![]() Castiel tekrar gözlerini açtığında
saatler geçtiğini bir şekilde anlar, vücudundaki tatlı yorgunluk sıcaklıkla
birleşip onun esnemesini sağlarken Jensen mırıldanır “Hala yaşıyor..” Castiel bunun üzerine gülümseyerek
başını o tarafa çevirirken arkasındaki adama bakar.. Jensen başını eline
dayamış, yan dönerek onu izliyorken Castiel de battaniyenin altında dönerek onunla
yüz yüze gelir, sorar “Sabah oldu mu?” “Gün doğuyor.. Nasılsın?” Castiel vücudunu dinlerken ‘eh’ler, cevaplar “Sızlıyorum, ama iyiyim.. Ata
binmekten farkı yok-” Jensen gülerek ona eğilirken Castiel de gülümser, ikisi
yavaşça öpüşürlerken Jensen’ın parmakları onun yanağından inerek boynundan
geçer, sonra battaniyenin ucunu bularak onun sırtını örterken Castiel başını
geri çekip onun koluna dayayarak sorar “Şimdi ne olacak? İstediğini
aldın..” Bu sefer Jensen ‘eh’ler, onu
kıskaçlarıyla yakalarken cevaplar “Akrep dolu havuzu hazırlattım,
öğle vakti seni ona atıp gideceğiz..” Castiel ilgiyle ‘oh?’lar, Jensen onaylarken mavi gözlü
adam konuşur “O zaman son günümü yaşıyorum,
izninle son dileklerimi sıralamalıyım-” Jensen izin verir, Castiel onun kolları
arasında battaniyenin altında kayar, onu yatağa yatırıp üzerine geçerken
konuşur “Yemek.. Güzel bir yemek, insan yemeği değil, kral yemeği-” ve eğilip onu
öperken Jensen daha bir ses çıkartamadan Castiel geri çekilerek ekler “Dün nasılsa çok enerji yaktım-”
Jensen gülerek başını geri bırakır, gevşerken Castiel devam eder “İki güzel kadın-” Jensen ‘çok
beklersin’ derken Castiel rahat, cevaplar “Çok bekledim zaten? Ayrıca sen ön
saflara gidip beni kampta bıraktığında çadırın bana kalıyordu, hatırlatırım..” Jensen bunun üzerine gözlerini
açarken Castiel masumlukla gözlerini kırpıştırır, Jensen onu incelerken
cevaplar “Cesaret edemezsin-” “Benim bir şey etmeme gerek yok,
herkes beni zaten istiyor.. Evet demem yeter-” Jensen cevap verecekken Castiel
rahatlıkla sorar “Yemek?” Jensen onu boynundan kendine
çeker, Castiel de memnuniyetle ona düşerken ikisi bir süre daha öpüşürler,
Jensen’ın elleri sınırlarını zorlayarak onun belinden aşağıya inmeye başlarken
Castiel onun ellerini yakalar, Jensen bağırırken mavi gözlü adam konuşur “Gece-” “Neden, beni göremediğin zaman
daha mı az günah oluyor?” Castiel bununla ona bakarken
Jensen da dudaklarını ıslatır, ardından mırıldanır “Öyle demek istemedim-” “Bunun benim için önemli olduğunu
biliyorsun-” “Evet.. Ve öyle demek istemedim..” Castiel iç çeker, onun ellerini
bırakırken cevaplar “Bu bir günah olsa da, yine de
işlemeye karar veriyorum Jensen, bu senin için yeterince açıklayıcı olmalı..
Benim için ne kadar önemli olduğuna dair..” Jensen’ın yeşil gözleri yattığı
yerden ona bakarken Castiel de bir süre onu izler, Jensen mırıldanır “Biliyorum.. Ama ışıktan kaçmak-” “Şimdi birlikte olursak kampın
ilerleme düzenini bozacağız Jensen, yola çıkmamız gerek..” Jensen ‘oh’larken bir kampta
olduklarını hatırlamış olacak, Castiel başını sallar, sonra tekrar eğilip onu
öperken Jensen gülümseyerek onu tutar.. İkisi dışarı çıktıklarında kamp
düzgün bir şekilde toparlanıyor, Castiel kimsenin farklı bir şey yapmadığını
görürken mırıldanır “Ben atları hazırlayayım.. Sonra
çadırı toplarım-” Jensen bir şey söylemez, onu geçip uzaklaşırken Eavan
kahvaltıdan çıkmış olacak, oraya geliyor, Jensen'ı görünce gülümseyerek
arkadaşlarından ayrılır ve kralına yürürken konuşur Jensen ona bir bakış atarken Eavan
daha da keyiflenir, devam eder “Ben de dün gece komutan
toplantısındaydım.. Komutayı başkasına bırakmıyor olmamız iyi, değişik işler
dönüyor..” Jensen bununla ona dönerken ne demek
istediğini mırıldanır, o sırada kenardan geçen bir insana kolunu uzatıp onu
kolundan yakalarken insan bir anda bembeyaz kesilip titremeye başlar, Jensen
ona dönerek konuşur “O böğürtlenler zehirli olur-”
genç kadın elindeki sepete bakarken bir an sonra tekrar kralına bakar, Jensen
mırıldanır Genç kadın şaşkınlıkla başını
sallar, onu geçip uzaklaşırken Eavan devam eder “Çok uzakta değil, belki 1 belki
de 2 günlük at mesafesinde bir köy var-mış..
O taraftan gelen haberciler söyledi..” “Köyde ne varmış? Ne özelliği
var?” “İblis köyü gibi duruyor, ama
insan köyü olduğunu düşünüyorlar.. Ve görünüşe, ayrıca düzenlerine bakarak
oldukça da güçlü ve gelişmiş bir köy olduklarını düşünüyorlar..” Jensen kaşları çatılı, bu bilgiyi
sindirirken nereden geldiğini görmedikleri bir Castiel yanlarında durur,
konuşur “Askerler zehirli böğürtlen yemiş,
herkes kusuyor, sen yedin mi?” Jensen ona dönerken Castiel
endişeyle onu inceliyordur, Jensen mırıldanır “Bir şeyler yedim, ama-” Castiel
uzanarak onun alnına elini koyar, Eavan ilgiyle izlerken Jensen devam eder “Çok yemedim, etkileneceğimi
sanmam-” “Jensen! Sen doğa iblisisin, biraz
daha dikkat edeceğini düşünürdüm.. Uzaklaşma, bir şeyler kaynatacağım-” Jensen emredersin derken Castiel döner ve
uzaklaşır, Eavan kaşlarını kaldırarak efendisine bakarken Jensen mırıldanır “Her ne getirirse çoktan yemiş ve
sessizce kusan insanlara ver, eminim ölüyorlardır..” Eavan başını sallar, kral onu
geçip öğüren askerlerine giderken genç asker gülümser, Castiel'in peşinden
gider.. Castiel minik bir kazancıkta
kaynattığı karışımı bir kadehe boşaltıyorken Eavan yanına damlar, konuşur “Ben götürürüm, Jensen senden
almamı istedi, sen etrafı toparla..” Castiel peki diyerek kadehi ona
verirken dikkatli, açıklar “Yudum yudum içecek, hepsini bir
seferde içmesin.. Birkaç yudum etkili olur ama o bu aralar biraz farklı bir
bünyeye sahip, o yüzden çok yaptım-“ Eavan onaylar, kadehi alırken sesi muzur,
sorar “Bünyesi bu aralar nasıl?” Castiel ona bir bakış atarken
Eavan gülerek kadehten bir yudum alır, Castiel ona gözlerini devirirken genç
asker cevaplar “Ne? 1-2 tane yedim, çok değil-“ “Hepiniz şaşkınsınız, bir de iblis
olacaksınız-“ “Cas, yaklaştığımız köy hakkında
bir şey biliyor musun?” Castiel bir anda beyazlarken Eavan
ona bakar, mavi gözlü adam gerilerken konuşur “Ben çadırı toplayacağım..” Eavan onaylar, insan dönerek
giderken asker öğreneceğini öğrenmiş, insanların tarafına giderek kadehi
bırakır, sonra Jensen’ı aramaya başlar.. Jensen ona gösterdikleri
haritalara bakıyor, köyün tahmini genişliği açıklanıyorken kralın yüzü
düşünceli, çadıra giren Eavan konuşur “Jensen-“ Jensen dönerek ona
bakar, Eavan mırıldanır “Bir dakikanı alabilir miyim? Ben
de toparlanıyorum, uzun sürmez..” Jensen başını sallar, diğerlerine
çıkmalarını işaret ederken askerler dağılıp kendi çadırlarını toplamaya
giderler, Eavan ona yürüyerek mırıldanır “Castiel gideceğimiz köye dair bir
şeyler biliyor..” Jensen bununla masadan ona
dönerken sakin, sorar “Castiel nereye gideceğimizi
nereden biliyor?” Eavan ona bir bakış atar, Jensen
masaya otururken cevaplar “Castiel her planımızı bilmiyor
Eavan-“ “Nasılsa görüyor, biliyoruz.. Ve
Jensen, o köye gideceğimizi öğrendiğinde bundan hoşnut olmadı, orada gerçekten
büyük bir şeyler var.. Bence biraz kölenle vakit geçirsen iyi olacak-“ “Bir şey yapamam.. Bütün birlik
köyden haberdar olmuş, basmamız gerekecek-“ “Hiç mi kaçar yol yok? Castiel iyi
görünmüyordu, hislerime güven..” Jensen burnundan bir nefes
bırakır, sonra masadan ayrılırken konuşur “Toparlanın.. Nasılsa 1 günlük
uzaklıkta, o arada ifadesini alırım..” Eavan başını sallar, Jensen onu
geçip çıkarken Eavan da emri iletmeye gider.. Yola çıkılmış, Castiel her zamanki
sessizliğinde Tyra’nın sağ arkasında gidiyor, Cadee ile bir problemi var gibi
görünmüyorken Eavan da Cas’ın diğer tarafında at sürüyordur, bu tempo saatlerce
devam ederken verdikleri kısa aralarda askerler kusar, insanlar şaşırtıcı bir
şekilde hasarsız dururlarken gece çöktüğünde Jensen kamp kurulmasını söyler,
ateş yakılmasını yasaklarken herkes bir yöne dağılır.. SOUNDTRACK CHRISTOPHER
YOUNG - THE UNINVITED Jensen bütün kampta Castiel’i aramış,
bulamadığında bir şey olmadığını kendi kendine tekrarlamışken kampı ateşe
vermek de istemiyor, sessiz sessiz çadırların arasında gezinmeye devam eder.. Castiel atların yanında değil,
çadırda değil, diğer askerlerin çadırlarında zaten hiç bulunmuyor, insanlar da
onu görmemişken Jensen artık endişelenmeye başlıyor, revirin o taraftan gelen
eli dolu bir insana sorar “Castiel nerede, revirde mi?” “Değil efendim.. Şu tarafa
gittiğini gördüm ama döndü mü bilmiyorum..” Jensen o tarafa baktığında ağaçlardan
başka bir şey görmezken Castiel’in ağaç kökleri ya da hayvanları görebilecek
biri olduğunu biliyor, başına bir şey geldiğini sanmasa da o tarafa doğru
giderken seslenir “Cas?” Cevap gelmezken Jensen kamptan
uzaklaşmaya, karanlıkta ilerlemeye devam ederek tekrar seslenir “Castiel! Hoş değil-“ yine cevap
gelmezken Jensen artık korkmaya başlamış, bağırır “CAS!” Bir yerlerde bir şeyler
kıpırdarken Jensen hızla o tarafa döner, yaprakların hışırtıları dikkatini
çekerken oraya yürüyerek sorar “Cas?” Jensen uzunca bir süre yürüdükten
sonra rüzgar ve hışırtı dışında bir şeyler de duyunca rahatlar, ama duyduğu
şeyi tanımladığında şaşkınlığa düşerken sorar “Cas?” Ve onu bulduğunda yanına çökerken
Castiel ağlıyor, dönerek onun kolunun altına girer, Jensen şaşkına dönmüş, ona
sarılarak geçtiğini fısıldamaya başladığında neyin geçtiğini bile bilmiyor,
öylece onu tutar.. “Ne oldu? Söyle hadi, sonra devam
edersin..” Castiel bir şey söylemez, ağlamaya
devam ederken Jensen onun ensesini okşuyor, sorar “Biri bir şey mi yaptı?” Cas başını iki yana sallar,
gömleğinin koluyla yüzünü silerken Jensen onun donuyor olduğunu fark ederek
kabanını çıkartmaya başlar, sorar “Ne oldu? Hadi, korkutma-“ Castiel
burnunu çekerken Jensen kendi kabanını onun omuzlarından geçirir, büyük siyah
şeyin altında minicik kalan adam cevaplar “Köy.. Orayı yok edeceksiniz..” Jensen ‘evet?’ derken Castiel başını kaldırarak ateşli bir mavi bakış atar,
Jensen gecenin karanlığında bile onu yakalarken yutkunarak cevaplar “Yani.. Başka bir şansım yok Cas-“ “Biliyorum! O yüzden ağlıyorum,
hepsini öldüreceksiniz!” Jensen iç çekerken kendi önüne
dönerek kollarını bacaklarına dolar, Castiel de kendi kendine ağlamaya devam
ederken bir süre sonra ona uzanarak fısıldar “Bana fırsat ver-“ “Hayır.” “Önden gideyim, beni tanırlar-“ “Hayır.” Castiel öfkeyle ondan uzaklaşırken
ayaklanır ve yürür, birkaç adım sonra tekrar ona dönerken konuşur “Hepsini ölüme göndereceksin-“ “Daha önce de ölüme gönderdiğimiz
köyler oldu, neden bu köy için bu kadar
korkuyorsun?” Castiel bir şey söylemez, ona
bakmaya devam ederken Jensen da yere bastırarak kalkar, ikisi ayakta
dururlarken sorar “O köyde bir şey var, değil mi? Ya
da biri.. Sizin için önemli..” Castiel zayıf bir nefes alırken
Jensen sakin, konuşur “Anlıyorum.. Benden hala bazı
şeyleri gizliyorsun ve ben de sormuyorum.. Ama Cas-“ “Hayır, sorma-“ “Neden?” “Sana yalan söylemek istemiyorum
da ondan..” Jensen sessiz, onu izliyorken
tekrarlar “Sorsam, yalan mı söyleyeceksin?” “Cevap vermemeye çalışacağım-“ “Ben de bastıracağım-“ “Ben de dikkatini dağıtacağım..” Jensen bunun üzerine çenesini
kaldırırken dikkatli, sorar “Dikkatimi dağıtacaksın? 2 gündür
yaptığın da bu mu? Dikkatimi dağıtmak? Komutayı bende tutup emir verdirtmemek-“ “Hayır Jensen, öyle olmadığını
biliyorsun..” Jensen da bir şekilde bilirken
daha fazla sorgulamaz, sonra konuşur “O köyde ne var bilmiyorum, inan
aslında bilmek de istemiyorum, ama hayır Cas: ne sen ne de başkası o köye
gitmeyecek, yarın sabah hep beraber basacağız-“ “Yanlış karar veriyorsun Jensen,
pişman olacaksın-“ “Olacaksak da birlikte olacağız..
O köyde ne olduğunu söylersen-“ “Söyleyemem.. Adrian bunu senden
öğrenirse mahvoluruz..” Jensen iyice kaşlarını çatarken
Castiel başını geceye çevirir, Jensen mırıldanır “Pekala.. Yürü, çadıra-“ “İstemiyorum..” Jensen bununla geri adım atarak
tekrar ona dönerken Castiel omuzlarını silker, konuşur “İstemiyorum.. Üzgünüm ve
eğlenecek durumda da değilim..” Jensen bir süre onu izlerken sonra
iç çekerek ona ilerler, omuzları çökmüş adamın önünde dururken Castiel başı
yere dönük, ona bakmamaya devam ediyordur ki Jensen kabanın içine ellerini
sokarak onun beline asılır, öne eğilmiş alnı öperken fısıldar “Tamam.. Ama burası soğuk ve tek
başına durursan aklım burada kalacak..” “O zaman sen de burada kal-“ “Tek başıma açıklıkta durmam can
güvenliğim için faydalı değil-“ “Biri gelirse görürüm-“ “Cas.. Hadi, çadıra gel..
