam! SAM!”

 

Jensen Sam’in kim olduğunu bilmiyorken Cas için şu an çocuk bütün dünya gibi duruyordur, Castiel koşarak onu omuzlarından yakalar ve çevirip kuyudan çekerken Sam onu ittirir, Cas ise sert, onu sarsarken bağırır

 

“Çözüm bu mu!? Bu kadar kolay mı Sam!”

 

Jensen onun sert sesiyle irkilirken Sam de aynı öfkeyle onu ittirir, bağırır

 

“Ne yapmamı istiyorsunuz!? Herkes gitti! Herkes öldü! Yine herkes ölüyor, Zora bile öldü!”

 

Jensen kaşlarını çatarken Sam ağlamaklı, öfkeyle dönerek Jensen’ı bulur, konuşur

 

“Onun yüzünden! Onu buraya getiriyorsun, sen de hainsin-“ Cas olmadığını, dinlemesini beklerken Sam onu ittirir, o sırada Zora bir çığlık atarken bağırır

“Sam!”

 

Sam irkilerek oraya dönerken Eavan ve Zora da meydana dalmışlardır, Zora koşarken bağırır

 

“Hayır Sam, sakın-“ Sam ise korkuyla geriliyor, konuşur

“İblisler, ilüzyon-Adrian-“ Cas ‘hayır!’ derken Sam onlara aldırmaz, Jensen geri adım atarken Sam elleri iki yanında yumruk, gözlerini yumar, Jensen toprağın titremeye başladığını hissederken Castiel tekrar ‘hayır’ diyordur, delikanlıya dokunacak olurken bir anda beyaz bir duvar aralarında belirir, incecik kristaller parlarken Jensen gözleri büyüyerek çocuğa bakar..

 

Cas neredeyse ağlayacak, yapmamasını söylerken Jensen etraflarına bakar: tüm askerler toplanmış, izliyorken insanlar bile sessizleşmişlerdir, kahverengi saçlı çelimsiz ve fazla uzun boylu çocuk bir süre daha gözlerini yumar, gökyüzünde bulutlar oluşurken bir an sonra yere düştüğünde kristaller yere düşer, Cas atılarak onu yakalarken sarılır, konuşur

 

“Gerçeğiz Sam.. Yapma, lütfen-“ Sam ağlıyor, ona sarılırken Jensen kocasının da ona tutunmasını, sımsıkı bir şekilde korumasını izler, o sırada komutanlardan biri konuşur

“Eh, bu köydeki inciyi bulduk.”

 

Cas bunun üzerine bakışlarını kaldırırken Jensen’la göz göze gelir, Jensen her şeyin parça parça olacağını Cas’tan önce görürken yutkunur..

 

 

“O sadece bir çocuk! Yapma Jensen, lütfen-“ Jensen başını iki yana sallıyorken çadırdadırlar, tüm köy toplanmış, yakılmış, yeni esirler ele geçmiş, yaşlılar öldürülmüşken Sam yatakta oturuyordur, Cas ateşle devam eder

“Onu gönderemezsin, lütfen Jensen, senden hiçbir şey istemedim ama bunu yapma..”

 

Jensen üzüntüyle ona bakıyorken Eavan da çaresizdir, kral konuşur

 

“Çocuk güçlerini göstermeseydi, bir şey yapmasaydı belki koruyabilirdim, Zora gibi gizleyebilirdik.. Ama o kadar şovdan, toprağı titretmelerden sonra? Yapamam Cas.. Çocuk Adrian’a gidecek..”

 

Sam yutkunurken onlara bakar, Castiel iç çekerken ona bakarak devam eder

 

“Jensen, lütfen..”

 

Jensen da acı çekiyor, başını iki yana sallayarak reddeder

 

“Yapma, yalvarma Cas.. Seni reddetmeyi ben de istemiyorum ama ne durumda olduğumu görmeye çalış! Bütün ordum çocuğu gördü, çocuk güçlü, gitmesi gerekiyor, yapabileceğim bir şey yok!”

 

Cas iç çekerek gözlerini kapatır, sonra konuşur

 

“O zaman beni de gönder..”

 

Jensen gözleri büyüyerek ona bakarken ‘efendim!?’ diye sorar, Cas başını sallarken cevaplar

 

“Beni de gönder.. Onun yanında olurum-“

“Adrian seni öldürür Cas-“

“O zaman öldürsün.. Nasılsa artık farkı olmayacak..”

 

Jensen bir halt anlamıyorken onun ne demek olduğunu sorar, o sırada kapı açılır ve komutanlar sırayla içeri girerlerken Jensen onlara döner, esmer adam konuşur

 

“Hazırız efendim.. Çocuğun kafesi de hazır-“ Cas inlerken Jensen ona sert bir bakış atar, Sam de ayaklanarak yataktan gerilemeye başlarken Jensen konuşur

“Tamam, çocuğu alın.. Eavan sen de gidiyorsun..”

 

Eavan onaylar, Castiel çaresizce izlemek dışında bir şey yapamazken Eavan ona dönerek konuşur

 

“Ben de orada olacağım..”

 

Cas onun verebildiği kadar güvene başını sallarken dönerek çocuğa ilerler, Sam gözleri kocaman, ağlamak üzereyken konuşur

 

“Ne yapacaklar? Ne istiyorlar-“ Cas onu yüzünden yakalar, kendine çekilip sarılırken Sam de ona tutunarak sımsıkı asılır, Castiel eğilip onun başını öperken Jensen iç çekerek konuşur

“Cas..”

 

Cas başını sallar, çocuğu bırakır ve eğilerek onunla aynı hizaya gelirken konuşur

 

“Pes etme Sam.. Söz ver..”

 

Sam başını sallar, Castiel onu alnından öper ve sonra çevirip yürütür, Eavan’a verirken genç adam da delikanlının elini tutar, ikisi çıkarlarken Sam kapıda durup döner, Jensen ona dönen ela gözlere bakarken delikanlı bir süre onu izler, sonra konuşur

 

“Ben seni kurtardım.. Sen beni onlara veriyorsun..”

 

Jensen kaşlarını çatarken Sam döner ve Eavan’la birlikte çıkar, çadırın kapısı kapanırken Jensen geride Cas’ın bir yerlere çöktüğünü duyar..

 

 

SOUNDTRACK

NICK CAVE & WARREN ELLIS - WHAT MUST BE DONE

 

 

Cas bundan sonra ulaşılmaz oldu.

 

Yaşıyordu: ona sorulanlara cevap veriyor, yürüyor, devam ediyordu. Yemeklerini yiyor, suyunu içiyor, geceleri uyuyordu. Jensen ona uzandığında öpüşlerine karşılık veriyor, geceleri onun kollarında uyuyordu.

 

Ama ölmüştü, Jensen’dan başkası da farkında değil gibi duruyordu.

 

 

“Cas lütfen..”

 

Castiel gözlerini açarak ona bakarken yatağın yanında yere oturmuş adamı bulur, Jensen onu izliyorken saçlarına uzanır, parmakları kızıl kahvelerde gezerken sorar

 

“O çocuk kim? Söyle artık, lütfen.. Seni öldürüyor, her gün daha da yok oluyorsun..”

 

Castiel gözlerini kapatır, yine bir şey söylemezken Jensen iç çekerek başını eğer ve onun omzuna dayar, yine de yanında olmaya çalışırken Castiel uykuya dalar..

 

   

 

 

 

 



[1] FIVE, sayfa 544, 2007, Awakencordy.

< thirteen : another power >