#VII : What Must Be Done (2)

Castiel tekrar gözlerini açtığında saatler geçtiğini bir şekilde anlar, vücudundaki tatlı yorgunluk sıcaklıkla birleşip onun esnemesini sağlarken Jensen mırıldanır

 

“Hala yaşıyor..”

 

Castiel bunun üzerine gülümseyerek başını o tarafa çevirirken arkasındaki adama bakar.. Jensen başını eline dayamış, yan dönerek onu izliyorken Castiel de battaniyenin altında dönerek onunla yüz yüze gelir, sorar

 

“Sabah oldu mu?”

“Gün doğuyor.. Nasılsın?”

 

Castiel vücudunu dinlerken ‘eh’ler, cevaplar

 

“Sızlıyorum, ama iyiyim.. Ata binmekten farkı yok-” Jensen gülerek ona eğilirken Castiel de gülümser, ikisi yavaşça öpüşürlerken Jensen’ın parmakları onun yanağından inerek boynundan geçer, sonra battaniyenin ucunu bularak onun sırtını örterken Castiel başını geri çekip onun koluna dayayarak sorar

“Şimdi ne olacak? İstediğini aldın..”

 

Bu sefer Jensen ‘eh’ler, onu kıskaçlarıyla yakalarken cevaplar

 

“Akrep dolu havuzu hazırlattım, öğle vakti seni ona atıp gideceğiz..”

 

Castiel ilgiyle ‘oh?’lar, Jensen onaylarken mavi gözlü adam konuşur

 

“O zaman son günümü yaşıyorum, izninle son dileklerimi sıralamalıyım-” Jensen izin verir, Castiel onun kolları arasında battaniyenin altında kayar, onu yatağa yatırıp üzerine geçerken konuşur

“Yemek.. Güzel bir yemek, insan yemeği değil, kral yemeği-” ve eğilip onu öperken Jensen daha bir ses çıkartamadan Castiel geri çekilerek ekler

“Dün nasılsa çok enerji yaktım-” Jensen gülerek başını geri bırakır, gevşerken Castiel devam eder

“İki güzel kadın-” Jensen ‘çok beklersin’ derken Castiel rahat, cevaplar

“Çok bekledim zaten? Ayrıca sen ön saflara gidip beni kampta bıraktığında çadırın bana kalıyordu, hatırlatırım..”

 

Jensen bunun üzerine gözlerini açarken Castiel masumlukla gözlerini kırpıştırır, Jensen onu incelerken cevaplar

 

“Cesaret edemezsin-”

“Benim bir şey etmeme gerek yok, herkes beni zaten istiyor.. Evet demem yeter-” Jensen cevap verecekken Castiel rahatlıkla sorar

“Yemek?”

 

Jensen onu boynundan kendine çeker, Castiel de memnuniyetle ona düşerken ikisi bir süre daha öpüşürler, Jensen’ın elleri sınırlarını zorlayarak onun belinden aşağıya inmeye başlarken Castiel onun ellerini yakalar, Jensen bağırırken mavi gözlü adam konuşur

 

“Gece-”

“Neden, beni göremediğin zaman daha mı az günah oluyor?”

 

Castiel bununla ona bakarken Jensen da dudaklarını ıslatır, ardından mırıldanır

 

“Öyle demek istemedim-”

“Bunun benim için önemli olduğunu biliyorsun-”

“Evet.. Ve öyle demek istemedim..”

 

Castiel iç çeker, onun ellerini bırakırken cevaplar

 

“Bu bir günah olsa da, yine de işlemeye karar veriyorum Jensen, bu senin için yeterince açıklayıcı olmalı.. Benim için ne kadar önemli olduğuna dair..”

 

Jensen’ın yeşil gözleri yattığı yerden ona bakarken Castiel de bir süre onu izler, Jensen mırıldanır

 

“Biliyorum.. Ama ışıktan kaçmak-”

“Şimdi birlikte olursak kampın ilerleme düzenini bozacağız Jensen, yola çıkmamız gerek..”

 

Jensen ‘oh’larken bir kampta olduklarını hatırlamış olacak, Castiel başını sallar, sonra tekrar eğilip onu öperken Jensen gülümseyerek onu tutar..

 

 

İkisi dışarı çıktıklarında kamp düzgün bir şekilde toparlanıyor, Castiel kimsenin farklı bir şey yapmadığını görürken mırıldanır

 

“Ben atları hazırlayayım.. Sonra çadırı toplarım-” Jensen bir şey söylemez, onu geçip uzaklaşırken Eavan kahvaltıdan çıkmış olacak, oraya geliyor, Jensen'ı görünce gülümseyerek arkadaşlarından ayrılır ve kralına yürürken konuşur
“Günaydın, gece güzel geçti umarım?”

 

Jensen ona bir bakış atarken Eavan daha da keyiflenir, devam eder

 

“Ben de dün gece komutan toplantısındaydım.. Komutayı başkasına bırakmıyor olmamız iyi, değişik işler dönüyor..”

 

Jensen bununla ona dönerken ne demek istediğini mırıldanır, o sırada kenardan geçen bir insana kolunu uzatıp onu kolundan yakalarken insan bir anda bembeyaz kesilip titremeye başlar, Jensen ona dönerek konuşur

 

“O böğürtlenler zehirli olur-” genç kadın elindeki sepete bakarken bir an sonra tekrar kralına bakar, Jensen mırıldanır
“Çocuğa verme.. Ve bana bir elma getir, olur mu?”

 

Genç kadın şaşkınlıkla başını sallar, onu geçip uzaklaşırken Eavan devam eder

 

“Çok uzakta değil, belki 1 belki de 2 günlük at mesafesinde bir köy var-mış.. O taraftan gelen haberciler söyledi..”

“Köyde ne varmış? Ne özelliği var?”

“İblis köyü gibi duruyor, ama insan köyü olduğunu düşünüyorlar.. Ve görünüşe, ayrıca düzenlerine bakarak oldukça da güçlü ve gelişmiş bir köy olduklarını düşünüyorlar..”

 

Jensen kaşları çatılı, bu bilgiyi sindirirken nereden geldiğini görmedikleri bir Castiel yanlarında durur, konuşur

 

“Askerler zehirli böğürtlen yemiş, herkes kusuyor, sen yedin mi?”

 

Jensen ona dönerken Castiel endişeyle onu inceliyordur, Jensen mırıldanır

 

“Bir şeyler yedim, ama-” Castiel uzanarak onun alnına elini koyar, Eavan ilgiyle izlerken Jensen devam eder

“Çok yemedim, etkileneceğimi sanmam-”

“Jensen! Sen doğa iblisisin, biraz daha dikkat edeceğini düşünürdüm.. Uzaklaşma, bir şeyler kaynatacağım-” Jensen emredersin derken Castiel döner ve uzaklaşır, Eavan kaşlarını kaldırarak efendisine bakarken Jensen mırıldanır

 

“Her ne getirirse çoktan yemiş ve sessizce kusan insanlara ver, eminim ölüyorlardır..”

 

Eavan başını sallar, kral onu geçip öğüren askerlerine giderken genç asker gülümser, Castiel'in peşinden gider..

 

 

Castiel minik bir kazancıkta kaynattığı karışımı bir kadehe boşaltıyorken Eavan yanına damlar, konuşur

 

“Ben götürürüm, Jensen senden almamı istedi, sen etrafı toparla..”

 

Castiel peki diyerek kadehi ona verirken dikkatli, açıklar

 

“Yudum yudum içecek, hepsini bir seferde içmesin.. Birkaç yudum etkili olur ama o bu aralar biraz farklı bir bünyeye sahip, o yüzden çok yaptım-“ Eavan onaylar, kadehi alırken sesi muzur, sorar

“Bünyesi bu aralar nasıl?”

 

Castiel ona bir bakış atarken Eavan gülerek kadehten bir yudum alır, Castiel ona gözlerini devirirken genç asker cevaplar

 

“Ne? 1-2 tane yedim, çok değil-“

“Hepiniz şaşkınsınız, bir de iblis olacaksınız-“

“Cas, yaklaştığımız köy hakkında bir şey biliyor musun?”

 

Castiel bir anda beyazlarken Eavan ona bakar, mavi gözlü adam gerilerken konuşur

 

“Ben çadırı toplayacağım..”

 

Eavan onaylar, insan dönerek giderken asker öğreneceğini öğrenmiş, insanların tarafına giderek kadehi bırakır, sonra Jensen’ı aramaya başlar..

 

 

Jensen ona gösterdikleri haritalara bakıyor, köyün tahmini genişliği açıklanıyorken kralın yüzü düşünceli, çadıra giren Eavan konuşur

 

“Jensen-“ Jensen dönerek ona bakar, Eavan mırıldanır

“Bir dakikanı alabilir miyim? Ben de toparlanıyorum, uzun sürmez..”

 

Jensen başını sallar, diğerlerine çıkmalarını işaret ederken askerler dağılıp kendi çadırlarını toplamaya giderler, Eavan ona yürüyerek mırıldanır

 

“Castiel gideceğimiz köye dair bir şeyler biliyor..”

 

Jensen bununla masadan ona dönerken sakin, sorar

 

“Castiel nereye gideceğimizi nereden biliyor?”

 

Eavan ona bir bakış atar, Jensen masaya otururken cevaplar

 

“Castiel her planımızı bilmiyor Eavan-“

“Nasılsa görüyor, biliyoruz.. Ve Jensen, o köye gideceğimizi öğrendiğinde bundan hoşnut olmadı, orada gerçekten büyük bir şeyler var.. Bence biraz kölenle vakit geçirsen iyi olacak-“

“Bir şey yapamam.. Bütün birlik köyden haberdar olmuş, basmamız gerekecek-“

“Hiç mi kaçar yol yok? Castiel iyi görünmüyordu, hislerime güven..”

 

Jensen burnundan bir nefes bırakır, sonra masadan ayrılırken konuşur

 

“Toparlanın.. Nasılsa 1 günlük uzaklıkta, o arada ifadesini alırım..”

 

Eavan başını sallar, Jensen onu geçip çıkarken Eavan da emri iletmeye gider..

 

 

Yola çıkılmış, Castiel her zamanki sessizliğinde Tyra’nın sağ arkasında gidiyor, Cadee ile bir problemi var gibi görünmüyorken Eavan da Cas’ın diğer tarafında at sürüyordur, bu tempo saatlerce devam ederken verdikleri kısa aralarda askerler kusar, insanlar şaşırtıcı bir şekilde hasarsız dururlarken gece çöktüğünde Jensen kamp kurulmasını söyler, ateş yakılmasını yasaklarken herkes bir yöne dağılır..

 

 

SOUNDTRACK

CHRISTOPHER YOUNG - THE UNINVITED

 

 

Jensen bütün kampta Castiel’i aramış, bulamadığında bir şey olmadığını kendi kendine tekrarlamışken kampı ateşe vermek de istemiyor, sessiz sessiz çadırların arasında gezinmeye devam eder..

 

Castiel atların yanında değil, çadırda değil, diğer askerlerin çadırlarında zaten hiç bulunmuyor, insanlar da onu görmemişken Jensen artık endişelenmeye başlıyor, revirin o taraftan gelen eli dolu bir insana sorar

 

“Castiel nerede, revirde mi?”

“Değil efendim.. Şu tarafa gittiğini gördüm ama döndü mü bilmiyorum..”

 

Jensen o tarafa baktığında ağaçlardan başka bir şey görmezken Castiel’in ağaç kökleri ya da hayvanları görebilecek biri olduğunu biliyor, başına bir şey geldiğini sanmasa da o tarafa doğru giderken seslenir

 

“Cas?”

 

Cevap gelmezken Jensen kamptan uzaklaşmaya, karanlıkta ilerlemeye devam ederek tekrar seslenir

 

“Castiel! Hoş değil-“ yine cevap gelmezken Jensen artık korkmaya başlamış, bağırır

“CAS!”

 

Bir yerlerde bir şeyler kıpırdarken Jensen hızla o tarafa döner, yaprakların hışırtıları dikkatini çekerken oraya yürüyerek sorar

 

“Cas?”

 

Jensen uzunca bir süre yürüdükten sonra rüzgar ve hışırtı dışında bir şeyler de duyunca rahatlar, ama duyduğu şeyi tanımladığında şaşkınlığa düşerken sorar

 

“Cas?”

 

Ve onu bulduğunda yanına çökerken Castiel ağlıyor, dönerek onun kolunun altına girer, Jensen şaşkına dönmüş, ona sarılarak geçtiğini fısıldamaya başladığında neyin geçtiğini bile bilmiyor, öylece onu tutar..

 

 

“Ne oldu? Söyle hadi, sonra devam edersin..”

 

Castiel bir şey söylemez, ağlamaya devam ederken Jensen onun ensesini okşuyor, sorar

 

“Biri bir şey mi yaptı?”

 

Cas başını iki yana sallar, gömleğinin koluyla yüzünü silerken Jensen onun donuyor olduğunu fark ederek kabanını çıkartmaya başlar, sorar

 

“Ne oldu? Hadi, korkutma-“ Castiel burnunu çekerken Jensen kendi kabanını onun omuzlarından geçirir, büyük siyah şeyin altında minicik kalan adam cevaplar

“Köy.. Orayı yok edeceksiniz..”

 

Jensen ‘evet?’ derken Castiel başını kaldırarak ateşli bir mavi bakış atar, Jensen gecenin karanlığında bile onu yakalarken yutkunarak cevaplar

 

“Yani.. Başka bir şansım yok Cas-“

“Biliyorum! O yüzden ağlıyorum, hepsini öldüreceksiniz!”

 

Jensen iç çekerken kendi önüne dönerek kollarını bacaklarına dolar, Castiel de kendi kendine ağlamaya devam ederken bir süre sonra ona uzanarak fısıldar

 

“Bana fırsat ver-“

“Hayır.”

“Önden gideyim, beni tanırlar-“

Hayır.”

 

Castiel öfkeyle ondan uzaklaşırken ayaklanır ve yürür, birkaç adım sonra tekrar ona dönerken konuşur

 

“Hepsini ölüme göndereceksin-“

“Daha önce de ölüme gönderdiğimiz köyler oldu, neden bu köy için bu kadar korkuyorsun?”

 

Castiel bir şey söylemez, ona bakmaya devam ederken Jensen da yere bastırarak kalkar, ikisi ayakta dururlarken sorar

 

“O köyde bir şey var, değil mi? Ya da biri.. Sizin için önemli..”

 

Castiel zayıf bir nefes alırken Jensen sakin, konuşur

 

“Anlıyorum.. Benden hala bazı şeyleri gizliyorsun ve ben de sormuyorum.. Ama Cas-“

“Hayır, sorma-“

“Neden?”

“Sana yalan söylemek istemiyorum da ondan..”

 

Jensen sessiz, onu izliyorken tekrarlar

 

“Sorsam, yalan mı söyleyeceksin?”

“Cevap vermemeye çalışacağım-“

“Ben de bastıracağım-“

“Ben de dikkatini dağıtacağım..”

 

Jensen bunun üzerine çenesini kaldırırken dikkatli, sorar

 

“Dikkatimi dağıtacaksın? 2 gündür yaptığın da bu mu? Dikkatimi dağıtmak? Komutayı bende tutup emir verdirtmemek-“

“Hayır Jensen, öyle olmadığını biliyorsun..”

 

Jensen da bir şekilde bilirken daha fazla sorgulamaz, sonra konuşur

 

“O köyde ne var bilmiyorum, inan aslında bilmek de istemiyorum, ama hayır Cas: ne sen ne de başkası o köye gitmeyecek, yarın sabah hep beraber basacağız-“

“Yanlış karar veriyorsun Jensen, pişman olacaksın-“

“Olacaksak da birlikte olacağız.. O köyde ne olduğunu söylersen-“

“Söyleyemem.. Adrian bunu senden öğrenirse mahvoluruz..”

 

Jensen iyice kaşlarını çatarken Castiel başını geceye çevirir, Jensen mırıldanır

 

“Pekala.. Yürü, çadıra-“

“İstemiyorum..”

 

Jensen bununla geri adım atarak tekrar ona dönerken Castiel omuzlarını silker, konuşur

 

“İstemiyorum.. Üzgünüm ve eğlenecek durumda da değilim..”

