VII

 

What Must Be Done

 

The willingness to sacrifice is the prelude to freedom.

Pesach Seder

 

 

“CAS!”

 

Castiel aniden suratında patlayan sıcaklıkla irkilirken gözlerini açtığında ona eğilmiş Jensen’ın yüzünü, panik dolu ifadesini görünce yutkunur, başını sallarken Jensen yumuşayarak sorar

 

“Geçti mi?”

 

Castiel tekrar başını salladığında Jensen da rahatlayarak onun üzerinden çekilir, yataktan kalkarken Castiel kalbi hala deli gibi çarpıyor, çadırın tavanına bakmaya devam eder..

 

 

SOUNDTRACK

CHRISTOPHER YOUNG - THE UNINVITED

 

 

“Al..”

 

Castiel yatakta dikleşmiş, oturuyorken eline tutuşturulan kadehi kavrar, başını kaldırarak ona bakarken Jensen cevaplar

 

“Su.. İçki kaldıramadığını gördük..”

 

Castiel hafifçe gülümser, bakır kadehi dudaklarına götürürken Jensen da kabanının önünü açmaya başlar, Castiel sorar

 

“Nerede kaldın? Geç olmuş..”

 

Jensen omuzlarını silkerek kabanını çıkartırken sandığına gidiyor, cevaplar

 

“Toplantı uzun sürdü.. Bu kadar az insan kalmasına rağmen ters orantıda toplantı yapıyoruz ya, bayılıyorum..”

 

Castiel onun sinir olmuşluğuna tekrar gülümserken kadehteki suyu inceliyor, bir şey demez..

 

 

Jensen üzerindeki ağırlıkları çıkartmış, ince bir keten gömlekle kalmışken Castiel onun yatağa geldiğini duyunca sudan başını kaldırarak sorar

 

“O gömlekle nasıl üşümüyorsun? Ben donuyorum ve 5 battaniye var-“ Jensen onun 5 battaniyesinden 4 tanesini o sırada haşinlikle yere fırlatmakla meşgulken keyifle gülerek mızırdanan insanın sorusunu cevaplar

“Çünkü ben ateşli bir iblisim.. Seni yeterince ısıtmadığımı mı söylüyorsun?”

 

Yatağa giren adam onunla yüz yüze gelerek elindeki kadehi alırken Castiel rahat, cevaplar

 

“Öyle bir şey söylemedim, tam aksine battaniyelerimi yere attın ama sesim çıkmadı..”

 

Jensen hıhımmlarken kadehi yere koyar, sonra ona dönerken Castiel onu beklemeden tekrar yatağın sıcaklığına girmiş, incecik kalmış biricik battaniyesini de kafasının üzerine çekerken Jensen da son mumu üfler, yatağın diğer tarafına yerleşir..

 

İkisi sessiz, karanlığın içerisinde, nöbetçi askerlerin oradan oraya yürümelerini, usul usul konuşmalarını dinlerken hiçbir yerleri birbirine değmiyor, Castiel hala o görmeden ona dokunulmasından hoşlanmıyorken Jensen bir süre sonra sorar

 

“Ben geldiğimde.. Ne görüyordun?”

 

Castiel hala suratında patlayan ve onu uyandıran tokatın izini hissediyorken kendi parmaklarını yanağına götürür, kızarıklığın kenarını çizerken Jensen da görmüş olmalı, mırıldanır

 

“Uyanmıyordun,-“

“Bir şey demedim..”

 

Jensen da bir şey demez ama bir süre sonra sorar

 

“Ne gördün?”

 

Castiel derin bir nefes alırken ‘hiç’ler, Jensen’ı görmese de ondan tarafa atılan bakışı hissederken hafifçe gülümseyerek cevaplar

 

“Bir insanın özel rüyaları olamaz mı?”

“Rüya olsaydı belki.. Kabus ve diğer ıvır zıvırlar hala bende..”

 

Castiel bir şey söylemez, o sırada Jensen uzanarak onun elini tutar, dokunuştan önce sesi duymuş insan irkilmezken Jensen onun elini aşağı indirir, üzerine bastırarak sorar

 

“Söyle..”

“Önemli değil Jensen-“

“Evet, 5 battaniye altında kendini boğmaya çalışan da benim.. Söyle, yoksa diğer yanağına da ateş bastırtacağım..”

 

Castiel hafifçe gülümser, baş parmağı onun parmaklarına sürtünürken cevaplar

 

“Köylerden biri.. Bir insan..”

 

Jensen dinliyor, devamı gelmediğini görünce sorar

 

“Evet? Nesi var?”

“Bir şeyi yok.. Başı biraz dertte, o kadar..”

“Ne gibi bir dert?”

 

Castiel omuzlarını silker, cevaplar

 

“Her zamanki şeyler.. Zyenlerden kaçmak, Adrian’dan kaçmak.. Farklı değil..”

“Bana taş atıyorsun Cas, kalbim kırılıyor..”

 

Castiel gülümser, elini onun elinde döndürerek parmaklarının arasına kendininkileri dolar, koluna asılarak onu biraz daha kendine çekerken cevaplar

 

“Kalbin mi var ki?”

 

Jensen onun sessiz isteğine uyarak yanına uzanırken homurdanır, Castiel gülümserken Jensen konuşur

 

“Krala hakaret.. Bazen seni çok iyi eğitemediğimi düşünüyorum-“ Castiel onun suratına gülümseyerek bir özür fısıldar, Jensen iç çekerken mırıldanır

“Uyu hadi.. Beni tepersen yarın gece dışarıda yatarsın..”

 

Castiel gülerek ‘olur’ derken Jensen gayet ciddi olduğunu söyler, Castiel de inkar etmediğini mırıldanırken başını kaldırarak onun tarafına götürür, Jensen’ın kolu onun başının altından girip eli sırtına dokunurken Castiel iç çekerek ona gevşer..

 

Jensen onun ona bu kadar yakın olup da gevşeyebilmesiyle içten içe mutlu oluyor, gurur dolu, onun sırtında elini indirip kaldırırken Castiel’in nefesleri yavaş yavaş düzene girer, Jensen onun uykuya yaklaştığını anlarken mırıldanır

 

“Bedava ısıtıcın var, şanslısın..”

 

Castiel onun göğsüne gülümserken Jensen tekrar uyumasını mırıldandığında çok ilerilerde yeni bir çağa gözlerini açmış, korkuyla gökyüzüne bakan bir çocuğu gören insanlığın meleği bu sefer mutlu rüyalara dalar..

 

 

Castiel şakaklarında gezinen parmakların hissine uyanırken bir an Jensen’ın ne yaptığını anlayamaz, gözlerini açmadan ona bakarken yeşil gözlü kralın dikkatle onu izlediğini görürken nefesi kesilerek ona bakar..

 

Jensen onun uyuduğundan emin olacak, dalgınlıkla onu izliyor, inceliyorken Castiel onun dudaklarını ıslattığını görür, kendisi elinde olmadan rahatsızlıkla yutkunurken Jensen da sanki o anda ayılır ve yavaşça kendini ondan ayırıp kalkarken Castiel onun gidişine uyanmış gibi gözlerini açar, sorar

 

“Sabah?”

“Öğle..”

 

Castiel iç çekerek yatağa bastırır ve kalkarken sıyrılan battaniye yatağın sıcak havasını dışarı salar, ayaktaki kral aniden o tarafa dönerken Castiel şaşırarak ona bakar, Jensen bir şey söylemeden yerden kıyafetlerini yakalar ve dışarı çıkarken mavi gözlü adam arkasından bakar..

 

 

Kamp toplanıyor, herkes bir şeylerle uğraşıyor, Castiel de her toplanıştaki gibi kralın çadırının toplanmasına yardım ederken kamptakiler artık ona alışmış, kimse karşısına çıkmaz ya da onu zorda bırakmazken Castiel de sessiz sessiz işini halleder..

 

Mavi gözlü adam sandığı bağlıyor, ayağıyla tahtaya bastırırken başka bir Zyen de eğilerek demirleri birbirine geçirir, Castiel teşekkür ederken Zyen önemi olmadığını belirtircesine sandığı kucaklar ve ata götürür, Castiel de etrafına dönerek kralını arar..

 

Her yeri görebilen adam onun enerjisini aldığı yere giderken komutanlarıyla konuşan kral da kalabalığın arasından çıkan insanı görür, bir an onu süzüp sonra arkadaşlarına bir şeyler söyler ve arkasını dönüp giderken Castiel şaşkın, ortada kalır..

 

 

Tüm kamp toplanmış, gidilecek yeni rota belirlenmiş, atlar da hazırken Castiel kalın kabanının önünü kapatarak Jensen’ın atına ilerler, sorar

 

“Binmeden önce bir şey istiyor musun?”

 

Jensen onun geldiğini görünce ona döner, binici eldivenlerini parmaklarına geçirirken ‘ah’layarak konuşur

 

“Hayır.. Ama bugün ayrı gideceğiz, hey! Castiel’in atı nerede-“

“Geliyor efendim!”