Lütfen..” Castiel bir şey söylememeye devam
ederken Jensen onun yanağını öpüyor, mırıldanır “Bir şey yapmayacağım, söz..
Üzgünsün ve sen üzülünce ben de mutlu olmuyorum..” Castiel iç çekerek alnını onun
omzuna dayar, sonra onu ittirir ve dönüp köye giderken Jensen arkasından
gülümser, onu takip eder.. İkisi çadıra girdiklerinde Castiel
Jensen’ın kabanını katlayıp kenara koyar, mumları üfler ve sonra yürüyüp
battaniyelerin altına girer, kendi tarafına dönerek tortop olurken Jensen
arkasından gülümsemeden edemez, dönerek dışarı çıkar, askerlerle konuşup sabaha
karşı uyandırılmayı ister, herkesin hazırlanmasını emredip sonra içeri girerken
o da diğer adımları halleder.. Castiel battaniyelerinin altında
yatıyor, soyunan, eşyalarını ve silahlarını hazırlayan kralı dinliyorken Jensen
bıçaklarını biler, durumlarını kontrol eder, her şeyden memnun olduğuna kanaat getirince
yatağa ilerlerken Castiel tekrar tortop olur, Jensen gülerek konuşur “Söz verdim, rahatla..” Castiel biraz gevşerken Jensen
onun arkasından yatağa girer, birkaç zeki hareket sonrasında da Castiel kolları
arasında yatıyor hale gelirken çadırın içi karanlık, herkes dışarıda
hazırlanıyor, ne kral ne de kölesi konuşurken bir süre sonra Castiel mırıldanır “Bir şey istesem..” Jensen onun sesindeki üzgünlükle,
umutsuzlukla kollarının kasılmasına engel olamazken Castiel hala
kıpırdamıyordur, Jensen o an o ne isteyecekse verebileceğini fark ederken uçarı
bir şey istememesini dileyerek cevaplar “Nedir?” Castiel hala gergin, nefesleri
dikkatliyken konuşur “Biraz kan verir misin?” Jensen kaşlarını çattığında
Castiel onun kollarında canlanır ve onun tarafına dönerken fısıldar “Çok değil, 1-2 damla,
hissetmezsin bile-“ “Neden?” Castiel onun çenesinin altında,
ona bakıyor, cevaplar “Bir uyarı.. Minicik, buradaki
kimse anlamayacak-“ “Ne uyarısı? Kime?” “Oradakilere.. Lütfen Jensen, en
azından bunu yapmama izin ver, beni bırakmıyorsun ama yapabileceğim bir şey
varken burada oturamam-“ “Benim kanım ne işe yarıyor ki,
onu anlamadım..” Castiel onun en azından düşünüyor
olmasıyla daha da canlanırken dikkatli, açıklar “Sen en güçlü iblissin, senin enerjin
tüm büyü duvarlarını geçiyor, köydeki cadıya seni iletirsem-“ “Köyde cadı mı var?” Castiel konuşmazken Jensen ‘köyde cadı var’ der, mavi gözlü adam
devam eder “Onlar hissederlerse kaçarlar-“ “Castiel köy kaçamaz, anlatamıyorum-“ “Köy değil, kaçması gereken kaçsa
yeter!” Jensen onun ateşine bakarken
Castiel neredeyse tekrar ağlayacak, fısıldar “Lütfen Jensen, senden hiçbir şey
istemedim, lütfen bunu reddetme, böyle oturursam ölürüm-“ Jensen onun bu ses
tonuna daha fazla dayanamazken onu sıkar, konuşur “Tamam, tamam tamam ağlama
lütfen-“ Castiel derhal susar, sorar “Tamam mı? Yapacak mısın?” Jensen iç çekerken kocaman bir
çocukla uğraştığını düşünüyor, cevaplar “Yapacağım, tamam.. Ama bana
borçlusun-“ Jensen bir anda atılarak onun dudaklarını örten adamla gülmeden
edemezken Castiel bir anda canlanmış, hayat dolmuş, üzerindeki battaniyeleri
iterek onun üstüne çıkar, Jensen memnun, başını ayırırken konuşur “Böyle olacaksan her gün insanlığa
kan bağışlayalım-“ Castiel keyifle gülümser ve yataktan kalkar, onun çalışma
setine giderken Jensen da geriye uzanarak onu izler.. Castiel bir parşömen çeker,
mürekkep ve bir de mum alırken yürüyerek tekrar yatağa çıkar, yatağa çıkmakla
yetinmeyip tekrar Jensen’ın üzerine otururken Jensen memnun bir ses çıkartır,
Castiel kağıdın arkasından ona mutlu bir bakış atarken Jensen ödüllendirilmeye
başladığını anlamış, kollarını başının altına çaprazlayarak onu izlerken sorar “Ne yapacaksın?” Castiel cevap vermez, direkt
gösterirken parşömeni onun göğsüne koyar ve yayar, sonra mürekkebi açarken
parmağını batırarak parşömenin üzerine çizgiler çizmeye başladığıda Jensen
hareketsizleşerek onu izler.. Castiel odaklanmış, kağıda çizdiği
şekli takip ediyorken sonrasında mürekkep kabını kenara koyar ve Jensen’ın
üzerinden yatağın altına eğilir, güçlü kral önünde uzanan boynu öperken Castiel
şiltenin altındaki hançeri çekerek çıkartır, onun gözlerine bakarak gerilerken
Jensen da ona bakar.. Castiel sakin, hançeri elinde döndürürken
Jensen onda arada sırada gördüğü bu güç ve kontrolle yine ısınmadan edemezken
Castiel onun bileğini çeker ve elini açar, hançeri elinde çevirip onun tenini
keserken Jensen mırıldanır “Acıdı..” Castiel ona bakmadan gülümser,
parmak ucuyla topladığı kanı parşömenin belirli noktalarına bastırır ve işi
bitince hançeri yere fırlatırken keskin bıçak toprağa saplanır, Castiel
elindeki avcu öpüp bırakır ve sonra mumu yakmak için uzanırken Jensen
mırıldanır “Çabuk ol..” Castiel yine ona bakmadan gülümser,
sonra yaktığı mumu çevirerek damlalarını parşömene akıtır, o anda kağıttaki
işaret parlamaya başlarken Jensen başını kaldırarak izler.. Castiel sakin, parlaklığın tüm
şekle yayıldığından emin olurken bittiğinde parşömeni kaldırır ve ateşe verir,
kağıt bir anda küle dönüşürken Castiel havada uçuşan parçaları üfler, siyah
tüyler ortalarından kayıp giderken Jensen başını yavaşça yastığa bırakıyor, ona
bakmaya devam eder.. Castiel sakin, elindeki mumu
çevirir ve damlaların Jensen’ın göğsüne akmasını izlerken güçlü kral dudağını
ısırarak nefesini tutar, Castiel mumu üfleyip söndürür, sonra eğilerek yaktığı
yerleri öpmeye başlarken Jensen elini onun saçlarına sokuyor, fısıldar “Oldu mu?” Castiel cevap olarak yükselir ve
onun dudaklarını örterken Jensen insanların iyiliğini yeterince düşünmüş, şimdi
bencillikle onu kendine çekerken Castiel itiraz etmeden ona gelir, gülümser.. “Cas, uyan..” Castiel irkilerek uyanırken Jensen
şiştler, sakin olmasını fısıldarken Castiel gözlerini kırpıştırarak kalkıyor,
sorar “Saat-“ “Sabah.. Hazırız, gideceğiz..” Castiel hala sersem, başını
sallarken bakışlarını çadırda gezdirdiğinde her şeyin toplanmış olduğunu görür,
ona sadece dışarı çıkmak kalırken sorar “Uyumadın mı?” “Hayır, kalk-“ Castiel onun isteğine
uyarak kalkarken hala şaşkın, sorar “Gerçekten mi?” Jensen gülerek gerçekten diye
cevaplar, Castiel içi ısınmadan edemezken kralı onun beline bir kemer doluyor,
ilikleri geçirir, sonra kemere bağladığı kını da iliklerken Castiel başını
aşağı eğerek ne yaptığını sorar,
Jensen geri dönüp sandığın üzerinde tek bıraktığı bir bıçağı alırken ona
dönerek konuşur “Orada ne olacağı belli değil..
Kendini koruyacağına söz ver..” Castiel mavi gözleri sessiz,
hançere bakarken Jensen devam eder “Bunları kullanabildiğini
biliyorum.. Masum gözüküyorsun ama neler yapabildiğini ben bile hala öğreniyorum..” Castiel bakışlarını ona
kaldırırken Jensen hançeri elinde döndürür ve kabzası ona gelecek şekilde ona
uzatırken Castiel konuşur “İnsanları öldürmeyeceğim-“ “Sana saldıranlar olacaktır
Castiel.. Kendini savunacağına söz ver..” “Şimdiye kadar idare ettik-“ “Hiçbir köy bu kadar büyük
değildi, orada bir şehir var..” Castiel iç çekerken Jensen hançeri
tekrar ona uzatır, Castiel hışımla alır ve döndürerek kına sokarken Jensen
onaylar, Castiel bastırır “İnsanlara zarar vermeyeceğim..” “Sen kendini savun yeter, ben
hallederim..” Castiel bir şey söylemez, o sırada
askerler dışarıda hazır olduklarını söylerlerken Jensen insanına bir bakış daha
atar, Castiel’in sessiz olduğunu görürken dönerek kapıya ilerler ama Castiel
konuşur “Jensen-“ Jensen ona döner, sanki
bunu bekliyor, yürüyüp onun dudaklarını örterken Castiel de onun ensesine
asılır, ikisi birbirlerini ısırarak öpüşürlerken sonra Castiel aniden ayrılır,
konuşur “Dikkatli ol, lütfen-“ “Sen de olursan-“ Castiel
hırıldar, Jensen sırıtırken onu tekrar öper ve sonra çekilir, yürüyüp çıkarken
Castiel de onu takip eder.. Castiel atından inerken Cadee zeki,
dönerek dört nala uzaklaşır, kardeşiyle birlikte güvenli bir yere giderken her
yer güvensiz, Castiel bağırışların arasında derin bir nefes alarak ilerler.. Jensen hala sakin, elinde hançeri,
herkese ne tarafa gideceklerini işaret ediyorken saflar dört yana dağılır,
Jensen dönerek Castiel’e bakarken mavi gözlü insan da başını sallar, Jensen
askerleriyle birlikte önden gitmeye başlarken Castiel de birkaç saniye sonra
askerlerin arasından sıyrılır, kendi bildiği yerlere koşar.. Castiel tüm köyü koşmuş, her yerde
aramaya devam etmişken kurtarabildiği kadar insanı kurtarmış, o arada Zyenler
tarafından birkaç kere yakalansa da yüzü görüldüğünde serbest bırakılmış,
büyünün ulaştığını düşünmeye başlayıp rahatladığı sırada köy meydanından gelen
çığlıklarla dikleşerek o tarafa döner, elindeki hançeri neredeyse düşürecekken
son anda yakalar.. Castiel yanan evleri geçerken
koşarak meydana dalar, irkilen askerler bir an ona baksalar da kim olduğunu
görünce diğer tarafa dönerlerken Castiel gözleri büyüyerek ortadaki manzaraya
bakar.. İnsanlar dört bir yanda
öldürülüyor, Castiel şu anda onları görmüyorken ortadaki yağlı kızağa bağlanan
beyazlar içerisindeki kadın ağlıyor, onu bırakmalarını istediği belli ama bir
şey söylemiyorken Castiel nefesini bırakarak yere düşer, çamura batmasına
rağmen aldırmazken oraya bakar.. Jensen çığlıkları duymuş, neler
olduğunu görmek için oraya ilerlerken Eavan da yanında koşturuyor, durumdan
memnun olmadığı her halinden belli, sıkıntıyla kılıcının kabzasını sıkıp
duruyorken Jensen küfrettiğinde genç adam sorar “Ne-“ “Cas-“ Eavan korkuyla nerede
olduğunu sorarken o da gördüğünde gözleri büyümeden edemez.. Castiel meydanın diğer tarafında
yere çökmüş, korkuyla, üzüntüyle, belki de dehşetle meydanın ortasındaki
hazırlıkları izliyorken Eavan sorar “O kim? Ne oldu-“ “Bilmiyorum.. Cas’ı da böyle bir
durumdayken kurtarmıştım, belki de şoktur-“ “Castiel sana kolay kolay şoka
girecek bir adam gibi geliyor mu?” Jensen bununla ayılırken başını
sallar, bir ıslık patlatırken her zaman bir kulağı onda olan Castiel ayılarak o
tarafa bakar, Jensen kaşını kaldırdığında Castiel bir nefes bırakarak tekrar
kadına dönerken Jensen sorar “Ne, kardeşi falan mı!?” Eavan da bilmiyorken Jensen iç
çeker, sonra bir şeyler homurdanırken atılarak bağırır “HEY! DURDURUN!” Herkes durup ona dönerken kadın da
başını çevirerek oraya bakar, mavi gözleri Jensen’ı gördüğünde büyüyerek
kocaman olurken Jensen bir an irkilerek onunla göz göze gelir, her mavi gözlü
insan gibi bu kadın da ona farklı görünürken yine de bu kadının gözleri onu
etkilemez, Castiel gibi ona dokunmazken Jensen başını çevirir ve konuşur “Kadını toparlayın, kampa
geliyor.. Etrafı yok edin..” “Emredersiniz efendim!” Herkes dağılıp giderken Jensen da
kalabalığın içerisinde ilerleyip ayağa kalkan Castiel’in önünde durur, mavi
gözlü adam gözleri dolu, ona bakarken Jensen daha bir şey söyleyemeden Castiel
fısıldar “Şimdiye kadar bana hala sahip
olamadığın bir yerim kaldıysa, onu da aldın.. Tüm ruhum senin, ne kadarını
istersen..” Jensen ona bakakalırken bunu
beklemediği belli, cevap veremez, o kadar gürültünün ortasında
duyulmadıklarından emin olan insan mavi gözleri dolu ama mutlu, fısıldar “Ne olduğunu bilmediğin bir şeyde
bile, benim için bunu yaptın..” Jensen yüzüne kan bastığını
hissederken ona bakıyor, cevaplar “Abartma, kız da mavi
gözlülerden.. Senden bıktım, biraz da onu sorgulayacağım..” Castiel gülümser, bir şey
söylememeye devam ederken Jensen konuşur “Ciddiyim.. Fena bir sorgu onu
bekliyor, kan, revan, şiddet.. Ben olsam bu kadar mutlu olmazdım Cas,
soydaşların acı çekecekler-“ “Bir iblisi seviyorum Jensen.” Jensen donarak ona bakarken
Castiel de onu izliyor, başını sallar, sonra onu geçerek diğer askerlerin
yanına giderken Jensen yanan ve yıkılan bir köyün ortasında kalmış, arkasından
bakar.. Eavan Jensen’ın Cas ile
konuştuğunu görünce gözlerini devirir, serbest bırakılan kadına ilerlerken
yükseğe bağlanmış kadın ipleri kesildiğinde yere yuvarlanır, kimse ona yardım
etmezken Eavan da önüne düşen kadını izler, konuşur “Umarım bir yerini kırmamışsındır,
yolun uzun olacak..” Kadın bembeyaz bir kıyafet
içerisinde, kolunun altından yere kadar uzanan beyaz kollukları elbisesini daha
masalsı bir hale getiriyorken göğsünü iki taraftan bağlayan deriden ipler hala
kopmamış, ayağa kalkarak ona bakar, mavi gözlerinde korku görünmezken cevaplar “Kırılsa da yürüyebilirim..” Eavan nedense şüphe etmezken
kadının yuvarlak yüzünü, gururlu duruşunu inceler, sonra mırıldanır “Bu taraftan..” Ona yol verir, kadın bir an onu
süzüp sonra önüne geçer ve yürümeye başlarken Eavan arkasından yürüyerek sorar “Başımıza lanet indirtecek misin?