 

Jensen bir süre onu izlerken sonra iç çekerek ona ilerler, omuzları çökmüş adamın önünde dururken Castiel başı yere dönük, ona bakmamaya devam ediyordur ki Jensen kabanın içine ellerini sokarak onun beline asılır, öne eğilmiş alnı öperken fısıldar

 

“Tamam.. Ama burası soğuk ve tek başına durursan aklım burada kalacak..”

“O zaman sen de burada kal-“

“Tek başıma açıklıkta durmam can güvenliğim için faydalı değil-“

“Biri gelirse görürüm-“

“Cas.. Hadi, çadıra gel.. Lütfen..”

 

Castiel bir şey söylememeye devam ederken Jensen onun yanağını öpüyor, mırıldanır

 

“Bir şey yapmayacağım, söz.. Üzgünsün ve sen üzülünce ben de mutlu olmuyorum..”

 

Castiel iç çekerek alnını onun omzuna dayar, sonra onu ittirir ve dönüp köye giderken Jensen arkasından gülümser, onu takip eder..

 

 

İkisi çadıra girdiklerinde Castiel Jensen’ın kabanını katlayıp kenara koyar, mumları üfler ve sonra yürüyüp battaniyelerin altına girer, kendi tarafına dönerek tortop olurken Jensen arkasından gülümsemeden edemez, dönerek dışarı çıkar, askerlerle konuşup sabaha karşı uyandırılmayı ister, herkesin hazırlanmasını emredip sonra içeri girerken o da diğer adımları halleder..

 

Castiel battaniyelerinin altında yatıyor, soyunan, eşyalarını ve silahlarını hazırlayan kralı dinliyorken Jensen bıçaklarını biler, durumlarını kontrol eder, her şeyden memnun olduğuna kanaat getirince yatağa ilerlerken Castiel tekrar tortop olur, Jensen gülerek konuşur

 

“Söz verdim, rahatla..”

 

Castiel biraz gevşerken Jensen onun arkasından yatağa girer, birkaç zeki hareket sonrasında da Castiel kolları arasında yatıyor hale gelirken çadırın içi karanlık, herkes dışarıda hazırlanıyor, ne kral ne de kölesi konuşurken bir süre sonra Castiel mırıldanır

 

“Bir şey istesem..”

 

Jensen onun sesindeki üzgünlükle, umutsuzlukla kollarının kasılmasına engel olamazken Castiel hala kıpırdamıyordur, Jensen o an o ne isteyecekse verebileceğini fark ederken uçarı bir şey istememesini dileyerek cevaplar

 

“Nedir?”

 

Castiel hala gergin, nefesleri dikkatliyken konuşur

 

“Biraz kan verir misin?”

 

Jensen kaşlarını çattığında Castiel onun kollarında canlanır ve onun tarafına dönerken fısıldar

 

“Çok değil, 1-2 damla, hissetmezsin bile-“

“Neden?”

 

Castiel onun çenesinin altında, ona bakıyor, cevaplar

 

“Bir uyarı.. Minicik, buradaki kimse anlamayacak-“

“Ne uyarısı? Kime?”

“Oradakilere.. Lütfen Jensen, en azından bunu yapmama izin ver, beni bırakmıyorsun ama yapabileceğim bir şey varken burada oturamam-“

“Benim kanım ne işe yarıyor ki, onu anlamadım..”

 

Castiel onun en azından düşünüyor olmasıyla daha da canlanırken dikkatli, açıklar

 

“Sen en güçlü iblissin, senin enerjin tüm büyü duvarlarını geçiyor, köydeki cadıya seni iletirsem-“

“Köyde cadı mı var?”

 

Castiel konuşmazken Jensen ‘köyde cadı var’ der, mavi gözlü adam devam eder

 

“Onlar hissederlerse kaçarlar-“

“Castiel köy kaçamaz, anlatamıyorum-“

“Köy değil, kaçması gereken kaçsa yeter!”

 

Jensen onun ateşine bakarken Castiel neredeyse tekrar ağlayacak, fısıldar

 

“Lütfen Jensen, senden hiçbir şey istemedim, lütfen bunu reddetme, böyle oturursam ölürüm-“ Jensen onun bu ses tonuna daha fazla dayanamazken onu sıkar, konuşur

“Tamam, tamam tamam ağlama lütfen-“ Castiel derhal susar, sorar

“Tamam mı? Yapacak mısın?”

 

Jensen iç çekerken kocaman bir çocukla uğraştığını düşünüyor, cevaplar

 

“Yapacağım, tamam.. Ama bana borçlusun-“ Jensen bir anda atılarak onun dudaklarını örten adamla gülmeden edemezken Castiel bir anda canlanmış, hayat dolmuş, üzerindeki battaniyeleri iterek onun üstüne çıkar, Jensen memnun, başını ayırırken konuşur

“Böyle olacaksan her gün insanlığa kan bağışlayalım-“ Castiel keyifle gülümser ve yataktan kalkar, onun çalışma setine giderken Jensen da geriye uzanarak onu izler..

 

Castiel bir parşömen çeker, mürekkep ve bir de mum alırken yürüyerek tekrar yatağa çıkar, yatağa çıkmakla yetinmeyip tekrar Jensen’ın üzerine otururken Jensen memnun bir ses çıkartır, Castiel kağıdın arkasından ona mutlu bir bakış atarken Jensen ödüllendirilmeye başladığını anlamış, kollarını başının altına çaprazlayarak onu izlerken sorar

 

“Ne yapacaksın?”

 

Castiel cevap vermez, direkt gösterirken parşömeni onun göğsüne koyar ve yayar, sonra mürekkebi açarken parmağını batırarak parşömenin üzerine çizgiler çizmeye başladığıda Jensen hareketsizleşerek onu izler..

 

Castiel odaklanmış, kağıda çizdiği şekli takip ediyorken sonrasında mürekkep kabını kenara koyar ve Jensen’ın üzerinden yatağın altına eğilir, güçlü kral önünde uzanan boynu öperken Castiel şiltenin altındaki hançeri çekerek çıkartır, onun gözlerine bakarak gerilerken Jensen da ona bakar..

 

Castiel sakin, hançeri elinde döndürürken Jensen onda arada sırada gördüğü bu güç ve kontrolle yine ısınmadan edemezken Castiel onun bileğini çeker ve elini açar, hançeri elinde çevirip onun tenini keserken Jensen mırıldanır

 

“Acıdı..”

 

Castiel ona bakmadan gülümser, parmak ucuyla topladığı kanı parşömenin belirli noktalarına bastırır ve işi bitince hançeri yere fırlatırken keskin bıçak toprağa saplanır, Castiel elindeki avcu öpüp bırakır ve sonra mumu yakmak için uzanırken Jensen mırıldanır

 

“Çabuk ol..”

 

Castiel yine ona bakmadan gülümser, sonra yaktığı mumu çevirerek damlalarını parşömene akıtır, o anda kağıttaki işaret parlamaya başlarken Jensen başını kaldırarak izler..

 

Castiel sakin, parlaklığın tüm şekle yayıldığından emin olurken bittiğinde parşömeni kaldırır ve ateşe verir, kağıt bir anda küle dönüşürken Castiel havada uçuşan parçaları üfler, siyah tüyler ortalarından kayıp giderken Jensen başını yavaşça yastığa bırakıyor, ona bakmaya devam eder..

 

Castiel sakin, elindeki mumu çevirir ve damlaların Jensen’ın göğsüne akmasını izlerken güçlü kral dudağını ısırarak nefesini tutar, Castiel mumu üfleyip söndürür, sonra eğilerek yaktığı yerleri öpmeye başlarken Jensen elini onun saçlarına sokuyor, fısıldar

 

“Oldu mu?”

 

Castiel cevap olarak yükselir ve onun dudaklarını örterken Jensen insanların iyiliğini yeterince düşünmüş, şimdi bencillikle onu kendine çekerken Castiel itiraz etmeden ona gelir, gülümser..

 

 

“Cas, uyan..”

 

Castiel irkilerek uyanırken Jensen şiştler, sakin olmasını fısıldarken Castiel gözlerini kırpıştırarak kalkıyor, sorar

 

“Saat-“

“Sabah.. Hazırız, gideceğiz..”

 

Castiel hala sersem, başını sallarken bakışlarını çadırda gezdirdiğinde her şeyin toplanmış olduğunu görür, ona sadece dışarı çıkmak kalırken sorar

 

“Uyumadın mı?”

“Hayır, kalk-“ Castiel onun isteğine uyarak kalkarken hala şaşkın, sorar

“Gerçekten mi?”

 

Jensen gülerek gerçekten diye cevaplar, Castiel içi ısınmadan edemezken kralı onun beline bir kemer doluyor, ilikleri geçirir, sonra kemere bağladığı kını da iliklerken Castiel başını aşağı eğerek ne yaptığını sorar, Jensen geri dönüp sandığın üzerinde tek bıraktığı bir bıçağı alırken ona dönerek konuşur

 

“Orada ne olacağı belli değil.. Kendini koruyacağına söz ver..”

 

Castiel mavi gözleri sessiz, hançere bakarken Jensen devam eder

 

“Bunları kullanabildiğini biliyorum.. Masum gözüküyorsun ama neler yapabildiğini ben bile hala öğreniyorum..”

 

Castiel bakışlarını ona kaldırırken Jensen hançeri elinde döndürür ve kabzası ona gelecek şekilde ona uzatırken Castiel konuşur

 

“İnsanları öldürmeyeceğim-“

“Sana saldıranlar olacaktır Castiel.. Kendini savunacağına söz ver..”

“Şimdiye kadar idare ettik-“

“Hiçbir köy bu kadar büyük değildi, orada bir şehir var..”

 

Castiel iç çekerken Jensen hançeri tekrar ona uzatır, Castiel hışımla alır ve döndürerek kına sokarken Jensen onaylar, Castiel bastırır

 

“İnsanlara zarar vermeyeceğim..”

“Sen kendini savun yeter, ben hallederim..”

 

Castiel bir şey söylemez, o sırada askerler dışarıda hazır olduklarını söylerlerken Jensen insanına bir bakış daha atar, Castiel’in sessiz olduğunu görürken dönerek kapıya ilerler ama Castiel konuşur

 

“Jensen-“ Jensen ona döner, sanki bunu bekliyor, yürüyüp onun dudaklarını örterken Castiel de onun ensesine asılır, ikisi birbirlerini ısırarak öpüşürlerken sonra Castiel aniden ayrılır, konuşur

“Dikkatli ol, lütfen-“

“Sen de olursan-“ Castiel hırıldar, Jensen sırıtırken onu tekrar öper ve sonra çekilir, yürüyüp çıkarken Castiel de onu takip eder..

 

 

Castiel atından inerken Cadee zeki, dönerek dört nala uzaklaşır, kardeşiyle birlikte güvenli bir yere giderken her yer güvensiz, Castiel bağırışların arasında derin bir nefes alarak ilerler..

 

Jensen hala sakin, elinde hançeri, herkese ne tarafa gideceklerini işaret ediyorken saflar dört yana dağılır, Jensen dönerek Castiel’e bakarken mavi gözlü insan da başını sallar, Jensen askerleriyle birlikte önden gitmeye başlarken Castiel de birkaç saniye sonra askerlerin arasından sıyrılır, kendi bildiği yerlere koşar..

 

Castiel tüm köyü koşmuş, her yerde aramaya devam etmişken kurtarabildiği kadar insanı kurtarmış, o arada Zyenler tarafından birkaç kere yakalansa da yüzü görüldüğünde serbest bırakılmış, büyünün ulaştığını düşünmeye başlayıp rahatladığı sırada köy meydanından gelen çığlıklarla dikleşerek o tarafa döner, elindeki hançeri neredeyse düşürecekken son anda yakalar..

 

 

Castiel yanan evleri geçerken koşarak meydana dalar, irkilen askerler bir an ona baksalar da kim olduğunu görünce diğer tarafa dönerlerken Castiel gözleri büyüyerek ortadaki manzaraya bakar..

 

İnsanlar dört bir yanda öldürülüyor, Castiel şu anda onları görmüyorken ortadaki yağlı kızağa bağlanan beyazlar içerisindeki kadın ağlıyor, onu bırakmalarını istediği belli ama bir şey söylemiyorken Castiel nefesini bırakarak yere düşer, çamura batmasına rağmen aldırmazken oraya bakar..

 

 

Jensen çığlıkları duymuş, neler olduğunu görmek için oraya ilerlerken Eavan da yanında koşturuyor, durumdan memnun olmadığı her halinden belli, sıkıntıyla kılıcının kabzasını sıkıp duruyorken Jensen küfrettiğinde genç adam sorar

 

“Ne-“

“Cas-“ Eavan korkuyla nerede olduğunu sorarken o da gördüğünde gözleri büyümeden edemez..

 

Castiel meydanın diğer tarafında yere çökmüş, korkuyla, üzüntüyle, belki de dehşetle meydanın ortasındaki hazırlıkları izliyorken Eavan sorar

 

“O kim? Ne oldu-“

“Bilmiyorum.. Cas’ı da böyle bir durumdayken kurtarmıştım, belki de şoktur-“

“Castiel sana kolay kolay şoka girecek bir adam gibi geliyor mu?”

 

Jensen bununla ayılırken başını sallar, bir ıslık patlatırken her zaman bir kulağı onda olan Castiel ayılarak o tarafa bakar, Jensen kaşını kaldırdığında Castiel bir nefes bırakarak tekrar kadına dönerken Jensen sorar

 

“Ne, kardeşi falan mı!?”

 

Eavan da bilmiyorken Jensen iç çeker, sonra bir şeyler homurdanırken atılarak bağırır

 

“HEY! DURDURUN!”

 

Herkes durup ona dönerken kadın da başını çevirerek oraya bakar, mavi gözleri Jensen’ı gördüğünde büyüyerek kocaman olurken Jensen bir an irkilerek onunla göz göze gelir, her mavi gözlü insan gibi bu kadın da ona farklı görünürken yine de bu kadının gözleri onu etkilemez, Castiel gibi ona dokunmazken Jensen başını çevirir ve konuşur

 

“Kadını toparlayın, kampa geliyor.. Etrafı yok edin..”

“Emredersiniz efendim!”

 

Herkes dağılıp giderken Jensen da kalabalığın içerisinde ilerleyip ayağa kalkan Castiel’in önünde durur, mavi gözlü adam gözleri dolu, ona bakarken Jensen daha bir şey söyleyemeden Castiel fısıldar

 

“Şimdiye kadar bana hala sahip olamadığın bir yerim kaldıysa, onu da aldın.. Tüm ruhum senin, ne kadarını istersen..”

 

Jensen ona bakakalırken bunu beklemediği belli, cevap veremez, o kadar gürültünün ortasında duyulmadıklarından emin olan insan mavi gözleri dolu ama mutlu, fısıldar

 

“Ne olduğunu bilmediğin bir şeyde bile, benim için bunu yaptın..”

 

Jensen yüzüne kan bastığını hissederken ona bakıyor, cevaplar

 

“Abartma, kız da mavi gözlülerden.. Senden bıktım, biraz da onu sorgulayacağım..”

 

Castiel gülümser, bir şey söylememeye devam ederken Jensen konuşur

 

“Ciddiyim.. Fena bir sorgu onu bekliyor, kan, revan, şiddet.. Ben olsam bu kadar mutlu olmazdım Cas, soydaşların acı çekecekler-“

“Bir iblisi seviyorum Jensen.”

 

Jensen donarak ona bakarken Castiel de onu izliyor, başını sallar, sonra onu geçerek diğer askerlerin yanına giderken Jensen yanan ve yıkılan bir köyün ortasında kalmış, arkasından bakar..

 

 

Eavan Jensen’ın Cas ile konuştuğunu görünce gözlerini devirir, serbest bırakılan kadına ilerlerken yükseğe bağlanmış kadın ipleri kesildiğinde yere yuvarlanır, kimse ona yardım etmezken Eavan da önüne düşen kadını izler, konuşur

 

“Umarım bir yerini kırmamışsındır, yolun uzun olacak..”

 

Kadın bembeyaz bir kıyafet içerisinde, kolunun altından yere kadar uzanan beyaz kollukları elbisesini daha masalsı bir hale getiriyorken göğsünü iki taraftan bağlayan deriden ipler hala kopmamış, ayağa kalkarak ona bakar, mavi gözlerinde korku görünmezken cevaplar

 

“Kırılsa da yürüyebilirim..”