 

Castiel kaşları çatılı, şaşkınlıkla gelişmeye bakıyorken elinde olmadan sorar

 

“Neden?”

 

Jensen diğer eldivenini giyiyor, o sırada yanlarına gelen beyaza çalan gri atı yularından tutarak cevaplar

 

“Hiç, bugün daha hızlı gitmek istiyorum-“

“Benimle hızlı gitmek daha önce sorun değildi..”

 

Jensen bakışlarını ona çevirirken bir şeyleri gizlediği belli, yukarı ona uzatarak konuşur

 

“Korkma, bu at güvenlidir..”

 

Castiel hala ona bakıyor, yuları almazken Jensen iç çekerek onun elini bulur ve ipi parmaklarına dolar, Castiel onun bileğini yakalarken fısıldar

 

“Jensen-“ Jensen ona uyarı dolu bir bakış atarken Castiel devam eder

“Ne oldu? Bir şey mi yaptım?”

 

Jensen başını iki yana sallar, onun elinden kurtulurken cevaplar

 

“Sadece bugün yalnız ata binmek istiyorum Cas, neden problem yapıyorsun? Bin hadi, geride kalma..”

 

Ve dönüp uzaklaşır, kendi atına giderken Castiel elinde yular, kırılmamaya çalışarak arkasından bakarken baş seyis de oraya gelmiş, konuşur

 

“Cadee uysal bir attır ama fırtına gibidir.. Grubun en iyilerinden, efendim bunu seçerken size fazla iyi niyetli davranmış..”

 

Castiel onun sesiyle ona dönerken hafifçe gülümser, ondan beklenen itaat ve nezaketle cevaplar

 

“At konusunda çok becerikli değilim, efendimiz problem çıkartmamam için güvenilir bir at seçmiş olacak..”

“Muhtemelen.. Cadee, Tyra’nın kardeşi, efendimizin ikinci atıdır..”

 

Castiel güzel ve güçlü kısrağın tüylerine uzanırken gri at memnunlukla başını eğer, Castiel adı gibi masum olan güzelliğe aşık olurken yine de kırgın, yeni atını tutarak diğerlerinin yanına gider..

 

 

Castiel Cadee ile birlikte safların önüne giderken Tyra kardeşini hissedince toprağı eşelemeye başlar, Cadee sakince beklerken Castiel atının sakinliğini sevmiş, hafifçe gülümserken Jensen da etrafa emirlerini saçmış, onu bekleyen Tyra’ya ilerleyerek konuşur

 

“Evet, akşamdan önce varmamız gerek, gece ortada kalmak istemiyorum.. Uzun süre ara vermeyeceğiz, atlara-“ herkes atlarına tırmanırken Jensen onları izler, sonra Tyra’nın diğer yanındaki Castiel’e dönerken konuşur

“Her şeyi topladın mı?”

 

Castiel onaylar, ama ona bakmazken Jensen memnun bir ses çıkartarak atına tırmanır, Castiel de onun ardından kendi atına tırmanırken çevreden onun binişinin kusursuzluğuna dair şaşkın bir ses yükselir, Jensen da kaşlarını kaldırmış, deneyimli biniciye bakarken Castiel dik, Cadee’nin dizginini parmaklarına dolar, Jensen önüne dönerken çıkışı emreder, öncüler fırlar..

 

 

Grup son hızla ilerlemeye devam etmişken ormanlar geçilmiş, vadiler aşılmış, saatler boyu süren yolda hiçbir köye rastlanılmamışken Jensen bir süre Castiel ile yan yana at sürmüş, ama sonra diğer komutanlarının ortasına kaymışken Castiel onun neden ondan kaçtığını anlamıyor, baktığında da bir şey göremiyorken Jensen her zamanki Jensen’dır, farklı, gizli bir şeyi yoktur, Castiel iç çeker..

 

Diğer Zyenler neşeyle birbirlerine sesleniyor, yüksek sesli konuşmalar her yerde uçuşuyorken Castiel her zamanki gibi hepsinin ortasında ama sessiz, kendi atı olan tek insan, başını çevirerek gerideki insanlara bakarken onların durumunu bir daha kontrol eder..

 

En gerideki acemi askerlerin arkalarında oturan köle insanlar askerlerinin bellerine yapışmış, üzerlerinde ince birer kaban, düşmemeye çalışıyorlarken Castiel onlara nasıl göründüğünü biliyor, tekrar önüne döner..

 

 

Castiel topluca hız düşürdükleri bir sırada sessiz, önüne bakarak gidiyorken Jensen’ın keyifle sürdürdüğü sohbeti dinlememeye çalışır, o sırada sağında biri sorar

 

“Ata bu kadar iyi binmeyi nerede öğrendin?”

 

Castiel sorunun ona geldiğini anlayınca dönerek bugün sandığı taşıyan askere bakar, siyah saçlı adam kaşlarını kaldırırken Castiel Jensen’ın özel askerlerinden olan adama bakarak cevaplar

 

“Kaçmak için her şeyi kullanmayı öğrenmemiz gerekiyor.. At en önemlilerden-“

“İnsanların hala atlara sahip olduklarını sanmıyordum..”

 

Castiel hafifçe gülümser, önüne dönerken cevaplar

 

“Hala sahipler mi ben de bilmiyorum, ama eskiden atları olan bir köydeydim.. Oradan kalma-“

“İyi yetişmişsin.. İki saattir duruşunu izliyorum, hata vermedin..”

 

Castiel hayretle ona döner, adamın dürüst olduğunu görebilirken gülümseyerek başını eğer, cevaplar

 

“Teşekkür ederim..”

 

Adam da başını sallar, önüne dönerken Castiel kırk yılda bir övgü almış, kendi kendine memnuniyetle gülümseyerek Cadee’nin tüylerini okşar, o sırada Jensen aniden diğer tarafta durmaları emrini verirken tüm atlar durdurulur..

 

Jensen atından inmiş, o tarafa yürürken Castiel onun gözlerindeki kızgınlıkla ne yapacağını bilemez, hızlıca hatalı bir şey yapıp yapmadığını düşünürken Jensen diğer askerleri umursamıyor, emreder

 

“Dağılın, suları tazeleyin, 15 dakika sonra devam edeceğiz-“ her yerde askerler yere inip atları nöbetçilere bırakır, Castiel ise yanına gelen krala bakarken Jensen ona ateş saçan bir bakış atar, Castiel atından inerek onun önünde dururken sorar

“Ne oldu?”

 

Jensen bir an patlayacakmış gibi onu izlerken Castiel onun onu incitmek istediğini düşünür, yutkunarak patlamayı beklerken Jensen yine de patlamaz, yumruğu sıkılı, dönüp uzaklaşırken Castiel hiçbir şey anlamamış, arkasından bakar..

 

 

Castiel mataraları doldurmuş, Tyra’nın heybesini dolduruyorken Jensen ilerideki ağaçların altında arkadaşlarıyla konuşuyordur, Castiel arada sırada ona attığı bakışlarla Jensen’ın ondan uzaktayken normal olduğunu bir daha fark ederken iç çekerek Tyra’nın kalçasını okşar..

 

Mavi gözlü adam kendi atına giderken çocuklardan biri koşarak oraya gelir, çocuğun annesi geriden bağırırken Castiel miniği askerlerin tarafına gitmeden yakalar, kucaklayarak annesine götürürken kadın teşekkür eder, Castiel mırıldanır

 

“Efendimizin tarafına giderse kızabilirler, dikkatli ol..”

 

Kadın başını sallar, çocuğunu alırken Castiel onu bırakır ve Cadee’nin yanına gider, o sırada ileriden onu izleyen kralın yeşil bakışlarını fark ederken derin bir nefes alarak atının yanında durur, onun heybesindeki boş matarayı alır..

 

 

Akşam olup da Jensen burada kamp kurabilecekleri sinyalini verdiğinde herkes minnetle atlarından iner, Castiel bir eli Cadee’nin yularında, Tyra’ya ilerlerken Jensen da atından inmiş, eldivenlerini çıkartırken konuşur

 

“Çadırı hazırla, yatağı da taşla ısıt.. Sonra git diğer insanların çadırında yat..”

 

Castiel şokla ona bakakalırken Jensen cevap beklemeden onu geçer ve uzaklaşır, Castiel elinde ipler, iki atın arasında onun arkasından bakar..

 

 

Jensen yemeğini diğer askerlerle birlikte yemiş, Castiel’in ne yiyip yemediğiyle ilgilenmemişken Castiel gittikçe sinirlenmeye başladığını hissediyor, onun çadırında, yatağın içine alev gibi taşları atarken Jensen’ın derisinin yanabileceğini falan umursamaz, o sırada içeri iki kadın asker girerken Castiel dikleşerek onlara bakar..

 

Kadınlar asker kıyafetlerinde değil de ince birer sabahlık içerisinde, ona bakarken Castiel de onlara bakar, bir an bakışma yaşanırken Castiel sonrasında sorar

 

“Bir şey mi var?”