Önceden haberim olsun da-“ Kadın kaşlarını çatarak ona dönerken Eavan kaşlarını
kaldırır “Cadı?” Mavi gözler dikkatlice ona bakar,
sonra çenesini kaldırırken Eavan gülümseyerek cevaplar “Olup olmadığını yakında
anlayacaklar, merak etme.. Önceden söylemek seni kurtarabilir..” Kadın dudaklarını büzüştürür ama
cevap vermemeye devam ederken Eavan omuzlarını silker, o sırada yanlarına gelen
Jensen konuşur “Evet yeni biblomuz bu demek..” Kadın onun sesini duyunca bir adım
geri atarken Eavan biraz önce orada duran korkusuzluğun yok olduğunu görünce
gözlerini kısar, Jensen da farkında, yeni biblosunu incelerken mırıldanır “Kuralları hemen belirlememiz gerekecek,
bu ara bunlarla uğraşacak kapasitede değilim.. Adın nedir?” Kadın onlara bakar, sonra cevaplar “Zora..” Jensen onaylar, devam eder “Pekala Zora, ben Jensen, bu da
Eavan.. Ben her koşulda başını sallayıp ne dersem yapacağın adamım, Eavan da benden
sonra peşinden ayrılmayacağın adam, anladın mı?” “Ben köleniz değilim-“ “Neden benim peşimden ayrılmıyor
pardon?” Jensen ikisinin cevabına bakarken
Eavan’ı seçerek cevaplar “Benim peşimde dolanırsa
sinirlerimi bozacak ve bir tarafını kopartacağım.. Bu da kimilerini oldukça
üzecek, biliyorsun..” Eavan ‘ah’lar, Zora ikisini
izlerken Jensen onu da unutmamış, ona dönerek konuşur “Ve sen tatlım, benim kölem olmak
aslında hayatını rahata erdirir ama neden kimse bunu anlamıyor merak ediyorum..
Dua et ki artık çok kan dökmüyorum, eskiden fenaydım..” Zora kaşları çatılı, onu izlerken
Eavan mırıldanır “Jensen Zyen Kralı’dır, onun
zindanlarına düşmek istemezsin-“ “Oraya düşenleri duymayan mı var?” Jensen mutlulukla gülümser ve
Eavan’a dönerken Eavan gözlerini devirir, o sırada Castiel gelirken gözleri
parlıyor, konuşur “Benden istediğiniz bir şey var
mı?” Zora bunun üzerine ona dönerken
Castiel de dönerek ona bakar, Jensen dikkatle bakışmayı izlerken Zora derin bir
nefes alarak önüne döner, Jensen mırıldanır “Var.. Atımı bul..” Castiel başını sallar ve dönüp
uzaklaşırken Zora onun gidişini izler, Jensen durumdan hoşlanmamaya başlamış,
konuşur “Eavan, şunu götür-“ Eavan kızı
kolundan tutup götürürken Zora kurtulmaya çalışır ama Eavan izin vermez, Jensen
dişlerini bileyerek kölesine gider.. Castiel atları getiriyor,
Jensen’ın oraya doğru geldiğini görünce mutlulukla gülümserken Jensen pes
etmemeye çalışır, çevredeki askerler de toparlanıyorlarken Eavan bibloyu getirerek
Jensen’ın konuşmasını engeller, sorar “Nasıl gidecek? Hangi ata
bağlayayım?” Jensen dönerek bibloyu süzerken
beyaz elbiseli kadın ellerini önünde birleştirmiş, kolu Eavan’ın pençesinde,
kıpırdamadan bekliyorken Jensen mırıldanır “Ata binsin, hızımızı kesmesin-“
Jensen daha sözünü bitiremeden iki ses duyulur, atılır “Ben onunla gidebilirim-“ “Ben onunla gidebilirim!” Jensen dönerek mavi gözlülere
bakarken Zora da susmuştur, Castiel devam eder “Zora çok pis efendim, kimseyi
kirletmesini istemezsiniz-“ “Biz de temiz değiliz-“ “Ama yoruldunuz.. Hepiniz.. Ben
atın üzerinde sıkışmayı kaldırabilirim, daha değerlisine ihtiyacım yok.. Hem,
kaçmayacağım kesin..” Eavan ilgiyle Zora’ya dönerken
mavi gözlü kadının açlıkla Castiel’i izlediğini görürken mırıldanır “Kızı ben alabilirim Cas,
zorlama.. Nasılsa benimle gezecek-“ Zora bununla beyazlarken kolunu yine
kurtarmaya çalışır ama Eavan izin vermez, Jensen onların debeleneceklerini
anlamış, sabırsızlıkla konuşur “Kızı bırak, bunu çekecek durumda değilim!
Cas, kız kaçarsa canını yakarım, ciddiyim.” Castiel kaçmayacağını söylerken
Zora da kaçmayacağını mırıldanır, Jensen dönerek mavi gözlü kadının suratına
bakarken Zora susar.. Eavan Zora’yı bırakırken Castiel
Jensen’ın önünden elini uzatır, Zora onun elini yakalayıp kendi isteğiyle ona
ilerler ve arkasına geçerken Jensen derin
bir nefes alıp dönerek uzaklaşır, herkese toparlanmalarını kükrerken Eavan
fısıldar “Sen delirdin mi? Jensen seni
öldürecek!” Zora korkuyla Castiel’e bakarken
Cas onun elini okşar ve sakinleşmesini söyler, sonra diğer adama dönerek
cevaplar “Bir şey yapmayacak.. Sadece
kıskanıyor-“ “Ve Jensen kıskançlıktan adam
öldürür!” “Bir şey yapmayacak. Git atını bul, hadi..” Eavan başını iki yana sallar ve
onları geçip kendi atını bulmaya giderken Zora usul, sorar “Zor duruma düşeceksen-“ Castiel
gülümser, ona dönerken cevaplar “Ben hep zor durumdayım,
rahatla..” Zora başını sallar, sonra duruşu
ilk defa gevşerken Castiel de onun uzun kızıl kahve saçlarını omuzlarından
geriye çeker, elbisesinin omuzlarını düzeltir, sorar “Nerede?” Zora neyi sorduğunu biliyor, derin
bir nefes alırken cevaplar “Gün doğarken çıktılar.. Ben de
siz gelmeden önce çıkacaktım ama işi bitiremeden siz geldiniz, üzgünüm efendim,
gerçekten-“ Castiel ‘tamam’ derken
Zora gerçekten üzgün görünüyor, ağlayabilecek gibiyken fısıldar “Bana görev verdiniz ve tutamadım,
başarısız oldum-“ “Başarılı oldun Zora.. Kimse onu
ele geçiremedi, bu başarı.. Sana da bir şey olmayacak..” Zora pek emin değil gibi gülerken Castiel
ona gülümser, sonra gelmesini fısıldayıp Cadee’ye giderken genç kadın da onunla
birlikte yürür.. Zora kolları Castiel’in belinde,
ikisi dörtnala gidiyorlarken genç kadının uzun saçları arkasında uçuşuyor,
Eavan önünden çok Zora’nın saçlarını izlediğini fark ederek önüne dönerken
Jensen diğer taraftan -Castiel’in 4 at
solu- burada dinleneceklerini emreder, atlar dururken Eavan inerek diğer
tarafa uzaklaşır.. Castiel önce kendisi iner, sonra
genç kadına kollarını uzatırken Zora da ona tutunarak sıçrar, Castiel önünde
eteklerini düzelten kadına bakarak konuşur “Kampın belirli kuralları var
Zora, şimdiden öğrensen iyi olur.. Gel, sen Cadee’yi al, ben Tyra’yı
alacağım..” Zora başını sallar ve gri atın
kontrolünü alırken Castiel hızlı adımlarla kızıl kahveye gidiyor, sorar “Bir şey istiyor musunuz efendim?” Diğer askerlerle konuşan Jensen
onu duyunca atının iplerini geriye uzatır, Castiel ona dönmeyen efendisinden
yuları alıp dönerken Zora da onu bekliyor, ikisi atların beklediği yere doğru
uzaklaşırlar.. “İnsanlar askerlerin çadırlarına
giremezler, asla. Ancak bir asker seni çağırırsa içeri girebilirsin, o da
genelde hizmet için oluyor.. Seni kimse çağırmayacaktır-“ “Sizi çağırıyorlar mı?” Castiel atları bıraktıktan beri
ellerini önünde birleştirerek usulca onunla yürüyen kadının sesiyle ona
dönerken kendisi de sakin, cevaplar “Arada sırada.. Diğer askerlere
hizmet etmiyorum-“ “Ki bu iyi, değil mi? Yani.. İnsanlara yaptırdıkları şeyler..” Castiel onaylar, cevaplar “İyi.. Jensen’ın olduğu kamplarda
o tip şiddet artık görülmüyor, ancak diğer kamplar için aynı şeyi
söyleyemeyeceğim.. Yine de insanlar hala kullanılıyor, bunu engelleyemeyiz..
Yemek, temizlik, toplama ve yerleşme.. Ben de olabildiğince yardım ediyorum,
sen de edeceksin, çünkü ikimiz de bu
kampın bir parçasıyız..” Zora başını sallar, karşı
çıkmazken Castiel eliyle kurulan çadırları işaret ederek konuşur “Şuradaki geniş çadır insan
çadırı, eğer Eavan seni çadırına almazsa sen de orada kalacaksın..” “Çadırına almak? Sizinle kalmayacak
mıyım?” Castiel korku ile dolmuş mavi
gözlere bakarken onu sakinleştirmek istercesine gülümser “Eavan öyle bir adam değil Zora..
Sana bir şey yapmayacaktır-“ “Ama o Zyen komutanlarından-“ “Biliyorum, ama bana güven.. Eavan
ile de konuşacağım-“ “Sizi dinliyorlar mı?” Castiel derin bir nefes alır,
soruya cevap vermezken mırıldanır “Şuradaki büyük koyu yeşil çadırı
görüyor musun? O Jensen’ın çadırı.. Ben de orada kalıyorum..” Zora’nın çadırı inceleyen mavi
gözleri sessizce ona dönerken Castiel onun düşüncelerini görüyor, birkaç saniye
daha bekler, ardından konuşur “Jensen bana kötü davranmıyor
Zora, ancak başka yerde kalmama izin de vermiyor.. İnsan çadırında kalmayı
teklif edersem canımını yakacağından emin olabilirsin..” Zora kaşları birazcık çatılı, neden dememek için kendini zor
tutuyorken Castiel cevaplar “Ben Jensen’ın kölesiyim Zora.. Ve
kraliyetin malıyım, beni paylaşmayı sevmiyor, bu onun kral görüntüsüne zarar
verecek bir olgu.. Onun olan onunla kalır..” Zora iç çekerken Castiel onun
kolunu tutar, konuşur “Ben iyiyim.. İşkence görmüyorum,
yaptığım hizmetler de normal şeyler-“ “Ama efendim, siz bundan daha
yüksektesiniz! O adam kimi
çalıştırdığını biliyor mu?” Castiel derin bir nefes alarak ona
bakarken Zora kızgın, cevap isteyerek devam eder “Buna nasıl katlanıyorsunuz? Köle diyorsunuz, istediğiniz zaman
buradan kaçabilecekken! Tüm planları bildiğinizden şüphem yok, bütün köyleri
zaten biliyorsunuz, tüm ordumuz sizin sonraki emrinizi bekliyor ve siz burada
kap kacak mı temizliyorsunuz?” Castiel hafifçe gülümser, ona
bakarken cevaplar “Hepimizin yapması gereken şeyler
var Zora.. Sen daha bebekken ben bunlarla uğraşıyordum, hala uğraşıyorum ve
uğraşmaya devam da edeceğim.. Başardığım şeyler hiçbirimizin ummadığı şeylerdi,
bundan sonrakiler daha büyük olacak, ama bunun için benim köylerde değil, burada olmam gerek..” Zora dudaklarını bükerek derin bir
nefes bırakırken Castiel muzurca gülümser “Hem, köylere gidersem çok ilgi
göreceğim, biliyorsun.. Ben o tip şeyleri sevmiyorum, bırakalım Arline
ilgilensin, değil mi?” Genç kadın ‘nasıl isterseniz’ dercesine omuzlarını silkerken Castiel onun
kollarını sıvazlar, ardından ciddileşerek konuşur “Buradayken senin görevin de benim
kadar önemli Zora.. En kısa zamanda seni özgürlüğüne kavuşturmaya çalışacağım
ama burada kaldığın sürece bana yardımcı olman gerekiyor-“ “Elbette, ne gerekiyorsa,
biliyorsunuz..” Castiel de onaylar, yüzü ciddi,
devam eder “Eavan ve Jensen senden nerede, ne
koşulda, ne isterse istesin itiraz etmeden yapmanı istiyorum.. Ne isterlerse istesinler..” Zora’nın
yüzü bir anda panikle dolarken Castiel ona bakıyor, konuşur “Sen
onlara güvenmiyorsun ve haklısın, ancak senden bana güvenmeni istiyorum.. Bazı zamanlarda anlamadığın şeyler
olabilir, ancak bana inancın varsa-“ “Var
efendim, elbette.. Tabii ki.. Yapacağım..” Cas
gülümser, ‘gel bakalım’ derken ikisi
tekrar köye, çadırlara ilerlerler, Zora o sırada çadırlardan oldukça uzakta
olsalar da, kaçabilecek imkanları olsa da kimsenin onlara gelmediğini, kimsenin
onları izlemediğini fark eder, yanında yürüyen ve Zyenleri dize getiren adama
saygısı bir kat daha artarken onu takip eder.. Zora
herkesle tanıştırılmış, çocuklar onun güzelliğine aşık olurcasına eteklerinin etrafına
toplaşmışken Zora da gülümseyerek oturur, hepsine uzanarak cevap verir, onlarla
konuşurken Castiel onun biraz daha rahatlamasıyla memnun, onu insanların
arasında bırakarak kendi işlerine ilerlerken ileride Zora’yı izleyen Eavan’ı
görünce oraya gider.. “Eavan?” Eavan
bir kütüğe dayanmış, parmağı dudaklarında, Zora’yı izliyorken uyanırcasına ona
döner, Castiel’i görünce hızla dikleşir ve genzini temizlerken Castiel
kaşlarını kaldırır, Eavan konuşur “Kızı
göz hapsinde tutuyorum, ne olacağı belli olmaz, kaçar falan.. Jensen benim
kafamı kopartır..” Castiel
yavaşça başını sallarken Eavan’ın kalbindeki pırpırlar başka bir şeyin
habercisi gibi durur, mavi gözlü insan hafifçe gülümseyerek Jensen’ın nerede
olduğunu sorarken Eavan eliyle çadırın tarafını gösterir, Castiel o tarafa
gider.. Castiel
askerleri geçip çadırın kapısını aralar ve içeri süzülür, dönerek kapıyı tekrar
iliklerken geriyi dinliyor, hareketsizlik dikkatini çekerken genç adam geri
döndüğünde tahmin ettiği gibi Jensen ile yüzyüze gelir, konuşur “Lordum..” Jensen
bir şeyler hırıldayarak ona eğilirken Castiel de gülümseyerek bütün gün sabırla
beklemiş kralının yüzünü tutar, dudaklarını bulurken Jensen’ın eli bir yumruk,
onun sırtındaki kumaşları sıkarak onu kendine bastırıyor, fısıldar “Bütün
gün benimle oyun oynadın-“ Castiel oynamadığını
söyleyerek onun çenesini öperken elleri onun üzerindekileri açıyor, cevaplar “Zora
ilk defa yakalanıyor ve korku dolu.. Yakalandığı kamp da kralın kampı, ne hissettiğini biliyorum..” Jensen ne
hissediyormuş derken onun üzerindeki ince gömleği çekiştirir, Castiel kollarını
kaldırarak ona istediğini verirken cevaplar “Korku..