 

Eavan nedense şüphe etmezken kadının yuvarlak yüzünü, gururlu duruşunu inceler, sonra mırıldanır

 

“Bu taraftan..”

 

Ona yol verir, kadın bir an onu süzüp sonra önüne geçer ve yürümeye başlarken Eavan arkasından yürüyerek sorar

 

“Başımıza lanet indirtecek misin? Önceden haberim olsun da-“ Kadın kaşlarını çatarak ona dönerken Eavan kaşlarını kaldırır

“Cadı?”

 

Mavi gözler dikkatlice ona bakar, sonra çenesini kaldırırken Eavan gülümseyerek cevaplar

 

“Olup olmadığını yakında anlayacaklar, merak etme.. Önceden söylemek seni kurtarabilir..”

 

Kadın dudaklarını büzüştürür ama cevap vermemeye devam ederken Eavan omuzlarını silker, o sırada yanlarına gelen Jensen konuşur

 

“Evet yeni biblomuz bu demek..”

 

Kadın onun sesini duyunca bir adım geri atarken Eavan biraz önce orada duran korkusuzluğun yok olduğunu görünce gözlerini kısar, Jensen da farkında, yeni biblosunu incelerken mırıldanır

 

“Kuralları hemen belirlememiz gerekecek, bu ara bunlarla uğraşacak kapasitede değilim.. Adın nedir?”

 

Kadın onlara bakar, sonra cevaplar

 

“Zora..”

 

Jensen onaylar, devam eder

 

“Pekala Zora, ben Jensen, bu da Eavan.. Ben her koşulda başını sallayıp ne dersem yapacağın adamım, Eavan da benden sonra peşinden ayrılmayacağın adam, anladın mı?”

“Ben köleniz değilim-“

“Neden benim peşimden ayrılmıyor pardon?”

 

Jensen ikisinin cevabına bakarken Eavan’ı seçerek cevaplar

 

“Benim peşimde dolanırsa sinirlerimi bozacak ve bir tarafını kopartacağım.. Bu da kimilerini oldukça üzecek, biliyorsun..”

 

Eavan ‘ah’lar, Zora ikisini izlerken Jensen onu da unutmamış, ona dönerek konuşur

 

“Ve sen tatlım, benim kölem olmak aslında hayatını rahata erdirir ama neden kimse bunu anlamıyor merak ediyorum.. Dua et ki artık çok kan dökmüyorum, eskiden fenaydım..”

 

Zora kaşları çatılı, onu izlerken Eavan mırıldanır

 

“Jensen Zyen Kralı’dır, onun zindanlarına düşmek istemezsin-“

“Oraya düşenleri duymayan mı var?”

 

Jensen mutlulukla gülümser ve Eavan’a dönerken Eavan gözlerini devirir, o sırada Castiel gelirken gözleri parlıyor, konuşur

 

“Benden istediğiniz bir şey var mı?”

 

Zora bunun üzerine ona dönerken Castiel de dönerek ona bakar, Jensen dikkatle bakışmayı izlerken Zora derin bir nefes alarak önüne döner, Jensen mırıldanır

 

“Var.. Atımı bul..”

 

Castiel başını sallar ve dönüp uzaklaşırken Zora onun gidişini izler, Jensen durumdan hoşlanmamaya başlamış, konuşur

 

“Eavan, şunu götür-“ Eavan kızı kolundan tutup götürürken Zora kurtulmaya çalışır ama Eavan izin vermez, Jensen dişlerini bileyerek kölesine gider..

 

 

Castiel atları getiriyor, Jensen’ın oraya doğru geldiğini görünce mutlulukla gülümserken Jensen pes etmemeye çalışır, çevredeki askerler de toparlanıyorlarken Eavan bibloyu getirerek Jensen’ın konuşmasını engeller, sorar

 

“Nasıl gidecek? Hangi ata bağlayayım?”

 

Jensen dönerek bibloyu süzerken beyaz elbiseli kadın ellerini önünde birleştirmiş, kolu Eavan’ın pençesinde, kıpırdamadan bekliyorken Jensen mırıldanır

 

“Ata binsin, hızımızı kesmesin-“ Jensen daha sözünü bitiremeden iki ses duyulur, atılır

“Ben onunla gidebilirim-“

“Ben onunla gidebilirim!”

 

Jensen dönerek mavi gözlülere bakarken Zora da susmuştur, Castiel devam eder

 

“Zora çok pis efendim, kimseyi kirletmesini istemezsiniz-“

“Biz de temiz değiliz-“

“Ama yoruldunuz.. Hepiniz.. Ben atın üzerinde sıkışmayı kaldırabilirim, daha değerlisine ihtiyacım yok.. Hem, kaçmayacağım kesin..”

 

Eavan ilgiyle Zora’ya dönerken mavi gözlü kadının açlıkla Castiel’i izlediğini görürken mırıldanır

 

“Kızı ben alabilirim Cas, zorlama.. Nasılsa benimle gezecek-“ Zora bununla beyazlarken kolunu yine kurtarmaya çalışır ama Eavan izin vermez, Jensen onların debeleneceklerini anlamış, sabırsızlıkla konuşur

“Kızı bırak, bunu çekecek durumda değilim! Cas, kız kaçarsa canını yakarım, ciddiyim.”

 

Castiel kaçmayacağını söylerken Zora da kaçmayacağını mırıldanır, Jensen dönerek mavi gözlü kadının suratına bakarken Zora susar..

 

Eavan Zora’yı bırakırken Castiel Jensen’ın önünden elini uzatır, Zora onun elini yakalayıp kendi isteğiyle ona ilerler ve arkasına geçerken Jensen derin bir nefes alıp dönerek uzaklaşır, herkese toparlanmalarını kükrerken Eavan fısıldar

 

“Sen delirdin mi? Jensen seni öldürecek!”

 

Zora korkuyla Castiel’e bakarken Cas onun elini okşar ve sakinleşmesini söyler, sonra diğer adama dönerek cevaplar

 

“Bir şey yapmayacak.. Sadece kıskanıyor-“

“Ve Jensen kıskançlıktan adam öldürür!”

“Bir şey yapmayacak. Git atını bul, hadi..”

 

Eavan başını iki yana sallar ve onları geçip kendi atını bulmaya giderken Zora usul, sorar

 

“Zor duruma düşeceksen-“ Castiel gülümser, ona dönerken cevaplar

“Ben hep zor durumdayım, rahatla..”

 

Zora başını sallar, sonra duruşu ilk defa gevşerken Castiel de onun uzun kızıl kahve saçlarını omuzlarından geriye çeker, elbisesinin omuzlarını düzeltir, sorar

 

“Nerede?”

 

Zora neyi sorduğunu biliyor, derin bir nefes alırken cevaplar

 

“Gün doğarken çıktılar.. Ben de siz gelmeden önce çıkacaktım ama işi bitiremeden siz geldiniz, üzgünüm efendim, gerçekten-“ Castiel ‘tamam’ derken Zora gerçekten üzgün görünüyor, ağlayabilecek gibiyken fısıldar

“Bana görev verdiniz ve tutamadım, başarısız oldum-“

“Başarılı oldun Zora.. Kimse onu ele geçiremedi, bu başarı.. Sana da bir şey olmayacak..”

 

Zora pek emin değil gibi gülerken Castiel ona gülümser, sonra gelmesini fısıldayıp Cadee’ye giderken genç kadın da onunla birlikte yürür..

 

 

Zora kolları Castiel’in belinde, ikisi dörtnala gidiyorlarken genç kadının uzun saçları arkasında uçuşuyor, Eavan önünden çok Zora’nın saçlarını izlediğini fark ederek önüne dönerken Jensen diğer taraftan -Castiel’in 4 at solu- burada dinleneceklerini emreder, atlar dururken Eavan inerek diğer tarafa uzaklaşır..

 

Castiel önce kendisi iner, sonra genç kadına kollarını uzatırken Zora da ona tutunarak sıçrar, Castiel önünde eteklerini düzelten kadına bakarak konuşur

 

“Kampın belirli kuralları var Zora, şimdiden öğrensen iyi olur.. Gel, sen Cadee’yi al, ben Tyra’yı alacağım..”

 

Zora başını sallar ve gri atın kontrolünü alırken Castiel hızlı adımlarla kızıl kahveye gidiyor, sorar

 

“Bir şey istiyor musunuz efendim?”

 

Diğer askerlerle konuşan Jensen onu duyunca atının iplerini geriye uzatır, Castiel ona dönmeyen efendisinden yuları alıp dönerken Zora da onu bekliyor, ikisi atların beklediği yere doğru uzaklaşırlar..

 

 

“İnsanlar askerlerin çadırlarına giremezler, asla. Ancak bir asker seni çağırırsa içeri girebilirsin, o da genelde hizmet için oluyor.. Seni kimse çağırmayacaktır-“

“Sizi çağırıyorlar mı?”

 

Castiel atları bıraktıktan beri ellerini önünde birleştirerek usulca onunla yürüyen kadının sesiyle ona dönerken kendisi de sakin, cevaplar

 

“Arada sırada.. Diğer askerlere hizmet etmiyorum-“

“Ki bu iyi, değil mi? Yani.. İnsanlara yaptırdıkları şeyler..”

 

Castiel onaylar, cevaplar

 

“İyi.. Jensen’ın olduğu kamplarda o tip şiddet artık görülmüyor, ancak diğer kamplar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.. Yine de insanlar hala kullanılıyor, bunu engelleyemeyiz.. Yemek, temizlik, toplama ve yerleşme.. Ben de olabildiğince yardım ediyorum, sen de edeceksin, çünkü ikimiz de bu kampın bir parçasıyız..”

 

Zora başını sallar, karşı çıkmazken Castiel eliyle kurulan çadırları işaret ederek konuşur

 

“Şuradaki geniş çadır insan çadırı, eğer Eavan seni çadırına almazsa sen de orada kalacaksın..”

“Çadırına almak? Sizinle kalmayacak mıyım?”

 

Castiel korku ile dolmuş mavi gözlere bakarken onu sakinleştirmek istercesine gülümser

 

“Eavan öyle bir adam değil Zora.. Sana bir şey yapmayacaktır-“

“Ama o Zyen komutanlarından-“

“Biliyorum, ama bana güven.. Eavan ile de konuşacağım-“

“Sizi dinliyorlar mı?”

 

Castiel derin bir nefes alır, soruya cevap vermezken mırıldanır

 

“Şuradaki büyük koyu yeşil çadırı görüyor musun? O Jensen’ın çadırı.. Ben de orada kalıyorum..”

 

Zora’nın çadırı inceleyen mavi gözleri sessizce ona dönerken Castiel onun düşüncelerini görüyor, birkaç saniye daha bekler, ardından konuşur

 

“Jensen bana kötü davranmıyor Zora, ancak başka yerde kalmama izin de vermiyor.. İnsan çadırında kalmayı teklif edersem canımını yakacağından emin olabilirsin..”

 

Zora kaşları birazcık çatılı, neden dememek için kendini zor tutuyorken Castiel cevaplar

 

“Ben Jensen’ın kölesiyim Zora.. Ve kraliyetin malıyım, beni paylaşmayı sevmiyor, bu onun kral görüntüsüne zarar verecek bir olgu.. Onun olan onunla kalır..”

 

Zora iç çekerken Castiel onun kolunu tutar, konuşur

 

“Ben iyiyim.. İşkence görmüyorum, yaptığım hizmetler de normal şeyler-“

“Ama efendim, siz bundan daha yüksektesiniz! O adam kimi çalıştırdığını biliyor mu?”

 

Castiel derin bir nefes alarak ona bakarken Zora kızgın, cevap isteyerek devam eder

 

“Buna nasıl katlanıyorsunuz? Köle diyorsunuz, istediğiniz zaman buradan kaçabilecekken! Tüm planları bildiğinizden şüphem yok, bütün köyleri zaten biliyorsunuz, tüm ordumuz sizin sonraki emrinizi bekliyor ve siz burada kap kacak mı temizliyorsunuz?”

 

Castiel hafifçe gülümser, ona bakarken cevaplar

 

“Hepimizin yapması gereken şeyler var Zora.. Sen daha bebekken ben bunlarla uğraşıyordum, hala uğraşıyorum ve uğraşmaya devam da edeceğim.. Başardığım şeyler hiçbirimizin ummadığı şeylerdi, bundan sonrakiler daha büyük olacak, ama bunun için benim köylerde değil, burada olmam gerek..”

 

Zora dudaklarını bükerek derin bir nefes bırakırken Castiel muzurca gülümser

 

“Hem, köylere gidersem çok ilgi göreceğim, biliyorsun.. Ben o tip şeyleri sevmiyorum, bırakalım Arline ilgilensin, değil mi?”

 

Genç kadın ‘nasıl isterseniz’ dercesine omuzlarını silkerken Castiel onun kollarını sıvazlar, ardından ciddileşerek konuşur

 

“Buradayken senin görevin de benim kadar önemli Zora.. En kısa zamanda seni özgürlüğüne kavuşturmaya çalışacağım ama burada kaldığın sürece bana yardımcı olman gerekiyor-“

“Elbette, ne gerekiyorsa, biliyorsunuz..”

 

Castiel de onaylar, yüzü ciddi, devam eder

 

“Eavan ve Jensen senden nerede, ne koşulda, ne isterse istesin itiraz etmeden yapmanı istiyorum.. Ne isterlerse istesinler..”

 

Zora’nın yüzü bir anda panikle dolarken Castiel ona bakıyor, konuşur

 

“Sen onlara güvenmiyorsun ve haklısın, ancak senden bana güvenmeni istiyorum.. Bazı zamanlarda anlamadığın şeyler olabilir, ancak bana inancın varsa-“

“Var efendim, elbette.. Tabii ki.. Yapacağım..”

 

Cas gülümser, ‘gel bakalım’ derken ikisi tekrar köye, çadırlara ilerlerler, Zora o sırada çadırlardan oldukça uzakta olsalar da, kaçabilecek imkanları olsa da kimsenin onlara gelmediğini, kimsenin onları izlemediğini fark eder, yanında yürüyen ve Zyenleri dize getiren adama saygısı bir kat daha artarken onu takip eder..

 

 

Zora herkesle tanıştırılmış, çocuklar onun güzelliğine aşık olurcasına eteklerinin etrafına toplaşmışken Zora da gülümseyerek oturur, hepsine uzanarak cevap verir, onlarla konuşurken Castiel onun biraz daha rahatlamasıyla memnun, onu insanların arasında bırakarak kendi işlerine ilerlerken ileride Zora’yı izleyen Eavan’ı görünce oraya gider..

 

“Eavan?”

 

Eavan bir kütüğe dayanmış, parmağı dudaklarında, Zora’yı izliyorken uyanırcasına ona döner, Castiel’i görünce hızla dikleşir ve genzini temizlerken Castiel kaşlarını kaldırır, Eavan konuşur

 

“Kızı göz hapsinde tutuyorum, ne olacağı belli olmaz, kaçar falan.. Jensen benim kafamı kopartır..”

 

Castiel yavaşça başını sallarken Eavan’ın kalbindeki pırpırlar başka bir şeyin habercisi gibi durur, mavi gözlü insan hafifçe gülümseyerek Jensen’ın nerede olduğunu sorarken Eavan eliyle çadırın tarafını gösterir, Castiel o tarafa gider..

 

 

Castiel askerleri geçip çadırın kapısını aralar ve içeri süzülür, dönerek kapıyı tekrar iliklerken geriyi dinliyor, hareketsizlik dikkatini çekerken genç adam geri döndüğünde tahmin ettiği gibi Jensen ile yüzyüze gelir, konuşur

 

“Lordum..”

 

Jensen bir şeyler hırıldayarak ona eğilirken Castiel de gülümseyerek bütün gün sabırla beklemiş kralının yüzünü tutar, dudaklarını bulurken Jensen’ın eli bir yumruk, onun sırtındaki kumaşları sıkarak onu kendine bastırıyor, fısıldar

 

“Bütün gün benimle oyun oynadın-“ Castiel oynamadığını söyleyerek onun çenesini öperken elleri onun üzerindekileri açıyor, cevaplar

“Zora ilk defa yakalanıyor ve korku dolu.. Yakalandığı kamp da kralın kampı, ne hissettiğini biliyorum..”