 

Kadınlar birbirlerine bakarlar, aralarında bir bakışma geçerken Castiel gittikçe huzursuzlanmaya başlıyor, bir şey diyecekken Jensen konuşarak içeri girer

 

“Geldim, yatak sıcak olmalı-sen neden hala buradasın?”

 

Castiel Jensen’ın sert ifadesine bakarken kral ona aldırmadan kapıyı aralar, Castiel onu geçer ve çıkarken elleri titriyor, parmaklarını yumruk haline getirerek kampta ilerler..

 

 

“Castiel?”

 

Castiel ona seslenen adamla o tarafa dönerken Jensen’ın siyah saçlı askeri elinde bir battaniyeyle ona yaklaşır, omuzlarına bırakırken sorar

 

“Burada ne yapıyorsun? Efendimiz sana insanların çadırında yat dedi..”

 

Castiel battaniyeyi omuzlarından sararken ne kadar üşüdüğünü fark etmiş, yıldızlarla kaplı gökyüzünü izleyerek cevaplar

 

“Daha yatmaya karar vermedim.. Sen burada ne arıyorsun?”

 

Asker iç çekerek onun yanına oturur, bacaklarını kendine çekerek kollarını dolarken mırıldanır

 

“Efendim seni kontrol etmemi söyledi.. Bu daha ilk gece, alışırsın..”

 

Castiel kaşlarını çatar, ‘neye?’ derken asker yerdeki çimleri yoluyor, cevaplar

 

“Efendimin zamanı geldi, haberin yok muydu?”

 

Castiel iyice kaşlarını çatarken asker gülerek ona bakar, tekrarlar

 

“Yoktu! Kaç gecedir ne yapıyorsunuz?”

 

Castiel bir anda kulaklarına kadar kızardığını hissederken asker gülümsüyor, kaşını kaldırır

 

“Efendimi bu ara kaldıramazsın diye diğer kızlar ve adamlar gelecek Castiel, üzerine alınma.. O yüzden mi burada yas tutuyordun?”

“Yas tutmuyorum..”

 

Adam hafifçe gülerek başını sallar, önüne dönerken Castiel tekrar yas tutmadığını söyler, ondan sonra sorar

 

“O yüzden yani.. O kadınlar..”

 

Asker başını sallar, Castiel dikkatle, seçerek sorar

 

“Nasıl olacak? Yani.. Ne olacak?”

 

Asker kaşını kaldırdığında Castiel tek elini battaniyesinin güvenliğinden çıkartarak kendini açıklamaya çalışır, ekler

 

“Bilmiyorum, ondan.. Ne olacağını bilmek iyi olur..”

 

Adam ‘eh’ler, omuzlarını silkerken cevaplar

 

“Çok farklı değil.. Bir Zyen ısınma zamanına geldiğinde beraber olduğu kadınlardan çocuk yapabilir-“

“O kadınlar!?”

 

Asker onun şok olmuş sesine gülerken rahatlamasını söyler, cevaplar

 

“Onlar hazırdılar, biliyorlardı.. Korunuyorlar.. Efendimin bir prens planı olduğunu sanmıyorum..”

 

Castiel prensten çok kadınların ölmeyecek olmasına rahatlarken asker sakin, devam eder

 

“Isınma döneminde Zyen’in dürtüleri harekete geçer, en derindekiler.. İster, arzular, önüne çıkan her şeyi rakip olarak görür.. Gittikçe de yırtıcılaşır.. Efendim de bu dönemlerini oldukça kontrollü ve planlı geçirir, ne yapacağını bilir..”

 

Castiel bir şey söylemezken adam rahat görünüyordur, Castiel sorar

 

“Herkes biliyor mu?”

“Utanılacak bir şey değil ki? Her Zyen erkeği bunu gururla yaşar, soyumuzun devamı için bu dönemler gerekli.. İnsanların öyle şeyleri yok mu?”

 

Castiel başını sallar, adamın bilmediğini görürken açıklar

 

“Bizde kadınların dönemleri vardır.. Her ay hala kadın olduklarının ve doğurgan olduklarının belirtisi olarak kanarlar..”

“Kanarlar? Bildiğimiz kan?”

 

Castiel başını sallar, asker yüzünü buruştururken mırıldanır

 

“Kanayan bir kadınla birlikte olmak istemezdim..”

 

Castiel hafifçe güler, bir şey söylemezken asker de iç çekerek diğer tarafa döner, mırıldanır

 

“Garip yaratıklarsınız Castiel.. Bizden oldukça farklısınız.. Sizin görüntünüzde dolaşsak da sizi anlamıyoruz..”

“Neden bizim görüntümüzde dolaştığınızı da anlamıyorum.. Neden?”

 

Asker derin bir nefes alırken cevabını düşünür, sonra konuşur

 

“Rakibimizin doğasını anlamak için rakibimiz gibi olabilme şansımız var.. Ayrıca bu gezegenin, daha doğrusu güneş evreninin doğası bizim kendimiz gibi olmamıza uzun süreyle izin vermiyor.. En rahat durabildiğimiz görünüş bu..”

 

Castiel kaşlarını kaldırdığında asker gülümser, mırıldanır

 

“Tabii bu sana bir şey mana etmesin-“

“Etmiyor..”

 

Asker gülerek başını sallar, ikisi gülümseyerek geceye dönerlerken Castiel ilk defa Jensen dışında birinin yanında rahatça oturabildiğini düşünür, bir an mutlu olurken diğer adam da sakindir, Castiel bir an sonra ona dönerek sorar

 

“Adını hala bilmiyorum, oysa 3 aydır beraber gidiyoruz..”

 

Adam da hafifçe gülümser, ona dönerek elini uzatırken cevaplar

 

“Ne zaman sormaya cesaret edeceksin diye bekliyordum.. Eavan..”

 

Castiel de onun kolunu yakalar, ikisi sıkışırlarken Castiel adı gibi adaletli görünen Zyen’e bakarken Jensen’ın neden onu yanında görevlendirdiğini anlar gibi olur, gülümser..

 

 

İkisi gecenin sessizliğinde oturuyorlar, saatler geçiyorken Jensen’ın çadırının kapısı aralanır ve kadınlar dışarı çıkar, kol kola yürüyerek kendi alanlarına giderlerken Eavan bir süre sonra mırıldanır

 

“İçeri gidecek misin?”

“Gitmeli miyim?”

 

Eavan da bilmiyor, omuzlarını silkerken cevaplar

 

“Tehlike geçmiş olmalı-“ Castiel ona bir bakış atarken Eavan sırıtır, ayağa kalkıp onu beklerken Castiel de battaniyesini katlayarak dikleşir, konuşur

“Birinin pışpışlaması lazım-“ Eavan gülerek onaylar, battaniyeyi ondan alırken ekler

“Dikkatli ol.. Bir şey olursa diye biraz beklerim, sonra giderim, tamam mı?”

 

Castiel onaylar, ikisi çadıra giderlerken Castiel mırıldanır

 

“Ne beklemeliyim?”

“Zevkten bayılmış bir adam..”

 

Castiel hafifçe gülümser ama gerçekten mana etmezken Eavan kapıda bekler, Castiel derin bir nefes alarak içeri girer..

 

 

Castiel mumların aleviyle az biraz aydınlanan çadıra bakarken içerisi sessizdir, genç adam ne yapması gerektiğini bilemezken içerideki yoğun seks kokusu ile iç çeker, bir adım atarken Jensen diğer taraftan fırlamayınca rahatlar ve çadırın diğer köşesindeki kap kacağa yönelir..

 

Jensen yatakta yatıyor, battaniyelerin birinin altındayken Castiel bir bez ve su dolu bir kap alarak yatağa yürür, yatağın yanında yere çökerken sorar

 

“Jensen?”

 

Jensen cevap vermez, Castiel memnun olarak battaniyeyi onun kafasının üzerinden çekerken sırtüstü bir halde kendinden geçmiş gibi uyuyan adama bakar..

 

Jensen ağzı aralık, göğsü inip kalkıyorken mumun alevleri sert kaslarla çevrili göğsü yalıyordur, Castiel başını indirir ve bezi sıkar, sonra battaniyeyi iyice çekerken o anda bir el fırlayarak onun bileğini yakalar, Castiel korkuyla ona bakarken Jensen gözleri kısık, bir süre onu inceler, sorar

 

“Cas?”

 

Castiel başını sallarken Jensen onu bırakır, yatakta gerilerken sorar

 

“Ne oldu? Bir şey mi oldu-“

“Olmadı, sakinleş.. İyi misin?”

 

Jensen bakışlarını çadırda gezdirip durumu kontrol ederken sonra ona döner, konuşur

 

“Sana insan çadırında kal dedim, niye döndün?”

 

Castiel derin bir nefes alırken elindeki bezi ona uzatır, Jensen ortadaki kumaşı izlerken Castiel yumuşak bir sesle konuşur

 

“Al..”

 

Jensen bezi alırken ona bakar, Castiel iyice yere otururken sorar

 

“Neden söylemedin? Bütün gün beni ittirmekten daha iyi bir çözüm olurdu..”