Bilinmezlik.. Şüphe, suçluluk.. Kendini aşağılama..” Jensen
omuzlarını geriye bırakıyor, kumaşın üzerinden sıyrılmasına izin verirken
‘kendini aşağılama?’ diye tekrarlar, Castiel onun pantolonunu açarken onaylar “Yakalanmak
basit bir insan olduğumuzun göstergesidir.. Zyenlerden daha aptalca davranmışız
ki yakalanmışız..” Jensen birkaç
saniye cevap vermez, Castiel gülümseyerek onun ısınmış beyninin yakalamasını
beklerken Jensen bir süre sonra ‘hey!’leyerek
onun elinden kurtulur, Castiel gülerken Jensen somurtuyor, konuşur “Seni
cezalandırmam lazım, bana öyle şeyler söyleme dedim, değil mi? Sana yardım
ediyorum ama bizi aşağılama-“ “Bana yardım ediyorsun? Sadece bana mı
yardım ediyorsun?” Jensen
gözlerini devirir, sinirle ellerini sallarken Castiel ellerini onun boynunun
iki yanına koyar, sesi net, sorar “Sadece
bana mı yardım ediyorsun Jensen?” Jensen’ın
kendinden korkan yeşil bakışları ona dönerken Castiel sabırla, sanki evrendeki
tüm zaman onlarınmışçasına onu bekler, Jensen bir süre sonra gevşerken cevaplar “Hayır..
Hepinize..” Castiel
gülümser, Jensen da rahatlamış, ona uzanacak olurken insanı alçalarak ondan
kaçar, dizleri üzerine çökerken Jensen başını eğerek ne olduğuna bakar, sorar “Cas?” Castiel
başını geriye bırakarak ona bakarken Jensen nefesleri ağırlaşıyor, elleri onun
saçlarına girerek mırıldanır “Ayağa
kalksan iyi olacak..” Castiel
onun parmakları altındaki başını tekrar indirir ama kalkmazken Jensen konuşur “Ciddiyim
Cas-“ ve geri adım atmaya çalışır ama kalçasındaki eller onu tutarken Castiel
sakin, bakışlarını tekrar ona kaldırarak mırıldanır “Ben
iyiyim.. İstiyorum-“ “Doğru
cevabı verdiğim için mi!? Ne bu, ödül mü-“ Castiel gülümser, ‘hayır’ derken ona bakarak sakinlikle
cevaplar “Bunu
konuşmasaydık da yapacaktım.. Bütün gün o kadar iyiydin ki..” Castiel onun
pantolonunu çekiştiriyor, indirirken Jensen’ın hızlı nefes alışı çadırı
doldurur, Castiel fısıldar “O kadar
sabırlı..” Ve
uzanarak dudaklarını onun karnına bastırır, Jensen ağzı aralanarak onu izlerken
Castiel onun tenine ‘inatçı’ diye
fısıldar, Jensen inlememek için dudağını ısırırken Castiel’in dudakları yavaşça
aşağı iniyor, konuşur “Benim.” Ve
dizleri üzerinde dikleşir, başını kaldırarak tekrar ona bakarken Jensen
muhtemelen ölmüş olacak ki cevap vermiyor, ona bakıyorken Castiel devam eder “Ne
yaptığımı biliyorum Jensen, eğitimim tam-“ Jensen kaçacakken Castiel onun
uyanmasıyla gülümser, onu tekrar yakalarken Jensen tam ‘hayır, bırak’ diyeceği anda dudaklarını onun onu işaret eden
sertliğine kapatırken Jensen dizleri gevşeyerek sendeler, Castiel onu tutar.. “Cas-“
Castiel ona aldırmıyor, ya da aslında aldırıyor ve tam istediğini yapıyorken
Jensen’ın bir eli onun saçlarında, diğeri omzuna abanmış, tüm gücüyle
sıkıyorken Castiel yavaş, temkinli, ikisini de ürkütmemek için emin adımlarla
ilerliyorken Jensen bir an sonra fısıldar “Cas..” Castiel
yavaşça dudaklarını ondan çeker ve bakışlarını ona kaldırırken mavi gözleri
gündüzlerin gökyüzü, Jensen bir an bu adamı hak edecek ne yaptığını düşünmeden
edemezken Castiel bunu da görmüş olacak, bir an sonra fırlar ve onun
dudaklarını örterken Jensen güçsüz, Jensen şoka uğramış, onun omuzlarına
sarılır, ancak ona asılarak ayakta dururken Castiel onu yavaşça geriletiyor,
bir an sonra yatağa düşürdüğünde ikisi de güler, Castiel ona bakar.. Jensen
mutluluk onu gençleştirmiş gibi parlıyor, yeşil gözleri onu izliyorken Castiel
kendince gülümseyerek parmağını onun dudaklarında gezdirir, Jensen’ın
titrediğini hissederken mırıldanır “Etkilenmen
beni şaşırtıyor.. Her seferinde.. İnsan vücuduna bu kadar hakim olmana rağmen
bir insan sana dokunduğunda tüm direncin yok oluyor..” Jensen
gözlerini devirir, Castiel ondan aşağılayıcı bir şeyler beklerken Jensen
parmağının altında cevaplar “Her
insan mı sence?” Castiel mavi
gözleri daha da koyulaşırken cevap vermez, Jensen onun yüzüne basan narin
pembeliği izlerken mırıldanır “Senin
de hala bu kadar masum olman beni deli ediyor.. Kim bilir neler gördün, ama
hala pespembe kesilebiliyorsun-“ Castiel bunun üzerine kızararak başını çevirirken Jensen uzanarak onu şakağından yakalar,
kendine çevirirken gülümser “Yapma..
Sevdiğimi biliyorsun..” Castiel
gözlerini devirir, bir şey söylemezken Jensen uzanarak onun dudaklarından bir
öpücük çalar, sonra tekrar geri düşerken Castiel konuşur “Bugün
Zora bana neden burada kaldığımı sordu..” Jensen
yabancı kadının adıyla dudaklarını büzüştürdüğünde Castiel yavaşça onun üzerine
geçer, baskı ve sıkılık Jensen’ı gevşetirken kral mırıldanır “Adi..
Yatakta politikayı yasaklıyorum-“ Castiel eğilerek onu öper, sonra çekilerek
konuşur “Ama
yüce kralımı başka yerde yakalayamıyorum-“ eğilerek yüce kralının boynunu
dişleriyle yakalarken Jensen göğsünden kopan bir kahkahayla tavana bakar,
Castiel de gülümserken Jensen sesi rahat, sorar “Ne
cevap verdin?” Castiel
başını onun boynunun diğer tarafına çevirirken ‘mm’lar, Jensen gözleri
kapanarak elini onu saçlarına sokarken Cas cevaplar “Bunun
planım olduğunu, kralın bana dokunmadığını ama salmadığını söyledim..” Jensen
‘ah’larken Castiel öptüğü yeri hafifçe ısırıyor, emerek dilini vuruyorken
Jensen fısıldar “İz
kalacak..” Castiel
başını çekerek ona bakar, Jensen da bir an onu izlerken sonra yavaşça çenesini
daha da kaldırır, Castiel mutlulukla gülümserken ona açılan, onun olan boyna
dudaklarını bastırır, Jensen hafif bir nefesle gevşerken Castiel onu hiçbir
zaman reddetmeyecek, Jensen onu çevirerek üzerine geçer, nefesleri birbirine
karışırken politika da, Zora da gerilere karışır.. Jensen uyandığında
Castiel hala uyuyor, Jensen onu sıkıca örter ve sonra kalkıp sabahın
serinliğinde üzerine kabanını geçirerek dışarı çıkarken ayaklanmaya başlamış
köyde ilerler, onu gören askerler selam verip işlerine devam ederler.. Kral
rahat, ona kapalı bir kapı yok, insanların çadırına girerken içeride uyuklayan
insanlar onu hissetmez, uyanık olan birkaç tanesi gerginlikle ayaklanacak
olurken Jensen eliyle geri oturmalarını işaret eder, yerdeki bedenlerin
arasında ilerler.. Kralın
adımları zarif, onu izleyen insanların da farkında, kimseyi incitmeden
bedenlerin üzerinden geçer, çadırın en dibine saklanmış incinin yanına çökerken
Zora o kadar yorgunluğun üzerine kendinden geçmiş, güzel saçları gerisine
saçılmışken Jensen bir süre gözlerini kısarak onu izler.. Diğer
insanlar gergin, her an kralın ona bir şey yapmasını bekliyor olmalıyken Jensen
bu kadındaki güzelliği görmeye çalışıyor, inkar edemeyeceği ve herkesin
görebileceğinden emin olduğu güzelliğin hakkını ona verirken Castiel’i
etkileyen parçayı arıyor, yavaşça uzanarak elini kızın omzuna koyar, hafifçe
sarsarak konuşur “Zora..” Zora
gözlerini açar, bir an nerede olduğunu anlayamazken Jensen ona vakit verir,
genç kadın anladığında fırlayarak yerde gerilerken Jensen gözlerini devirerek
mırıldanır “Gerçekten..” Zora
yutkunarak ona bakarken Jensen ayağa kalkıyor, konuşur “Gel..” Ve
geldiği gibi rahatlıkla insanların arasından geçer, Zora da arkasından kalkıp
koşturarak onu takip ederken Jensen çadırın perdelerini açıp çıkar, derin bir
nefesle temiz havayı içine çekerken yanına gelen kadınla ona döner, beyaz tene,
parlayan mavi gözlere bakarken konuşur “Yürü,
gezintiye çıkacağız..” Zora
korktuğu belli olsa da cesur bir kız, bir şey söylemez, başını sallarken Jensen
atlara ilerler, beyazlı kadın da onu takip eder.. “Eavan!
Jensen nerede? Göremiyorum, bütün köyü aradım-“ Eavan korkuyla ona bakan mavi
gözlere bakakalırken ‘nasıl
göremiyorsun?’ diye sorar, Castiel onu hırpalamak isterken Eavan işaret
eder “Orada-“
Castiel geriye döndüğünde köye giren ikiliyi görürken adımlarına alev karışır,
genç adam hızla oraya ilerlerken Eavan’ın da arkasından fırladığını duyar “Cas!” Castiel
ona aldırmıyor, hızlı adımlarla yürümeye devam ederken Zora atları diğerlerinin
yanıan götürüyordur, Castiel onu ve atları geçerken Zora bir şey diyecek olur
ama lafı ağzında kalır, Castiel ise atların arkasına kalmış Jensen’ı
yakalarından tutarak geriye ittirirken Jensen konuşur “Hey,
iyiyim-“ Castiel öfkeden titriyor, elleri hala onun yakalarında, ona bakıyorken
Eavan da yetişmiş, Zora’yı çekerken konuşur “Cas,
köye yakınız-“ Jensen Eavan’a bir bakış atar, sonra tekrar Castiel’e dönerken
konuşur “İyiyim,
buradayım, senin kızı gezmeye götürdüm-“ ama Jensen suratında patlayan yumrukla
gerilerken Zora elini ağzına kapatır, Eavan da şokla bakakalmışken Castiel
ellerini iki yanına açarak derin bir nefes alır, sonra yürür ve Cadee’nin
yularını Zora’dan kopartır, dönüp atına atlar, bir an sonra da açıklığa
fırlarken Jensen dönerek arkasından bakar.. “Cas! CAS!” Castiel son 5 dakikadır onun
bağırışını dinliyor ama atını sürmeye devam ediyorken Cadee bir süre sonra
yavaşlamaya başlar, Castiel ata daha fazla kıyamazken ona yavaşlamasını
fısıldar, ne zaman ki atı durduğunda genç adam ondan atlar ve yürüyerek
uzaklaşmaya devam ederken birkaç saniye sonra Jensen önüne çıkar, sorar “Neyin var senin!? Bana bak!” Castiel durarak ona bakarken
Jensen öfkeli, şaşkın, en önemlisi ise korkmuş
görünüyor, anlamaya çalışıyorken Castiel onun yüzünün sağ tarafında oluşmaya
başlayan morluğa bakar, sonra konuşur “Bu sağlıklı değil.” Jensen kaşlarını çatar, sonra
inlerken bir an sonra o Castiel’in
suratına yumruğu basarken Castiel onun kadar güçlü değil, yere yapışır ancak
ondan farklı olarak Jensen bir an sonra onun yanına çökerken onu kolları
arasına alıyor, sorar “Bu mu? Bir anda korktun mu?” Castiel başını iki yana sallarken
yorgun görünüyor, bütün kızgınlık iki yumrukta ondan çıkmış gibiyken cevaplar “Sabah seni göremedim, bütün köyü
aradım-“ “Zora ile çıktım, yalnızken ne
yapacağını görmek istedim, arkamdan vurup vurmayacağı-“ “Öyle değil.. Onu tahmin ettim,
ama seni göremedim Jensen..” Jensen kaşlarını çatarken
düşünceli, sorar “Bu bir kere daha oldu.. Neden
beni göremiyorsun?” “Yanında benim gibi biri varsa
gücüm sınırlanıyor.. Zora da seçilmişlerden, benim kadar değil belki, ama yine
de onlardan..” Jensen derin bir nefes alırken
Castiel üzüntülü, konuşur “Düşünmem gerekirdi, uyarmam
gerekirdi.. Başına bir şey gelse hiçbirimiz bilmeyecektik, o an beynimden
vurulmuşa döndüm Jensen.. Tekrar o çaresizlik, seni tekrar görememek, ne
olduğunu bilmemek, bu sefer gerçekten ölebilirdin-“ Jensen ‘şişşt’leyerek ona
sarılır, onu başından öperken Castiel de gevşeyerek onun kolları arasında
kalır, bir süre öyle geçerken mavi gözlü insan konuşur “Bu sağlıklı değil Jensen.. Bir iblis için bu kadar korkmamalıyım, ben insanlar için yaşıyorum, insanlığı
kurtarmam gerekiyor, bir insanın karşısında sen durduğunda insanı seçmem
gerek..” Jensen kalbinin sıkıştığını
hissederken nefesi kesilmiş, başını çekerek ona bakar, Castiel ise gözlerini
ondan kaçırırken devam eder “Sen yıllardır iblislere karşı
beni seçiyorsun, nasıl bir şey olduğunu bugüne kadar anlamamıştım.. Takıntılı
olduğunu, deli olduğunu düşünüp kafamda konuyu kapatmıştım.. Ama bugün..
Şimdi..” Cas boğuk bir ses çıkartırken
Jensen onun kafasından geçenleri tahmin edebiliyor, ona bir şey olmasındansa
Zora’nın başına bir şey gelip Cas’ın tekrar Jensen’ı görmeyi dilediğini
anlayabiliyorken derin bir nefes alarak dudaklarını onun alnına bastırır,
Castiel titrerken fısıldar “Bir şey söyle..” Jensen da ne söyleyeceğini
bilmiyor, başını ona alçaltır, onun için dilenmiş en büyük şeyi dileyen adamın
dudaklarını örterken Castiel onun öpüşü altında gevşer, bir an sonra onu
kendine çekerken Jensen da onu tutuyor, elini onun saçlarına sokarken başını
çekerek fısıldar “Ben de seni seviyorum Cas..
Başardın..” Castiel gözlerini açarak ona
bakarken dün kalbinden kopan sözlere gelen cevaba bakar, Jensen onun
gözlerindeki korkuların yok olduğunu görürken onu rahatlatmak istiyor, bir daha
kaçmasını istemiyor, devam eder “Gitmeyeceğim.. Seni yüzüstü
bırakmayacağım, bir daha böyle yumruklaşmayacağız.. Beni ne halden ne hale
getirdin, bundan sonra olacaklar seni korkutmamalı..” Castiel gülerek gözlerini
kapatırken yaşlar gözlerinden akar, Jensen uzanarak onları öper, geçirir ve
iyileştirirken fısıldar “Cevap ver..” Castiel bir daha güler, inatçı kralının
yüzüne yüzünü kaldırırken cevaplar “Ben de seni seviyorum.. Aklımı
kaçıracağım, başımıza yıldırımlar düşecek, ama bu sefer umursamıyorum..