 

Jensen ne hissediyormuş derken onun üzerindeki ince gömleği çekiştirir, Castiel kollarını kaldırarak ona istediğini verirken cevaplar

 

“Korku.. Bilinmezlik.. Şüphe, suçluluk.. Kendini aşağılama..”

 

Jensen omuzlarını geriye bırakıyor, kumaşın üzerinden sıyrılmasına izin verirken ‘kendini aşağılama?’ diye tekrarlar, Castiel onun pantolonunu açarken onaylar

 

“Yakalanmak basit bir insan olduğumuzun göstergesidir.. Zyenlerden daha aptalca davranmışız ki yakalanmışız..”

 

Jensen birkaç saniye cevap vermez, Castiel gülümseyerek onun ısınmış beyninin yakalamasını beklerken Jensen bir süre sonra ‘hey!’leyerek onun elinden kurtulur, Castiel gülerken Jensen somurtuyor, konuşur

 

“Seni cezalandırmam lazım, bana öyle şeyler söyleme dedim, değil mi? Sana yardım ediyorum ama bizi aşağılama-“

Bana yardım ediyorsun? Sadece bana mı yardım ediyorsun?”

 

Jensen gözlerini devirir, sinirle ellerini sallarken Castiel ellerini onun boynunun iki yanına koyar, sesi net, sorar

 

“Sadece bana mı yardım ediyorsun Jensen?”

 

Jensen’ın kendinden korkan yeşil bakışları ona dönerken Castiel sabırla, sanki evrendeki tüm zaman onlarınmışçasına onu bekler, Jensen bir süre sonra gevşerken cevaplar

 

“Hayır.. Hepinize..”

 

Castiel gülümser, Jensen da rahatlamış, ona uzanacak olurken insanı alçalarak ondan kaçar, dizleri üzerine çökerken Jensen başını eğerek ne olduğuna bakar, sorar

 

“Cas?”

 

Castiel başını geriye bırakarak ona bakarken Jensen nefesleri ağırlaşıyor, elleri onun saçlarına girerek mırıldanır

 

“Ayağa kalksan iyi olacak..”

 

Castiel onun parmakları altındaki başını tekrar indirir ama kalkmazken Jensen konuşur

 

“Ciddiyim Cas-“ ve geri adım atmaya çalışır ama kalçasındaki eller onu tutarken Castiel sakin, bakışlarını tekrar ona kaldırarak mırıldanır

“Ben iyiyim.. İstiyorum-“

“Doğru cevabı verdiğim için mi!? Ne bu, ödül mü-“ Castiel gülümser, ‘hayır’ derken ona bakarak sakinlikle cevaplar

“Bunu konuşmasaydık da yapacaktım.. Bütün gün o kadar iyiydin ki..”

 

Castiel onun pantolonunu çekiştiriyor, indirirken Jensen’ın hızlı nefes alışı çadırı doldurur, Castiel fısıldar

 

“O kadar sabırlı..”

 

Ve uzanarak dudaklarını onun karnına bastırır, Jensen ağzı aralanarak onu izlerken Castiel onun tenine ‘inatçı’ diye fısıldar, Jensen inlememek için dudağını ısırırken Castiel’in dudakları yavaşça aşağı iniyor, konuşur

 

“Benim.”

 

Ve dizleri üzerinde dikleşir, başını kaldırarak tekrar ona bakarken Jensen muhtemelen ölmüş olacak ki cevap vermiyor, ona bakıyorken Castiel devam eder

 

“Ne yaptığımı biliyorum Jensen, eğitimim tam-“ Jensen kaçacakken Castiel onun uyanmasıyla gülümser, onu tekrar yakalarken Jensen tam ‘hayır, bırak’ diyeceği anda dudaklarını onun onu işaret eden sertliğine kapatırken Jensen dizleri gevşeyerek sendeler, Castiel onu tutar..

 

 

“Cas-“ Castiel ona aldırmıyor, ya da aslında aldırıyor ve tam istediğini yapıyorken Jensen’ın bir eli onun saçlarında, diğeri omzuna abanmış, tüm gücüyle sıkıyorken Castiel yavaş, temkinli, ikisini de ürkütmemek için emin adımlarla ilerliyorken Jensen bir an sonra fısıldar

Cas..”

 

Castiel yavaşça dudaklarını ondan çeker ve bakışlarını ona kaldırırken mavi gözleri gündüzlerin gökyüzü, Jensen bir an bu adamı hak edecek ne yaptığını düşünmeden edemezken Castiel bunu da görmüş olacak, bir an sonra fırlar ve onun dudaklarını örterken Jensen güçsüz, Jensen şoka uğramış, onun omuzlarına sarılır, ancak ona asılarak ayakta dururken Castiel onu yavaşça geriletiyor, bir an sonra yatağa düşürdüğünde ikisi de güler, Castiel ona bakar..

 

Jensen mutluluk onu gençleştirmiş gibi parlıyor, yeşil gözleri onu izliyorken Castiel kendince gülümseyerek parmağını onun dudaklarında gezdirir, Jensen’ın titrediğini hissederken mırıldanır

 

“Etkilenmen beni şaşırtıyor.. Her seferinde.. İnsan vücuduna bu kadar hakim olmana rağmen bir insan sana dokunduğunda tüm direncin yok oluyor..”

 

Jensen gözlerini devirir, Castiel ondan aşağılayıcı bir şeyler beklerken Jensen parmağının altında cevaplar

 

“Her insan mı sence?”

 

Castiel mavi gözleri daha da koyulaşırken cevap vermez, Jensen onun yüzüne basan narin pembeliği izlerken mırıldanır

 

“Senin de hala bu kadar masum olman beni deli ediyor.. Kim bilir neler gördün, ama hala pespembe kesilebiliyorsun-“ Castiel bunun üzerine kızararak başını çevirirken Jensen uzanarak onu şakağından yakalar, kendine çevirirken gülümser

“Yapma.. Sevdiğimi biliyorsun..”

 

Castiel gözlerini devirir, bir şey söylemezken Jensen uzanarak onun dudaklarından bir öpücük çalar, sonra tekrar geri düşerken Castiel konuşur

 

“Bugün Zora bana neden burada kaldığımı sordu..”

 

Jensen yabancı kadının adıyla dudaklarını büzüştürdüğünde Castiel yavaşça onun üzerine geçer, baskı ve sıkılık Jensen’ı gevşetirken kral mırıldanır

 

“Adi.. Yatakta politikayı yasaklıyorum-“ Castiel eğilerek onu öper, sonra çekilerek konuşur

“Ama yüce kralımı başka yerde yakalayamıyorum-“ eğilerek yüce kralının boynunu dişleriyle yakalarken Jensen göğsünden kopan bir kahkahayla tavana bakar, Castiel de gülümserken Jensen sesi rahat, sorar

“Ne cevap verdin?”

 

Castiel başını onun boynunun diğer tarafına çevirirken ‘mm’lar, Jensen gözleri kapanarak elini onu saçlarına sokarken Cas cevaplar

 

“Bunun planım olduğunu, kralın bana dokunmadığını ama salmadığını söyledim..”

 

Jensen ‘ah’larken Castiel öptüğü yeri hafifçe ısırıyor, emerek dilini vuruyorken Jensen fısıldar

 

“İz kalacak..”

 

Castiel başını çekerek ona bakar, Jensen da bir an onu izlerken sonra yavaşça çenesini daha da kaldırır, Castiel mutlulukla gülümserken ona açılan, onun olan boyna dudaklarını bastırır, Jensen hafif bir nefesle gevşerken Castiel onu hiçbir zaman reddetmeyecek, Jensen onu çevirerek üzerine geçer, nefesleri birbirine karışırken politika da, Zora da gerilere karışır..

 

 

Jensen uyandığında Castiel hala uyuyor, Jensen onu sıkıca örter ve sonra kalkıp sabahın serinliğinde üzerine kabanını geçirerek dışarı çıkarken ayaklanmaya başlamış köyde ilerler, onu gören askerler selam verip işlerine devam ederler..

 

Kral rahat, ona kapalı bir kapı yok, insanların çadırına girerken içeride uyuklayan insanlar onu hissetmez, uyanık olan birkaç tanesi gerginlikle ayaklanacak olurken Jensen eliyle geri oturmalarını işaret eder, yerdeki bedenlerin arasında ilerler..

 

Kralın adımları zarif, onu izleyen insanların da farkında, kimseyi incitmeden bedenlerin üzerinden geçer, çadırın en dibine saklanmış incinin yanına çökerken Zora o kadar yorgunluğun üzerine kendinden geçmiş, güzel saçları gerisine saçılmışken Jensen bir süre gözlerini kısarak onu izler..

 

Diğer insanlar gergin, her an kralın ona bir şey yapmasını bekliyor olmalıyken Jensen bu kadındaki güzelliği görmeye çalışıyor, inkar edemeyeceği ve herkesin görebileceğinden emin olduğu güzelliğin hakkını ona verirken Castiel’i etkileyen parçayı arıyor, yavaşça uzanarak elini kızın omzuna koyar, hafifçe sarsarak konuşur

 

“Zora..”

 

Zora gözlerini açar, bir an nerede olduğunu anlayamazken Jensen ona vakit verir, genç kadın anladığında fırlayarak yerde gerilerken Jensen gözlerini devirerek mırıldanır

 

Gerçekten..”

 

Zora yutkunarak ona bakarken Jensen ayağa kalkıyor, konuşur

 

“Gel..”

 

Ve geldiği gibi rahatlıkla insanların arasından geçer, Zora da arkasından kalkıp koşturarak onu takip ederken Jensen çadırın perdelerini açıp çıkar, derin bir nefesle temiz havayı içine çekerken yanına gelen kadınla ona döner, beyaz tene, parlayan mavi gözlere bakarken konuşur

 

“Yürü, gezintiye çıkacağız..”

 

Zora korktuğu belli olsa da cesur bir kız, bir şey söylemez, başını sallarken Jensen atlara ilerler, beyazlı kadın da onu takip eder..

 

 

“Eavan! Jensen nerede? Göremiyorum, bütün köyü aradım-“ Eavan korkuyla ona bakan mavi gözlere bakakalırken ‘nasıl göremiyorsun?’ diye sorar, Castiel onu hırpalamak isterken Eavan işaret eder

“Orada-“ Castiel geriye döndüğünde köye giren ikiliyi görürken adımlarına alev karışır, genç adam hızla oraya ilerlerken Eavan’ın da arkasından fırladığını duyar

“Cas!”

 

Castiel ona aldırmıyor, hızlı adımlarla yürümeye devam ederken Zora atları diğerlerinin yanıan götürüyordur, Castiel onu ve atları geçerken Zora bir şey diyecek olur ama lafı ağzında kalır, Castiel ise atların arkasına kalmış Jensen’ı yakalarından tutarak geriye ittirirken Jensen konuşur

 

“Hey, iyiyim-“ Castiel öfkeden titriyor, elleri hala onun yakalarında, ona bakıyorken Eavan da yetişmiş, Zora’yı çekerken konuşur

“Cas, köye yakınız-“ Jensen Eavan’a bir bakış atar, sonra tekrar Castiel’e dönerken konuşur

“İyiyim, buradayım, senin kızı gezmeye götürdüm-“ ama Jensen suratında patlayan yumrukla gerilerken Zora elini ağzına kapatır, Eavan da şokla bakakalmışken Castiel ellerini iki yanına açarak derin bir nefes alır, sonra yürür ve Cadee’nin yularını Zora’dan kopartır, dönüp atına atlar, bir an sonra da açıklığa fırlarken Jensen dönerek arkasından bakar..

 

 

“Cas! CAS!”

 

Castiel son 5 dakikadır onun bağırışını dinliyor ama atını sürmeye devam ediyorken Cadee bir süre sonra yavaşlamaya başlar, Castiel ata daha fazla kıyamazken ona yavaşlamasını fısıldar, ne zaman ki atı durduğunda genç adam ondan atlar ve yürüyerek uzaklaşmaya devam ederken birkaç saniye sonra Jensen önüne çıkar, sorar

 

“Neyin var senin!? Bana bak!”

 

Castiel durarak ona bakarken Jensen öfkeli, şaşkın, en önemlisi ise korkmuş görünüyor, anlamaya çalışıyorken Castiel onun yüzünün sağ tarafında oluşmaya başlayan morluğa bakar, sonra konuşur

 

“Bu sağlıklı değil.”

 

Jensen kaşlarını çatar, sonra inlerken bir an sonra o Castiel’in suratına yumruğu basarken Castiel onun kadar güçlü değil, yere yapışır ancak ondan farklı olarak Jensen bir an sonra onun yanına çökerken onu kolları arasına alıyor, sorar

 

“Bu mu? Bir anda korktun mu?”

 

Castiel başını iki yana sallarken yorgun görünüyor, bütün kızgınlık iki yumrukta ondan çıkmış gibiyken cevaplar

 

“Sabah seni göremedim, bütün köyü aradım-“

“Zora ile çıktım, yalnızken ne yapacağını görmek istedim, arkamdan vurup vurmayacağı-“

“Öyle değil.. Onu tahmin ettim, ama seni göremedim Jensen..”

 

Jensen kaşlarını çatarken düşünceli, sorar

 

“Bu bir kere daha oldu.. Neden beni göremiyorsun?”

“Yanında benim gibi biri varsa gücüm sınırlanıyor.. Zora da seçilmişlerden, benim kadar değil belki, ama yine de onlardan..”

 

Jensen derin bir nefes alırken Castiel üzüntülü, konuşur

 

“Düşünmem gerekirdi, uyarmam gerekirdi.. Başına bir şey gelse hiçbirimiz bilmeyecektik, o an beynimden vurulmuşa döndüm Jensen.. Tekrar o çaresizlik, seni tekrar görememek, ne olduğunu bilmemek, bu sefer gerçekten ölebilirdin-“ Jensen ‘şişşt’leyerek ona sarılır, onu başından öperken Castiel de gevşeyerek onun kolları arasında kalır, bir süre öyle geçerken mavi gözlü insan konuşur

“Bu sağlıklı değil Jensen.. Bir iblis için bu kadar korkmamalıyım, ben insanlar için yaşıyorum, insanlığı kurtarmam gerekiyor, bir insanın karşısında sen durduğunda insanı seçmem gerek..”

 

Jensen kalbinin sıkıştığını hissederken nefesi kesilmiş, başını çekerek ona bakar, Castiel ise gözlerini ondan kaçırırken devam eder

 

“Sen yıllardır iblislere karşı beni seçiyorsun, nasıl bir şey olduğunu bugüne kadar anlamamıştım.. Takıntılı olduğunu, deli olduğunu düşünüp kafamda konuyu kapatmıştım.. Ama bugün.. Şimdi..”

 

Cas boğuk bir ses çıkartırken Jensen onun kafasından geçenleri tahmin edebiliyor, ona bir şey olmasındansa Zora’nın başına bir şey gelip Cas’ın tekrar Jensen’ı görmeyi dilediğini anlayabiliyorken derin bir nefes alarak dudaklarını onun alnına bastırır, Castiel titrerken fısıldar

 

“Bir şey söyle..”

 

Jensen da ne söyleyeceğini bilmiyor, başını ona alçaltır, onun için dilenmiş en büyük şeyi dileyen adamın dudaklarını örterken Castiel onun öpüşü altında gevşer, bir an sonra onu kendine çekerken Jensen da onu tutuyor, elini onun saçlarına sokarken başını çekerek fısıldar

 

“Ben de seni seviyorum Cas.. Başardın..”

 

Castiel gözlerini açarak ona bakarken dün kalbinden kopan sözlere gelen cevaba bakar, Jensen onun gözlerindeki korkuların yok olduğunu görürken onu rahatlatmak istiyor, bir daha kaçmasını istemiyor, devam eder

 

“Gitmeyeceğim.. Seni yüzüstü bırakmayacağım, bir daha böyle yumruklaşmayacağız.. Beni ne halden ne hale getirdin, bundan sonra olacaklar seni korkutmamalı..”

 

Castiel gülerek gözlerini kapatırken yaşlar gözlerinden akar, Jensen uzanarak onları öper, geçirir ve iyileştirirken fısıldar

 

“Cevap ver..”