 

Jensen bunun üzerine battaniyeyi iter ve sırtını ona dönerek diğer taraftan bacaklarını sarkıtırken Castiel onun sırtını, kalçasını inceler, Jensen konuşur

 

“Hey..”

 

Castiel gülümserken bakışlarını onun boynuna çıkartıyor, sorar

 

“Hissediyor musun?”

“Hayır, kafam çalışıyor.. Kap-“ Castiel geriden kabı uzatır, Jensen alırken bir süre sadece suyun ve bezin sesi duyulur, bir süre sonra Castiel sorar

“Jensen.. Neden söylemedin?”

 

Jensen derin bir nefes daha alırken çıplak omuzları yükselir, sonra yavaşça alçalırken cevaplar

 

“Daha önce konuşmuştuk.. Bir şeyi istediğimde onu alana kadar bırakmam-“

“O yüzden mi beni itiyorsun?”

 

Jensen bunun üzerine ona döner, ona bakarken sorar

 

“Ne yapmalıydım?”

“Adam gibi söyleseydin ben kendim sana yardım etmeye çalışırdım?”

 

Jensen’ın gözleri bununla sanki daha koyu bir yeşile dönerken Castiel nefesi boğularak cevaplar

 

“Yani başka yere giderek, at alarak! Öyle değil-“ Jensen’ın çenesi bununla kasılırken Castiel onu incittiğini anlamış, oturduğu yerde dizleri üzerinde dikleşirken ekler

“Öyle de değil.. Jensen, lütfen-“

“Cas, sana zaten git dedim, açıklamana gerek yok-“

“Ama öyle değil!”

 

Jensen kaşlarını çatarak ona bakarken Castiel derin bir nefes alır, sonra açıklamaya çalışır

 

“Ne gerekiyorsa yap, senin sağlığın her şeyden daha önemli-“

Teşekkür ederim-“ Castiel gözlerini devirirken cevaplar

“Öyle demek istemediğimi biliyorsun.. Benden gizlemene gerek yok, istesem görebiliyorum, unuttun mu?”

“Gördün mü peki?”

 

Castiel bununla ona bakakalırken Jensen da bir an sonra yatakta daha da döner, onun yüzünün önüne gelirken sorar

 

“Biraz önce.. Saatlerce.. Çadırın içini gördün mü Cas?”

 

Castiel sessiz, onun parlayan gözlerine bakarken cevaplar

 

“Isınıyorsun..”

“Belki.. Soruya cevap ver-“

“Görmedim-“

“Yalan.”

 

Castiel gözleri büyüyerek ona bakarken Jensen hafifçe sırıtır, tekrarlar

 

“Yalan.. Gördüğünden eminim, birazcık, azıcık, masum bir şekilde-“

“İyi misin diye baktım-“ Jensen bir kahkaha atarken Castiel kızarmaya başladığını hisseder, ona bakarak devam eder

“Komik değil.. Gözü dönen sensin.. Yat hadi, uykum var-“

“Saçmalama Cas, seninle aynı çadırda kalmam, o kadar da kontrollü değilim..”

 

Castiel bunun üzerine ona bakarken sessiz, cevaplar

 

“Ama ben başka yerde kalmak istemiyorum..”

 

Jensen onu izlerken Castiel yutkunur, devam eder

 

“Enerjin tükenmedi mi?”

“Ben kralım gerizekalı, bendeki enerji 3 ayda bitiyor-“

“3 ay farklı yerde mi kalacağız!?”

 

Jensen onun sesindeki panikle ona bakakalırken Castiel hala şok, işaret eder

 

“Bu daha ilk gündü! İlk günden beni bu kadar uzaklaştırıyorsun, 3 ay sonra ne olacak? 1 ay sonra ne olacak?”

“Cas, bu şaka değil, niyetimi biliyorsun-“

“Evet, sen de benimkini bil, seni bu hale getirene kadar kaç yılımı verdim, şimdi pes edecek değilim!”

 

Jensen kaşlarını kaldırarak ona bakarken Castiel onun yanlış anlamaması için dua eder, Jensen gerilerken cevaplar

 

“Neye girmek istediğini bilmiyorsun-“

“Ama sen biliyorsun?”

 

Jensen ağzı açılarak ona bakarken Castiel de ne söylediğini fark eder, bir anda pespembe kesilirken Jensen gözlerini kapatır, derin bir nefes bırakırken mırıldanır

 

“Beni öldüreceksin, yemin ediyorum, ölümüm senin elinden olacak-“ Jensen dudaklarını örten sıcaklıkla gözlerini açarken Castiel yerden ona uzanmış, onu ensesinden tutarken Jensen da bir an sonra gözlerini kapatarak onun gömleğine asılır, onu yatağa çekerken Castiel yukarı çıkar..

 

 

SOUNDTRACK

DEVICS - JUST ONE BREATH

He’s all I know and I know he needs me, lips are a shore through a mouth into sea

It’s alright though, I could let go with just one breath.

 

 

Jensen inanamıyor, beyni yavaş yavaş ondan kayıyorken Castiel dizleri üzerinde yatağa çıkmış, onun ensesine asılıyordur, Jensen nefessizlikle başını geri çeker ve ona bakarken yeşil gözleri buğulanmış, sorar

 

“Cas?”

 

Ondan yukarıda duran adam mavi gözlerini açarak ona bakarken Jensen sanki kutsal bir şeye bakıyor gibi hissetmeden edemez, ensesini okşayan parmaklar onu rahatlatırken Castiel usulca sorar

 

“Uykun yok mu?”

 

Jensen iç çekerek ona bakarken Castiel gülümser, eğilerek onun dudaklarını tekrar örterken Jensen atılarak onu daha da kendine çekmeye çalışır ama onu her zaman şaşırtan insanı ondan umulmayan bir güçle onun ellerini kendinden sökerken konuşur

 

“Eavan bana doyuma ulaşmanın bir gün dönümü için yeterli olduğunu söyledi..”

 

Jensen o her kimse öldürüleceğini söylerken Castiel onun ona tırmanmaya çalışan ellerini itiyor, gülerek cevaplar

 

“Özel askerin Jensen, ve onu öldürmeyeceksin, o iyi bir adam.. Bu gece yaklaşık 7 kere doyuma ulaştığını hesaba katarsak-“

“İyi ki izlememişsin-“

“Kadınlar sana saldırırsa diye biri kontrol etmeliydi.. Ayrıca-“ Jensen bir anda kendini yatağa yapışmış bulurken Castiel üzerine düşer, Jensen boğazına bastıran elle yutkunurken Castiel mavi gözleri parlıyor, konuşur

“Bakacağımı biliyordun.. Bu da avcı kişiliğinin bir planı..”

 

Jensen inkar etmezken Castiel de onu izler, sonra konuşur

 

“Sabır-“

“Cas!”

 

Castiel gülerek ona bakar, cevaplar

 

“Bugün enerjin tükendi Jensen, şimdi bir şey yapsak bile yarın yine isteyeceksin-“

“Elbette isteyeceğim, kaç yıldır bekliyorum biliyor musun?”

“Biliyorum..”

 

Jensen bununla susarken Castiel de hafifçe gülümser, devam eder

 

“Bir işe yarayacağı bir zamanı beklesek daha iyi olur.. Canı yanacak olan benim..”

 

Jensen kaşlarını çatar, vücudundaki gerginlik bir anda yok olurken cevaplar

 

“Cas, hayır, o yüzden seni itiyorum, ben sana fazlayım-“ Castiel ‘şişşt’leyerek onu tekrar öper, sonra çeviklikle ondan kurtulur, yataktan çıkarak çadırda ilerlerken mumları üfleyerek söndürüyor, konuşur

“Ayıkken konuşuruz.. Uyu hadi-“

“Sen?”

 

Castiel mumları üflemiş, çadırın kapısını iliklemiş, gömleğinin üzerine Jensen’ın sıkı kilitli kabanını da geçirirken Jensen bir kahkaha atar, Castiel gülümserken cevaplar

 

“Önlemden zarar gelmez..”

 

Jensen kollarını açar, Castiel gülümseyerek yatağa girerken Jensen bir an sonra kıskaçlarıyla onu yakalar, Castiel bu sefer itiraz etmezken Jensen mırıldanır

 

“Neye girdiğini bilmelisin, geri çekilmeyeceğim.. Sana çıkış kapısını önerdim..”

 

Castiel cevap vermez, ama reddetmezken başını onun koluna dayar, üzerlerini örtmesini mırıldanırken Jensen battaniyeyi çekiştirerek her daim üşümeyi başaran insanının üzerine sarar, Castiel iç çekerek gözlerini kapatırken ilk gece biter..

 

 

Jensen sabah uyandığında yalnız, bir an gözlerini kırpıştırarak dün gece neler olduğunu hatırlamaya çalışırken çıplak vücudu yeterli bir fikir verir, kral yüzünü buruşturarak battaniyeyi iter ve kalkar..