Sanırım..” Jensen gülmeden edemezken şuraya
yıldırım düşse aklını kaybedecek olan insanına bakar, fısıldar “Ben de seni seviyorum..” Castiel gülümser, saatlerce
duyabileceği cümleye bakarken Jensen eğilerek onun dudaklarını örter, sonra
owlayarak geri çekilirken Castiel gülerek uzanır “Özür dilerim ama hak ettin..” Jensen bir şey söylemez, başını
yana çevirip onun elinden kurtarır ve kendisi onun başını yana yatırırken
Castiel cevaplar “Ben iyiyim, zamanında iyi
alıştım-“ Jensen’ın dudakları onun şişmeye başlayan teninde gezinirken Castiel
susar, ikisi sessiz, başlarına kadar gelen otların ortasında oturuyorlar,
Castiel geri düşerken Jensen da onun üzerine düşer, mavi gözlü adam gökyüzüne
bakarken fısıldar “Sence bizi görüyorlar mı?” Jensen onu çenesinden öper, sonra
yanına uzanırken o da gökyüzüne bakarak mırıldanır “Bilmiyorum.. Gören sensin..” Castiel derin bir nefes alırken
parmakları onun saçlarında, yavaşça karıştırıyorken konuşur “Bizi kutsuyor olmalarını
dilerim.. Tanrıların kutsayacağı bir şey yaşamak.. Ters düşmemek, o kadar uzun
süredir kaçıyorum ki, tanrıların önüne çıkmayalı yıllar oldu..” Jensen başını çevirerek onun
profiline bakarken Castiel yukarıyı izliyor, devam eder “Sadece.. Tanrıların varlığını,
onların dokunuşunu hissetmeyeli uzun zaman oluyor..” “Sevginin tanrı armağanı olduğunu
düşündüğünü sanıyordum..” Castiel bunun üzerine dönerek ona
gülümser, gülümseyişi çevrelerini saran papatyalardan daha parlakken cevaplar “Öyle, Jensen.. Bundan daha büyük bir kutsanmışlık yok.. Ne kadar
şanslı olduğumuzun farkında mısın? Böyle bir zamanda, böylesi bir bitmişlikte
birbirimize sahibiz.. Sen benimsin, ben de senin..” “Birbirimizi pataklasak da..” Castiel gülümser, Jensen da
gülümserken Cadee çevrelerinde gezer, güneş parlar, sarı papatyalar salınır,
rüzgar otları öperken Castiel iç çekerek sevdiği adamın göğsüne başını dayar,
zamandan çaldıkları belki de kutsanmış olan dakikalarında gözlerini kapatır.. İkisi kampa geri döndüklerinde
Eavan ve Zora aynı anda iki taraftan fırlayarak oraya ilerlerler, beyaz etekler
komutanın bacaklarına çarparken bir tek Cas fark eder, Eavan ise sorar “İyi misiniz? Ne oldu, bir anda
delirdiniz?” Jensen iyi olduklarını söylerken
mavi gözlü kadına dönerek konuşur “Biblo, Cas’a yardım et..” Biblo başını sallar, Castiel
Jensen’ı geçip uzaklaşırken Eavan kaşlarını kaldırarak Jensen’a dönüyor, sorar “Evet? Bir şey söylemen gerekiyor,
birkaç saat önce bir insandan yumruk
yedin..” Jensen sakin, gözlerini
kırpıştırarak ona bakarken onun ne demek olduğunu bilmiyor gibi duruyordur,
Eavan iç çekerek ellerini açar, sonra konuşur “Bilmediğim şeylerde arkanızı nasıl
kollayacağım?” “Kollanacak bir şey yok Eavan..
Kimse görmedi, durum iyi..” “O nedir?” Jensen neyin ne olduğunu sorarken
Eavan yürüyerek ona uzanır ve kabanın yakasını kenara çeker, Jensen ‘ne’ derken Eavan’ın parmağı onun boynuna
dokunduğunda güçlü kral hatırlayarak geri adım atar, onun parmakları altından
çıkarken Eavan yüzüne kan basmış adama gülümseyerek sorar “Aşk ısırığı.. Jensen?” “Ben kralım.” Eavan hafifçe gülerek susar, bir
şey söylemezken Jensen kabanını tekrar oturtur ve Eavan’ı geçerek kampa girer
ama ileride onları izleyen Castiel’i görürken Castiel de uyanarak tekrar
Zora’ya döner, Jensen onun anlayışla karşılamasını umar.. Eavan kendi kendine konuşuyor,
atının heybesini ilikliyorken bir an sonra görüş alanında duran beyazlığı fark
edince oraya döner, ellerini önünde birleştirmiş Zora’yı bulurken mavi gözlü
kadın konuşur “Jensen-“ “Efendimiz..” Zora ona bir bakış atar, sonra
tekrarlarken devam eder “Efendimiz sizinle gitmemi
emretti.. Sinirini bozuyormuşum..” Eavan buna şaşırmaz, başını
sallarken mırıldanır “Git kendine bir heybe edin-“ Zora
omzunu rahatlatır ve uzanıp sırtına attığı heybeyi önüne geçirirken Eavan
onaylar, konuşur “Beni bıçaklama, en azından at
üzerindeyken geçinelim, olur mu?” Zora onu süzerken Eavan kaşlarını
kaldırır, genç kadın duruşunu gevşetip başını dikleştirir, gülümseyerek ona
bakarken Eavan ani değişimle afallar, Zora yanlış bir şey yapmışçasına yüzünün
ifadesini tekrar kapatmaya başlarken Eavan elini uzatarak konuşur “Tamam! Tamam, at üzerinde arkadaş?” Ve kolunu ona uzatır, Zora da
uzanıp onun kolunu sıkarken Eavan zarif parmakları kaslarında hissediyor,
hafifçe bir nefes alır, sonra dönüp atına tırmanırken Zora heybesini onun
heybesine ilikler, Eavan’ın ona uzattığı kola tutunup o da ata tırmanırken
Eavan beyaz eteklerin atının kalçasına akmasını izler, kollar beline dolanırken
genç adam hafifçe gülümseyerek atını diğer tarafa çevirir.. “Neyin peşindesin?” Jensen atının yanına eş düşen
adama bir bakış atar, önüne dönerken sorar “Neyin?” “Eavan ve Zora.. İkisini devamlı
yan yana getiriyorsun-“ “Eavan’a güveniyorum, sen de senin
kızın iyiliğini istiyorsun.. Kız sülük gibi, sana sarılmasından
hoşlanmıyorum..” Castiel gözlerini devirir ama
hafifçe gülümsemeden de edemezken Jensen konuşur “Ayrıca Eavan’ın da biraz direkt
sorumluluk alması gerekiyordu, iyi oldu.. Kapalı kapılar ardında verilen
kararlar farklı şey, adamın düşünceleri farklı evet ama hiç bir insanla direkt
iletişime geçmemiş..” “Sen de onu deniyorsun.. Benim
kızımla..” Tyra aniden çekilen dizginleriyle
şikayet dolu bir ses çıkartırken Castiel de irkilir, Cadee kardeşinin
durmasıyla kendiliğinden dururken Jensen ona dönüyor, sorar “Cas, bunu sana hiç sormadım ama
bir ailen var mı?” Castiel bir ileri bir geri giden
atının üzerinden ona bakarken Jensen bunu ilk defa düşündüğüne inanamıyor, ona
bakarak devam eder “İnsanlar aileye önem veriyor,
biliyorum.. Karın var mı? Karıların ya da? Çocuk!?” Castiel onun yüzünün beyazlamasını
izliyorken Jensen yutkunur, gözlerini kırpıştırırken toparlanmış, tekrar sorar “Var mı?” “Varsa bir problem olur mu?” Jensen yutkunur, geriye dönerek
kampının ne kadar geriden onları takip ettiğini kontrol eder, sonra yine ona
dönerken cevaplar “Olur.. Sanırım.. Bilmiyorum.. Var
mı?” Castiel onu izliyor, Jensen’ın
veremediği cevabı onda arıyorken bulduğunda konuşur “Yok..” “Doğru söyle-“ “Yok.. Eşlerim oldu evet, ancak
çocuğum yok..” Jensen’ın rahatlamış ifadesi bir
an sonra yine sertleşir, yeşil bakışlar ona fırlarken Castiel onun sorusunun
farkında, cevaplar “Doğru tahmin ediyorsun..” “Karın mı? Seni mi bekliyor?” Castiel başını eğerek dudaklarını
ıslatır, Cadee sahibinin sessizliğiyle bir adım daha atarken Castiel konuşur “Arline ile aramızdaki şey-“ “Lafı dolandırma, önce cevapla,
sonra açıklarsın..” Castiel hafifçe gülümser, onu
izlerken cevaplar “Nadiren elime düştüğün anlardan
birinde mi? Sanmıyorum Jensen-“ “Cas!” Castiel içten bir gülüşle ona
bakarken yine de kıyamaz, cevaplar “Arline karım değil.. Ancak güçler
dengesinde eşim sayılabilir..” Jensen kaşları çatılı, ‘eşin’ diye tekrarlar, Castiel onun
bundan hoşlanmadığını bilse ve anlasa da onaylayarak açıklar “Arline de seçilmişlerden.. Onun
da saçları benim gibi, ancak onunkiler daha kırmızı.. Gözleri benim gibi..
Güçleri benim gibi.. Ancak biraz daha farklı-“ “Ne gibi?” Castiel onun gerçekten
ilgilenmesiyle gülümserken sakin, cevaplar “Ben her şeyi görebiliyorum..
Soyut ve somut.. Geçmiş ve gelecek.. Arline şu anda etrafta somut olan şeyleri
görebilip onlarla iletişime geçebiliyor.. Arada sırada rüzgarda duyduğun bir
fısıltı, bir an görüş alanının kenarında gördüğünü sandığın bir şey..” “Öyle iletişime geçiyorsunuz..” Castiel ne red ne de inkar eder,
sessiz kalmaya devam ederken Jensen mırıldanır “Yıllarca ‘ben nasıl iletişime geçebilirim’ diyorken o kadın etrafımızdaydı-“ “Arline benimle iletişime geçiyordu, ben bir şey yapamam..” Jensen hafifçe gülerek önüne
döner, bir şey söylemezken atlar tırısta gidiyorlardır, bir süre sonra Jensen
sorar “Hiç.. Hiç birlikte oldunuz mu?” Castiel derin bir nefes alırken
Jensen onun tarafına bakarak açıklar “Bilmek istiyorum, o kadar.. Sen
benim geçmişimi bir bakışta görebiliyorsun, ben ancak sorabilirim..” Castiel başını sallar, ona saygı
gösterirken cevaplar “Olduk.. Arline karım değil, ancak
birlikte olduk..” “Hala sürüyor mu peki? Şu anda
köye geri gitsen.. Yatacağın yer onun çadırı mı?” Castiel omuzlarını düşürerek ona
döner, usul sesiyle ‘Jensen’ derken Jensen
öğrenmek istiyor gibi duruyordur, Castiel sıkıntıyla önüne dönerken cevaplar “Bilmiyorum.. Belki.. Muhtemelen..
Ama bu demek değil ki birlikte olacağız-“ “Erkekler kadınlarla birlikte
olmalı, çocuklar yapmalıdır..” Castiel bunun üzerine ona dönerken
Jensen daha hızlı, sorar “Neden çocuğun yok? Sağlıklı
olduğundan eminim, birçok kadınla birlikte olduğundan da öyle-“ “Birçok kadınla birlikte olmadım Jensen-“ “Her neyse.. Yatakta kötü de
değilsin, hiç yapmadığın bir şeyde bu kadar iyiysen, çok yaptığın şeyde nasıl
olduğunu düşünemiyorum-“ Castiel bakışlarını kaçırırken Jensen sakince yoluna
devam ediyor, konuşur “Ama çocuğun yok.. Oldu da öldü
mü? Hiç baba olmadın mı Cas?” Castiel bir an atını dörtnala
sürmek ister gibi dursa da kendini tuttuğu belli, cevaplar “Olmadım Jensen.. Tanrılar beni
buna layık görmedi diye düşünüyordum, ancak kaderimin nerede olduğuna bakarsak,
tanrılar bunu bilerek seçmişler.. Köylere geri dönmeyeceğim.. Eğer bir ailem
olmuş olsaydı, onlardan ayrı olacaktım..” Jensen bir şey söylemez, onu
dinlerken Castiel de sakin, konuşur “Tüm insanlar benim çocuğum..
Kurtardığım her çocuk, doğumunu gördüğüm her bebek benim.. Belki de bu yüzden
çocuğum yoktur, hepsini eşit derecede sevip korumak istiyorum..” Jensen hafifçe gülerken ona bir
bakış atar, sorar “Şu kadar çocuktan hiçbiri sana
dokunmadı mı yani? Hiçbiri mi bir parça da olsa özel değil?” Castiel mavi bakışlarını ona
döndürür, cevap vermezken Jensen onun sakladığı şeylerin büyüklüğüyle
ürpermeden edemez, ikisi kendi düşüncelerinde yollarına devam ederlerken öncü
birlikler yeni kamp noktasına yerleşmeye başlamışlardır, Castiel ve Jensen da
atlarından inerlerken ortadaki mavi gözlü adam iki yuları da tutuyor, konuşur “Jensen..” Çadırlara giden adam dönerek ona bakarken
Castiel mana ettiği belli, devam eder “İlk sorunun cevabı.. Evet, bir
ailem var..” Jensen tamamen onun tarafına
dönerken bakışları temkinli, birçok soruyu barındırırcasına onu takip ederken
Castiel iki atla birlikte birkaç adım daha yürür, onun önünde dururken konuşur “Ve ondan ayrı düşmediğim için
şanslıyım.. Sen?” Jensen gülümsediğinde Castiel bir
an onda apayrı ihtimalleri, bambaşka başarıları, değişik olgunlukları görürken
Jensen iç çekerek alnını onun alnına dayar, Castiel onun yanağını öperken
sonrasında gitmesini fısıldar, kralı dönüp kendi halkının arasına karışırken
Castiel iç çeker.. Bitmek tükenmek bilmeyen bir yolculuk. Jensen ve askerleri diğer kamplar gibi yola devam ettiler, ettikçe insanları topladılar. Jensen ve Eavan kurtarabildiği kadarını kurtarsa da yakaladıkları güçlüler Adrian’a gönderilmeye, diğerleri ise ölüm kamplarına bırakılmaya devam etti. Zora yavaş yavaş kampın bir parçası olmaya, Jensen’ın Castiel’i gibi Eavan’ın gölgesi olmaya başladı. Herkes Eavan’ın bu kadını kendi kölesi olarak aldığını düşünse de ikilinin hiç öyle bir ilişkisi olmadı. Aksine Jensen ve Castiel’in baktığı iki çocuk gibi devamlı birbirleriyle didişip durdular. Yine de, Castiel ikisinin birbirine karşı olumlu duygular da hissettiklerinin farkındaydı, bir şey söylemedi. Jensen ancak bir süre sonra Zora’nın Castiel’in yanındaki varlığına alışabildi ama yine de ikisinin yakınlığının sinirini bozduğunu söylemekten geri kalmadı. Castiel bir yere gitmediğini, sonuna kadar yanında olacağını tekrar tekrar söyledikçe, bir yerden sonra Jensen ona inanmaya cesaret etti. “İnsanlar için evlilik önemli mi?” Zora bu soruyla başını kaldırırken
uzunca bir süredir yanında oturup öylece ileriyi izleyen krala bakar, önündeki
Eavan’ın kılıcını temizlemeyi bırakırken Jensen başını ona çevirerek konuşur “Geçen gün bir şey duydum..” Zora kaşlarını kaldırır, Jensen bu
konunun onu sıktığını belli edercesine otları yolmaya başlarken ona bakmadan
devam eder “Gruptaki iki insan var, genç bir kızla
bir delikanlı.. Yıllardır bizle ilerliyorlar, birlikte olmaya başlamışlar,
Cas’tan onay istediler..” Zora gülümser, bildiğini belli
ederken Jensen da ona bir bakış atar, sonra homurdanarak konuşur “Neden Cas’tan onay istediler? Cas
yüce bir güç falan değil-“ “Castiel’den onay istemediler..