 

Castiel bir daha güler, inatçı kralının yüzüne yüzünü kaldırırken cevaplar

 

“Ben de seni seviyorum.. Aklımı kaçıracağım, başımıza yıldırımlar düşecek, ama bu sefer umursamıyorum.. Sanırım..”

 

Jensen gülmeden edemezken şuraya yıldırım düşse aklını kaybedecek olan insanına bakar, fısıldar

 

“Ben de seni seviyorum..”

 

Castiel gülümser, saatlerce duyabileceği cümleye bakarken Jensen eğilerek onun dudaklarını örter, sonra owlayarak geri çekilirken Castiel gülerek uzanır

 

“Özür dilerim ama hak ettin..”

 

Jensen bir şey söylemez, başını yana çevirip onun elinden kurtarır ve kendisi onun başını yana yatırırken Castiel cevaplar

 

“Ben iyiyim, zamanında iyi alıştım-“ Jensen’ın dudakları onun şişmeye başlayan teninde gezinirken Castiel susar, ikisi sessiz, başlarına kadar gelen otların ortasında oturuyorlar, Castiel geri düşerken Jensen da onun üzerine düşer, mavi gözlü adam gökyüzüne bakarken fısıldar

“Sence bizi görüyorlar mı?”

 

Jensen onu çenesinden öper, sonra yanına uzanırken o da gökyüzüne bakarak mırıldanır

 

“Bilmiyorum.. Gören sensin..”

 

Castiel derin bir nefes alırken parmakları onun saçlarında, yavaşça karıştırıyorken konuşur

 

“Bizi kutsuyor olmalarını dilerim.. Tanrıların kutsayacağı bir şey yaşamak.. Ters düşmemek, o kadar uzun süredir kaçıyorum ki, tanrıların önüne çıkmayalı yıllar oldu..”

 

Jensen başını çevirerek onun profiline bakarken Castiel yukarıyı izliyor, devam eder

 

“Sadece.. Tanrıların varlığını, onların dokunuşunu hissetmeyeli uzun zaman oluyor..”

“Sevginin tanrı armağanı olduğunu düşündüğünü sanıyordum..”

 

Castiel bunun üzerine dönerek ona gülümser, gülümseyişi çevrelerini saran papatyalardan daha parlakken cevaplar

 

Öyle, Jensen.. Bundan daha büyük bir kutsanmışlık yok.. Ne kadar şanslı olduğumuzun farkında mısın? Böyle bir zamanda, böylesi bir bitmişlikte birbirimize sahibiz.. Sen benimsin, ben de senin..”

“Birbirimizi pataklasak da..”

 

Castiel gülümser, Jensen da gülümserken Cadee çevrelerinde gezer, güneş parlar, sarı papatyalar salınır, rüzgar otları öperken Castiel iç çekerek sevdiği adamın göğsüne başını dayar, zamandan çaldıkları belki de kutsanmış olan dakikalarında gözlerini kapatır..

 

 

İkisi kampa geri döndüklerinde Eavan ve Zora aynı anda iki taraftan fırlayarak oraya ilerlerler, beyaz etekler komutanın bacaklarına çarparken bir tek Cas fark eder, Eavan ise sorar

 

“İyi misiniz? Ne oldu, bir anda delirdiniz?”

 

Jensen iyi olduklarını söylerken mavi gözlü kadına dönerek konuşur

 

“Biblo, Cas’a yardım et..”

 

Biblo başını sallar, Castiel Jensen’ı geçip uzaklaşırken Eavan kaşlarını kaldırarak Jensen’a dönüyor, sorar

 

“Evet? Bir şey söylemen gerekiyor, birkaç saat önce bir insandan yumruk yedin..”

 

Jensen sakin, gözlerini kırpıştırarak ona bakarken onun ne demek olduğunu bilmiyor gibi duruyordur, Eavan iç çekerek ellerini açar, sonra konuşur

 

“Bilmediğim şeylerde arkanızı nasıl kollayacağım?”

“Kollanacak bir şey yok Eavan.. Kimse görmedi, durum iyi..”

“O nedir?”

 

Jensen neyin ne olduğunu sorarken Eavan yürüyerek ona uzanır ve kabanın yakasını kenara çeker, Jensen ‘ne’ derken Eavan’ın parmağı onun boynuna dokunduğunda güçlü kral hatırlayarak geri adım atar, onun parmakları altından çıkarken Eavan yüzüne kan basmış adama gülümseyerek sorar

 

“Aşk ısırığı.. Jensen?”

“Ben kralım.”

 

Eavan hafifçe gülerek susar, bir şey söylemezken Jensen kabanını tekrar oturtur ve Eavan’ı geçerek kampa girer ama ileride onları izleyen Castiel’i görürken Castiel de uyanarak tekrar Zora’ya döner, Jensen onun anlayışla karşılamasını umar..

 

 

Eavan kendi kendine konuşuyor, atının heybesini ilikliyorken bir an sonra görüş alanında duran beyazlığı fark edince oraya döner, ellerini önünde birleştirmiş Zora’yı bulurken mavi gözlü kadın konuşur

 

“Jensen-“

Efendimiz..”

 

Zora ona bir bakış atar, sonra tekrarlarken devam eder

 

“Efendimiz sizinle gitmemi emretti.. Sinirini bozuyormuşum..”

 

Eavan buna şaşırmaz, başını sallarken mırıldanır

 

“Git kendine bir heybe edin-“ Zora omzunu rahatlatır ve uzanıp sırtına attığı heybeyi önüne geçirirken Eavan onaylar, konuşur

“Beni bıçaklama, en azından at üzerindeyken geçinelim, olur mu?”

 

Zora onu süzerken Eavan kaşlarını kaldırır, genç kadın duruşunu gevşetip başını dikleştirir, gülümseyerek ona bakarken Eavan ani değişimle afallar, Zora yanlış bir şey yapmışçasına yüzünün ifadesini tekrar kapatmaya başlarken Eavan elini uzatarak konuşur

 

“Tamam! Tamam, at üzerinde arkadaş?”

 

Ve kolunu ona uzatır, Zora da uzanıp onun kolunu sıkarken Eavan zarif parmakları kaslarında hissediyor, hafifçe bir nefes alır, sonra dönüp atına tırmanırken Zora heybesini onun heybesine ilikler, Eavan’ın ona uzattığı kola tutunup o da ata tırmanırken Eavan beyaz eteklerin atının kalçasına akmasını izler, kollar beline dolanırken genç adam hafifçe gülümseyerek atını diğer tarafa çevirir..

 

 

“Neyin peşindesin?”

 

Jensen atının yanına eş düşen adama bir bakış atar, önüne dönerken sorar

 

“Neyin?”

“Eavan ve Zora.. İkisini devamlı yan yana getiriyorsun-“

“Eavan’a güveniyorum, sen de senin kızın iyiliğini istiyorsun.. Kız sülük gibi, sana sarılmasından hoşlanmıyorum..”

 

Castiel gözlerini devirir ama hafifçe gülümsemeden de edemezken Jensen konuşur

 

“Ayrıca Eavan’ın da biraz direkt sorumluluk alması gerekiyordu, iyi oldu.. Kapalı kapılar ardında verilen kararlar farklı şey, adamın düşünceleri farklı evet ama hiç bir insanla direkt iletişime geçmemiş..”

“Sen de onu deniyorsun.. Benim kızımla..”

 

Tyra aniden çekilen dizginleriyle şikayet dolu bir ses çıkartırken Castiel de irkilir, Cadee kardeşinin durmasıyla kendiliğinden dururken Jensen ona dönüyor, sorar

 

“Cas, bunu sana hiç sormadım ama bir ailen var mı?”

 

Castiel bir ileri bir geri giden atının üzerinden ona bakarken Jensen bunu ilk defa düşündüğüne inanamıyor, ona bakarak devam eder

 

“İnsanlar aileye önem veriyor, biliyorum.. Karın var mı? Karıların ya da? Çocuk!?”

 

Castiel onun yüzünün beyazlamasını izliyorken Jensen yutkunur, gözlerini kırpıştırırken toparlanmış, tekrar sorar

 

“Var mı?”

“Varsa bir problem olur mu?”

 

Jensen yutkunur, geriye dönerek kampının ne kadar geriden onları takip ettiğini kontrol eder, sonra yine ona dönerken cevaplar

 

“Olur.. Sanırım.. Bilmiyorum.. Var mı?”

 

Castiel onu izliyor, Jensen’ın veremediği cevabı onda arıyorken bulduğunda konuşur

 

“Yok..”

“Doğru söyle-“

“Yok.. Eşlerim oldu evet, ancak çocuğum yok..”

 

Jensen’ın rahatlamış ifadesi bir an sonra yine sertleşir, yeşil bakışlar ona fırlarken Castiel onun sorusunun farkında, cevaplar

 

“Doğru tahmin ediyorsun..”

“Karın mı? Seni mi bekliyor?”

 

Castiel başını eğerek dudaklarını ıslatır, Cadee sahibinin sessizliğiyle bir adım daha atarken Castiel konuşur

 

“Arline ile aramızdaki şey-“

“Lafı dolandırma, önce cevapla, sonra açıklarsın..”

 

Castiel hafifçe gülümser, onu izlerken cevaplar

 

“Nadiren elime düştüğün anlardan birinde mi? Sanmıyorum Jensen-“

“Cas!”

 

Castiel içten bir gülüşle ona bakarken yine de kıyamaz, cevaplar

 

“Arline karım değil.. Ancak güçler dengesinde eşim sayılabilir..”

 

Jensen kaşları çatılı, ‘eşin’ diye tekrarlar, Castiel onun bundan hoşlanmadığını bilse ve anlasa da onaylayarak açıklar

 

“Arline de seçilmişlerden.. Onun da saçları benim gibi, ancak onunkiler daha kırmızı.. Gözleri benim gibi.. Güçleri benim gibi.. Ancak biraz daha farklı-“

“Ne gibi?”

 

Castiel onun gerçekten ilgilenmesiyle gülümserken sakin, cevaplar

 

“Ben her şeyi görebiliyorum.. Soyut ve somut.. Geçmiş ve gelecek.. Arline şu anda etrafta somut olan şeyleri görebilip onlarla iletişime geçebiliyor.. Arada sırada rüzgarda duyduğun bir fısıltı, bir an görüş alanının kenarında gördüğünü sandığın bir şey..”

“Öyle iletişime geçiyorsunuz..”

 

Castiel ne red ne de inkar eder, sessiz kalmaya devam ederken Jensen mırıldanır

 

“Yıllarca ‘ben nasıl iletişime geçebilirim’ diyorken o kadın etrafımızdaydı-“

Arline benimle iletişime geçiyordu, ben bir şey yapamam..”

 

Jensen hafifçe gülerek önüne döner, bir şey söylemezken atlar tırısta gidiyorlardır, bir süre sonra Jensen sorar

 

“Hiç.. Hiç birlikte oldunuz mu?”

 

Castiel derin bir nefes alırken Jensen onun tarafına bakarak açıklar

 

“Bilmek istiyorum, o kadar.. Sen benim geçmişimi bir bakışta görebiliyorsun, ben ancak sorabilirim..”

 

Castiel başını sallar, ona saygı gösterirken cevaplar

 

“Olduk.. Arline karım değil, ancak birlikte olduk..”

“Hala sürüyor mu peki? Şu anda köye geri gitsen.. Yatacağın yer onun çadırı mı?”

 

Castiel omuzlarını düşürerek ona döner, usul sesiyle ‘Jensen’ derken Jensen öğrenmek istiyor gibi duruyordur, Castiel sıkıntıyla önüne dönerken cevaplar

 

“Bilmiyorum.. Belki.. Muhtemelen.. Ama bu demek değil ki birlikte olacağız-“

“Erkekler kadınlarla birlikte olmalı, çocuklar yapmalıdır..”

 

Castiel bunun üzerine ona dönerken Jensen daha hızlı, sorar

 

“Neden çocuğun yok? Sağlıklı olduğundan eminim, birçok kadınla birlikte olduğundan da öyle-“

“Birçok kadınla birlikte olmadım Jensen-“

“Her neyse.. Yatakta kötü de değilsin, hiç yapmadığın bir şeyde bu kadar iyiysen, çok yaptığın şeyde nasıl olduğunu düşünemiyorum-“ Castiel bakışlarını kaçırırken Jensen sakince yoluna devam ediyor, konuşur

“Ama çocuğun yok.. Oldu da öldü mü? Hiç baba olmadın mı Cas?”

 

Castiel bir an atını dörtnala sürmek ister gibi dursa da kendini tuttuğu belli, cevaplar

 

“Olmadım Jensen.. Tanrılar beni buna layık görmedi diye düşünüyordum, ancak kaderimin nerede olduğuna bakarsak, tanrılar bunu bilerek seçmişler.. Köylere geri dönmeyeceğim.. Eğer bir ailem olmuş olsaydı, onlardan ayrı olacaktım..”

 

Jensen bir şey söylemez, onu dinlerken Castiel de sakin, konuşur

 

“Tüm insanlar benim çocuğum.. Kurtardığım her çocuk, doğumunu gördüğüm her bebek benim.. Belki de bu yüzden çocuğum yoktur, hepsini eşit derecede sevip korumak istiyorum..”

 

Jensen hafifçe gülerken ona bir bakış atar, sorar

 

“Şu kadar çocuktan hiçbiri sana dokunmadı mı yani? Hiçbiri mi bir parça da olsa özel değil?”

 

Castiel mavi bakışlarını ona döndürür, cevap vermezken Jensen onun sakladığı şeylerin büyüklüğüyle ürpermeden edemez, ikisi kendi düşüncelerinde yollarına devam ederlerken öncü birlikler yeni kamp noktasına yerleşmeye başlamışlardır, Castiel ve Jensen da atlarından inerlerken ortadaki mavi gözlü adam iki yuları da tutuyor, konuşur

 

“Jensen..”

 

Çadırlara giden adam dönerek ona bakarken Castiel mana ettiği belli, devam eder

 

“İlk sorunun cevabı.. Evet, bir ailem var..”

 

Jensen tamamen onun tarafına dönerken bakışları temkinli, birçok soruyu barındırırcasına onu takip ederken Castiel iki atla birlikte birkaç adım daha yürür, onun önünde dururken konuşur

 

“Ve ondan ayrı düşmediğim için şanslıyım.. Sen?”

 

Jensen gülümsediğinde Castiel bir an onda apayrı ihtimalleri, bambaşka başarıları, değişik olgunlukları görürken Jensen iç çekerek alnını onun alnına dayar, Castiel onun yanağını öperken sonrasında gitmesini fısıldar, kralı dönüp kendi halkının arasına karışırken Castiel iç çeker..

 

 

Bitmek tükenmek bilmeyen bir yolculuk.

 

Jensen ve askerleri diğer kamplar gibi yola devam ettiler, ettikçe insanları topladılar. Jensen ve Eavan kurtarabildiği kadarını kurtarsa da yakaladıkları güçlüler Adrian’a gönderilmeye, diğerleri ise ölüm kamplarına bırakılmaya devam etti.

 

Zora yavaş yavaş kampın bir parçası olmaya, Jensen’ın Castiel’i gibi Eavan’ın gölgesi olmaya başladı. Herkes Eavan’ın bu kadını kendi kölesi olarak aldığını düşünse de ikilinin hiç öyle bir ilişkisi olmadı. Aksine Jensen ve Castiel’in baktığı iki çocuk gibi devamlı birbirleriyle didişip durdular. Yine de, Castiel ikisinin birbirine karşı olumlu duygular da hissettiklerinin farkındaydı, bir şey söylemedi.

 

Jensen ancak bir süre sonra Zora’nın Castiel’in yanındaki varlığına alışabildi ama yine de ikisinin yakınlığının sinirini bozduğunu söylemekten geri kalmadı. Castiel bir yere gitmediğini, sonuna kadar yanında olacağını tekrar tekrar söyledikçe, bir yerden sonra Jensen ona inanmaya cesaret etti.

 

 

“İnsanlar için evlilik önemli mi?”

 

Zora bu soruyla başını kaldırırken uzunca bir süredir yanında oturup öylece ileriyi izleyen krala bakar, önündeki Eavan’ın kılıcını temizlemeyi bırakırken Jensen başını ona çevirerek konuşur

 

“Geçen gün bir şey duydum..”