 

Minik sandığının üzerinde yeni kıyafetler ve dün geceki kaban duruyor, Jensen yürüyerek onları alırken kaban hala ılık, Castiel yataktan çıkalı veya kıyafeti bırakalı çok olmamış olacak, Jensen hafifçe gülümseyerek hızlıca giyinir ve kabanı üzerine geçirirken dün gece ateşli bir şekilde rüya görmediğini kabanı ona anlatmış, mutlulukla acele eder..

 

 

Castiel diğer insanlarla birlikte sepet örenlerin ördüğü sepetleri alıp yerleştirmelere yardım ediyorken yeni bir sepeti kucaklar, içindeki ağırlıklarla birlikte yürürken birkaç adım sonra Eavan eli kılıcında, onun yanına düşer, sorar

 

“Ee, problem çıktı mı?”

 

Castiel hafifçe gülerken ona bir bakış atar, Eavan masum, kaşlarını kaldırırken Castiel elinde sepetle ona dönerek cevaplar

 

“Kralın çadırında olanları anlatmamı bekleyemezsin Eavan, Jensen benim derimi yüzer.. Ve bunu sevgiyle yapacağını söyleyemem..”

 

Eavan da o kadarını biliyor, keyifle konuşur

 

“Ben kralı sormadım, seni sordum.. İyi misin?”

 

Castiel başını sallar, sonra tekrar yürümeye başlarken bir süre sonra kaşlarını çatarak ona döner ve kendini daha fazla tutamazken sorar

 

“Eavan, beni yanlış anlama ama-“

“Neden sana iyi davrandığımı mı merak ediyorsun?”

 

Castiel dürüst bir adam, başını sallarken Eavan onun tatlılığına gülmeden edemez, Castiel de gülümserken o sırada kampın ortasındaki çadırdan çıkan Jensen’ı görür..

 

Kral da onu arıyor, bakışları onu bulduğunda ortamı ve vücutların duruşunu, ruhu hızlıca tararken Castiel ona gülümseyerek mesaj vermeye çalışır ama kral diğer tarafa dönerek uzaklaşırken Eavan habersiz, cevaplar

 

“Jensen beni senin çevrene verdiğinde-“ Castiel bunun üzerine tüm dikkatiyle ona dönerken Eavan da mavi gözlerle duraksar, Castiel sepetini sıkıca tutuyor, ona bakarak dikkatle sorar

“’Jensen’? Benim çevreme? Eavan, ne demek istediğini sorabilir miyim?”

 

Eavan sıkıntıyla kampa bir bakış atar, sonra ona dönerken mırıldanır

 

“İşin var mı?”

 

Castiel bununla bir adım geri atarken Eavan atılarak ellerini kaldırır, açıklar

 

“Öyle değil! Kötü bir niyetim yok-“

“Kızma ama hepiniz aynı şeyi söylüyorsunuz-“

“Benim gerçekten yok Castiel! Hadi, bu kadar zamandır seni yalnız yakalayabilirdim, değil mi? Sadece konuşacak bir yer istiyorum, sorularına cevap vermek için..”

 

Castiel onu süzüyor, ters bir şeyler görmeye çalışıyorken kahverengi gözlü adam tüm içtenliğiyle konuşuyor gibidir, Castiel iç çekerek başını sallar ve başıyla diğer tarafı gösterir, sonra dönüp uzaklaşırken Eavan da etrafına bakar, sonra onu takip eder..

 

 

Castiel ağaçların başladığı çizgiye gelmiş, ona dönerken sepeti yere bırakır, Eavan etraftaki otları ve çiçekleri görürken gerekirse mazeretlerinin ne olduğunu anlamış, insana döner, mavi gözleri bulurken Castiel ona bakarak sorar

 

“Jensen’a Jensen diyorsun..”

 

Eavan bir süre onu izler, sonra pes ederek başını sallarken Castiel çenesini kaldırır, dudakları sıkı, onu izlerken Eavan açıklar

 

“Ben şimdiye kadar kuzey kanadındaydım.. Ordu sistemimiz merkezden sonra saat yönünde ilerler.. Benim yukarımda bir tek Derek vardı, ona ne olduğunu da biliyorsun..”

 

Castiel cevap vermeden onu izlemeye devam ederken Eavan sessiz, anlatır

 

“Her neyse.. Ben sarayda büyüdüm, babam savaşların birinde öldü, ama çok onurlu bir şekilde öldü, oğlu olarak ben saraya alındım, özel eğitim gördüm.. Jensen benimle özel olarak ilgilendi..”

“Baba gibi mi?”

 

Eavan düşünceli bir şekilde ona bakar, sonra cevaplar

 

“Daha çok bir abi gibi.. Jensen elbette kimsenin babası ya da abisi olamaz, ama olabildiği kadar diyebilirim.. Beni eğitti, bu kılıç mesela-“ Eavan belindeki kılıcı gösterir, Castiel armalara bakarken genç adam gururla açıklar

“Bu Jensen’ın özel koleksiyonundan.. Bana o kadar güveniyor..”

 

Castiel kaşlarını çatmadan edemezken Eavan sakin, onun yüzüne dönerek devam eder

 

“Castiel, ben Jensen’ın bana gösterdiği çerçevede büyürken onun diğerlerine göstermediği bazı açılarını gördüm diyebilirim.. Her şeyi kendime saklıyordum tabii, ama yıllar içinde gördüğüm şeyleri birleştirmek ve Jensen’ın aslında nasıl bir adam olduğunu anlamak çok da zor olmadı..”

 

Castiel dikkatle onu izliyor, adamın Jensen için bir tehlike olup olmadığını anlamaya çalışıyorken Eavan sakin, konuşur

 

“Sen geldikten sonra Jensen oldukça değişmeye başladı, bunun ikimiz de farkındayız.. Bense toptan değişik bir adamım, düşüncelerim genel geçer Zyenlerden biraz daha farklı..”

“Ne gibi?”

 

Eavan tekrar etrafına bakar, sonra ona dönerken alçak sesle cevaplar

 

“İnsanlara soykırım yapmanın akıllıca bir iş olduğunu düşünmüyorum.. Jensen da bunu biliyor-“

“Ve seni canlı mı tutuyor?”

“Seni tuttuğu gibi..”

 

Castiel bununla ona bakarken ikisi bir süre sessiz dururlar, Eavan mırıldanır

 

“İkimiz de neslimizden farklıyız Castiel, sen güçlü ve inaçlısın, ben zeki ve düşünceliyim..”

 

Castiel gülmeden edemezken Eavan da gülümser, sonra ekler

 

“Birkaç ay önce, Jensen kaybolup geri döndükten sonra yani, Derek ölünce Jensen ikinciliğe beni getirme kararı aldı.. Anlayacağın, ben aslında özel asker değilim, komutanlardanım, ama sırf Jensen rica ettiği için buradayım-“

“Neyi rica ettiği için?”

 

Eavan gülümser, ona bakarken usulca cevaplar

 

“Seni korumayı..”

 

Castiel dudağını kemirirken Eavan iç çeker, açıklar

 

“Jensen her dakika senin çevrende olamaz, koruması gereken bir imajı var-“

“Koruması gereken? Ne diyorsun anlamıyorum Eavan-“

“Evet, anlamadığından eminim.. Tıpkı benim de senin ne yapmaya çalıştığını anlamadığım gibi..”

 

Castiel panik olmamaya çalışarak ona bakarken Eavan sakin duruyor, konuşur

 

“Dünya farklılaşıyor Castiel.. Şu son birkaç aydır ben de seni inceliyorum, kendi fikirlerimin oluşması için-“

“Ve oluştu mu?”

“Şu anda buradayız, değil mi?”

 

Castiel derin bir nefes alarak kalbini sakinleştirmeye çalışırken Eavan ona gülümser, cevaplar

 

“Sakin ol.. Ben hala vahşi ve kan döken bir Zyen’im, bir farklılık yok-“

“Ama benimle konuşuyorsun-“

“Çünkü sen benim görevimsin.. Kamptan kaçmaman gerekiyor, bir gözüm devamlı üzerinde olmalı.. Diğer insanlar için mıknatıs gibisin..”

 

Castiel kaşlarını kaldırırken Eavan omuzlarını silker, cevaplar

 

“Neden seni de getirdiğimizi açıklayan bir şeyler atmamız gerekiyordu-“

“Ve ne attınız, mıknatıs mı?”

“Gibi.. Diğer köyleri senin sayende buluyoruz.. Gerçi kuzeyde son 15 yıldır neden daha az adam öldüğünü kimse bilmiyor ama olsun..”

 

Castiel hayretle kaşlarını kaldırırken sorar

 

“Sen misin? Birileri sanki köyleri bilerek ıskalıyordu-“

“Bilmem, ben miydim?”

 

Castiel mutlulukla gülümserken Eavan da gülümser, mavi gözlü adam onu hızlıca tekrar süzerken sonra ona bir adım atarak konuşur

 

“Eavan, yaptıkların için sana teşekkür etmeliyim.. Bundan sonra ne yapmak istersen, seçtiğin yol ne olursa olsun, geçmişte seçtiklerin sayesinde çok şey kazandık..”