Castiel’e fikir danıştılar.. Köylerimizde öyledir, en güçlü ve en yaşlı olan
gençleri evlendirir, tanrıları simgeler..” Jensen kaşlarını kaldırır, ‘tanrılar’ derken Zora arada sırada
onların kültürünü öğrenmek isteyen krala nezaketle başını sallar, açıklar “Tanrılar en eski ve en yüce
güçtür..” O sırada neşeli adımlarla
yanlarına gelen Eavan Jensen’a bir elma atar, kral dalgınca yakalarken Eavan
kölesinin yanına çöker, omzuyla onun omzunu ittirerek kılıcın nasıl gittiğini
sorduğunda Zora pırıl pırıl parlayan silahı çevirip onun bacakları arasındaki
toprağa saplarken Eavan yutkunur, genç kadın Jensen’a dönerek devam eder “Tanrıların kutsamadığı,
tanrıların huzuruna çıkmayan ilişkiler kötü sonlanır.. Tanrıların bilmediği,
onaylamadığı bir çocuk ya kötü olur, ya da tanrılar zaten o birlikteliğin bir
çocuk yapmasına izin vermezler.. Bu da olabilecek en kötü şeydir..” Eavan ciddi bir şey konuşulduğunu
anlayınca susarken kılıcını topraktan çeker, Zora’nın yanındaki bezi alıp
tekrar temizlemeye başlarken genç kadın devam eder “İnsanlar devam etmek zorundalar,
çocuklarımız olması gerekiyor.. Ve tanrıların bizi tanımasına, kutsamasına
ihtiyacımız var.. Köylerdeki yaşlılar da tanrılarla köprümüzdür.. O çocuklar
doğru olanı yaptılar, Castiel onları evlendirdiğinde daha da mutlu olacaklar,
içleri rahat olacak.. Ve eğer birbirlerini gerçekten seviyorlarsa, bir sürü
çocukla ödüllendirilecekler..” Jensen hafifçe gülerek önüne
dönerken Eavan sessiz, sorar “Birbirinizi sevmeden çocuk
yapamıyor musunuz?” Zora ona dönüp kutsanmışlığın
önemini ona da anlatırken Jensen düşünceli, mola almış, oraya buraya yayılmış
askerlerini izliyordur, Castiel ileride çocuklarla birlikte otların arasında
bir şeyler topluyorken Jensen sorar “Tanrıların kutsamadığı
ilişkiler.. Onları yaşamaktan korkuyor olmalısınız..” Ve tekrar genç kadına döner, Zora
da ona dönerken başını sallar, konuşur “Zor bir zamandayız ve yaşamaya
çalışıyoruz.. Sayımız az, gittikçe de azalıyor.. Varolan vaktimizde tanrılara
kendimizi beğendirmeyi geçtim, kendi aramızda bizi utandıracak bir şey yapmak
istemiyoruz.. Kadınlar kadınlarla arkadaş olabilirler, erkekler de erkeklerle..
Ama bir ilişki? Hele ki devam etmek bu kadar önemliyken? Köylerin birindeyken
iki erkeğin beraber olduğunu öğrendik, ikisi de farklı köylere gönderildi, yeni
bir hayata başlayabilmeleri için..” Jensen sinirle gülerek bunu neden
ona anlattığını sorarken Zora cevaplamaz, devam eder “Güçlülerin kanı kutsaldır..
Güçlüler tanrıların seçtikleridir.. Castiel çok büyük bir risk alıyor, efendim..” Jensen bakışlarını ona kaldırırken
Zora sanki havadan bahsediyorlarmışçasına, onu sıkmak istemezcesine konuşur “Benim fikrimce, onu bırakmanız
gerek.. Castiel’in bir eşi zaten var-“ “Aralarında bir şey yokmuş, Cas
kendisi söyledi, hatta bir sürü eşi olmuş-“ “Castiel ve Arline kimselerin
bilmediği yıllar boyunca birlikteydiler efendim.. İkisi için de başka biri
olmadı..” Jensen susarak ona bakarken Zora
neden bahsettiğini biliyor gibidir, mavi gözleri büyük ve dürüst, ona bakarak
devam eder “Bir insanın insanlığa
yapabileceği en kötü şey, bizi düşmana sunmaktan başka yani, devamımızı
engellemek ve bunu bir iblisle
yapmak.. Castiel bunu yapıyor.. İnsanların yapmaması gereken şeylerin hepsi
onda.. Ne kadar iyi bir adam gibi dursanız da, size karşı her zaman bir şüphem olacak efendim, her an fikrinizi
değiştirebilir ve her şeyi başa sarabilirsiniz.. Her an Castiel’e sırt
dönebilirsiniz..” Jensen başını çevirir, bir şey
söylemezken Zora sesi rüzgar kadar yumuşak, ona bakarak konuşur “Castiel size her şeyi verdi-“ “Zora, onu çok sevdiğini biliyorum
ama burada her şeyi tehlikede olan benim..
Tehlikeye attığım şeyin boyutunun farkında mısın?” “Farkındayım ve minnettarım.. Ama
bunu her an geri çevirebilirsiniz, siz de bunun farkında mısınız? Castiel her
şeyi açık oynuyor, sizin ise geri çekme şansınız var..” Jensen başını iki yana sallar,
nefesini bırakarak önüne dönerken konuşur “Kimseyi buna inandıramam.. Cas’ı
da.. Hepiniz risk almak zorundasınız-“ “Ve alıyoruz da.. Ama soruyu siz
sordunuz efendim..” Jensen başını ona çevirir, Zora
omuzlarını indirip kaldırarak devam eder “Bir iblis insanla ilişkiye
girdiğinde herkes onu alkışlayıp ne kadar iyi yaptığını söylüyor..” Eavan bunun üzerine ona bir bakış atarken
Zora hala krala bakıyor, konuşur “Ama bir insan bir iblisle
ilişkiye girdiğinde hiçbir insan onu alkışlamaz efendim.. Kimse Castiel’i
tebrik etmeyecek, kimse ne kadar iyi yaptığını, bir iblisi kafeslediğini
söylemeyecek.. Kimse ona taktik vermeyecek.. Ve Castiel sizi hiçbir zaman açık
açık ne insanların ne de tanrıların karşısında tutamayacak..” “Zora, ben tanrılara inanmıyorum-“ “O zaman neden bunu yapıyorsunuz?” Jensen omuzlarını silker, cevaplar “Cas’a inanıyorum..” Zora hafifçe gülümser, başını
eğerken Eavan onun yanaklarına düşen pembe dokunuşu izler, genç kadın başını
kaldırarak konuşur “Castiel bunu biliyor mu?” “Sence bilmiyor mu? Her gün
gösteriyorum-“ “Ama biliyor mu? Castiel bizi
bizim gördüğümüzden daha çok gören biri, ilerileri, yukarıları görüyor.. Ona
bunu o seviyede gösterdiniz mi?” “Ne yapacağım, tanrı mı
çağıracağım?” Zora keyifle gülerken iki erkek de
onun gerçek gülüşünü izler, Zora’nın kahkahası uzun süredir duymadıkları bir
müzik gibi etraflarında dolaşırken genç kadın cevaplar “Tanrılar zaten Castiel’in
çevresinde, efendim.. Varlığınızı onlara gösterseniz, üzerinizdeki
ağırlıklardan birini Castiel için kaldırabilirsiniz..” Jensen gözlerini kısarak ona
bakarken Zora muzur, kaşlarını kaldırarak devam eder “Zaten tüm sohbeti bunun için
yapmadık mı?” Jensen bunun üzerine önüne
dönerken Zora gülümsüyor, dönerek Eavan’a bakar, genç adam bir anda ona dönen
ilgiyle irkilerek bakışlarını kılıca çevirirken Zora gülerek konuşur “Öyle değil, şapşal.. Size bunları
askerde öğretmiş olmaları gerekmiyor mu?” Eavan ‘hey’lerken Zora uzanarak onun bileğini diğer tarafa çevirir ve bezi
onunla birlikte tekrar sürter, yağlı bez kayıp giderek pislikleri temizlerken
Eavan sessizce hareketlerini izler, Jensen bakışları onların üzerinde, derin
bir nefes alarak gökyüzüne bakar.. Gayet dini, inancı, aşkı ve doğruluğu tartışıyoruz bu ciltte yalnız,
satır aralarına bakıp aşağıdaki temaları incelediğinizde ‘oy oy’ yaptırtacak
kadar derin şeyler tartışılıyor, çok memnunum bu ciltten. İki farklı dine ya da
dine ve dinsizliğe inanan iki insanın toplum kurallarına aykırı bir durumda
yaşadıkları şeyin sonuçlarını üstlenmesini okuyoruz burada.. Bunlar günümüzde
de olan şeyler, insan ve zaman hiçbir zaman değişmiyor adeta.. Umarım üst katmandaki
kremanın altındakileri görebiliyor ve keyif alabiliyorsunuzdur. “Neyin var?” Jensen onun endişeli sorusuyla ona
dönerken Castiel mavi gözleri ona odaklanmış, devam eder “Kaç gündür böylesin.. 3 ay
bitiyor diye mi?” Jensen onun gülümsemesine bakarken
kendisi de gülümsemeden edemez ama Castiel o gülüşün onun gözlerine
ulaşmadığını görebilecek kadar gerçeklerini görmüş, endişeyle ona doğru bir
adım daha atarken yanında duruyor, sorar “Ne var Jensen? Yapabileceğim bir
şey var mı?” Jensen başını iki yana sallar,
Castiel bir şey olduğundan emin olur hale gelirken uzanıp onun başının arkasına
elini koymak ister ama herkesin ortasında yapamaz, sadece onu kabanından
hafifçe tutarken Jensen başını kaldırıp ona bakar, gülümser “İyiyim, korkma.. 3 ay bitiyor
diye hüzünlüyüm, reddetme mazaretin yoktu, şimdi mızır mızır ötersin..” Castiel onun yalan söylediğini
biliyor, ama başını sallarken cevaplar “Belki.. Artık kolaya
düşemeyeceksin, biraz çabalaman gerek..” Jensen çenesini kaldırarak ona bakar,
Castiel de gülümserken kralının hiçbir savaşı reddetmeyeceğini biliyor, ona
dikkatini dağıtacak bir konu vermişken konuyu değiştirir “Aslında.. Senden bir şey
isteyecektim..” Jensen ‘nedir’ derken Castiel ensesini kaşır, elini indirerek konuşur “Bu gece biraz geç gelmem için..” “Ne var ki?” “İlgileneceğini sanmam, insanlar
arasında bir şey.. Ben de orada olmak istiyorum..” Jensen onun ne hakkında
konuştuğunu biliyor, ama Castiel’in ona anlatmaması onu insanların
törenlerinden daha çok rahatsız ederken Castiel devam eder “Kötü bir şey değil, gerçekten..
Sadece biraz onlarla vakit geçirmek istiyorum-“ “Neden ne olduğunu söylemiyorsun?
Onaylamayacağım bir şey mi?” “Hayır, yani.. Bilmiyorum.. Ama
risk almak da istemem doğrusu..” Jensen kırılmayı engelleyemezken
Castiel görmüş olacak, gözlerini kapatarak derin bir nefes alır, sonra konuşur “Tamam mı? İzin verdiğini söyle..
Bu benim için önemli Jensen..” Jensen başını sallar, ‘tamam’ derken Castiel de onaylar, sonra
dönüp uzaklaşırken Jensen aralarından bir şey kopmuş gibi hissediyor, Zora’dan
nefret ederken iç çeker.. Akşam yaklaştıkça Jensen
insanların arasındaki kıpırtılanmaları daha fazla yakalar olmuş, görmemiş gibi
davranırken diğer Zyenlerin hiç farkında bile olmadıklarını da görmeden edemez..
İnsanlar oradan oraya koşturuyor,
onlara verilen işleri normalden daha hızlı bir şekilde yerine getiriyorlarken
birbirlerinin yanından geçerken birbirlerine attıkları bakışlar, gizli
gülümsemeler, hele ki akşam evlenecek çiftin yüzünden eksilmeyen gülümseme,
Jensen hepsinin aslında olacakları bağırdığını ama kimsenin duymadığını
düşünüyor, derin bir nefes alır, mırıldanır “Sadece bir evlilik.. Hepsini ne
hale getiriyor, görüyor musun?” Eavan onaylayan bir ses
çıkartırken meyve atıştırıyor, cevaplar “Hepsinin adımları uçar gibi..
Evlilik onlar için gerçekten kutsal bir şey gibi duruyor..” Jensen da bunu düşünüyorken bir
süre sonra mırıldanır “Cas’ın ne düşündüğünü merak
etmeden duramıyorum..” Eavan üzümü yavaşça indirirken ona
bakar, Jensen ise ona bakmıyor, ilk defa biriyle Cas hakkında konuşuyorken
devam eder “O bunlara hepsinden fazla
inanıyor, herkesten çok onlardan güç alıyor.. Bir yanda o Arline denilen
kadın-“ “Jensen, Castiel sana bir şey yok
dediyse bir şey yoktur..” Jensen başını sallar, sonra
sıkıntıyla bir nefes daha alarak konuşur “Cas bir iblisle birlikte, Eavan.. Tanrıların onu kutsamayacağını, başımıza
bir uğursuzluk geleceğini düşünüyor olmalı..” “Böyle bir çağda kimin başına
uğursuzluk gelmiyor ki?” “Biliyorum, ama bu bizim düşüncemiz..
Zyenlerin yani.. Biz tanrılara inanmayız, bize göre uğursuzluk da, kötülük de
diğerlerinden gelir.. Ama Cas hala her gece tanrılara dua ediyor, hala onların
onları koruduğunu düşünüyor.. Beni sevdiğini söylüyor, bu onu korkudan
öldürüyor olmalı-“ “Ama hala devam ediyor..” Jensen da bunu biliyor, zaten
canını bu yakıyorken konuşur “Bugün bana törene gideceğini
söylemedi.. Gerizekalı, töreni o
yapacak ama bana söylemekten korkuyor! Sanki hayır diyeceğim-“ “Diyebilirsin.. Demesen bile
aşağılayabilirsin, ki şimdi bile ne yaptıklarını tam olarak anlayamıyorsun,
öyle bir kurum ve ona yüklenen inanç senin için anlaşılmaz bir şey..” Jensen sıkıntıyla yüzünü ovarken
Eavan onu izliyor, sorar “Öyle yapma, ben de anlamıyorum..