 

Zora kaşlarını kaldırır, Jensen bu konunun onu sıktığını belli edercesine otları yolmaya başlarken ona bakmadan devam eder

 

“Gruptaki iki insan var, genç bir kızla bir delikanlı.. Yıllardır bizle ilerliyorlar, birlikte olmaya başlamışlar, Cas’tan onay istediler..”

 

Zora gülümser, bildiğini belli ederken Jensen da ona bir bakış atar, sonra homurdanarak konuşur

 

“Neden Cas’tan onay istediler? Cas yüce bir güç falan değil-“

“Castiel’den onay istemediler.. Castiel’e fikir danıştılar.. Köylerimizde öyledir, en güçlü ve en yaşlı olan gençleri evlendirir, tanrıları simgeler..”

 

Jensen kaşlarını kaldırır, ‘tanrılar’ derken Zora arada sırada onların kültürünü öğrenmek isteyen krala nezaketle başını sallar, açıklar

 

“Tanrılar en eski ve en yüce güçtür..”

 

O sırada neşeli adımlarla yanlarına gelen Eavan Jensen’a bir elma atar, kral dalgınca yakalarken Eavan kölesinin yanına çöker, omzuyla onun omzunu ittirerek kılıcın nasıl gittiğini sorduğunda Zora pırıl pırıl parlayan silahı çevirip onun bacakları arasındaki toprağa saplarken Eavan yutkunur, genç kadın Jensen’a dönerek devam eder

 

“Tanrıların kutsamadığı, tanrıların huzuruna çıkmayan ilişkiler kötü sonlanır.. Tanrıların bilmediği, onaylamadığı bir çocuk ya kötü olur, ya da tanrılar zaten o birlikteliğin bir çocuk yapmasına izin vermezler.. Bu da olabilecek en kötü şeydir..”

 

Eavan ciddi bir şey konuşulduğunu anlayınca susarken kılıcını topraktan çeker, Zora’nın yanındaki bezi alıp tekrar temizlemeye başlarken genç kadın devam eder

 

“İnsanlar devam etmek zorundalar, çocuklarımız olması gerekiyor.. Ve tanrıların bizi tanımasına, kutsamasına ihtiyacımız var.. Köylerdeki yaşlılar da tanrılarla köprümüzdür.. O çocuklar doğru olanı yaptılar, Castiel onları evlendirdiğinde daha da mutlu olacaklar, içleri rahat olacak.. Ve eğer birbirlerini gerçekten seviyorlarsa, bir sürü çocukla ödüllendirilecekler..”

 

Jensen hafifçe gülerek önüne dönerken Eavan sessiz, sorar

 

“Birbirinizi sevmeden çocuk yapamıyor musunuz?”

 

Zora ona dönüp kutsanmışlığın önemini ona da anlatırken Jensen düşünceli, mola almış, oraya buraya yayılmış askerlerini izliyordur, Castiel ileride çocuklarla birlikte otların arasında bir şeyler topluyorken Jensen sorar

 

“Tanrıların kutsamadığı ilişkiler.. Onları yaşamaktan korkuyor olmalısınız..”

 

Ve tekrar genç kadına döner, Zora da ona dönerken başını sallar, konuşur

 

“Zor bir zamandayız ve yaşamaya çalışıyoruz.. Sayımız az, gittikçe de azalıyor.. Varolan vaktimizde tanrılara kendimizi beğendirmeyi geçtim, kendi aramızda bizi utandıracak bir şey yapmak istemiyoruz.. Kadınlar kadınlarla arkadaş olabilirler, erkekler de erkeklerle.. Ama bir ilişki? Hele ki devam etmek bu kadar önemliyken? Köylerin birindeyken iki erkeğin beraber olduğunu öğrendik, ikisi de farklı köylere gönderildi, yeni bir hayata başlayabilmeleri için..”

 

Jensen sinirle gülerek bunu neden ona anlattığını sorarken Zora cevaplamaz, devam eder

 

“Güçlülerin kanı kutsaldır.. Güçlüler tanrıların seçtikleridir.. Castiel çok büyük bir risk alıyor, efendim..”

 

Jensen bakışlarını ona kaldırırken Zora sanki havadan bahsediyorlarmışçasına, onu sıkmak istemezcesine konuşur

 

“Benim fikrimce, onu bırakmanız gerek.. Castiel’in bir eşi zaten var-“

“Aralarında bir şey yokmuş, Cas kendisi söyledi, hatta bir sürü eşi olmuş-“

“Castiel ve Arline kimselerin bilmediği yıllar boyunca birlikteydiler efendim.. İkisi için de başka biri olmadı..”

 

Jensen susarak ona bakarken Zora neden bahsettiğini biliyor gibidir, mavi gözleri büyük ve dürüst, ona bakarak devam eder

 

“Bir insanın insanlığa yapabileceği en kötü şey, bizi düşmana sunmaktan başka yani, devamımızı engellemek ve bunu bir iblisle yapmak.. Castiel bunu yapıyor.. İnsanların yapmaması gereken şeylerin hepsi onda.. Ne kadar iyi bir adam gibi dursanız da, size karşı her zaman bir şüphem olacak efendim, her an fikrinizi değiştirebilir ve her şeyi başa sarabilirsiniz.. Her an Castiel’e sırt dönebilirsiniz..”

 

Jensen başını çevirir, bir şey söylemezken Zora sesi rüzgar kadar yumuşak, ona bakarak konuşur

 

“Castiel size her şeyi verdi-“

“Zora, onu çok sevdiğini biliyorum ama burada her şeyi tehlikede olan benim.. Tehlikeye attığım şeyin boyutunun farkında mısın?”

“Farkındayım ve minnettarım.. Ama bunu her an geri çevirebilirsiniz, siz de bunun farkında mısınız? Castiel her şeyi açık oynuyor, sizin ise geri çekme şansınız var..”

 

Jensen başını iki yana sallar, nefesini bırakarak önüne dönerken konuşur

 

“Kimseyi buna inandıramam.. Cas’ı da.. Hepiniz risk almak zorundasınız-“

“Ve alıyoruz da.. Ama soruyu siz sordunuz efendim..”

 

Jensen başını ona çevirir, Zora omuzlarını indirip kaldırarak devam eder

 

“Bir iblis insanla ilişkiye girdiğinde herkes onu alkışlayıp ne kadar iyi yaptığını söylüyor..”

 

Eavan bunun üzerine ona bir bakış atarken Zora hala krala bakıyor, konuşur

 

“Ama bir insan bir iblisle ilişkiye girdiğinde hiçbir insan onu alkışlamaz efendim.. Kimse Castiel’i tebrik etmeyecek, kimse ne kadar iyi yaptığını, bir iblisi kafeslediğini söylemeyecek.. Kimse ona taktik vermeyecek.. Ve Castiel sizi hiçbir zaman açık açık ne insanların ne de tanrıların karşısında tutamayacak..”

“Zora, ben tanrılara inanmıyorum-“

“O zaman neden bunu yapıyorsunuz?”

 

Jensen omuzlarını silker, cevaplar

 

“Cas’a inanıyorum..”

 

Zora hafifçe gülümser, başını eğerken Eavan onun yanaklarına düşen pembe dokunuşu izler, genç kadın başını kaldırarak konuşur

 

“Castiel bunu biliyor mu?”

“Sence bilmiyor mu? Her gün gösteriyorum-“

“Ama biliyor mu? Castiel bizi bizim gördüğümüzden daha çok gören biri, ilerileri, yukarıları görüyor.. Ona bunu o seviyede gösterdiniz mi?”

“Ne yapacağım, tanrı mı çağıracağım?”

 

Zora keyifle gülerken iki erkek de onun gerçek gülüşünü izler, Zora’nın kahkahası uzun süredir duymadıkları bir müzik gibi etraflarında dolaşırken genç kadın cevaplar

 

“Tanrılar zaten Castiel’in çevresinde, efendim.. Varlığınızı onlara gösterseniz, üzerinizdeki ağırlıklardan birini Castiel için kaldırabilirsiniz..”

 

Jensen gözlerini kısarak ona bakarken Zora muzur, kaşlarını kaldırarak devam eder

 

“Zaten tüm sohbeti bunun için yapmadık mı?”

 

Jensen bunun üzerine önüne dönerken Zora gülümsüyor, dönerek Eavan’a bakar, genç adam bir anda ona dönen ilgiyle irkilerek bakışlarını kılıca çevirirken Zora gülerek konuşur

 

“Öyle değil, şapşal.. Size bunları askerde öğretmiş olmaları gerekmiyor mu?”

 

Eavan ‘hey’lerken Zora uzanarak onun bileğini diğer tarafa çevirir ve bezi onunla birlikte tekrar sürter, yağlı bez kayıp giderek pislikleri temizlerken Eavan sessizce hareketlerini izler, Jensen bakışları onların üzerinde, derin bir nefes alarak gökyüzüne bakar..

 

 

Gayet dini, inancı, aşkı ve doğruluğu tartışıyoruz bu ciltte yalnız, satır aralarına bakıp aşağıdaki temaları incelediğinizde ‘oy oy’ yaptırtacak kadar derin şeyler tartışılıyor, çok memnunum bu ciltten. İki farklı dine ya da dine ve dinsizliğe inanan iki insanın toplum kurallarına aykırı bir durumda yaşadıkları şeyin sonuçlarını üstlenmesini okuyoruz burada.. Bunlar günümüzde de olan şeyler, insan ve zaman hiçbir zaman değişmiyor adeta.. Umarım üst katmandaki kremanın altındakileri görebiliyor ve keyif alabiliyorsunuzdur.

 

 

“Neyin var?”

 

Jensen onun endişeli sorusuyla ona dönerken Castiel mavi gözleri ona odaklanmış, devam eder

 

“Kaç gündür böylesin.. 3 ay bitiyor diye mi?”

 

Jensen onun gülümsemesine bakarken kendisi de gülümsemeden edemez ama Castiel o gülüşün onun gözlerine ulaşmadığını görebilecek kadar gerçeklerini görmüş, endişeyle ona doğru bir adım daha atarken yanında duruyor, sorar

 

“Ne var Jensen? Yapabileceğim bir şey var mı?”

 

Jensen başını iki yana sallar, Castiel bir şey olduğundan emin olur hale gelirken uzanıp onun başının arkasına elini koymak ister ama herkesin ortasında yapamaz, sadece onu kabanından hafifçe tutarken Jensen başını kaldırıp ona bakar, gülümser

 

“İyiyim, korkma.. 3 ay bitiyor diye hüzünlüyüm, reddetme mazaretin yoktu, şimdi mızır mızır ötersin..”

 

Castiel onun yalan söylediğini biliyor, ama başını sallarken cevaplar

 

“Belki.. Artık kolaya düşemeyeceksin, biraz çabalaman gerek..”

 

Jensen çenesini kaldırarak ona bakar, Castiel de gülümserken kralının hiçbir savaşı reddetmeyeceğini biliyor, ona dikkatini dağıtacak bir konu vermişken konuyu değiştirir

 

“Aslında.. Senden bir şey isteyecektim..”

 

Jensen ‘nedir’ derken Castiel ensesini kaşır, elini indirerek konuşur

 

“Bu gece biraz geç gelmem için..”

“Ne var ki?”

“İlgileneceğini sanmam, insanlar arasında bir şey.. Ben de orada olmak istiyorum..”

 

Jensen onun ne hakkında konuştuğunu biliyor, ama Castiel’in ona anlatmaması onu insanların törenlerinden daha çok rahatsız ederken Castiel devam eder

 

“Kötü bir şey değil, gerçekten.. Sadece biraz onlarla vakit geçirmek istiyorum-“

“Neden ne olduğunu söylemiyorsun? Onaylamayacağım bir şey mi?”

“Hayır, yani.. Bilmiyorum.. Ama risk almak da istemem doğrusu..”

 

Jensen kırılmayı engelleyemezken Castiel görmüş olacak, gözlerini kapatarak derin bir nefes alır, sonra konuşur

 

“Tamam mı? İzin verdiğini söyle.. Bu benim için önemli Jensen..”

 

Jensen başını sallar, ‘tamam’ derken Castiel de onaylar, sonra dönüp uzaklaşırken Jensen aralarından bir şey kopmuş gibi hissediyor, Zora’dan nefret ederken iç çeker..

 

 

Akşam yaklaştıkça Jensen insanların arasındaki kıpırtılanmaları daha fazla yakalar olmuş, görmemiş gibi davranırken diğer Zyenlerin hiç farkında bile olmadıklarını da görmeden edemez..

 

İnsanlar oradan oraya koşturuyor, onlara verilen işleri normalden daha hızlı bir şekilde yerine getiriyorlarken birbirlerinin yanından geçerken birbirlerine attıkları bakışlar, gizli gülümsemeler, hele ki akşam evlenecek çiftin yüzünden eksilmeyen gülümseme, Jensen hepsinin aslında olacakları bağırdığını ama kimsenin duymadığını düşünüyor, derin bir nefes alır, mırıldanır

 

“Sadece bir evlilik.. Hepsini ne hale getiriyor, görüyor musun?”

 

Eavan onaylayan bir ses çıkartırken meyve atıştırıyor, cevaplar

 

“Hepsinin adımları uçar gibi.. Evlilik onlar için gerçekten kutsal bir şey gibi duruyor..”

 

Jensen da bunu düşünüyorken bir süre sonra mırıldanır

 

“Cas’ın ne düşündüğünü merak etmeden duramıyorum..”

 

Eavan üzümü yavaşça indirirken ona bakar, Jensen ise ona bakmıyor, ilk defa biriyle Cas hakkında konuşuyorken devam eder

 

“O bunlara hepsinden fazla inanıyor, herkesten çok onlardan güç alıyor.. Bir yanda o Arline denilen kadın-“

“Jensen, Castiel sana bir şey yok dediyse bir şey yoktur..”

 

Jensen başını sallar, sonra sıkıntıyla bir nefes daha alarak konuşur

 

“Cas bir iblisle birlikte, Eavan.. Tanrıların onu kutsamayacağını, başımıza bir uğursuzluk geleceğini düşünüyor olmalı..”

“Böyle bir çağda kimin başına uğursuzluk gelmiyor ki?”

“Biliyorum, ama bu bizim düşüncemiz.. Zyenlerin yani.. Biz tanrılara inanmayız, bize göre uğursuzluk da, kötülük de diğerlerinden gelir.. Ama Cas hala her gece tanrılara dua ediyor, hala onların onları koruduğunu düşünüyor.. Beni sevdiğini söylüyor, bu onu korkudan öldürüyor olmalı-“

“Ama hala devam ediyor..”

 

Jensen da bunu biliyor, zaten canını bu yakıyorken konuşur

 

“Bugün bana törene gideceğini söylemedi.. Gerizekalı, töreni o yapacak ama bana söylemekten korkuyor! Sanki hayır diyeceğim-“

“Diyebilirsin.. Demesen bile aşağılayabilirsin, ki şimdi bile ne yaptıklarını tam olarak anlayamıyorsun, öyle bir kurum ve ona yüklenen inanç senin için anlaşılmaz bir şey..”

 

Jensen sıkıntıyla yüzünü ovarken Eavan onu izliyor, sorar

 

“Öyle yapma, ben de anlamıyorum.. Hepsine bak, sanki gökten ışık düşecekmiş gibi davranıyorlar.. Ben Zyenlerin sadece bir savaş öncesinde bu kadar umutlu ve mutlu olduğunu gördüm, bunlarsa birleşme için bunu yapıyorlar.. Farklılar Jensen, bunu zaten biliyorduk..”

“Bana söylemedi.. Keşke söyleseydi..”

 

Eavan iç çeker, bir şey söyleyemezken Jensen gerçekten üzgün duruyor, mırıldanır

 

“Bunca şeyden sonra hala benden bir şeyler saklıyor.. Tamam, köylerle ilgili şeyleri saklamasını anlıyorum, ben de birçok şeyi saklıyorum, ama bunun onlarla alakası yok ki! Bu ikimizin arasında olan bir şey, onu mutlu eden bir şey, benimle paylaşmasını isterdim, ben de orada olabilirdim..”

 

Eavan kaşlarını kaldırırken Jensen eliyle savuşturur, Eavan ise ciddi, sorar

 

“Gerçekten mi?”

 

Jensen omuzlarını silker, ona bakarken cevaplar

 

“Bilmiyorum.. Belki.. Bu onun için önemli Eavan-“

’Zyen Kralı insanların evlenip çocuklar yapmasını destekliyor, onları alkışlıyor’ kadar önemli mi?”