“Biliyorum.. İnsanları sevmiyorum Castiel, benim eğitimim bunun üzerine değil.. Ama anlamaya çalışıyorum, en azından mantığı kavramak çabasındayım: bu evrenden sizi temizlemek bizim için iyi olmayacak..”

 

Castiel başını sallar, Eavan da devam eder

 

“Sadece.. Sen farklı bir insansın, Jensen haklıymış..”

 

Castiel başını yana eğerek ona bakarken Eavan dudağını kemirerek açıklamaya çalışıyor, cevaplar

 

“Jensen son kararımı vermem için de beni buraya getirdi.. Senin farklı olduğunu, insanların aslında böyle olduğunu söyledi.. Zyen’de tuttuğumuz insanlar artık boş birer kabuk, ama sende bir ruh var, Jensen da bunun farkında.. Seni yıllarca kırmaya çalıştı ama pes etmedin, bu en güçlü Zyen askerlerinin bile yapamadığı bir şey..”

“Umut ve inanç insanlara özgü bir şey değildir Eavan-“

“Ama sizlerde olduğunu bilmediğimiz bir şeydi.. Halimize bak, birçok Zyen’den daha zekisin ve adam gibi cevaplar verebiliyorsun.. İhanetten suçlanmayacak olsam senden iyi bir Zyen olacağını söylerdim, Jensen acı çekiyor olmalı..”

 

Castiel hafifçe gülerken başını çevirir, o sırada ileride onları izleyen Jensen’ı görürken gözleri büyüyerek Eavan’a döner, onun ani hareketini yakalayan asker de o tarafa baktığında kralı görürken mırıldanır

 

“Birileri sinirlenmeden uzaklaşsam iyi olacak-“

“Bence geç kaldın-“

“Hıncını benden alacağını sanmam..”

 

Castiel onun manalı bakışıyla gözlerini kaçırırken Eavan gülümser ve uzaklaşır, Castiel derin bir nefes alarak eğilir ve çiçeklerle ilgilenmeye başlarken Jensen’ın adımlarını duydukça çiçekleri daha fazla yolar, en sonunda kralın gölgesi çiçeklere düşerken Castiel zavallı çiçekleri sepete bırakır ve dönerek kalkar, yükseldikçe Jensen’ın bakışlarına daha da yaklaşırken Jensen sakin, mırıldanır

 

“Castiel, biraz daha dikkatli olmanı rica ediyorum, yapabilir misin?”

 

Castiel adını ondan tam olarak duyduğu her an gibi dikkatle başını sallarken Jensen da bunu onaylar, Castiel onun sesinin kenarında gezindiği gerginlikten korkarken Jensen’ın yeşil bakışları sepete iner, sonra tekrar ona çıkarken sorar

 

“İşin bitti mi?”

 

Castiel eğilerek sepetini yakalar, sonra dikleşirken cevaplar

 

“Evet efendim-“ Jensen’ın nefesi kesilirken Castiel onun her şeyden uyarıldığını anlamış, iç çekerek konuşur

“İstersen ben önden gideyim, ama olmaz, tek başına da kalma, sen önden git-“ Castiel birden üzerine bastıran adamla gerilerken sırtı gerideki ağaçlardan birine dayanır, Jensen onun önünde dururken Castiel başını çevirerek etrafı kontrol eder, kampın orada onların tarafına dönmüş bakışları görürken fısıldar

“Jensen, izliyorlar-“

“İzlesinler..”

 

Castiel onun sesindeki ateşle gözlerini kapatırken tekrar ona döner, ellerini onun göğsüne koyarken Jensen’dan çıkan inleyiş ellerini çekmesine sebep olur, cevaplar

 

“İzlemeseler memnun olurum, daha önce yeterince izlendim, hatırladın mı?”

 

Bunun üzerine Jensen ayılırken Castiel sihirli konuyu bulmuş, gözlerini kocaman açarak ona bakıp cevap bekler, Jensen dönüp uzaklaşırken mavi gözlü adam rahat bir nefes bırakır..

 

 

Castiel köye girdiğinde etraftaki neşeyle kaşlarını çatar, sepeti insanların tarafına bırakıp hangi otların ne için kullanılacağını anlattıktan sonra Jensen’ı aramaya koyulurken kralını bulduğunda adımları durarak diğerlerinin yanında birikir..

 

Jensen kampın ortasına kurulan masalardan birine bir askeri oturtmuş, genç adamı tüm gücüyle öpüyorken adamın boynu sanki kırılacak ama şikayet etmiyor, kralının omuzlarına asılarak ona cevap vermeye çalışıyorken Castiel sessiz, izler..

 

Jensen güçlü, Jensen oldukça hırslı, gerçekten de yırtıcıyken adamın bacaklarını iki yana savurur, masaya daha da yaklaşırken genç asker de bacaklarını ona dolar, Jensen onu geriye yapıştırdığında tahtaya çarpan başın sesiyle herkes zıplarken ıslıklar ve alkışlar duyulur, Castiel derin bir nefes alırken kalabalığı geçerek Jensen’ın çadırına ilerler, sesleri duymamaya çalışır..

 

 

Castiel alkışların çadıra doğru yaklaştığını duyduğunda ayağa kalkarken perde açılır ve Jensen içeri girer, Castiel çadırın ortasında duruyor, sorar

 

“Rahatladın mı?”

 

Jensen ona bir bakış atar, sonra sandığına giderken cevaplar

 

“Yardımcı olacak gibi durmuyordun-“

“Evet, herkesin ortasında seks yapan Zyenleri pek sevdiğimi söyleyemem..”

 

Jensen bunun üzerine onun tarafına dönerken aralarında yatağın güvenli boşluğu var, kral kızgınlıkla ona bakarken sorar

 

“Ne olacağını sanıyordun? Sana saldırmadığım için tanrılarına şükretmen gerekiyor Cas! Neler hissettiğim hakkında bir fikrin var mı? İçimden neler geçiyor? Gözlerin bunu görüyor mu?”

 

Castiel ona bakıyor, tepkisizliği Jensen’ı daha da deli ediyorken Jensen kendi kafasını işaret ederek sorar

 

“Görüyor musun? İçeride neler oluyor? Ne istiyorum?”

“Görüyorum-“

“Ve? Hiçbir şey yapmıyorsun! Ben kendi istediklerimi yaptığımda da tavır yiyorum-“

“Jensen-“

“Biz birlikte bile değiliz! 15 yıl oldu Cas! 15 yıldır bu işkenceyi birlikte çekiyoruz!”

 

Castiel nefesini bırakır, bir şey söylemezken Jensen da dönerek odada ilerler, sonra yine biraz önce bağırdığı yere gelirken konuşur

 

“Bir masanın üzerinde öpüşmek veya elleşmek bile seni bembeyaz yapıyor! Nasıl böyle bir zamanda bencil olmamamı beklersin? Engelleyemediğimi söyledim, ama sen bana işkence ediyorsun!”

“Öyle bir amacım yok-“

“Yok mu? Devamlı beni itiyorsun-“

“Ben seni itmiyorum! Yanlış zamanlarda geliyorsun! Gitmen gerektiğinde de seni kadınlarla ya da diğer askerlerle görüyorum-“

“Cas, şu anda burada, kimse görmezken seninle yatmak istediğimde ne olacak?”

 

Castiel ona bakarken Jensen inatçı, kızgın, devam eder

 

“Bütün köy, bütün şehir, bütün dünya seninle yattığımı düşünüyor! Arkandan ne laflar dönüyor Cas-“

“Umrumda mı? Ya da bilmiyorum mu sanıyorsun? Sen daha düşünmeden ben kralın küçük fahişesiydim Jensen! Daha seninle adam gibi konuşmamıştık bile-“

“Ve? Neden gerçekten olamıyorsun!?”

 

Castiel ağzı açık, ona bakakalırken Jensen da gözleri büyüyerek susar, Castiel sakinleşirken sorar

 

“Bunu mu istiyorsun? Sana daha önce kendimi sundum, reddettin, o zaman yapabilirdin-“

“Bana duygusal şeylerle gelme, kafam şu anda basmıyor-“

“Ama ben duygusalım! Ben Zyen değilim!”

 

Jensen bunu bildiğini belli edercesine bir ses çıkartırken Castiel ellerini yumruk yapar, Jensen neden öyle yaptığını soracakken o anda çadırın perdesi öncü bir ıslıkla açılır, Jensen sinirle oraya döndüğünde doğu kanadı komutanını görürken sarışın adam konuşur

 

“Efendim, diğer yön komutanları da toplandı, sizi bekliyoruz.. Şu 1-2 hafta için komutayı devredip devretmemeniz-“

“Tamam, geliyorum, git..”

 

Adam döner ve çıkar, kapı tekrar kapanırken Jensen eliyle yüzünü sıvazlıyor, mırıldanır

 

“Hale bak.. Askerlerim ben istediğimle yatayım diye komutayı alıyorlar ama ben istediğimle yatamıyorum..”

 

Castiel bakışlarını ona çevirirken umursamamış, sorar

 

“Komutayı onlara mı bırakıyorsun?”