Hepsine bak, sanki gökten ışık düşecekmiş gibi davranıyorlar.. Ben Zyenlerin
sadece bir savaş öncesinde bu kadar umutlu ve mutlu olduğunu gördüm, bunlarsa
birleşme için bunu yapıyorlar.. Farklılar
Jensen, bunu zaten biliyorduk..” “Bana söylemedi.. Keşke
söyleseydi..” Eavan iç çeker, bir şey
söyleyemezken Jensen gerçekten üzgün duruyor, mırıldanır “Bunca şeyden sonra hala benden
bir şeyler saklıyor.. Tamam, köylerle ilgili şeyleri saklamasını anlıyorum, ben
de birçok şeyi saklıyorum, ama bunun onlarla alakası yok ki! Bu ikimizin
arasında olan bir şey, onu mutlu eden bir şey, benimle paylaşmasını isterdim,
ben de orada olabilirdim..” Eavan kaşlarını kaldırırken Jensen
eliyle savuşturur, Eavan ise ciddi, sorar “Gerçekten mi?” Jensen omuzlarını silker, ona
bakarken cevaplar “Bilmiyorum.. Belki.. Bu onun için
önemli Eavan-“ “’Zyen Kralı insanların evlenip çocuklar yapmasını destekliyor, onları
alkışlıyor’ kadar önemli mi?” “Laf yayacaklarını sanmam-“ “Gerçekten aşıksın, değil mi?” Jensen hafifçe güler, ona bir
bakış atarken mırıldanır “Keşke aşk olsaydı.. O zaman bir
yerde biteceğini bilirdim.. Aptalı seviyorum
Eavan, bu en kötü hastalıktan bile beter..” Eavan da iç çeker, sonra ona
bakarak konuşur “Anlamıyorum.. Ama görüyorum,
görmesem inanmazdım.. Cas da senin için deli oluyor, onu görmesem ona da
inanmazdım..” Jensen bir şey söylemez, Eavan
ciddi, parmakları arasındaki üzüm tanesini döndürmeye devam ederken mırıldanır “Cas için zor olduğundan eminim..
Senin fark ettiğini fark etmemiş bile olabilir.. Belki bir sonrakini seninle
paylaşır..” “Paylaşmaz..” “O zaman sen adım at.. Nasılsa
öğrendin..” “Ne yapayım Eavan?” “Bilmiyorum, sepet yolla, bir şey
yap, bildiğini ve karşı çıkmadığını göster.. Bu Cas için ne kadar önemliyse,
senin için de önemli..” Jensen yine yüzünü ovar, bir şey
söylemezken Eavan mırıldanır “Kalk hadi, yemek..” Ve onu çekiştirir, ikisi büyük
masaya giderlerken Castiel masanın başında gelinle konuşuyor, uzun siyah saçlı
kadın yüzü mutlulukla parlarken onu dinliyordur, Castiel başını çevirerek
gökyüzüne bakar.. Mavi gözlü adam batmak üzere olan
güneşi görünce başını sallar ve sonra geline dönüp uzanır, genç kadının
saçlarının örgüsüne onun elindeki tek dal beyaz bir çiçek yerleştirirken kız
ışıl ışıl parlar, Castiel de ona gülümser ve gitmesini söylerken kız mutlulukla
döner, Jensen ve Eavan ile yüz yüze gelince normalde durulacakken bu sefer
kendini kontrol edemediği belli, şakır “Efendim.. Efendim..” Ve onlara selam verir, sonra
onları geçip uzaklaşırken Eavan gülmeden edemez, Jensen da gülümsüyor, Cas’a
dönerek sorar “Ne iş, Cas? Kıza güzel olduğunu
falan mı söyledin?” Castiel de hafifçe gülümsüyor, onu
izlerken cevaplar “Evet.. Bugün köyün en güzel kızı
o..” Jensen itiraz etmez, kendi
arkadaşlarının yanına giderken Castiel de insanların yanına gider.. Castiel herkes çadırına geçtikten
sonra kendisi de Jensen’ın çadırına girerken sorar “Bir şey istiyor musun?” Jensen çalışma masasında
kağıtlarla uğraşıyorken içeri giren adama başını kaldırarak soruyu soruyla
cevaplar “Gelmeyeceksin sanıyordum?” Castiel gülümser, onun önüne gelip
eğilir ve onun dudaklarından bir öpücük çalarken konuşur “Önce sana bakmaya geldim.. Şimdi
gidiyorum.. Bir şey istiyor musun?” Jensen başını iki yana sallar,
Castiel onu saçlarından öperken mırıldanır “İstiyorsan uyu-“ “Olur anne..” Castiel gülümser ve bir şey demez,
dönüp kapıya giderken Jensen arkasından konuşur “Cas?” Castiel ona döner, Jensen bir süre
onu izlerken mavi gözlü adam bekliyordur, Jensen bir süre sonra kalkar ve
yürüyerek ateşin yanında duran kaliteli, deliksiz, Cas’ı ısıtan battaniyelerden
birini alır, Eavan’ın büyük tesadüfle orada bıraktığı zengin meyve
sepetlerinden birini de alıp üzerine koyarken Cas onu izlemeye devam eder,
Jensen yürüyüp onun önüne gelir ve ona uzatırken konuşur “Ne kadar gerekiyorsa kal, nasılsa
kağıtları okumam gerek, ben de uyumayacağım..” Castiel yüzünde okunmaz bir ifade,
uzanarak battaniye ve sepeti alırken başını sallar, Jensen da döner ve masasına
giderken Castiel konuşur “Jensen?” Jensen oturmadan ona bakar, Cas
cevaplar “Geç kaldığımda belki merak
edersin.. İnsan çadırının arkasındaki ormanlıktayım..” Jensen ona bakarken Castiel bir
süre daha onun gözlerini tutar, sonra döner ve geldiği gibi sessizce çıkarken Jensen
çok istediği davetiyeyi almış, yavaşça oturur.. Jensen uzunca süre kağıtlarıyla
ilgilenmiş, ama en sonunda pes etmişken insan çadırının öbür tarafına ilerler,
askerlere onu aramamasını ve takip etmemelerini mırıldanıp ağaçlıkların
arasında ilerlerken bir süre sonra mumların titrek ışıkları ve konuşmaları
duyunca çalıları aralar.. Köyde ne kadar insan varsa
toplaşmış, hepsi ayaklanıyorken Jensen onların hissettiğini düşünür, tam geri
adım atacakken o sırada Castiel ilerideki kütükten kalkıyor, konuşur “Evet, artık başlayabiliriz, gece
yarısı oldu..” Jensen kollarını kendine sararak
bilmediği bir şeyin başlamasını beklerken Castiel’in diğer yanındaki Zora da
kalkar, Jensen onun yanında ayağa kalkan Eavan’ı görünce gözleri büyümeden
edemezken Zora ona bir şeyler söyler, Eavan onaylarken Jensen onun oraya
geldiğini görünce Cas’ın gördüğünü anlar ve çalıları itip gururu hala ondayken
ortaya çıkar.. Onu gören insanlar irkilir,
adımlar geri çekilirken Jensen derin bir nefes alır, o bir şey diyecekken Castiel
diğer taraftan yüksek sesle konuşur “Marianne? Hazır mısın?” İlgiler temkinli bir şekilde
Jensen’dan Marianne’e dönerken Eavan Jensen’ın kolunu sıkar, mutlulukla
fısıldar “Doğru yaptın.. Cas bütün gece
gelmeni bekledi..” Jensen ‘bekledi mi?’ derken Eavan onu sürükler, ikisi insanların diğer
tarafına giderlerken Eavan onaylıyor, cevaplar “Bekledi.. Söylemedi ama devamlı
bekleyelim bekleyelim deyip durdu, sen gelince de birden vakit geldi..” Jensen bir şey söylemezken Cas bir
elinde gelin Marianne’in eli, diğerinde de damatın elini tutuyorken Zora da iki
insanın arkasında duruyordur, Eavan fısıldar “Zora da burada olduğu için herkes
çok mutlu oldu, önleri ve arkaları güçlülerce kutsanmış bir çift olacaklarmış,
Zora onları desteklemeyi kendisi teklif etti, Marianne ağlıyordu resmen, görmen
gerek..” Jensen görmese de inanırken güzel
gelin mutlulukla sevdiği adama gülümsüyordur, Castiel onlara birbirlerine
destek olmalarını, hiçbir zaman umutlarını kaybetmemelerini, insanlık için çalışmalarını
söylerken sonrasında gelinin elini öper, elinin içinde çevirdiği eli damadın
eline bırakırken çift Zora’ya döner.. Zora gülümsüyor, ellerini kendi
önünde birleştirmiş, gözleri kapalıyken Eavan onun elinin içinde parlamaya
başlayan mavi ışığı fark eder, Jensen da gözlerini kısarken Zora bir an sonra
elini açtığında minik mavi ışık kanat çırparcasına yukarı süzülür, Marianne
bunun üzerine mutluluk dolu bir ses çıkartırken eşine döner, genç adam da
gülerek onu kucaklarken Castiel tebrik ettiğini söylüyordur, yeni evliler
minnettar, dönerek ona teşekkür ederken Castiel de başını sallar.. Yeni evli çift diğer insanların
tebriklerine giderken Eavan bu kadar mı diye sorar, Jensen gülmeden edemezken
Zora mutlulukla onlara koşturur, Eavan’ı kollarından tutarken sorar “Gördün mü? Gördün mü, ne kadar
mutlu olacaklar!” Ve atılıp onun boynuna sarılır,
Eavan da şaşkınlıkla onu tutarken sonra yavaşça ona sarılır, Jensen onların
duygusal anına aldırmazken sorar “Mutlu olacaklarını nereden
anladınız?” Zora hala Eavan’a sarılıyorken
Castiel’in sesi cevaplar “Minik mavi ışık ilk
çocuklarıydı.. Marianne sağlıklı bir erkek çocuk dünyaya getirecek..” Jensen yanlarına gelmiş adama
dönerken Zora da iblisinden ayrılmıştır, Castiel’in koluna asılarak konuşur “İlk defa kutsanmamış topraklarda
bunu yaptım efendim, izin verdiğiniz için teşekkür ederim!” Ve ona da atılarak sarılır, Eavan
ve Jensen aynı şaşkınlıkla onlara bakakalırken Castiel güzel kadını tutuyor,
cevaplar “Bir şey değil Zora.. Hadi git,
Marianne sana teşekkür etmek istiyor..” Zora başını sallar ve uzaklaşırken
Jensen saniye sektirmez, sorar “’Efendim?’ Zora senin emrinde mi?” Castiel iç çekerek başını sallar,
Eavan ‘waow’larken Jensen bir şey
söylemez ama aldığı derin nefes yeterli olurken Eavan konuşur “Ben çifti tebrik edeyim..” Ve cevap beklemeden uzaklaşır,
Castiel de Jensen’a dönerken mırıldanır “Gelmene sevindim Jensen..” Jensen bakışlarını ona çevirirken
sessiz kalır, Castiel devam eder “Sana söylemek istedim.. Ama nasıl
karşılayacağını bilemedim.. Beni seviyorsun evet, diğer insanları kurtarma
fikrinde de hemfikiriz, ama insanları sevmiyorsun, onların törenlerini
anlamıyorsun-“ “Ama anlamaya çalışabilirim.. Ki
çalıştım, 3 gündür bu konuyu konuşup düşünüyoruz-“ “Öyleymiş, evet.. Eavan söyledi..” Jensen kaşlarını kaldırır, Castiel
açıklar “Bir anda Zora ile geldiğinde
nereden öğrendiğini ve başka birine söyleyip söylemediğini sordum.. O sana
söylememiş, ama bir şekilde öğrenmişsin..” Jensen onaylar, Castiel devam eder “Eavan bu konuyu uzunca süre
düşündüğünü söyledi, anlamaya çalışmışsın.. Bana o kadarı da yeter Jensen, ki
senden hiçbir şey beklemediğimi de hatırlamalısın-“ “Senin için yapmıyorum, kendim anlamaya çalışıyorum.. Bizde
evlilik diye bir şey yok Cas, birine kendini adamak, sırf ona bağlı kalmak..
Bunu ayrıca bir de tanrılara sunmak..
Bunlar bana yabancı şeyler, ama anlamaya çalışıyorum çünkü sen bunlarla yaşıyorsun..” Castiel ona gülümser, Jensen onu
dövmek isterken inatla açıklamaya devam eder “Ve o kadar gün geçti, istediğinde
zırt diye içime bakan adam bir kere bile bana bakıp da derdim nedir anlamaya
çalışmadın-“ “Hayır, derdinin ne olduğunu
sordum, bana 3 ay bitiyor dedin-“ “Sen de hemen inandın-“ “İnanmayayım mı? Soru sorduğumda
yalan söyleme ihtimalin olduğunu bilmiyordum..” Jensen çenesini kaldırarak ona
bakarken sesi eşit, cevaplar “Senin bana yalan söylediğin
gibi..” Castiel kaşlarını çatar, nerede
yalan söylediğini sorarken Jensen yapıştırır “Zora bana eşlerin olmadığını, yıllardır
sadece Arline ile birlikte olduğunu ve başka kimsenin olmadığını söyledi..” Castiel sessiz, ona bakmaya devam
ederken usulca sorar “Neden bu konu bu kadar önemli?” “Çünkü sen benim geçmişimi ve
şimdimi biliyorsun, kafan sıkıştığında beni kitap gibi okuma imkanın da var ama
benim öyle bir şansım yok Cas! Eşit değiliz, sana soru sorduğumda gerçeği
öğrenmek istiyorum ve bu önemli bir konu, sana hayatında başka biri var mı
diyorum, bunun önemini neden anlamıyorsun?” “Ben de sana yok diyorum, neden bana inanmıyorsun?” Jensen cevap veremezken Castiel
onu izliyor, sorar “Başka biri olmasını mı
istiyorsun?” “Bilmiyorum! Belki..” “Jensen, başka biri olması ihtimalinde dahi onu öldürmek
istiyorsun, gerçekten başka biri olsa ne olacak-“ “O ısınma dönemindeki Jensen! Şu
anda aklım başımda, mantıklı şeyler düşünüyorum!” Castiel de bunu inkar edemezken
fazla mantıklı adama bakarak cevaplar “Tamam.. Gel, önce gerekli işleri
bitirelim, sonra her soruna cevap vereceğim..” Jensen teşekkür eder, sonra ne
yapacaklarını sorarken Cas gülümser “Çifti tebrik edeceksin-“ “Hey-“ “Jensen..” Jensen iç çeker, ikisi çifte
giderlerken Marianne gülümseyerek Cas’ın ellerini tuttuğunda Jensen yanındaki ‘efendi’nin kim olduğunu öğrenmek için
tutuşuyor, konuşur “Tebrik ederim.. Çocuk için de..” Marianne pembeleşirken Jensen yeni
kocanın eşini korumacı bir tavırla omzundan kavradığını görmüş, iç çekerken
Castiel konuşur “Efendimiz sizler için mutlu, bu
sizi de mutlu etmeli.. Gelip onay verdiği ilk çift sizsiniz.. Tanrılar yolunuzu
açıyor Marianne..” Marianne de buna inandığı belli,
Castiel’in elini bırakıp kocasının kolundan çıkar ve yürüyüp Jensen’ın ellerini
ellerine alırken Jensen irkilmemek için tüm iradesini kullanır, karşısındaki
kahverengi gözlere bakarken genç kadın konuşur “Teşekkür ederim efendim..
Tanrılar size de bugün yaşadığım mutluluğu bahşetsin..” Ve onun ellerini öper, sonra dönüp
kocasının yanına giderken Jensen sarsılmış, onların gidişini izlemek dışında
bir şey yapamaz.. İkisi birer ağaç kütüğüne
otururlarken geride ateşler yakılmış, insanlar mutlulukla bugünü kutlamaya
devam ediyorlarken Castiel uzanarak Jensen’ın ellerine bir kadeh bırakır,
Jensen içine bakarken sorar “Su?” Castiel ona manalı bir bakış
attığında Jensen susarken kadehinden bir yudum alır ve tekrar aşağı indirirken
ona bakarak konuşur “Tamam mı, artık başlayabilir
miyiz?” Castiel onaylar, Jensen onu
izlerken bastırır “Ne sorarsam doğruyu
söyleyeceksin? Söz ver..” “Söz, Jensen.. Ama cevap vermek istemediğim
bir şey olursa da anlayışla karşılayacaksın, sen de buna söz ver..” Jensen onun mızıkçı olduğunu
söylemek istiyorken başını sallar, Castiel de o zaman başlamasını işaret
ederken Jensen sorar “Arline.. Birlikte misiniz değil
misiniz? Kesin cevap ver..” Castiel ilk sorunun bu olacağını
biliyor olmalı, cevabı verir “Birlikteyiz..” Jensen ona bakakalırken Castiel de
ona bakmaya devam eder, Jensen sorar “Birliktesiniz.. Birliktesiniz ve
bana beni sevdiğini söylüyorsun..” “Doğru..” “Neden? Cas, sen aynı anda iki
ilişki çevirebilecek bir adam gibi durmuyorsun-“ “Birçok şey gibi durmuyorum
Jensen..” Jensen bu cevapla kaşlarını
kaldırırken sinirlenmeye başlıyor, sorar “İlişkinizi anlat o zaman Castiel, nerede durduğumu bilmem gerek,
değil mi?” Castiel iç çeker, ona bakarken
cevaplar “Sana nasıl biri olduğumu her
zaman söyledim.. Nasıl inanışlarım olduğunu da biliyorsun.. Kadınlar ve
erkekler birlikte-“ “Olmalıdırlar, evet biliyorum,
soruya cevap ver-“ “Cevap bu, Jensen.. İnatla anlamak istemiyorsun.. Senin ülkende herkes
istediği zaman istediği kadar seks yapıp istediği kadar minik Zyen yaratabilir
ya da yaratamaz.. Ama bizde öyle değil..” Jensen ona bakıyor, bir şey
söylemiyorken Castiel sesi yine her zamanki tınısına dönmüş, konuşur “Biz devam etmeye çalışıyoruz
Jensen, her erkeğin kadınla birlikte olması gerekiyor..