“Laf yayacaklarını sanmam-“

“Gerçekten aşıksın, değil mi?”

 

Jensen hafifçe güler, ona bir bakış atarken mırıldanır

 

“Keşke aşk olsaydı.. O zaman bir yerde biteceğini bilirdim.. Aptalı seviyorum Eavan, bu en kötü hastalıktan bile beter..”

 

Eavan da iç çeker, sonra ona bakarak konuşur

 

“Anlamıyorum.. Ama görüyorum, görmesem inanmazdım.. Cas da senin için deli oluyor, onu görmesem ona da inanmazdım..”

 

Jensen bir şey söylemez, Eavan ciddi, parmakları arasındaki üzüm tanesini döndürmeye devam ederken mırıldanır

 

“Cas için zor olduğundan eminim.. Senin fark ettiğini fark etmemiş bile olabilir.. Belki bir sonrakini seninle paylaşır..”

“Paylaşmaz..”

“O zaman sen adım at.. Nasılsa öğrendin..”

“Ne yapayım Eavan?”

“Bilmiyorum, sepet yolla, bir şey yap, bildiğini ve karşı çıkmadığını göster.. Bu Cas için ne kadar önemliyse, senin için de önemli..”

 

Jensen yine yüzünü ovar, bir şey söylemezken Eavan mırıldanır

 

“Kalk hadi, yemek..”

 

Ve onu çekiştirir, ikisi büyük masaya giderlerken Castiel masanın başında gelinle konuşuyor, uzun siyah saçlı kadın yüzü mutlulukla parlarken onu dinliyordur, Castiel başını çevirerek gökyüzüne bakar..

 

Mavi gözlü adam batmak üzere olan güneşi görünce başını sallar ve sonra geline dönüp uzanır, genç kadının saçlarının örgüsüne onun elindeki tek dal beyaz bir çiçek yerleştirirken kız ışıl ışıl parlar, Castiel de ona gülümser ve gitmesini söylerken kız mutlulukla döner, Jensen ve Eavan ile yüz yüze gelince normalde durulacakken bu sefer kendini kontrol edemediği belli, şakır

 

“Efendim.. Efendim..”

 

Ve onlara selam verir, sonra onları geçip uzaklaşırken Eavan gülmeden edemez, Jensen da gülümsüyor, Cas’a dönerek sorar

 

“Ne iş, Cas? Kıza güzel olduğunu falan mı söyledin?”

 

Castiel de hafifçe gülümsüyor, onu izlerken cevaplar

 

“Evet.. Bugün köyün en güzel kızı o..”

 

Jensen itiraz etmez, kendi arkadaşlarının yanına giderken Castiel de insanların yanına gider..

 

 

Castiel herkes çadırına geçtikten sonra kendisi de Jensen’ın çadırına girerken sorar

 

“Bir şey istiyor musun?”

 

Jensen çalışma masasında kağıtlarla uğraşıyorken içeri giren adama başını kaldırarak soruyu soruyla cevaplar

 

“Gelmeyeceksin sanıyordum?”

 

Castiel gülümser, onun önüne gelip eğilir ve onun dudaklarından bir öpücük çalarken konuşur

 

“Önce sana bakmaya geldim.. Şimdi gidiyorum.. Bir şey istiyor musun?”

 

Jensen başını iki yana sallar, Castiel onu saçlarından öperken mırıldanır

 

“İstiyorsan uyu-“

“Olur anne..”

 

Castiel gülümser ve bir şey demez, dönüp kapıya giderken Jensen arkasından konuşur

 

“Cas?”

 

Castiel ona döner, Jensen bir süre onu izlerken mavi gözlü adam bekliyordur, Jensen bir süre sonra kalkar ve yürüyerek ateşin yanında duran kaliteli, deliksiz, Cas’ı ısıtan battaniyelerden birini alır, Eavan’ın büyük tesadüfle orada bıraktığı zengin meyve sepetlerinden birini de alıp üzerine koyarken Cas onu izlemeye devam eder, Jensen yürüyüp onun önüne gelir ve ona uzatırken konuşur

 

“Ne kadar gerekiyorsa kal, nasılsa kağıtları okumam gerek, ben de uyumayacağım..”

 

Castiel yüzünde okunmaz bir ifade, uzanarak battaniye ve sepeti alırken başını sallar, Jensen da döner ve masasına giderken Castiel konuşur

 

“Jensen?”

 

Jensen oturmadan ona bakar, Cas cevaplar

 

“Geç kaldığımda belki merak edersin.. İnsan çadırının arkasındaki ormanlıktayım..”

 

Jensen ona bakarken Castiel bir süre daha onun gözlerini tutar, sonra döner ve geldiği gibi sessizce çıkarken Jensen çok istediği davetiyeyi almış, yavaşça oturur..

 

 

Jensen uzunca süre kağıtlarıyla ilgilenmiş, ama en sonunda pes etmişken insan çadırının öbür tarafına ilerler, askerlere onu aramamasını ve takip etmemelerini mırıldanıp ağaçlıkların arasında ilerlerken bir süre sonra mumların titrek ışıkları ve konuşmaları duyunca çalıları aralar..

 

Köyde ne kadar insan varsa toplaşmış, hepsi ayaklanıyorken Jensen onların hissettiğini düşünür, tam geri adım atacakken o sırada Castiel ilerideki kütükten kalkıyor, konuşur

 

“Evet, artık başlayabiliriz, gece yarısı oldu..”

 

Jensen kollarını kendine sararak bilmediği bir şeyin başlamasını beklerken Castiel’in diğer yanındaki Zora da kalkar, Jensen onun yanında ayağa kalkan Eavan’ı görünce gözleri büyümeden edemezken Zora ona bir şeyler söyler, Eavan onaylarken Jensen onun oraya geldiğini görünce Cas’ın gördüğünü anlar ve çalıları itip gururu hala ondayken ortaya çıkar..

 

Onu gören insanlar irkilir, adımlar geri çekilirken Jensen derin bir nefes alır, o bir şey diyecekken Castiel diğer taraftan yüksek sesle konuşur

 

“Marianne? Hazır mısın?”

 

İlgiler temkinli bir şekilde Jensen’dan Marianne’e dönerken Eavan Jensen’ın kolunu sıkar, mutlulukla fısıldar

 

“Doğru yaptın.. Cas bütün gece gelmeni bekledi..”

 

Jensen ‘bekledi mi?’ derken Eavan onu sürükler, ikisi insanların diğer tarafına giderlerken Eavan onaylıyor, cevaplar

 

“Bekledi.. Söylemedi ama devamlı bekleyelim bekleyelim deyip durdu, sen gelince de birden vakit geldi..”

 

Jensen bir şey söylemezken Cas bir elinde gelin Marianne’in eli, diğerinde de damatın elini tutuyorken Zora da iki insanın arkasında duruyordur, Eavan fısıldar

 

“Zora da burada olduğu için herkes çok mutlu oldu, önleri ve arkaları güçlülerce kutsanmış bir çift olacaklarmış, Zora onları desteklemeyi kendisi teklif etti, Marianne ağlıyordu resmen, görmen gerek..”

 

Jensen görmese de inanırken güzel gelin mutlulukla sevdiği adama gülümsüyordur, Castiel onlara birbirlerine destek olmalarını, hiçbir zaman umutlarını kaybetmemelerini, insanlık için çalışmalarını söylerken sonrasında gelinin elini öper, elinin içinde çevirdiği eli damadın eline bırakırken çift Zora’ya döner..

 

Zora gülümsüyor, ellerini kendi önünde birleştirmiş, gözleri kapalıyken Eavan onun elinin içinde parlamaya başlayan mavi ışığı fark eder, Jensen da gözlerini kısarken Zora bir an sonra elini açtığında minik mavi ışık kanat çırparcasına yukarı süzülür, Marianne bunun üzerine mutluluk dolu bir ses çıkartırken eşine döner, genç adam da gülerek onu kucaklarken Castiel tebrik ettiğini söylüyordur, yeni evliler minnettar, dönerek ona teşekkür ederken Castiel de başını sallar..

 

Yeni evli çift diğer insanların tebriklerine giderken Eavan bu kadar mı diye sorar, Jensen gülmeden edemezken Zora mutlulukla onlara koşturur, Eavan’ı kollarından tutarken sorar

 

“Gördün mü? Gördün mü, ne kadar mutlu olacaklar!”

 

Ve atılıp onun boynuna sarılır, Eavan da şaşkınlıkla onu tutarken sonra yavaşça ona sarılır, Jensen onların duygusal anına aldırmazken sorar

 

“Mutlu olacaklarını nereden anladınız?”

 

Zora hala Eavan’a sarılıyorken Castiel’in sesi cevaplar

 

“Minik mavi ışık ilk çocuklarıydı.. Marianne sağlıklı bir erkek çocuk dünyaya getirecek..”

 

Jensen yanlarına gelmiş adama dönerken Zora da iblisinden ayrılmıştır, Castiel’in koluna asılarak konuşur

 

“İlk defa kutsanmamış topraklarda bunu yaptım efendim, izin verdiğiniz için teşekkür ederim!”

 

Ve ona da atılarak sarılır, Eavan ve Jensen aynı şaşkınlıkla onlara bakakalırken Castiel güzel kadını tutuyor, cevaplar

 

“Bir şey değil Zora.. Hadi git, Marianne sana teşekkür etmek istiyor..”

 

Zora başını sallar ve uzaklaşırken Jensen saniye sektirmez, sorar

 

’Efendim?’ Zora senin emrinde mi?”

 

Castiel iç çekerek başını sallar, Eavan ‘waow’larken Jensen bir şey söylemez ama aldığı derin nefes yeterli olurken Eavan konuşur

 

“Ben çifti tebrik edeyim..”

 

Ve cevap beklemeden uzaklaşır, Castiel de Jensen’a dönerken mırıldanır

 

“Gelmene sevindim Jensen..”

 

Jensen bakışlarını ona çevirirken sessiz kalır, Castiel devam eder

 

“Sana söylemek istedim.. Ama nasıl karşılayacağını bilemedim.. Beni seviyorsun evet, diğer insanları kurtarma fikrinde de hemfikiriz, ama insanları sevmiyorsun, onların törenlerini anlamıyorsun-“

“Ama anlamaya çalışabilirim.. Ki çalıştım, 3 gündür bu konuyu konuşup düşünüyoruz-“

“Öyleymiş, evet.. Eavan söyledi..”

 

Jensen kaşlarını kaldırır, Castiel açıklar

 

“Bir anda Zora ile geldiğinde nereden öğrendiğini ve başka birine söyleyip söylemediğini sordum.. O sana söylememiş, ama bir şekilde öğrenmişsin..”

 

Jensen onaylar, Castiel devam eder

 

“Eavan bu konuyu uzunca süre düşündüğünü söyledi, anlamaya çalışmışsın.. Bana o kadarı da yeter Jensen, ki senden hiçbir şey beklemediğimi de hatırlamalısın-“

“Senin için yapmıyorum, kendim anlamaya çalışıyorum.. Bizde evlilik diye bir şey yok Cas, birine kendini adamak, sırf ona bağlı kalmak.. Bunu ayrıca bir de tanrılara sunmak.. Bunlar bana yabancı şeyler, ama anlamaya çalışıyorum çünkü sen bunlarla yaşıyorsun..”

 

Castiel ona gülümser, Jensen onu dövmek isterken inatla açıklamaya devam eder

 

“Ve o kadar gün geçti, istediğinde zırt diye içime bakan adam bir kere bile bana bakıp da derdim nedir anlamaya çalışmadın-“

“Hayır, derdinin ne olduğunu sordum, bana 3 ay bitiyor dedin-“

“Sen de hemen inandın-“

“İnanmayayım mı? Soru sorduğumda yalan söyleme ihtimalin olduğunu bilmiyordum..”

 

Jensen çenesini kaldırarak ona bakarken sesi eşit, cevaplar

 

“Senin bana yalan söylediğin gibi..”

 

Castiel kaşlarını çatar, nerede yalan söylediğini sorarken Jensen yapıştırır

 

“Zora bana eşlerin olmadığını, yıllardır sadece Arline ile birlikte olduğunu ve başka kimsenin olmadığını söyledi..”

 

Castiel sessiz, ona bakmaya devam ederken usulca sorar

 

“Neden bu konu bu kadar önemli?”

“Çünkü sen benim geçmişimi ve şimdimi biliyorsun, kafan sıkıştığında beni kitap gibi okuma imkanın da var ama benim öyle bir şansım yok Cas! Eşit değiliz, sana soru sorduğumda gerçeği öğrenmek istiyorum ve bu önemli bir konu, sana hayatında başka biri var mı diyorum, bunun önemini neden anlamıyorsun?”

“Ben de sana yok diyorum, neden bana inanmıyorsun?”

 

Jensen cevap veremezken Castiel onu izliyor, sorar

 

“Başka biri olmasını mı istiyorsun?”

“Bilmiyorum! Belki..”

“Jensen, başka biri olması ihtimalinde dahi onu öldürmek istiyorsun, gerçekten başka biri olsa ne olacak-“

“O ısınma dönemindeki Jensen! Şu anda aklım başımda, mantıklı şeyler düşünüyorum!”

 

Castiel de bunu inkar edemezken fazla mantıklı adama bakarak cevaplar

 

“Tamam.. Gel, önce gerekli işleri bitirelim, sonra her soruna cevap vereceğim..”

 

Jensen teşekkür eder, sonra ne yapacaklarını sorarken Cas gülümser

 

“Çifti tebrik edeceksin-“

“Hey-“

“Jensen..”

 

Jensen iç çeker, ikisi çifte giderlerken Marianne gülümseyerek Cas’ın ellerini tuttuğunda Jensen yanındaki ‘efendi’nin kim olduğunu öğrenmek için tutuşuyor, konuşur

 

“Tebrik ederim.. Çocuk için de..”

 

Marianne pembeleşirken Jensen yeni kocanın eşini korumacı bir tavırla omzundan kavradığını görmüş, iç çekerken Castiel konuşur

 

“Efendimiz sizler için mutlu, bu sizi de mutlu etmeli.. Gelip onay verdiği ilk çift sizsiniz.. Tanrılar yolunuzu açıyor Marianne..”

 

Marianne de buna inandığı belli, Castiel’in elini bırakıp kocasının kolundan çıkar ve yürüyüp Jensen’ın ellerini ellerine alırken Jensen irkilmemek için tüm iradesini kullanır, karşısındaki kahverengi gözlere bakarken genç kadın konuşur

 

“Teşekkür ederim efendim.. Tanrılar size de bugün yaşadığım mutluluğu bahşetsin..”

 

Ve onun ellerini öper, sonra dönüp kocasının yanına giderken Jensen sarsılmış, onların gidişini izlemek dışında bir şey yapamaz..

 

 

İkisi birer ağaç kütüğüne otururlarken geride ateşler yakılmış, insanlar mutlulukla bugünü kutlamaya devam ediyorlarken Castiel uzanarak Jensen’ın ellerine bir kadeh bırakır, Jensen içine bakarken sorar

 

“Su?”

 

Castiel ona manalı bir bakış attığında Jensen susarken kadehinden bir yudum alır ve tekrar aşağı indirirken ona bakarak konuşur

 

“Tamam mı, artık başlayabilir miyiz?”

 

Castiel onaylar, Jensen onu izlerken bastırır

 

“Ne sorarsam doğruyu söyleyeceksin? Söz ver..”

“Söz, Jensen.. Ama cevap vermek istemediğim bir şey olursa da anlayışla karşılayacaksın, sen de buna söz ver..”

 

Jensen onun mızıkçı olduğunu söylemek istiyorken başını sallar, Castiel de o zaman başlamasını işaret ederken Jensen sorar

 

“Arline.. Birlikte misiniz değil misiniz? Kesin cevap ver..”

 

Castiel ilk sorunun bu olacağını biliyor olmalı, cevabı verir

 

“Birlikteyiz..”

 

Jensen ona bakakalırken Castiel de ona bakmaya devam eder, Jensen sorar

 

“Birliktesiniz.. Birliktesiniz ve bana beni sevdiğini söylüyorsun..”

“Doğru..”