“Kime bırakacağım? Aklım fikrim sadece düz bir zemin bulmakta Castiel-“

“Benim kafam çalışıyor..”

 

Jensen bunun üzerine bir kahkaha atarken Castiel ciddidir, devam eder

 

“Komutayı kime bıraktığını bilmiyorsun-“

“Eavan var, onunla arkadaş olduğunu biliyorum-“

“Öyle söyleme.. Senin dışında bir Zyenle ilk defa konuşuyorum-“

“Ve ola ola onunla oldun, muhteşem.. Ben tüm kampı sıradan geçirirken siz ateş başında oturursunuz, nasıl?”

“Güzel!”

 

Jensen irkilirken Castiel de kızmış, elleri iki yanında yumruk, devam eder

 

“Seninle konuşmaya çalışıyorum! En son komutayı bıraktığında ne olduğunu gördük, neredeyse tahtından oluyordun-“

“Derek farklıydı-“

“Derek hepsi gibiydi! Siz böylesiniz, seni devirmek için yer arayacaklar-“

“Cas, bu sadece ısınma zamanı-“

“Kimseye güvenemezsin! Senin dengen bunlar için çok değerli Jensen! Eavan bunun altından kalkamaz, senin kadar iyi kamufle edemez-“

“Ne yapmamı umuyorsun? Aklım başımda değil diyorum-“

“Ben de benim başımda diyorum! Nasılsa her şeyi biliyorum, her şeyi görüyorum, senin ne karar vereceğini bilirim, değil mi?”

 

Jensen kaşlarını çatarken Castiel de istekli, devam eder

 

“Seni tanıyorum.. İçindeki karar mekanizmasını da biliyorum.. Olayları da biliyorum.. Sen sana anlatırlarken orada dur ve dinliyor gibi yap yeter, ben her şeyi biliyor olacağım-“

“Ve ne, gece odamda bana komuta planı mı vereceksin?”

 

Castiel gülümser, ona bakarken Jensen inleyerek mırıldanır

 

“Cas, sen bütün orduları Adrian’a sürersin-“

“Sen gibi davranacağım, onur sözü..”

 

Jensen ona yeşil bir bakış atarken Castiel tek elini kaldırır, kral bunun üzerine gülümserken cevaplar

 

“Yemine gerek yok, biliyorum.. Aptal.. Buraya gel-“ Castiel yatağın etrafından dolanır, onun önüne gelirken Jensen gözlerinde tatlı bir anlayış, sanki neredeyse kendine gelmiş, onu izlerken mırıldanır

“Benim için yapmayacağın yok mu?”

 

Castiel başını iki yana sallar, ona bakmaya devam ederken Jensen da iç çekerek onaylar, sonra konuşur

 

“Peki.. Sana diğerlerinden daha fazla güvendiğim kesin..”

 

Castiel bunun üzerine neredeyse ışıldarken Jensen onu süzer, sonra dönüp kapıya giderken Castiel arkasından mırıldanır

 

“Çabuk dön..”

 

Jensen bir an dururken Castiel daha fazla bir şey söylemez, Jensen çıkıp giderken mavi gözlü adam gülümser..

 

 

“Eavan!”

 

Eavan fısıltıyla o tarafa dönerken Castiel eliyle gelmesini işaret eder, genç adam arkadaşlarını bırakıp büyük yemek çadırından çıkar ve ona yürürken sorar

 

“Ne oldu?”

 

Castiel soğuktan yanaklarına ateş basmış, ona bakıyorken sorar

 

“Bir Zyen ısınma zamanındayken ne kadar sert olur?”

 

Eavan kaşlarını kaldırmadan edemezken Castiel daha da ısınır, mırıldanır

 

“Sadece cevap versen?”

 

Eavan ‘neden?’ dercesine, keyif alırcasına gülümserken cevaplar

 

“Ama ayrıntılı anlatmam lazım-“

“Eavan.”

 

Genç adam gülerek pes eder, onunla birlikte yürümeye başlarken konuşur

 

“Normalden çok farklı olmayacaktır, Jensen normalde sana nasıl davranıyorsa sadece daha sert, daha vahşi olur.. Ama bu canını yakmak gibi bir şey değil, daha çok uyarı, daha çok arzu gibi bir şey..”

 

Castiel başını sallar, bir şey söylemezken Eavan ona dönerek gülümser

 

“Rahat ol.. Jensen şimdiye kadar sana iyi davranıyordu eminim, bir fark olmayacaktır.. İçindeki öz duygusunu kaybetmiyor, sadece çok daha güçlü..”

“Yani ne hissediyorsa, onu hala hissediyor, öyle mi?”

“Elbette.. Yoksa bu kadar süredir nasıl kendini tutabilirdi?”

 

Castiel hafifçe gülümser, sonra başını sallarken cevaplar

 

“Teşekkür ederim.. Ve ah-“

“Senden önce Jensen beni öldürür..”

 

Castiel gülümser, sonra dönerek çadıra giderken Eavan bir an sonra arkasından atılır, konuşur

 

“Cas!”

 

Castiel durarak ona döner, Eavan beklemesini işaret ederken koşarak kendi çadırına girer, Castiel kaşları çatılı bir şekilde onu beklerken Eavan birkaç saniye sonra çıkıp tekrar ona koşar, ona bir kutu verirken Castiel bakır kutuyu açarak içine bakar, ince, kaygan bir sıvı görürken Eavan mırıldanır

 

“Yakında bulunsun..”

 

Cas olabileceği kadar kızarırken ona bakar, Eavan gitmesini söylerken insan döner ve uzaklaşır, Eavan arkasından hafifçe gülmeden edemez..

 

 

Castiel derin bir nefes alarak kapıya bakarken Jensen’ı çadırın dışında görebiliyor, onun da beklediğini biliyorken Jensen bir an sonra kendini toparlar, onun bu hareketi içerideki insana yeterken Castiel kararını vermiş, onu bekler..

 

 

SOUNDTRACK

MY CHEMICAL ROMANCE - THE SHARPEST LIVES

A kiss and I will surrender: the sharpest lives are the deadliest to lead.

 

 

Jensen içeri girdiğinde olabildiğince kontrollü, odanın değişmiş atmosferine bakarken Castiel yatakta oturuyor, üzerindeki kıyafetleri hala tam takım, elleri yatakta iki yanındayken ona bakarak sorar

 

“Hallettin mi?”

 

Jensen başını sallar, neyin değiştiğini anlamaya çalışırken eliyle kapının kilidini geçirir, o sırada konuşur

 

“Bakalım nasıl patlayacak.. Ülkemi bir insana emanet ediyorum, tanrıların bana yardımcı olsa iyi olur..”

 

Castiel bunun üzerine kalkarken Jensen onun her zaman sahip olduğu zarifliğe bakmadan edemez, içindeki arzunun yine yükselmeye başladığını hissederken Castiel her zamanki sakinliğiyle ona yürüyor, cevaplar

 

“Tanrılar her zaman yanında Jensen.. Sadece artık onların yardımlarını görebiliyorsun..”

 

Jensen kaşlarını kaldırır, Castiel gülümserken devam eder

 

“Ama bu konuyu konuşmak istediğini sanmıyorum.. Komutanlığı çadırda bıraktığını düşünürsek, daha keyifli şeyler konuşalım derim..”

 

Jensen onu anlamaya çalışıyor, yeşil gözleri onun mavi bakışları arasında gelip giderken mırıldanır

 

“Peki.. Komutan sensin-“ Castiel gülümserken Jensen da gülümsemeden edemez, mavi gözlü insanı ona bir adım daha sokulurken Jensen tam aksine olabildiğince donar, Castiel önünde, ona bakarak fısıldar

“Sadece.. Dikkatli ol, olur mu? Ben kırılanlardanım Jensen..”

 

Jensen bir an nefes alamazken Castiel onun anladığını görmüş, nefesini bırakarak ona uzanır ve dudaklarını örterken oyun biter, Jensen aleve düşer..

 

Castiel onun hareketsizliğiyle bir an korkmadan edemezken bir an sonra Jensen canlanır, canlanıp alev olur, Castiel onun sıcaklığını kendi yüzünde hissederken Jensen’ın eli saçlarına girer, Castiel başının düzeltilmesiyle özür dileyen bir ses çıkartırken Jensen aldırmıyor, asılarak onun dudaklarını ezer..

 

Mavi gözlü insan gözlerini kapatmış, gördüğü ve hissettiği şeyler şu an onun için fazlayken Castiel tıpkı bu adamın onun için her şeyi değiştirmesi gibi kendisi de onun için değerlerini değiştiriyor, titreyerek onun omuzlarına tutunurken Jensen sanki anlamış, belki de gerçekten hisleri daha da yüksek, onu belinden kavrar, güçlü kolu onu sıkarken Castiel güvende hisseder..