Erkeklerimiz köyleri korurken kadınlarımızın çocuk yapması gerekiyor.. Sevsek de, sevmesek de.. İstesek de, istemesek de..” “Ve sen de Arline’le mi
birliktesin?” Castiel başını sallar, devam eder “Ben sağlıklı bir adamım.. Ve
güçlerim var.. Bu da beni soy yaratmak için ideal kılıyor..” Jensen derin bir nefes alırken
başını sallıyor, konuşur “Bunu kabul ederim.. Edebilirim,
evet.. Karşı da çıkamam, bana düşen bir şey değil..” Castiel hafifçe gülümser, onu
izlerken Jensen bakışlarını onun dizlerinden tekrar ona çıkartarak devam eder “Ama bana söyle, kesin ve net
olarak söyle, ona karşı ne hissediyorsun? Beni kırabilecek gücün var Cas,
yapacaksan şimdi yap, hazırım..” Castiel onun hazır olmadığını, hiç
olmayacağını ondan daha iyi biliyorken ona bakıyor, cevaplar “Arline benim için özel biri
Jensen.. Hep öyle oldu, hep de öyle olacak.. Senden önce hayatımda yoldaş
olarak o vardı, ikimiz de böyle bir dünyada güçlü olmanın nasıl bir şey
olduğunu ve bunun sorumluluğunu biliyoruz.. Arline benim en yakın arkadaşım,
dostum, hatta belki de kardeşim..” “Yattığın bir kardeş..” “Evet.. Ve gerekirse yatmaya devam
edeceğim de bir kardeş..” Jensen’ın bakışları onun gözlerine
fırlarken Castiel sakindir, konuşur “Bunu bilmen gerekiyorduysa,
evet.. Gerekirse tekrar birlikte olacağım biri varsa, o da Arline.. Ben evli
değilim Jensen, bağlı olduğum biri yok-“ “Ben neyim!?” Castiel onun feryadıyla irkilirken
ilerideki insanlar da o tarafa döner ama Eavan aniden insan kültürüne dair bir
soru sorarak onların dikkatini ve şamatasını tekrar üzerine çekerken Castiel
cevaplar “Sen benim sevdiğim adamsın.. Her
şeyi yapabileceğim adamsın..” “Ama varlığım seni hiçbir şekilde kısıtlamıyor,
öyle mi?” “Jensen, daha 3 ay önce önüne
gelenle yatıyordun-“ “O zaman birlikte değildik!” Castiel ona bakarken hafifçe
gülümser, dikkatle cevaplar “Jensen, sen sadakate hiç
inanmadın-“ “Çünkü sadakat gerektiren biriyle
birlikte olmamıştım! Gerekli olduğunu düşünmemiştim, ama şimdi durum farklı, en
azından bana göre farklıymış.. Aynı frekanstayız sanıyordum ama hale bak, hem
beni sevdiğini söyleyip hem de gidip 5 kadınla yatabilecek durumdasın-“ “Jensen..” Jensen bu sefer susacak gibi
değil, başını iki yana sallar, kalkarken konuşur “Sakinleşmem gerek.. Yoksa birimiz
yanlış bir şey söyleyecek..” Ve onu geçer, partiyi geçip çıkıp
giderken Castiel sessiz, iç çekerek onun yere bıraktığı kadehe bakar.. “Hey.. Kavga mı ettiniz?” Castiel başını kaldırırken Eavan
da Jensen’ın bıraktığı yere oturuyor, kaşlarını kaldırır, Castiel cevaplar “Sanırım..” “Tebrik ederim.. Çift olduğunuzun
damgası..” Castiel şu an bununla pek de mutlu
değilmiş gibi görünüyorken Zora elinde iki kadehi, bir tanesi de koluyla bedeni
arasında, dengelemeye çalışarak yanlarına gelirken Eavan uzanarak onun koluna
sıkıştırdığı kadehi alır, Zora teşekkür edip onun yanına çökerken Castiel
kendisine uzatılan kadehi alır, Eavan sorar “Ne oldu?” Cas ona bir bakış atar, Eavan
cevaplar “Jensen’ın bu hallerini senden
daha çok biliyorum, belki bir çözüm verebilirim..” Zora ‘ne olmuş?’ derken Castiel
Eavan açıklayamadan cevaplar “Jensen benim diğer insanlarla
olan ilişkilerimden memnun değil..” Eavan kaşlarını çatarak onun ne
demek olduğunu sorarken Zora anlamış gibidir, beyazlayarak konuşur “Özür dilerim, ben düşünmedim-“ “Önemli değil Zora.. Elbet
soracaktı..” Eavan da bilmek isterken Castiel
ona döner, açıklar “Bıraktığım köy.. Orada bir eşim
var..” Eavan’ın gözleri büyürken Castiel
sakin, cevaplar “Bugün gördüğün gibi değil..
Jensen gibi de değil.. Sadece ikimiz.. Anlatamıyorum, biz öyleyiz..” “Nasılsınız? Jensen’la birliktesin Cas..” “Biliyorum, ama Arline’le de
birlikteyim-“ “İşte onu da o bozuyor-“ “Anlamıyorsunuz, insanlara göre
benim Jensen’la bir ilişkim yok!” Eavan gülmeden edemezken Cas
gözlerini kısar, Eavan cevaplar “Zyenlere göre var mı?” “Var tabii ki, herkes yattığımızı
biliyor Eavan.” Zora bakışlarını kaçırırken
erkekler ilk defa bunu göz kaçırmadan konuşuyorlardır, Eavan da aynı açıklıkla
cevap verir “Yattığınızı biliyorlar evet..
Jensen’ın seni kullandığını biliyorlar.. Ama aranızdaki sevgiyi bilmiyorlar,
Jensen buna dair bir nefes bile konuşamaz Cas, bana safı oynama..” Castiel iç çekerken Eavan ona
bakarak konuşur “Jensen’a nerede durduğunu tam
olarak açıklaman gerekiyor.. Ya da Arline’in nerede durduğunu.. Adam ilk defa
kendisinden başka birini önemsiyor Cas, bunu batıramazsın..” Castiel de bildiğini gösterirken
Eavan devam eder “Git ve adam gibi konuş.. Anlat..
Sen görebiliyorsun ama biz görmüyoruz.. Jensen korkuyor Cas, sen onun başına
gelen en ciddi şeysin..” Castiel ona bakar, sonra kalkıp
giderken Zora Eavan’ı izliyordur, genç adam ona bir bakış attığında Zora
dikleşir ve diğer tarafa döner.. Castiel çadıra girdiğinde Jensen’ı
yatakta yatmış tavanı izliyor bulurken şaşırmaz, yürüyerek yatağa oturur ve ona
bakarken konuşur “Arline’le Adrian’ın kampında
tanıştım.. Ben güçlerimin farkındaydım, ancak Adrian’ın yanındayken büyük bir
artış yaşadım, sebebinin senin de dünyaya gelip insanlar öldürmeye başlamış
olduğunu sonradan anladım..” Jensen tavana bakar, ona dönmezken
Castiel de sakin, devam eder “Arline’i oradan kaçırdım, tek
kurtarabildiğim o oldu.. Daha önce de köylerin organizasyonunda bulunmuştum, o
zamanlar benden daha yaşlılar vardı, ama zamanla tüm işler bana kalmaya
başladı.. Bunda senin ekibinin başarısını da göz ardı etmememiz gerek..” Jensen derin bir nefes alırken
Castiel parmaklarıyla oynuyor, mırıldanır “Birbirimizden başka güvendiğimiz
yoktu, hala da Arline benim için belki de güvenilecek en önemli kişilerden..” Jensen bunun üzerine ona dönerken
Castiel atılır, konuşur “İşte, bu noktada kör oluyorsun,
anlamıyorsun: sen de öylesin Jensen.. Sadece Arline senden daha önce hayatıma
girdi.. Evet birlikte olduk, evet yattık,
hiç pişman olmadım, hala da olmam, bir kadını istediğimde isteyeceğim kişi
Arline..” Jensen bir şey söylemezken Castiel
cesaret ederek elini onunkinin altına sokar, parmaklarını onunkilere geçirirken
devam eder “Bana sorduğun soruları
dürüstlükle yanıtladım Jensen.. Bana onunla tekrar birlikte olma ihtimalin var
mı dedin, cevap evet.. Ama onunla birlikte olma isteğim seninki gibi değil..
Diğer köylerde, insanların arasında, sen ve ben diye bir şey yok..” Jensen hafif bir nefes alırken
Castiel onun elini sıkar, fısıldar “Bu konu hakkında konuştuk,
inanışlarımızı biliyorsun.. Sen kendini bana o kadar vermezsin, ben sizin
tarafa geçemem.. Sınırlarımız var, yok diyemeyiz..” Jensen da hareket ederek onun
elini kendi tarafına çevirirken Castiel eğilerek onun elinin üzerini öper,
Jensen iç çekerken konuşur “Aşar mıydın? Sınırları?” Castiel başını kaldırarak ona
bakarken Jensen düşünceli, onu izleyerek sorar “İnsanların arasına girsek beni
sahiplenir miydin?” “Yapacağımı biliyorsun-“ “Beni koruyacağını biliyorum.. Ama
Arline’e gerçeği söyler miydin?” Castiel gülümsüyor, cevaplar “Arline gerçeği zaten biliyor
Jensen.. Yıllardır uzaktayım ve iletişimdeyiz..” Jensen da o kadarını biliyor, ona
bakarken bastırır “Bildiğini biliyorum.. Söyler miydin? ‘Ben bir iblisi seviyorum Arline ve onunla birlikteyim’ diyebilir
miydin?” Castiel sanki bundan daha fazla
bir şey sorulduğunu hissederken Jensen kaçmanın zor olduğu yeşil gözleriyle ona
bakıyordur, mavi gözlü insan bir süre sonra cevaplar “Söylerdim..” Jensen bunun üzerine gülümser, ona
bakarken konuşur “Bilmek istediğim buydu..
Yeterli..” Cas bunun üzerine rahatlarken
teşekkür eder, Jensen gülmeden edemezken ona bakarak sorar “İlk defa kavga ettiğine inanamam,
ayrıca şu ‘eşlerim’ meselesi nedir?
Arline dışında biri yok dediler-“ “Zora’nın yaşı daha öncesine
tutmuyor da ondan, yalan söylemedi..” “Kaç yaşındasın Cas? Herkes senden
efsane gibi bahsediyor..” Castiel başını eğer, hafifçe
gülümserken Jensen onun duruşundan önemli bir şeye geldiklerini anlar, baş
parmağı onun elinde gezinirken usullaşarak sorar “Gerçeği söyleyecektin..” Castiel başını kaldırır, ona
bakarken cevaplar “Hesaplamaya çalışıyorum..” Jensen kaşlarını kaldırır, ona bakarken
Castiel gülümser, bir süre sonra konuşur “Bilmiyorum.. Gerçekten.. Ben
çocukken etrafta binalar vardı..” “Binalar? Şimdi de var,
Guadalajara-“ “Her yerde binalar vardı..” Jensen yavaşça yatakta dikleşirken
Castiel bakışlarını kaçırır, Jensen gözleri kocaman, elini ondan çekerken
Castiel bununla ona döner, Jensen sorar “Her yerde? Eskiden-“ “Evet.. Belki 1000, belki de 2000,
bilmiyorum-“ “Cas..” Castiel bakışlarını onun gözlerine
kaldırırken Jensen şaşkınlık içerisindedir, fısıldar “Bu imkansız.. Hiçbir insan o
kadar uzun yaşayamaz-“ “Ben yaşadım..” “O yüzden herkes senin emrinde..” Castiel başını sallar, Jensen
nefesini bırakırken konuşur “Gerçekten seçilmişsin..” Castiel hafifçe gülümserken ona
bakıyor, sorar “Şüphen mi vardı?” Jensen da güler, gerginlik biraz
rahatlarken kral cevaplar “Abartıyorsunuz diye
düşünüyordum.. Ama Cas, binlerce yıl-bu kadar zaman, tek başına, neler gördün,
neler yaşadın-“ Castiel ona uzanan adamdan bir an gerilerken Jensen ‘şişt’ler, Castiel bunun üzerine ona yaklaşırken
Jensen onun yüzünü elleri arasına almış, ona bakarak konuşur “Tamam..” Cas kaşlarını kaldırırken Jensen
gözlerini devirir, konuşur “O kadar tamam değil elbette,
sormak istediğim bir sürü soru var ama tamam..” Castiel başını sallar, ‘tamam’ derken alnını ona dayadığında
Jensen bir süre onun yanağında parmaklarını gezdirir, sonra elini indirip
başını çekerken konuşur “Cas, ben başka biriyle birlikte
olmak istemiyorum..” Castiel başını çekerek ona
bakarken Jensen da ona bakıyor, mana ederek devam eder “Sadece bilmeni istiyorum.. Tamam
mı?” Castiel hafifçe gülümser, ‘tamam’ derken Jensen da onaylar ve bir
öpücük istediğini mırıldanırken Cas uzanarak onun dudaklarını örter, Jensen ilk
tartışmalarından sonra onu öperken onu kendine çeker.. İlk kavga, ilk
barışma, ilk itiraf. Castiel’in en büyük
sırrı gerçek kimliğiydi. Jensen bunu bilen birkaç kişi olduğunu düşünse de,
bunu kimse bilmiyordu. Castiel Jensen’a
söylemese de, aralarındaki son duvarı da yıkarak Arline’in dahi sahip olamadığı
parçasını ona vermişti. “Ben Cas’la evlenmek istiyorum.” Zora’nın elindeki kap yere
düşerken Eavan kılıcını neredeyse atına saplar, hayvan hırıltıyla bir uyarı
verirken Jensen sanki ‘ben elma
istiyorum’ demiş gibi rahatça heybesini ilikliyor, eğilip Zora’nın saçtığı
erikleri toplarken Eavan ve Zora şokla ona bakmaya devam ediyorlardır ki Jensen
kabı da kaldırır ve genç kadına uzatırken sorar “Yapılabilecek bir şey mi?” Zora hayatının şokunu yaşıyor
olmalı, ağzı açık bir şekilde başını sallarken Jensen gülümser ve onun ellerini
bulup kaldırır, kabı eline oturturken konuşur “Hazırlıklara başla.. Vakti
gelince söylerim..” Ve onu geçer, kampa giderken Zora
şaşkınlıkla Eavan’a döner, kendisi gibi bir surat bulurken Eavan mırıldanır “Eşyalarımı toparla-“ ve onu geçip
yürürken seslenir “Jensen-Jensen!” Zora kabı yine yere fırlatır,
kılıcı ve heybeyi toparlayıp Eavan’ın arkasından koşmaya giderken at eğilerek
erikleri koklar.. |