“Neden? Cas, sen aynı anda iki ilişki çevirebilecek bir adam gibi durmuyorsun-“

“Birçok şey gibi durmuyorum Jensen..”

 

Jensen bu cevapla kaşlarını kaldırırken sinirlenmeye başlıyor, sorar

 

“İlişkinizi anlat o zaman Castiel, nerede durduğumu bilmem gerek, değil mi?”

 

Castiel iç çeker, ona bakarken cevaplar

 

“Sana nasıl biri olduğumu her zaman söyledim.. Nasıl inanışlarım olduğunu da biliyorsun.. Kadınlar ve erkekler birlikte-“

“Olmalıdırlar, evet biliyorum, soruya cevap ver-“

“Cevap bu, Jensen.. İnatla anlamak istemiyorsun.. Senin ülkende herkes istediği zaman istediği kadar seks yapıp istediği kadar minik Zyen yaratabilir ya da yaratamaz.. Ama bizde öyle değil..”

 

Jensen ona bakıyor, bir şey söylemiyorken Castiel sesi yine her zamanki tınısına dönmüş, konuşur

 

“Biz devam etmeye çalışıyoruz Jensen, her erkeğin kadınla birlikte olması gerekiyor.. Erkeklerimiz köyleri korurken kadınlarımızın çocuk yapması gerekiyor.. Sevsek de, sevmesek de.. İstesek de, istemesek de..”

“Ve sen de Arline’le mi birliktesin?”

 

Castiel başını sallar, devam eder

 

“Ben sağlıklı bir adamım.. Ve güçlerim var.. Bu da beni soy yaratmak için ideal kılıyor..”

 

Jensen derin bir nefes alırken başını sallıyor, konuşur

 

“Bunu kabul ederim.. Edebilirim, evet.. Karşı da çıkamam, bana düşen bir şey değil..”

 

Castiel hafifçe gülümser, onu izlerken Jensen bakışlarını onun dizlerinden tekrar ona çıkartarak devam eder

 

“Ama bana söyle, kesin ve net olarak söyle, ona karşı ne hissediyorsun? Beni kırabilecek gücün var Cas, yapacaksan şimdi yap, hazırım..”

 

Castiel onun hazır olmadığını, hiç olmayacağını ondan daha iyi biliyorken ona bakıyor, cevaplar

 

“Arline benim için özel biri Jensen.. Hep öyle oldu, hep de öyle olacak.. Senden önce hayatımda yoldaş olarak o vardı, ikimiz de böyle bir dünyada güçlü olmanın nasıl bir şey olduğunu ve bunun sorumluluğunu biliyoruz.. Arline benim en yakın arkadaşım, dostum, hatta belki de kardeşim..”

“Yattığın bir kardeş..”

“Evet.. Ve gerekirse yatmaya devam edeceğim de bir kardeş..”

 

Jensen’ın bakışları onun gözlerine fırlarken Castiel sakindir, konuşur

 

“Bunu bilmen gerekiyorduysa, evet.. Gerekirse tekrar birlikte olacağım biri varsa, o da Arline.. Ben evli değilim Jensen, bağlı olduğum biri yok-“

“Ben neyim!?”

 

Castiel onun feryadıyla irkilirken ilerideki insanlar da o tarafa döner ama Eavan aniden insan kültürüne dair bir soru sorarak onların dikkatini ve şamatasını tekrar üzerine çekerken Castiel cevaplar

 

“Sen benim sevdiğim adamsın.. Her şeyi yapabileceğim adamsın..”

“Ama varlığım seni hiçbir şekilde kısıtlamıyor, öyle mi?”

“Jensen, daha 3 ay önce önüne gelenle yatıyordun-“

“O zaman birlikte değildik!”

 

Castiel ona bakarken hafifçe gülümser, dikkatle cevaplar

 

“Jensen, sen sadakate hiç inanmadın-“

“Çünkü sadakat gerektiren biriyle birlikte olmamıştım! Gerekli olduğunu düşünmemiştim, ama şimdi durum farklı, en azından bana göre farklıymış.. Aynı frekanstayız sanıyordum ama hale bak, hem beni sevdiğini söyleyip hem de gidip 5 kadınla yatabilecek durumdasın-“

“Jensen..”

 

Jensen bu sefer susacak gibi değil, başını iki yana sallar, kalkarken konuşur

 

“Sakinleşmem gerek.. Yoksa birimiz yanlış bir şey söyleyecek..”

 

Ve onu geçer, partiyi geçip çıkıp giderken Castiel sessiz, iç çekerek onun yere bıraktığı kadehe bakar..

 

 

“Hey.. Kavga mı ettiniz?”

 

Castiel başını kaldırırken Eavan da Jensen’ın bıraktığı yere oturuyor, kaşlarını kaldırır, Castiel cevaplar

 

“Sanırım..”

“Tebrik ederim.. Çift olduğunuzun damgası..”

 

Castiel şu an bununla pek de mutlu değilmiş gibi görünüyorken Zora elinde iki kadehi, bir tanesi de koluyla bedeni arasında, dengelemeye çalışarak yanlarına gelirken Eavan uzanarak onun koluna sıkıştırdığı kadehi alır, Zora teşekkür edip onun yanına çökerken Castiel kendisine uzatılan kadehi alır, Eavan sorar

 

“Ne oldu?”

 

Cas ona bir bakış atar, Eavan cevaplar

 

“Jensen’ın bu hallerini senden daha çok biliyorum, belki bir çözüm verebilirim..”

 

Zora ‘ne olmuş?’ derken Castiel Eavan açıklayamadan cevaplar

 

“Jensen benim diğer insanlarla olan ilişkilerimden memnun değil..”

 

Eavan kaşlarını çatarak onun ne demek olduğunu sorarken Zora anlamış gibidir, beyazlayarak konuşur

 

“Özür dilerim, ben düşünmedim-“

“Önemli değil Zora.. Elbet soracaktı..”

 

Eavan da bilmek isterken Castiel ona döner, açıklar

 

“Bıraktığım köy.. Orada bir eşim var..”

 

Eavan’ın gözleri büyürken Castiel sakin, cevaplar

 

“Bugün gördüğün gibi değil.. Jensen gibi de değil.. Sadece ikimiz.. Anlatamıyorum, biz öyleyiz..”

“Nasılsınız? Jensen’la birliktesin Cas..”

“Biliyorum, ama Arline’le de birlikteyim-“

“İşte onu da o bozuyor-“

“Anlamıyorsunuz, insanlara göre benim Jensen’la bir ilişkim yok!”

 

Eavan gülmeden edemezken Cas gözlerini kısar, Eavan cevaplar

 

“Zyenlere göre var mı?”

“Var tabii ki, herkes yattığımızı biliyor Eavan.”

 

Zora bakışlarını kaçırırken erkekler ilk defa bunu göz kaçırmadan konuşuyorlardır, Eavan da aynı açıklıkla cevap verir

 

“Yattığınızı biliyorlar evet.. Jensen’ın seni kullandığını biliyorlar.. Ama aranızdaki sevgiyi bilmiyorlar, Jensen buna dair bir nefes bile konuşamaz Cas, bana safı oynama..”

 

Castiel iç çekerken Eavan ona bakarak konuşur

 

“Jensen’a nerede durduğunu tam olarak açıklaman gerekiyor.. Ya da Arline’in nerede durduğunu.. Adam ilk defa kendisinden başka birini önemsiyor Cas, bunu batıramazsın..”

 

Castiel de bildiğini gösterirken Eavan devam eder

 

“Git ve adam gibi konuş.. Anlat.. Sen görebiliyorsun ama biz görmüyoruz.. Jensen korkuyor Cas, sen onun başına gelen en ciddi şeysin..”

 

Castiel ona bakar, sonra kalkıp giderken Zora Eavan’ı izliyordur, genç adam ona bir bakış attığında Zora dikleşir ve diğer tarafa döner..

 

 

Castiel çadıra girdiğinde Jensen’ı yatakta yatmış tavanı izliyor bulurken şaşırmaz, yürüyerek yatağa oturur ve ona bakarken konuşur

 

“Arline’le Adrian’ın kampında tanıştım.. Ben güçlerimin farkındaydım, ancak Adrian’ın yanındayken büyük bir artış yaşadım, sebebinin senin de dünyaya gelip insanlar öldürmeye başlamış olduğunu sonradan anladım..”

 

Jensen tavana bakar, ona dönmezken Castiel de sakin, devam eder

 

“Arline’i oradan kaçırdım, tek kurtarabildiğim o oldu.. Daha önce de köylerin organizasyonunda bulunmuştum, o zamanlar benden daha yaşlılar vardı, ama zamanla tüm işler bana kalmaya başladı.. Bunda senin ekibinin başarısını da göz ardı etmememiz gerek..”

 

Jensen derin bir nefes alırken Castiel parmaklarıyla oynuyor, mırıldanır

 

“Birbirimizden başka güvendiğimiz yoktu, hala da Arline benim için belki de güvenilecek en önemli kişilerden..”

 

Jensen bunun üzerine ona dönerken Castiel atılır, konuşur

 

“İşte, bu noktada kör oluyorsun, anlamıyorsun: sen de öylesin Jensen.. Sadece Arline senden daha önce hayatıma girdi.. Evet birlikte olduk, evet yattık, hiç pişman olmadım, hala da olmam, bir kadını istediğimde isteyeceğim kişi Arline..”

 

Jensen bir şey söylemezken Castiel cesaret ederek elini onunkinin altına sokar, parmaklarını onunkilere geçirirken devam eder

 

“Bana sorduğun soruları dürüstlükle yanıtladım Jensen.. Bana onunla tekrar birlikte olma ihtimalin var mı dedin, cevap evet.. Ama onunla birlikte olma isteğim seninki gibi değil.. Diğer köylerde, insanların arasında, sen ve ben diye bir şey yok..”

 

Jensen hafif bir nefes alırken Castiel onun elini sıkar, fısıldar

 

“Bu konu hakkında konuştuk, inanışlarımızı biliyorsun.. Sen kendini bana o kadar vermezsin, ben sizin tarafa geçemem.. Sınırlarımız var, yok diyemeyiz..”

 

Jensen da hareket ederek onun elini kendi tarafına çevirirken Castiel eğilerek onun elinin üzerini öper, Jensen iç çekerken konuşur

 

“Aşar mıydın? Sınırları?”

 

Castiel başını kaldırarak ona bakarken Jensen düşünceli, onu izleyerek sorar

 

“İnsanların arasına girsek beni sahiplenir miydin?”

“Yapacağımı biliyorsun-“

“Beni koruyacağını biliyorum.. Ama Arline’e gerçeği söyler miydin?”

 

Castiel gülümsüyor, cevaplar

 

“Arline gerçeği zaten biliyor Jensen.. Yıllardır uzaktayım ve iletişimdeyiz..”

 

Jensen da o kadarını biliyor, ona bakarken bastırır

 

“Bildiğini biliyorum.. Söyler miydin? ‘Ben bir iblisi seviyorum Arline ve onunla birlikteyim’ diyebilir miydin?”

 

Castiel sanki bundan daha fazla bir şey sorulduğunu hissederken Jensen kaçmanın zor olduğu yeşil gözleriyle ona bakıyordur, mavi gözlü insan bir süre sonra cevaplar

 

“Söylerdim..”

 

Jensen bunun üzerine gülümser, ona bakarken konuşur

 

“Bilmek istediğim buydu.. Yeterli..”

 

Cas bunun üzerine rahatlarken teşekkür eder, Jensen gülmeden edemezken ona bakarak sorar

 

“İlk defa kavga ettiğine inanamam, ayrıca şu ‘eşlerim’ meselesi nedir? Arline dışında biri yok dediler-“

“Zora’nın yaşı daha öncesine tutmuyor da ondan, yalan söylemedi..”

“Kaç yaşındasın Cas? Herkes senden efsane gibi bahsediyor..”

 

Castiel başını eğer, hafifçe gülümserken Jensen onun duruşundan önemli bir şeye geldiklerini anlar, baş parmağı onun elinde gezinirken usullaşarak sorar

 

“Gerçeği söyleyecektin..”

 

Castiel başını kaldırır, ona bakarken cevaplar

 

“Hesaplamaya çalışıyorum..”

 

Jensen kaşlarını kaldırır, ona bakarken Castiel gülümser, bir süre sonra konuşur

 

“Bilmiyorum.. Gerçekten.. Ben çocukken etrafta binalar vardı..”

“Binalar? Şimdi de var, Guadalajara-“

Her yerde binalar vardı..”

 

Jensen yavaşça yatakta dikleşirken Castiel bakışlarını kaçırır, Jensen gözleri kocaman, elini ondan çekerken Castiel bununla ona döner, Jensen sorar

 

“Her yerde? Eskiden-“

“Evet.. Belki 1000, belki de 2000, bilmiyorum-“

“Cas..”

 

Castiel bakışlarını onun gözlerine kaldırırken Jensen şaşkınlık içerisindedir, fısıldar

 

“Bu imkansız.. Hiçbir insan o kadar uzun yaşayamaz-“

“Ben yaşadım..”

“O yüzden herkes senin emrinde..”

 

Castiel başını sallar, Jensen nefesini bırakırken konuşur

 

“Gerçekten seçilmişsin..”

 

Castiel hafifçe gülümserken ona bakıyor, sorar

 

“Şüphen mi vardı?”

 

Jensen da güler, gerginlik biraz rahatlarken kral cevaplar

 

“Abartıyorsunuz diye düşünüyordum.. Ama Cas, binlerce yıl-bu kadar zaman, tek başına, neler gördün, neler yaşadın-“ Castiel ona uzanan adamdan bir an gerilerken Jensen ‘şişt’ler, Castiel bunun üzerine ona yaklaşırken Jensen onun yüzünü elleri arasına almış, ona bakarak konuşur

“Tamam..”

 

Cas kaşlarını kaldırırken Jensen gözlerini devirir, konuşur

 

“O kadar tamam değil elbette, sormak istediğim bir sürü soru var ama tamam..”

 

Castiel başını sallar, ‘tamam’ derken alnını ona dayadığında Jensen bir süre onun yanağında parmaklarını gezdirir, sonra elini indirip başını çekerken konuşur

 

“Cas, ben başka biriyle birlikte olmak istemiyorum..”

 

Castiel başını çekerek ona bakarken Jensen da ona bakıyor, mana ederek devam eder

 

“Sadece bilmeni istiyorum.. Tamam mı?”

 

Castiel hafifçe gülümser, ‘tamam’ derken Jensen da onaylar ve bir öpücük istediğini mırıldanırken Cas uzanarak onun dudaklarını örter, Jensen ilk tartışmalarından sonra onu öperken onu kendine çeker..

 

 

İlk kavga, ilk barışma, ilk itiraf.

 

Castiel’in en büyük sırrı gerçek kimliğiydi. Jensen bunu bilen birkaç kişi olduğunu düşünse de, bunu kimse bilmiyordu.

 

Castiel Jensen’a söylemese de, aralarındaki son duvarı da yıkarak Arline’in dahi sahip olamadığı parçasını ona vermişti.

 

 

“Ben Cas’la evlenmek istiyorum.”

 

Zora’nın elindeki kap yere düşerken Eavan kılıcını neredeyse atına saplar, hayvan hırıltıyla bir uyarı verirken Jensen sanki ‘ben elma istiyorum’ demiş gibi rahatça heybesini ilikliyor, eğilip Zora’nın saçtığı erikleri toplarken Eavan ve Zora şokla ona bakmaya devam ediyorlardır ki Jensen kabı da kaldırır ve genç kadına uzatırken sorar

 

“Yapılabilecek bir şey mi?”

 

Zora hayatının şokunu yaşıyor olmalı, ağzı açık bir şekilde başını sallarken Jensen gülümser ve onun ellerini bulup kaldırır, kabı eline oturturken konuşur

 

“Hazırlıklara başla.. Vakti gelince söylerim..”

 

Ve onu geçer, kampa giderken Zora şaşkınlıkla Eavan’a döner, kendisi gibi bir surat bulurken Eavan mırıldanır

 

“Eşyalarımı toparla-“ ve onu geçip yürürken seslenir

“Jensen-Jensen!”

 

Zora kabı yine yere fırlatır, kılıcı ve heybeyi toparlayıp Eavan’ın arkasından koşmaya giderken at eğilerek erikleri koklar..

 

 

< thirteen : another power >