 

Jensen şu an dünya bitse, Adrian herkesi ele geçirse, Zyenleri teker teker ipe dizse de çadırdan çıkmayacağından emin, Castiel’in fikrini her an değiştirebileceğinden korkuyorken o anda Castiel onun korkusunu gerçekleştirerek dudaklarını ondan kopartır, konuşur

 

“Hayır-Jensen-“ Jensen gözlerini açarken Castiel onun yüzünü yakalamış, mavi gözleri koyulaşmış, ona bakarak tekrarlar

“Vazgeçmeyeceğim.. Acele etme, buradayım, gitmiyorum-“ Jensen başını sallar, sesi titriyor, farkında olmadan küçülüyorken sorar

“Eminsin-“

“Eminim..”

 

Ve tekrar onun dudaklarını öper, her seferinde biraz daha iyi olmasını umar, bu krala yetebilmeyi dilerken Jensen bir an sonra onun üzerine bir adım atarak onun gerilemesini sağlar, Castiel isteğe uyar..

 

İkisi yatağa düştüklerinde Jensen onun şaşkın nefesine gülümsemeden edemez, onun bacakları üzerinde oturuyor, dikleşerek onun gömleğini açmaya başlarken konuşur

 

“Sonunda.. En azından o arada başka biriyle birlikte olmadın, o zaman soykırım nedir görürdün-“ Castiel onun parmaklarının ateşini hissediyor, elinde olmadan göğsünü ona kaldırırken Jensen bir an sonra eğilerek dudaklarını da onun göğsüne bastırır, Castiel zayıf bir ses çıkartırken Jensen onun tenine sorar

“Fazla mı? Hızlı mı-“

“Değil-“ Castiel sesi titriyor, elini onun saçlarına sokarken sıkar, Jensen zevki ve isteği bilecek kadar bir Zyen, onu utandırmadan işine devam ederken Castiel onun dişleri altında titrer, Jensen onun kalçasının hareketlerini takip ederken Castiel bir an sonra onun saçlarına asılarak onu kendine çeker, ikisi yüz yüze gelirler..

 

Castiel nefes nefese, yüzüne alev basmış, ona bakıyorken Jensen neden yıllarca beklediğini şimdi tekrar anlıyor, eğilerek onun dudaklarını örterken Castiel de kollarını onun boynuna dolar, Jensen vücutlarını birbirine yapıştırırken aralarında sadece Jensen’ın gömleği var, Jensen dudaklarını onun boynuna geçirir..

 

Castiel’in parmakları onun gömleğini açmaya çalışıyorken Jensen titremeyi hissediyor, konuşur

 

“O kadar bekledim ki, eskiden sırf burada oynardım, hatırladın mı-“ ve onun boynuna dudaklarını bastırırken Castiel onu için oldukça geçmişte kalan yuvarlak bir odayı, orada dökülen kanları hatırlar, o sırada Jensen ısırdığı yeri öperek, emerek izini bırakırken Castiel bir anda içine dolan güçle ona asılır, onu çevirip yatağa atarken üzerine çıkar..

 

 

Jensen yastığa düşmüş, üzerindeki aleve bakarken Castiel mutlulukla gülümsüyor, konuşur

 

“Ben bekledim diyemeyeceğim, ama son birkaç gündür hayal gücüm oldukça gelişti..”

 

Jensen kaşlarını kaldırırken Castiel gülümser ve dizleri üzerinde yatakta gerilerken onun pantolonunu açmaya başlar, Jensen kalçasını kaldırarak ona yardım ederken Castiel onun karnına mırıldanır

 

“Özellikle bana verdiğin son kurslar-“ Jensen onun altında bir kahkaha atarken Castiel de gülümser, pantolonu çekiştirip 2 gündür başkalarının ellediği sertliğe bakarken Jensen’ın gücü, isteği ve arzusu önünde duruyor, Castiel derin bir nefes alarak bakışlarını onun organından gözlerine kaldırır, Jensen’ın da onu izlediğini görürken konuşur

“İstiyorum Jensen.. Artık istiyorum,-“ Jensen dikleşerek fırlar, onun dudaklarını örterken Castiel de onun kollarına gevşer, bunu ona bırakırken Jensen ona güvenmesini, iyi davranacağını, onu istediğini fısıldar, Castiel ona inanırken gülümser..

 

 

“Lanet-“ Castiel gözlerini açarak ne olduğunu sorarken Jensen küfrediyor, hareketsiz kalmış, çadırda bakışlarını döndürürken konuşur

“Ben sana göre hazırlık yapmadım, böyle seni öldürürüm, yumuşatıcı bir şey bulmalıyım-lanet!”

 

Castiel onun öfkeli sesiyle korkarken sonra hatırlamış, konuşur

 

“Dur-“ Jensen ona döner, kaşlarını çatarken Castiel onun altından uzanır ve yere eğilir, gömleğinin cebini karıştırırken Jensen onun omzunu öperek mırıldanır

“Eğer buna uygun bir şey çıkartırsan yemin ediyorum istersen insanlarından biriyle evleneceğim-“ Castiel gülerek dikleşir ve Eavan’ın verdiği kutuyla ona dönerken Jensen eğilerek onun dudaklarını örter, Castiel gülerek onunla birlikte geri düşerken Jensen kutuyu onun elinden söker..

 

 

Castiel daha önce hiç böyle şeyler hissetmemiş, nefes almakta zorlanıyorken Jensen sıklıkla onun dudaklarına geri dönüyor, nasıl hissettiğini soruyorken Castiel cevaplar

 

“Bu-hiçbir-kadın-böyle-“ Jensen onun göğsünü ısırırken Castiel acıyla güler, kral başını kaldırarak ona bakarken konuşur

“Başkasını düşünmeyeceksin-“

“Karşılaştırıyordum-“

“Ben daha iyiyim-“ Castiel elini onun saçlarına sokarken gülümsüyor, cevaplar

“Zaten öyle diyecektim.. Jensen, ben seni istiyorum,-“ Jensen onun dudaklarını örterken Castiel de bu bir günahsa en azından bir günahçığı olmasını diliyor, ona sarılırken Jensen parmaklarıyla yine oraya dokunduğunda Castiel gözleri açılarak çadıra bakar..

 

Mavi gözlü adamın titremesi Jensen’ı gülümsetirken Castiel onu saçlarından çekerek dudaklarını bulurken Jensen gülerek başını çekiyor, konuşur

 

“Komutan olunca daha çekici oluyorsun-“ Castiel kalçasını kaldırarak kendini onun eline bastırırken dişlerini sıkıyor, cevaplar

 

“Sen beni köylerde gör o zaman-“ Jensen onun yanağına dudaklarını bastırırken bir ses çıkartır, Castiel sırıtırken ‘ah’lar, konuşur

 

“Tüm-tüm komuta bende-Jensen-“ Jensen da bir ses çıkartırken Castiel parmaklarını onun omzuna bastırır, nefesleri kesilirken fısıldar

 

“Jensen-lütfen-bu-“ Castiel nefessiz kalır, sonra ona vururken devam eder

“İşkence! Hala bana işkence-“ Castiel bir an sonra onu içinde hissederken onun o olduğunu biliyor, gözleri büyüyerek sessizleşir, üzerindeki adam da gözleri açık, ona bakarken an donar..

 

Castiel nefes alamıyor, ona bakıyorken sonunda aşmışlar, sonunda yapmışlar, yıllarca içinde döndükleri yuvarlak artık çevrelerine kapanmışken Castiel kalbi deli gibi atıyor, ona bakarak konuşur

 

“Kıpırda, şimdi-“ Jensen inleyerek onun dudaklarını örterken Castiel de gülümser, kendini ona yaklaştırmak, bunu yaşamak isterken Jensen komutanının dudaklarını ısırır, öper, sever ve onu kendine saklarken Castiel onun isteklerine cevap verir..

 

 

Jensen onun göğsünü öpüyor, omzuna geçer, hareketleri hızlı, Castiel her darbede bir ses çıkartıyor, onun adını fısıldıyorken Jensen en çok bu şarkıyı sevmiş, onun dudaklarını bulurken bir damla ter saçlarının uçlarından aralarına düşer, Castiel dudaklarını ondan kurtarıp diliyle teri yakalar ve sonra tekrar dudaklarını örterken Jensen beyninin patladığını hisseder, alnını onun alnına bastırırken Castiel bir an acıyla inler ama sesini çıkartmaz..

 

Jensen bembeyaz bir duygunun altında, daha önce hiç böyle bir şey yaşamamış, parmakları onun tenine bastırıyor, Castiel kendini ona daha da bastırırken Jensen inleyerek kendini ona daha da sürter, insanı o anda incecik, zayıf bir ses çıkartarak titrerken Jensen onun zevkini ilk defa görüyor, onu izler..

 

Castiel her zamanki gibi hala güzel, hala masum ve zarif, Jensen yıllar önce herkesin ona söylediği ‘güzel adam’ı şimdi tamamen görebilirken Castiel kirpikleri titreşerek bakışlarını ona çevirir, Jensen eğilerek onun dudaklarını örterken Castiel parmaklarını onun yanağına geçirir, yavaşça adını çizerken Jensen minicik ama anlamlı harekete gülümser..

 

 

< thirteen : another power >